Anasayfa | Yazarlar | Şükrü Gülmüş | Serçavan Bira Necmi

Serçavan Bira Necmi

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kapama gözlerini yoksa ölürüm

Serçavan Bira Necmi, Senin için ödünç aldım yukardaki şiiri, Diyarbekirli, esmer tenli ve sakallarını dargın bir bilge gibi taşıyan Hicri İzgören’in Ve öteki kitabından. Merhaba’nda beni ve sevdiklerimi anlatmışsın. Seni okuyunca ogünlere gittim. Kalanlardan çok gidenleri özledim. Duygulandım. Kelagirî oldum. Hıçkırıklar boğazımda düğümlendi. Ağlamak istedim. Lakin ağlayamadım. çünkü gidenlerin öfkesinden, yüreğim de, gözlerim de nasır tutmuş. Damlalar dışa değil, içe akıyor. İçim şimdi bir Vangöl’ü.

Bozdum tüm oyunları şimdi satırbaşıyım
Sıcak uzun yazlardan, kış uykularından
Sustukça derinleşen büyüyü bozdum
Karlar içinde yorgun bir selamım şimdi
......................
......................

Serçavan Bira Necmi,
Senin için ödünç aldım yukardaki şiiri, Diyarbekirli, esmer tenli ve sakallarını dargın bir bilge gibi taşıyan Hicri İzgören’in Ve öteki kitabından.

Merhaba’nda beni ve sevdiklerimi anlatmışsın. Seni okuyunca ogünlere gittim. Kalanlardan çok gidenleri özledim. Duygulandım. Kelagirî oldum. Hıçkırıklar boğazımda düğümlendi. Ağlamak istedim. Lakin ağlayamadım. çünkü gidenlerin öfkesinden, yüreğim de, gözlerim de nasır tutmuş. Damlalar dışa değil, içe akıyor. İçim şimdi bir Vangöl’ü.

Seni bana kavuşturana kurban.
Hani Arapların bir atasözü var. Ela kûli şeyin sebep, yani her şeyin bir sebebi vardır. Bu tür buluşmalara vesile olmak güzeldir. Hayırlıdır ve geleceğe muştudur. Sen sağol, bu bağı sağlayan her daim varolsun. Neyleyeyim...Başka da elimden bir halt gelmiyor. Ama kimbilir birgün bunun bedelini, üçümüz yan yana gelerek, otuz iki dişimizle gülerek, feleğe nanik çekerek sunarız.

*
Ege’bin İncisi İzmir, hem benim hemde binlerce Kürd kardeşimin bir sığınma limanıdır. Ben oraları daha 1972’lerden beri bilirim. Kadifekale; küçük Mardin, Havra Sokak bir Sûka Şevitî’dir. İnsanlarımız orda daha çok sever birbirini. Daha çok ülke öne çıkar. Lakin, yerelsellik de hoş bir yarenliktir. Geçmişe uzanmadır. Onun için şair; ‘İnsan kurtulmaz doğulan yerin damgasından’ demiştir.

Bak şu Dünya dilen gezegene boncuk taneleri gibi dağıldık. Binbir parçaya böldüler bizi ama vatan, ama milli duygular, görülmez bir halat oluşturuyor.

Senin için yazacağım Serçavan yazısına Yoldan Çıkmak adını verdim. Biz, binlerce sen gibi yollara çıktık. Yolumuz iyi ve güzeldi. Lakin bilir misin sevgili Necmi, bu yaşa ve bu başa geldim. Çok  insan gördüm, çoğuyla konuştum da. Ama o Malatyalı aksaçlı amcanın örneği kadar bizi anlatan daha başka örnek bulamadım. İzninle anlatacağım.

*
Beni bir Newroz etkinliğinde gördü beni. Görür görmez gelip boynuma sarıldı. Ne olduğunu şaşırdım. Ama o kadar hasret dolu, o kadar samimi sarıldı ki sanki öz babam.

-Hayrola amca, birine mi benzettin?
-Yok yok Xoca yok. Sen Şükrü Gülmüş değil misin?
-Evet.
-Ben sizi görünce hem kahroluyorum, hem de sarılmak için can atıyorum. Buraya da seni görme umuduyla geldim.
-Derdin ne? Biz artık ateş parçası olduk. İki yanımız keskin kılıç. Herkese batıyoruz. Trajedimizse çok ağır ve anlatılmaz bir çırpıda.
-Ben anlıyorum. Bak sana analatayım.

Sizler, bir gemideydiniz. Canla, başla, kan-ter içinde kalarak, küreklere sarılmıştınız. Her Kürek çektiğinizde de, ‘Bijî Kurdistan!.. Bijî azadî!..’ diyordunuz. Merttiniz. Dürüsttünüz. Ve davanızda samimiydiniz. Siz geminin kurtuluşa, bağımsızlık ve özgürlüüe gideceğine inanıyordunuz. Ama kaptan köşkündeki adamdan haberiniz yoktu. O sizi Ankara’ya, felakete taşıyordu. Ve kiminiz farkınıza vardınız; vuruldunuz. Katledildiniz. İşte bazıları da senin gibi yarım can kaldı. Daha nasıl üzülmeyeyim. De söyle?

Sustum.
Bakışarak konuştuk.
Ve ona özlemle sarılıp, ‘Hayatımda bu kadar, yalın ve kısa anlatana rastlamadım’ dedim.
Yolmuzu doğruydu. Lakin biz o yoldan gitmiyorduk. Kaptan pilot gaspetişti komuta merkezini. Ve ben farkına vardığım an, bu yanlış yoldan çıktım. İşte bazen böyle yanlış yollardan çıkmak gerekiyor.

Sıradışı ve bir başıma tam on yıldır yürüyorum.
Aslında çok şey değil, kendi kendimi oynuyorum. Bir başına da dava adamı olmak mümkün. Kendimiz olalım önce. Çünkü kaybedilen şeyi başka yerde aramaya gerek yok. O yanıbaşımızdadır. Bizim içimizdedir.

Bağdat çok uzak ama bir adım atmak yakınlaştırır.
Bak sen geldin ve ben korkunç sevindim. Gelişin yeni bir atılımın itki görevi görecek. Ve seninle Serçavan Nasname Edebiyat-Sanat’ın yollarını düşeyeceğiz.

Türkçe ama Kürdanî, Xerzanî ha...Daha çok var. Böyle garip, böyle mahsun ve böyle çekimser olan. Bir adım atın. Burdayım, deyin. Ben üç adım geleyim. Davetse, davet ve dilansa dilan. Öyle değil mi heyran.
Ma tû nizanî
Serçavan, serseran. De fermo rûna binivîsine.

Söz yine Necmi kardeşimin.
Ve artık o da bizimle. Mutlu ve kıvançlıyız.

Şükrü Xoca

16 Nisan 08

 

 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin