Ordu Rövanş Alma Peşinde
TC Federal Kürdistan Operasyonunda büyük bir hezimet yaşadı. Sadece Ortadoğuda değil dünyada “saygın bir devlet” olma macerası, ABD’nin “çekil” demesiyle son buldu. Her ne kadar bazı kesimler “bataklıktan ABD kurtardı” iddiasına kalkıştılarsa da, bunun gerçekçi bir yaklaşım olmadığı ortada. Evet Zap’ta çamura saplandığı gerçeği yadsınamaz. Tarihsel süreç incelendiğinde TC ordusunun önünü göremeyen bir özelliğe sahip olduğu rahatlıkla görülebilir. Elinde bir milyona yakın ölüme yatkın bir güç varken, bunları feda etmekten kaçınacağını düşünmek saflık olur. Ordu için insan yaşamının önemi yoktur. Esir alınan askerler olayında askerler ölmediği için Adalet Bakanı’nından Hükümet sözcüsüne kadar herkes onları afaroz etti. Ölü sevici bir kültürün” afadı” olan bir topluluktan, yaşam pınarını besleyen zenginliğin fışkırmasını beklemek, doğru bir tutum olmasa gerek.
ABD’nin bastırması sonucu geri çekiliş, rejimin kendi içindeki farklı çıkar çevreleri arasındaki çelişkileri açığa çıkardı. Bu tutum yıllardan beri asker kuyrukçuluğu yapan MHP ve CHP’yi bile çileden çıkardı. Her ne kadar bu çevreler anti-ABD’ci geçiniyordularsa da yaşananlar bunun tam tersini sürekli yineliyor. En ” kudretli güç” olan TSK, ABD’nin ” otur yerine” demesiyle, kuyruğunu bacakları arasına sıkıştıran it misali aynı gün Güney Kürdistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Her zaman ”TC devleti bağımsızdır, kendi kararlarını kendi verir” deyip duran çevreler ne diyeceğinin şaşkınlığını yaşarken, Genelkurmay Başkanı inandırıcı olmak için”böyle birşey varsa üniformamı çıkarırım” deyince, Türklerin gazetecisi, ”komutanımız üniforması üzerine yemin etti” dediyse de söylenenleri kimse inandırıcı bulmadı.
Kemalistler zıvanadan çıktılar. Baykal, Bahçeli gürledi ama sonuç elde edemediler. Ardından Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’te bağırmalarına rağmen TSK bir şey yapamadı. Yalçın Küçük işi hayli ileri götürdü, “Barzani tasfiye edilmeden operasyon başarılı olamaz” histerisine kapıldı. Bunun mümkün olamayacağı gerçekliğini kabul edememenin hazımsızlığıyla, Barzani’yi de “yahudi” ilan etmekten geri durmadı. Ergenekon olayında kuyruklarından yakalanan bu iki yaratık saçma- sapan sözlerle gündemi kendi üzerlerinden başka yöne doğru çekmeye çalışmaktadırlar.
Barzani ailesi yahudi degildir. Ki, yahudi olsa ne fark eder?.. Tanrıya ulaşma yollarının çeşitliliği, insanlara ne tür ayrıcalıklar sağlıyor ? Bu yollardan hangisinin üstün olduğu gerçekliği bilimsel verilerle kanıtlanmış değildir. Bu bir inanç sorunudur, isteyen istediği inancı benimsemekte özgürdür.
Herkesi yahudi olarak suçlamakla önyargılı bir halde tüm yahudileri potansiyel suçlu göstermenin Nazi artığı bir düşünce olduğu gerçeği biliniyor.
TC devletinin kirli işlerini temize çıkarmanın yöntemi olarak anti-ABD’cilik ve anti-yahudicilik borazancılığı yaparak yapılan siyasetin özüne bakıldığında, ABD yanlısı bir tutum açıkça ortaya çıkmaktadır. ABD’nin uzantısı olan Ergenekon mensuplarını “şerefli türk generalleri” olarak tanımlayan zihniyetten anti-ABD’cilik bekleyecek kadar saf olmadığımız gerçeği gözardı edilmemeli.
Yaşamın her alanında etkili olan askeri kesim, hükümet ve muhalefeti de kendine bağımlı halde istediği doğrultuda harekete geçirme olanağına sahiptir. Onların istemleri dışında hareket etmeye çalışanları devre dışı bırakmaktan bir an dahi tereddüt etmezler. AKP’nin bazı konulara ilişkin seçmenine mesaj niteliği taşıyan girişimler askerleri rahatsız etmiştir. Bunun için yargı devreye sokulmuş ve kapatma davası açılmıştır. 12 Eylül’ün devamı olan anayasa da parti kapatmanın ne kadar basit olduğu bilinmektedir. Yüzde kırkyedi gibi yüksek bir rakama sahip olan AKP’nin kapatılmaması için hiçbir neden yoktur. Savcının her konuşmayı “laiklik” karşıtı olarak değerlendirip kapatma gerekçesi haline getirdiği yaklaşımlar AKP’ninde sonunu hazırlamaktadır. AKP ”demokratik açılımlar yapacağım” söyleminin ötesine gidemediği ve kendi iradesini Şemdinli olayından sonra askere teslim ettiğini kamuoyuna deklare ettirdikten sonra, kendi sonunu da hazırlamış olduğunu anlayamadı. Ya da başka çaresi yoktu. Seksen yıldır çark böyle işliyordu onlar da çarkın dişlisi olmaya devam ettiler. Çünkü Hükümet olmanın başka çaresi yoktur. Bu kirli siyaset tarzı siyasi iradeyi halktan alıp asker-sivil bürokrasinin hizmetine sokmaktan başka bir işlev görmüyor.
DTP’nin “bölücülük yaptığını” iddia edip, her şeye göz yuman yaklaşım tarzı kaçınılmaz olarak AKP’nin kapısını da çalmıştır. O da ”şeriatçılık yapıyor” yaftasıyla onurlandırılmıştır. Yeni bir anayasa yaparak bu olumsuz tutumun önüne geçme çoğunluğuna sahip olan hükümet, bunu yapma kudretine sahip değildir. Halkın iradesiyle donatılmamış hükümetler, gerçek iktidarı elinde tutan askerlere piyon olmanın ötesinde bir role sahip olamamıştırlar.
Kürdistan sorunu turnusol kağıdı olma görevini devam ettirmektedir. Türk halkı artık şu gerçekliğin farkına varmak zorundadır: Kürdler ve diğer halklar özgür olmadan kendileri de demokratik bir düzene sahip olamazlar.
15.03.2008



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz