Yaşam bir bisiklete benzer...
Rosenkof bana; ‚Yaşam bir bisiklete benzer‘ diyordu. ‚Eğer sürekli pedal vurmasan düşersin.‘ O yetmişi aşkın yaşıyla bana bunu öğütlüyordu. Ve en zor anımda ben hep Rosenkof’u anımsıyorum.. İşte bu yazı dizime de onun sözüyle başlıyorum. Yaşam bir bisiklete benzer. Sürekli pedal çevirmiyecek olursan düşersin. Yaşamk için ve daha uzun mücadele etmek için asılalım pedallere. Ama dikkat edin; bu yaşam bisikletinin benzini yok.
Biz devrimi belki devirmek anladık. Birşeyler devirecek ve buna devrim, diyecektik. Eskiyi yıkacak, eskinin yerine yeniyi koyacaktık. Ama eskiyi yıkarken; yenimiz neydi? Devirecek, hatta yakıp yıkacaktık ama onun yerine ‚yeni‘ diye neyi koyacaktık?
Belki birileri biliyordu. Bağışlayın ama ben tam olarak bilmiyordum. Belki de ‚bilmiyorlar ama tarih yapıyorlar‘ sözü ben ve benim gibiler için söylenmiş bir sözdü. Ben –tabi ki o zamanlar..- yani 1978’lerin dünyasında devrimden anladığım; eski olan her şeyi yıkmak anlıyordum. Bu devrime karar verdiğimde ilk işim Newroz Kitap Evi’mize uğrayıp; en sert devirme ve devrim kitaplarını aldım.
Raflarda ilk gördüğüm; İran’da Silahlı Mücadele İle Kitleleri Devrim Safına Çekmek. Yazarı Dijan Bijezanî…Tupaamaroslar –Urugay Devrimci Hareketi- Kitaplarını aldım. Mao, Giap, Che ve daha bir çok devrimci savaş ustalarının kitaplarını koltuğumdaydı artık.
Yıllar.. Yıllar sonra; Dijan Bijazanî’nin İran’da Fidaiyen Helk lideri olduğunu ve katledildiğini öğrendim. Ve bir de yıllar sonra.. Yani 1992’lerde Tupamarolar’ın efsanevî liderlerinden Moisio Rosenkof’la İstanbul’da karşılaştım. Duvardaki Sarmaşık kitabının tanıtımı ve imza günleri için gelmişti. Geçenlerde bayan gudstad’a sordum. Hala yaşıyormuş Rosenkof adındaki koca çınar dostum.
Rosenkof bana; ‚Yaşam bir bisiklete benzer‘ diyordu. ‚Eğer sürekli pedal vurmasan düşersin.‘ O yetmişi aşkın yaşıyla bana bunu öğütlüyordu. Ve en zor anımda ben hep Rosenkof’u anımsıyorum.. İşte bu yazı dizime de onun sözüyle başlıyorum.
Yaşam bir bisiklete benzer. Sürekli pedal çevirmiyecek olursan düşersin. Yaşamk için ve daha uzun mücadele etmek için asılalım pedallere. Ama dikkat edin; bu yaşam bisikletinin benzini yok. Herkes kendi enerjisiyle bu pedallere asılır. Takatın bittiği an, durursun ve o an düşersin.
Haydi o zaman asılalım pedallere.
Duvardaki Sarmaşık Gibi olalım.
Duvarlardan başlayalım.
Alın size üçüncü tekil şahısla yeni bir başlangıç.
-----------------------xxx---------------------
Bir Girip Pir Girmek Nasılmış Görelim?
Adam, her zamanki işlerdenmiş gibi işelerini yapıyordu. Kırkı bulan koğuşta sabah kahvaltısı yapılmış, o çayını ve sigarasını alarak, mutfakta kitap ciltleme işi yapıyordu.Gardiyan kapıyı açtı ve kendisine seslendi:
-Şerwan, cezaevi eğitim işleri sorumlusu seni istiyor.
Şerwan, yan dönüp baktı.
-Tamam, geliyorum.
Koğuştan çıktı. Gardiyan önde, Şerwan arkada yürümeye başladılar. Az sonra Eğitim İşleri Sorumlusu’nun karşısındaydı.
-Buyrun beni istemişsiniz.
-Evet. Şöyle oturmaz mısın? Gardiyan efendi bize kantinden iki demli çay söyle. Biraz Şerwan beyle sohbet etmek istiyorum.
Gardiyan gitti. Onlar başbaşa kaldılar. Ama bu Eğitim İşleri Sorumlusu Fırat beyde bir tuhaflık vardı. Şerwan bey demesi.. Oturmaz msınız iltifat.. bu çaylar, bu kibarlıklar ve bu sahte gülücükler de ne oluyordu? İçinden ‘Hele bakali’ dedi. Fırat bey konuya girdi.
-Sizin davadan haberiniz var mı?
-Bilmiyorum. Yıllardır yargıtayda. Hala bir yanıt yok.
-Senin cezan neydi?
-İdam.. Hem de altı idam!..
-Hadi ya.. İdamı anladık da altı idam ne oluyor? Bir insan bikez asılır.
-Vala öyle. Benim altı idamım var. Ama aslına bakarsan örgüt üyeliğinin dışında bir suçum yok. Benim olaylarla alakam yok. Sonra örgüt üyeliğini zaten –savunma yaparak- kabul ettim. Cezamı da çoktan yattım.
-İnşallah yakında tahliye olursun.
-Bu işin inşallah ve maşallahla alakası yok. Olsaydı önce Maşallah Öztürk olurdu.
-O kim?
-Bir hemşerim. Ben savunma yaptım. O yapmadı. Ama ikimiz de aynı zaman dilimi yattık. Ve en çok neye yanıyor biliyor musunuz?
-Neye?
-Keşke savunma yapsaydım da bu kadar ceza alsaydım. Senin durumuna gıpta ediyorum, der dururdu.
-Sahi yarın tahliye olsan ne yaparsın?
-Ne mi yaparım. Hiç düşünmedim.
-Mesela beni görsen vurur musun?
-Niye vurayım ki? Deli miyim?
-Yani vurmaz mısın?
Güldü Şerwan. Sonra Eğitim İşlerine ok gibi bir soru fırlattı.
-Yoksa tahliyem mi geldi?
Adam güldü. Başkaca da bişey demedi. Şerwan kalktı. Elini sıktı ve ayrıldı yanından. Kapıda bekleyen gardiyana da gülerek; ‘Hadi gidelim Hüseyin bey!’ dedi. Gardiyan Hüseyin’in de ağızı kulaklarına vardı. ‘İyi valla. Onca yıllık gardiyan, birden bey oldu. Hem de Şerwan Xocamız tarafından...’ Şerwan; ‘Bugün beyler günü. Herkes kendince bey. Bizde daha ne beyler var. Sen hiç birini bilmezsin. Kurkur beg.. Çarsım beğ...Beğoğlu beğ... Bugün sen de beğ oldun gardiyan Hüseyin beg...’
xxx
Şerwan Bengîcan Tahliyen Var!... Hazıralannn!...
Bir kaç gün sonra aynı Hüseyin kapıyı açtı ve avazının çıktığı kadar bağırdı:
- Şerwan Bengîcan tahliyen var!... Hazıralannn!...
Koğuşun tümü gardiyan Hüseyin’e baktı. Ve hepsi de ‘Ha sittir lannn.. Böyle şaka mı olur?’ der gibiydi. Hiç kimse inanmadı. Buna bir tek Şerwan ve Hüseyin inandı. Şerwan;
-Hemen mi?
-Müdür bey seni çağırıyor.
-Şimdi de müdür mü?
-Evet.
-O zaman git ona söyle beklesin. Benim işim var. Elimdeki ciltleri bitireyim kendim geleceğim.
-Peki. Tamam. Söylerim.
Tüm koğuş Şerwan’ın başına toplandı. ‘Doğru mu?’ dediler. O ‘Sanırım..’ demekle yetindi.
İşini bitirdi. Kapıyı vurdu. Gardiyan geldi ve müdürün yanına gitti. Müdür hemşerisiydi. Onu sever sayardı. Müdür onu görür görmez.
-Hele gel bir öpüp kutlayayım seni.. Şerwan geri çekildi.
-Hop hop.. Bu ne samimiyet.. Sen müdür ben tutukluyum. Böyle şey olmaz.
Oturdu. Müdür kolanya tuttu. Sigara verdi. Çay ısmarladı. Ve
-Hemen hemen hazırlan tahliyen geldi. Gideceksin.
-Olmaz. Koğuşa dönmem lazım. Vedalaşmam lazım. Orda bir dizi eşyam, kitabım var. Vala asla burdan dışarı çıkmam.
-Tamam. Sana bir saat mühlet. Kanunen bu yasak. Koğuşa tekrar gidemezsin.
Şerwan fırladı.
-Hele ben koğuşuma gideyim. Saatini ve gününü sana bildiririm.
X
Şerwan, 11 yıllık bir tutsaktı. Diyarbakır Zindanı’nın hücrelerine 8 yılını gömmüştü. Evli-barklı ve iki çocukluydu. Evli olarak girmiş ve cezaevli çıkacaktı. Çocukları Dörtyol/Çay Mahallesinde kalıyorlardı. O ise bir saatlik mesafadeki Ceyhan Cezaevindeydi. Eski arkadaşları (PKK)’lılardan ayrılmıştı. O ayrılmış, ama PKK’lılar ‘Biz tecrit ettik’ diyorlardı. Şirin de C-4 koğuşunda (Türk Sol Hareketleri)’nin olduğu koğuşta kalıyordu.
Koğuşuna gitti.
Günün tarihi 12.12.1990’dı.
Günlerden neydi sahi? Onu da unuttu.
Birden iki valiz eşyasıyla kendisini nizaymiye kapısında buldu. Gardiyanlar onu dış güvenlik ekibi askerlere havale etmişlerdi. Askerler tek tek kitaplarına bakıyordu.
-Bunların tümü senin mi?
-Evet.
-Hepsini okudun mu?
-Aşağı yukarı..
-Kaç yıl yattın.
-11 yıl...
Asker anlamadı. Tuhaf tuhaf baktı.
-Ne 11 yıl mı? Olamaz!.. Nasıl yattın ya... Al al şu eşyalarını çabuk, çabuk burdan çık.
-Ne acelesi var. Bu kadar bekledik. Bir kaç saatte senin için bekleriz. Sen kontrolünü yap. Bak hepsinin üstünde GÖRÜLDÜ mührü var. Sabahtan beri tek tek , sayfa sayfa yokluyordun. Daha çok var...
Şerwan yola çıktı. Gelen minibüs el kaldırdı.Şoför durdu. Onu içeri aldılar. Yolcular hayretle bakıyordu. Müavin bilet parası istedi.
-Nereye hemşerim?
-Dörtyol’a...
Şerwan rice bir para vardi. Üstünü aldı. Yıllardır para yüzyü görmemiş ve kullanmamıştı. Garajda durdu. Valizlerini aldı. Doğruca bir berbere gitti. ‘Şöyle bir traş olalım. Çoluk-çocuk önüne pis çıkmayalım. Onlara haber de vermedik. Sürpriz olacak şimdi. Hem de ne sürpriz...’
Berber dükkanına girdi Şerwan. Usta yoktu. Gençten bir kalfa vardı.
-Ustan nerde genç...
-Abi birazdan gelecek.
-Çok sürer mi?
-Bilmem.
-O zaman sen beni traş edebilir misin?
-Tabi abi ne demek. Emrin olur.
Şerwan koltuğa geçti. Aynada kendine baktı. İlk girdiği günleri anımsadı. ‘Vay be...Ne günlerdi ama.. Kaytan bıyık bırakmıştık tanınmamak ve polisi aldatmak için. Şimdi de pıras bıyıklarla bir hayat başlıyacağız.’ Daldı gitti Şerwan. Gah hüzünlendi, gah güldü. Gah ağladı ağlayacaktı. Kalfa sorusuyla uayndırdı uyur uyanık düşlerden.
-Memleket nere abi?
Yanıtlamadan kendi kendisiyle göz göze geldi aynada. ‘Memlekete mi kaldı? Sahi bu iyi bir soru. Ben nereliyim? Kimim? Nerden geldim? Nereye gideceğim? Beni ne bekliyor? Bundan sonra ne olacağım... Sorular sorular .. Üst üste hemde sağanak gibi gelmeye başladı.
Berber;
-Abi bişey mi oldu? Bi hata mı ettim. Hatam olduysa özür dilerim... Ben sadece nereli olduğunuzu merak ettim. Hepsi o kadar...
-Tamam gözüm tamam. Bişey yok. Ben de nereli olduğumu düşünüyorum. Evet nereliyim ben? Bir insan 11 yıl içerde kalırsa nereli olur?
-Anlamadım abi.. Ne 11 yılı? Ne yatması?...
-Ben cezaveliyim genç evet cezaevli.
-Cezairli mi? Vay be Ceyhan nere Cezair nere?...
-Bana bak.. Sen benimle kafa mı buluyorsun!.. Ben cezaevliyim, diyorum. Sen Cezairli, anlıyorsun!..
Berber kalfasının yüzü sarardı. Limon sarsısı oldu. Elleri titremeye başladı. Ve elindeki ustura düştü düşecekti. O ara ustası içeri girdi.
-Usta.. Şu kalfan sakalımı alamıyacak galiba. Çok sert. Bir zahmet sen devreye gir.
Şerwan zar zor traş oldu. Dışarı çıktı. Bir sigara yaktı. Bir taksi çağırdı. Çantalarını bağaja attı.
-Şoför efendi. Doğru Dörtyol/Çay Mahallesine sür bakalım...
-Olur abi emrin olur....
6 Şubat 10, Almanya



Yorumlar (2 gönderildi):
Kendimce bir karar ve bir değişik yazım alanı tesbit ettim. Temel ilgi alanım: DİYARBAKIR ZİNDANI!...
Ancak, -zaman zaman- diğer bazı güncel konular üzerine de denemeler yapmaya çalışacağım.
Bugün Kürdistan-Post sitesininde;
Genel sekreterlerin günah keçileri yazısını okudum. Yazacağım 2 Nolu Diyarbakır yazılarıma bir kısa giriş yazısı olabilecek bir çalışma. Ve bu nedenle sayın A. Bedirxan'ı kutlayarak, kendisine teşekkür ediyor ve yazısını buraya alıyorum.
Aslında güncel konularda boğulmamak ve Türk Basınının suni gündemlerinde heder olmamak için Öcalan ve PKK'nin de içinde olduğu bu Genel Sekreterler Hastalıklarını denememiz ve tartışmamız lazım.
Hani derler ya; 'Yok birimizin yek diğerinden bir farkı ama BİZ OSMANLI BANKASIYIZ'
Sorun hep Öcalan ve PKK olunca sanıyoruz ki; Öcalan PKK kötü, diğerler çok iyi.
Peki biraz da diğerlerine bakarak; Öcalan ve PKK'yi daha iyi anlamak ve algılamak mümkün değil mi? Ben şahsen buna artık girmeyeceğim. Çünkü yeterince Öcalan ve PKK'si üzerine yazdım. Yazıp tartışacak olan arkadaş varsa; onlarla da bilgilenmeye ve tartışmaya hazırım.
Selam ve dostlukla.
8 Şubat 10, Almanya
Şükrü Gülmüş.
-------------------
ALİ BEDİRXAN'IN YAZISI
12 Eylül sonrası siyasal ve örgütsel yenilgiyle karşı karşıya kalan daha sonra da hem iç örgütsel sorunlardan kaynaklanan hem de ideolojik, politik ve örgütsel sorunlardan dolayı ayrışma yaşayan, bölünen kürt parti ve siyasal örgütlerin genel sekreterleri günah keçileri bulup bütün sorunları, yanlışları, verhasıl herşeyi bu günah keçilerinin boynuna atmaya çalıştılar. Siyasal ve örgütsel yenilgiyi, beceriksizliği başkalarının üzerine atıp bunu kin ve nefretle, olayları ve siyasal, örgütsel süreci tahrif etmekle gerçekleri tersyüz etmeye kalkışan genel sekererlerin başında K. Burkay gelmektedir. O yazdığı anılarında 30 yıldır saklamaya çalıştığı gerçek yüzünü, düzeyini ve seviyesizliğini güsterdi.
12 Eylül öncesi ve sonrasına bakıldığında bölünme geçiren parti ve örgütler ayrılanları ağır ithamlarla sucladılar. Bu suçlamalar 12 Eylül sonrasında da sürüp gitti. Kürt parti ve örgütlerin geçirdiği bölünme panoramasına bakıldığında insan ilginç şeylerle karşılaşılıyor. Parti ve örgütlerin bölünmelerinde merkezde kalanlar bölünmenin ideolojik, politik ve örgütsel yönünü kabul etmiyorlardı ve sucu tamamiyle ayrılanlara atıyorlardı. Halk arasında bir söz var; balık baştan kokar diye. Parti ve örgütlerin yanlışları, sorunları esas olarak genel sekreterlerden kaynaklanıyordu ve esas sorumlu olan en başta bu genel sekreterlerdi. Bir genel sekreter düşünün ki MK – Merkez Komite – den tek bir kişi onun yanında kalmıyor (M. Kotan ın yanında eski MK üyesi kaç kişi kaldı? ve diğer bir genel sekreter düşünün ki 11 kişilik MK ve 3 kişilik MK yedek üyelerinden tek bir kişi K. Burkay’ın yanında kalıyor, onun da kaliş nedeni siyasi değil vefa borcu. Peki bu durumda suc M. Kotan ile K. Burkay’ın mı yoksa gunah keçisi yaptıkları Zeki Adsız, Tatvanlı Murad ve diğer tüm MK üyelerinin mi?
Genel sekreterlerin elindeki parti ve örgütler zayıfladılar ve sadece isimleri kağıt üzerinde kaldı. Eski genel sekreterlerin çoğu, her biri kendine göre ilgi alanları belirleyip değişik şeylerle ilgilenmeye başladılar. Birzamanlar Stockholmde genel sekreterlerden geçilmiyordu, şimdi ise artık genel sekreter olan yok. Bu eski genel sekreterler gerçek anlamda kürt halkının önderi, lideri olamadılar. Tabi Abdullah Öcalan hariç. O kendi meşrebine güre kürt halkının bir kesiminin lideri oldu.
Kuzey Kurdistandaki siyasal, örgütsel yapıların durumu ve geçirdikleri bölünmeler üzerine geniş araştırma yapmak istiyen araştırmacılara kolaylık olsun ve hatırlatma bazında parti ve örgütsel bölünmeleri kısa kısa anlatıp geçiyorum.
Şimdi sırasıyla Kürt parti ve örgütlerin genel sekreterlerinin bölünme sonrası seçtikleri gunah keçilerine bakalım. Rızgari ile başlıyayım.
PRK – RIZGARİ - Rızgari kuzey Kurdistanda teorik formülasyonu en yüksek olan ve şimdiki gözle dönüp geçmişe bakıldığında kürt örgüt ve partileri içersinde teorik yönü ağır basan, idolojik ve politik görüşlerinin ezici çoğunluğunun doğru olduğu ve Kurdistanın özgül koşullarına uygun olduğu bir siyasal, örgütsel yapıydı. Rızgarinin seçim siyaseti, anti sömürgeci mücadele ve bağımsız örgütlenme anlayışı, sömürgeci türk burjuva partilerine bakış açısı, güney Kurdistana bakışı, özcesi Rızgarinin (özellikle ilk 7 sayısının) Kürdistanla ilgili tezleri doğruydu.
Rızgari 12 eylül öncesinde bir bölünme geçirdi. Bu bölünmede Rızgari merkezi (o dönemde Mumtaz Kotan genel sekretermiydi değilmiydi bilemiyorum ama lider konumunda olan Mumtaz Kotan idi.) gunah keçisi olarak İbrahim Güçlü yü güsterdi. Rızgariden kopan grup Ala Rızgari adını aldı. Rızgarideki bu bölünme ideolojik, politik ve örgütsel bir bölünmeydi. Rızgarideki ikinci bölünmede genel sekreter Mumtaz Kotan gunah keçisi olarak kardeşi Orhan Kotanı güsterdi. Rızgarideki üçüncü bölünmede ise Mumtaz Kotan bu sefer Tatvanlı Muradı (soyadını bilmiyorum) gunah keçisi yaptı, ama bu sefer merkez elinden gitti ve parti çoğunluğu onu genel sekreterlikten de, partiden de attı. Mumtaz Kotanin gunah kecisi yaptiği Bitlisli/Tatvanli Murad, Rizgariye yönelik operasyonda yakalanmis, agir iskence gürmüş ama çözülmemiş ve direnmiş, başeğmemiş tıpkı Zeki Adsız gibi başeğmeyen bir kürt devrimcisi.
ALA RIZGARİ – Kuzey Kürdistanın en radikal devrimci ve en Kurdistani hareketi olduğu gibi, Kuzey Kurdistanın en demokratik, humaniter ve yardımsever hareketiydi. Ala Rızgari’den ayrılanlar TKSP – Özgürlük Yolu gibi gece saat 12 de evden (Surıyedeki parti / örgüt evinden) kimlikleri elinden alınıp evden atılmıyorlardı. Aynı evde kalıyorlardı. Düşünün Suriye gibi bir yerde kimliğin elinden alınıp parti/örgüt evinden atıldıktan sonra kazara Suriye muhaberatının eline düşersen seni zindana atıp enaz 3 ay kimsenin senden haberi olmaz. Büyle bir durumda diğer parti ve örgütlerin tersine Ala Rızgari insanlık sınavında başarılı geçti. Fakat TKSP insanlık sucunu işledi. Ala Rızgari’nin 3 kişilik yönetimi herbiri birbirinden daha çok demokrat tavır ve davranış içersine girerek ayrılan arkadaşlarından küsmediler, konuşmama yoluna girmediler. TKSP’ de Kemal Burkay’ın alevi kültürü ve alevi adet ve gelenekleri eğemen olduğu için ayrılanlara karşı –tıpkı alevi seyidlerin, dedelerin kulandığı- afaroz yöntemini kulanarak, ayrılanları dıştalıyarak adeta onları sıyasal ve sosyal insani ilişkiler düzeyinde ölüme mahküm ediyorlardı.
TKSP / PSK – Özgürlük Yolu’nun ilk sayisındaki petrolun millileştirmesi, daha sonra sahte belgelerle Barzaniyi ihanetle suclamasi, ayri ve ortak örgutlenme konusunda ikircimli ve tutarsiz davranmasi, federasyonu mutlaklastirmasi, secimlerde CHP kuyrukculuğu yapmasi, K. Burkayin alevi kültürünü, adet ve geleneklerini, afaroz yöntemini TKSP icersinde uygulamasi. Ve Kemal Burkayin parti kuruculari ve MK üyeleriyle geçimsizliği onu yanliz birakti. Ama o hiçbirşeyden ders almadi ve yanlışlarında diretti ve sağa sola saldirmaya, eski arkadaşlarini karalamaya başladi.
Sömurgeci burjuva basin yayin organlarinda, özel televizyonlarda birisi çıksa –farzedelim Saygi Özturk, Emin Çölaşan yada Hulki Cevizoglu -TV de K. Burkayin anılar kitabını eline alsa ve onun eski arkadaşları için sarf ettiği karalayıci sözleri okusa ve bakin sözde bir kürt aydını, eski parti sekreteri, kendi parti kuruyucuları ve eski MK üyesi arkadaslari icin nediyor? Derse, K. Burkay buna ne der? Böyle bir durumda bütün kürtler bu yuzkızartıci durumdan zarar görurler, rendice olurlar
TKSP (Özgurluk yolu) kuruluşundan beri Turkiyeci bir hareket. K. Burkayin Nudem dergisinde cikan ropörtajinda küçük iken subay hayrani olduğu, subay elbiselerini sevdiği ve subay olmak istediği belirtiliyor. O devletin kaymakami oldu, belki askerlikte yedek subay olup subay elbisesini de giydi ve o hasretini giderdi. Subay ve Atatürke olan sevgileri ve başka birçok yönden A. Öcalan ile K. Burkay birbirine benziyorlar. K. Burkay’ın eski MK üyesi olan 11 i asıl 3 ü yedek 14 kişiden sadece birisi K. Burkay’ın yanında kaldı. A. Öcalanın yanında kalan da sadece iki kişi. Esasinda PKK ile PSK bir madalyonun iki yüzü gibidirler.
TKSP içersindeki devrimci, sosyalist radikal kesim silahli mücadele taraftarıydi. Onlar KUK, Rizgari, Ala Rizgari, Tekosin ve KIP-DDKD’nin bir kesimiyle itifak kurup silahli mucadeleyi sürdürmek istiyorlardi. Böylesine bir itifak oluşsaydi ve PKK den önce silahli mücadele başlasaydi, bu gün PKK olmazdi ve bu işi o silahli mücadele itifaki alip gütürürdü, öncü konuma yükselirdi. Ama TKSP içinde sağci opörtünist, pasif bir yönetim oluşturan K. Burkay, Süleyman Dilan ve Nazif Kaleli silahli mücadeleye karşiydilar. Süleyman Dilan’ın parti içi yaşamı K. Burkay’a yağcılık, şelaflık yapmakla geçti. N. Kaleli’nin parti içi yaşamı da K. Burkay’ı kandırmakla geçti. K. Burkay kürt örgüt ve partilerinin birliği, itifaki oluşmasin diye elinden negeldiyse yapti. Bakin 30 yillik parti geleneklerine, kendi dışındaki hiçbir partiyle birleşmediler. Oluşan birkaç göçbirliği ve itifaklari da bozdular ve diger parti ve örgütleri sucladilar.
TKSP de Kemal Burkay 30 yıla yakın genel sekreterlık yaptı. Daha sonra genel sekreterlığı bir hemşerisine bıraktı, yine de söz ve karar sahibi olan kendisi. TKSP de ilk bölünme, ayrışma 1978 de oldu. İhsan Aksoy, Mehdi Zana ve birgrup arkadaşları TKSP den ayrıldılar. Ayrışmadan sonra İhsan Aksoy ’Pêkanin’ adlı bir yayınevi kurdu ve Necip Erdem ismiyle Kürdistanda kapitalizmin gelişmesiyle ilgili bir kitap yayınladı. TKSP – Özgürlük Yolu kuzey Kürdistanın sosyo ekonomik yapısı için yarı feodal diyordu, İhsan Aksoy kitabında Kuzey Kürdistanda kapitalizm eğemendir diyordu. İhsan Aksoy daha ayrılmadan önce ortak örgütlenme, ayrı örgütlenme sorunsalını ele alan ve açıkça ayrı örgütlenmeyi savunan bir bröşür de yazmıştı. Kemal Burkay ayrı örgütlenme konusunda tutarlı değildi, ikircimli davranıyordu. O ayrı bir kürt partisinin genel sekreteri olmasına rağmen gidip bir Turkiye partisi – ve özünde sosyal şöven olan – bir partiye (TİP e) üye olmuştu.
TKSP deki esas ideolojik, politik ve örgütsel ayrılık, bölünme 1982 de oldu. Zeki Adsız, Urfan Alpaslan, Sıdık Bozarslan, Lokman Polat, Hasan Dağtekin, Rıza ve Aziz Bazencir, Şermin Bozarslan, Rifat Sefalı ve diğer birçok kişi ayrıldılar. Bunlar Parti yapısı, mücadele anlayışı, federasyon ve bağımsızlık sorunu, yarı feodalizm, kapitalizm belirlemesi, PKK ye bakış açısı ve diğer birçok örgütsel konularda görüş ayrılıklarını, ideolojik ve politik farklılıklarını dile getirerek, önce TKSP – Roja Welat, sonra da TSK – Tevgera Sosyalist a Kurdıstane – adıyla örgütsel, siyasal mucadelelerini sürdürdüler.
Kemal Burkay bu ayrışmada günah keçisi olarak Zeki Adsız ve Urfan Alpaslanı güsterdi. 1982’de Zeki Adsız’ın önerdiği silahli mücadeleyi kabul etmeyen ve Zeki Adsız’ı partiden dıştalamak için birçok ayakoyunlarına ve tutarsız suclamalara başvuran Kemal Burkay ve o dönemde genel sekreter adına çıkardığı parti içi bir genelgede Zeki Adsız ve arkadaşlarını ’bozguncu’lukla suclayan K. Burkay on yıl sonra silahlı mücadele vermek için güney Kürdistana gitti, başaramadı, bozguna uğradı, körpoşman olup geri geldi ve Stockholm –Alvik- te yaptığı toplantıda profesyonel kürt siyasetçisi sayın Vildan Tanrıkulu’nun eleştirilerine ve sorduğu sorula hiçbir cevap veremiyerek kızarıp bozardı.
Eski adıyla TKSP isim değiştirip PSK oldu. PSK olduğu dönemde de Faruk Aras, Bayram Ayaz, Rojan Hazım, Bedirhan Epözdemir vediğerleri ayrıldılar. Son gelinen aşamada Kemal Burkay ile birlikte biri (Z. Acar) hariç – Z. Acar da sıyasetten çok arkadaşlık ve vefa borcundan dolayı K. Burkay ile olan kişisel dostluk ilişkisinden dolayı kalmış – diğer tüm parti kurucuları ve eski MK üyeleri ayrıldılar. K. Burkay bu ayrışmada en başta Bayram Ayazı günah keçisi yaparak onun birkaç hemşerisiyle partiden ayrıldığını söyledi. Faruk Aras’ı da TKP güdümünde güdümlü bir parti kurmakla sucladı. Ayrılanların bazılarının Dr. Naci Kutlay ile bir dergi – Bergeh dergisi – yayınlamaları K. Burkay’ı küplere bindirdi. Günahı kadar dahi sevmediği ve ona karşı hep kin ve nefret duygularıyla dolu olduğu Dr. Naci Kutlay’a karşı veryansın etmeye başladı.
TKSP deki bütün ayrılıklar ideolojik, politik görüş ayrılıklarıydı. Fakat K. Burkay bunu kabul etmedi ve yazdığı anılarında işi kişiselleştirdi ve onlara hakaret etti. Bu da onun düzeyini düşürdü. Gerçekler acı olduğu için K. Burkay gerçekleri kabul etmedi ve anılarında yazdığı gerçekdişi şeylerle politik kariyerini sıfıra düşürdü. Parti kurucuları ve eski MK üyeleri ona cevap vererek onun kindar kişiliğini, tutarsız tavırlarını ve gerçekdişi söylemlerini ortaya serdiler. Parti tarihinde hep K. Burkayın yanında yer alan ve adeta ona yağcılık, şelaflık yapan Suleyman Dilan bile ona karşı çıktı ve ona veryansın etti. Aslında 1982’deki bölünmede K. Burkayı ve onun sekreterliğini kurtaran Suleyman Dilan oldu. Eğer o K. Burkaydan yana tavır almasaydı, K. Burkayın sekreterliği de giderdi, parti de elinden çıkardı. K. Burkay Suleyman Dilana karşı vefa borcunu onu suclayarak ödedi. Suleyman Dilan K. Burkaya verdiği cevapta K. Burkayı eleştireceğine, ondan çok Zeki Adsız’ı eleştiriyor. Buda Suleyman Dilanın halen de K. Burkaya tam köle ruhlu bir tavırla bağlı olduğunun bir göstergesi.
PKK - A . Ocalan genel sekreterler icersinde liderlik mertebesine ulaşmış, kürtlerin bir kesimi icin ”Serok” olmuş, konuşma, hitabet kabiliyeti olan, ençok kitabi yayinlanan açıksözlu bir lider. Onun gücü başka bir genel sekreterin elinde olsaydi ondan daha kötü yapar, astigi astik kestigi kestik olurdu.
Felsefi anarşizm teorisyenlerinin teorik formülasyonlarının etkisi altında kalan A. Öcalan Kemalist TC haric hertürlü devlete karşi bir söylem içersinde ve kürtlere de devletsiz olmalarını önermekte. O kürtler adına kürtlere devlet istemiyor. O zaman PKK neden silahli mücadeleyi sürdürüyor? Mademki devlet falan istenilmiyor, silahli mücadeleye de gerek kalmiyor.
PKK de cidi bir ayrışma, bölünme olmadı. Ama A. Öcalan genel sekreter Ali yoldaş iken Semiri günah keçisi ilan etti ve onu İsveçte öldürtü. Sonra ’Serok Apo’ oldu ve her yıl parti içindeki birini günah keçisi yaptı. Bazılarını öldürtü bazılarını da sonradan af etti.
Doksanlı yıllarda PKK den kopan Memet Şener ve Sarı Baran PKK – Vejin adında bir örgüt oluşturdular. Memet Şener PKK tarafından infaz edildikten sonra bu oluşum da isim olmaktan öteye gidemedi ve dağıldı. PKK enson Hikmet Fidan ve Kani Yılmazı öldürdü. Öldürülenler A. Öcalan’ın günah keçisiydiler.
KİP / DDKD – Dr. Şıvan geleneğinin sürdürücüsü olan bu parti, bir bölünme ve bazı ayrışmalar geçirdi. İlkin Necmettin Büyükkaya ayrıldı. Sonra Paşa Uzun ayrıldı. Paşa Uzun Ala Rızgariye geçti. Necmettin Büyükkaya ise KAK adlı –siyasal, örgütsel yapısı halende belirsiz olan ve kuzey Kürdistanda siyasal örgütsel faaliyet göstermeyen ve adeta güneyli bir gücün –YNK- taşeronluğunu yapan bir oluşumda yer alan Necmettin Büyükkaya Amed zindanında sömürgeci militarist güçler tarafından öldürüldü.
Kip /Ddkd esas bölünmesini 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra yaşadı. Darbenin ve askeri cuntanın karekteri üzerine aralarında görüş ayrılığı çıktı. Bir kesim darbeye faşist darbe dedi, bir kesim de TKP nin etkisinde kalarak bu faşist darbe değildır dedi. 1980 öncesinde Kip /Ddkk ideolojik, siyasal sorunlarda TKP kuyrukçusu bir politika izledi. 1980 sonrasında da PPKP - Pêşeng adını alan parti PSK ile birlikte gidip TKP ile ’Sol bırlık’ i oluşturdu. Bu oluşuma mukafat olarak TKP onları yedeğine alıp Moskova’ya götürdü.
12 Eylül askeri faşist darbeye faşist diyen kesim sonradan Kip ismini PKKK – Pêşeng yaptı. Diğer bazıları da Kip ismini sürdürdüler. Pêşeng sonradan Kuk – Se ve Kak’tan bazılarıyla birleşip Yekbun oldu. Yekbun da PYSK ye katıldı.
Kip in 12 Eylüle kadarki genel sekreteri Ömer Çetin idi. Ö. Çetin yakalandığında teslimiyetçi bir tavır sergiledi. Kip’teki bu ayrışmada genel sekreter Ömer Çetin’ın günah keçisi M. Ali Çılgın dı. Pêşeng dönemi sürecinde de Pêşengten F. Mızgin ayrıldı. Bu dönemde de Pêşengın sekreteri olan M. Cıwan’ın günah keçisi de F. Mızgin idi. Bu F. Mızgin şimdi bir eliyle iki karpuz tutmaya çalışıyor. Hem radikal ve meşru – TC kanunlarına güre yasal olmayan – Kurdistani bir harekette çalışıyor, hem de reformist ve yasal olan Turkiyeci bir partide çalışıyor. Onun için gerçek ismini yazmadım.
Kip/Pêşeng ayrışması döneminde her iki tarafta yer almayan ve KİP – GKB (Kip Geçici Birlik) adıyla Armanç adında bir dergi çıkartan (Pêşeng de Armanc adıyla bir dergi çıkartıyordu. Aynı adla iki dergi çıkıyordu.) grup daha sonra TKSP- ROJA WELAT grubuyla birleşip TSK’yi (Tevgera Sosyalist a Kurdıstane – Kürdistan Sosyalist Hareketi) ni kurdular. Bu grup daha sonra birkaç kişi dışında çoğunlukla TSK’den ayrıldı. Bu ayrışmanın başını Xalê İzet ve Amed Tıgris çekiyodu. Bunlar ayrılırken TSK genel sekreteri Zeki Adsız idi. Zeki Adsız bunlara karşı K. Burkayın takındığı tavrı takınmadı ve K. Burkay gibi ’ayrılanlarla konuşmayın’ demedi. Z. Adsızın arkadaşları X. İzet ın arkadaşlarıyla konuşup insani ilişkilerini sürdürdüler. K. Burkayın yaptığı alevi kültürünün gerici geleneğinin gerici siyasal kinci bir versiyonunun siyasi bir uygulamasıydı.
TÊKOŞİN – 1980 öncesinde PKK ve Kurtuluş Sosyalist Dergi den ayrılan birkaç kişinin kurduğu küçük radikal bir kürt örgütüydü. PKK bunları ajan ilan etti ve onlara yöneldi, onlardan birkaç kişiyi öldürdü. 1980 sonrasında Têkoşinın genel sekreteri olan Seyfi Cengiz dersimci, zazaci ve alevici oldu. Têkoşini fesih ettiler. Ona karşı çıkanlar ’Têkoşina Sosyalist’ adıyla yeni bir örgüt oluşturdular. Têkoşina Sosyalist bir sosyalist birlik partisi olarak oluşturulan PYSK ( Partıya Yekitıya Sosyalist a Kurdıstane - Kurdistan Sosyalist Birlik Partisi )ye katıldılar. Têkoşinde genel sekreter Seyfi Cengiz’in günah keçisi Antepli Cabir idi.
PYSK – Kuzey Kürdistanın en büyük birlik partisi oluşumudur. K. Kürdistanli beş parti ve örgüt (Kuk, Kawa,Yekbun, Tsk, TS) birleşip PYSK – Partıya Sosyalist A Kurdıstane – Kürdistan Sosyalist Birlik Partisi) ni kurdular. Bu birlik girişimi, başlangıçta Rızgari’nin de bu girişimin içinde yeralmasını istiyordu ve Rızgari’ye de çağrı yapılmıştı. Fakat anti birlikçi tavrıyla o dönem PRK – Rızgari’nin genel Sekreteri olan Mumtaz Kotan bu birlik girişimine karşı çıktı ve Rızgari’nin katılımına engel oldu. PRK – Rızgari bu birliğe katılsaydı belki de PYSK fesih olmazdı ve bügün çok daha başka bir mecrada olurdu.
Bu birlik partisi oluştuğu dönemde Kuzey Kürdistan’ın PKK’den sonraki enbüyük partisiydi. PYSK iyi bir yönetici performansına sahip olsaydı süreç içersinde birinci büyük parti konumuna gelirdi. Neyazıkki basiretsiz yöneticiler ve dargrupçuluk bu partinın yaşamasına ve gelişmesine engel oldu.
PYSK’de genel sekreter yoktu, kolektif yönetim vardı. PYSK Partiiçi anlaşmazlıklar neticesinde çözümsüzlükle karşı karşıya kaldı ve kendisini fesih etti. PYSK fesih edildikten sonra ortalıkta dolaşan fısıltı gazetesine güre PYSK’nin günah keçileri de Kawa kökenli Alixan ile Yekbun /Kip – Ddkd geleneğinden Xalit Cıbran idiler.
PYSK’nin feshinden sonra Kip/Ddkd/Pêşeng/Yekbûn geleneğinden gelenler Padek ismiyle bir parti kurdular ve sonra o partiyi de fesih ettiler. Kawa geleneğinden gelenler Kawa – Partıya Şoreş”i kurdular. Kuk, Tsk ve Têkoşina Sosyalisten gelenler birlikte Rsdk – Rêxıstına Sosyalist Demokratik A Kurdıstanê’yi kurdular. Rsdk sonra adını Tevger – Tevgera Demokratik a Kurdıstane koydu.
TKDP – KUK - Kuzey Kurdistanın ilk politik ilegal partisi TKDP’dır. Kuruluşundan günümüze dek kürt yurtseverliği temelinde sağcı, muhafazakar demokrat bir parti. Bu partiden KUK gibi sol, sosyalist eğilimli bir oluşum çıktı. Parti esas olarak önceleri TKDP / KUK ismiyle faaliyet güsterdi, sonra TKDP ismi atıldı ve sadece KUK ismi kulanıldı. KUK’u sürdürenler ilerici, sosyalist unsurlardı ve bunlar proleterya partisinin oluşumunu hedeflemişlerdi. Köylülerden, bir köylü hareketinden proleterya partisi oluşmadığı gibi, sonraki bölünmelerle KUK eski gücünü yitirdi. 1980 öncesinde PKK ile giriştiği silahli mücadelede PKK’yi adeta yenilgiye uğratan KUK eski gücünü ve örgütsel yapısını sürdüremedi.
KUK’tan ilkin ’Sosyalist Birlik’ adlı bir grup ayrıldı, sonra da KUK- SE (Kuk -Sosyalist Eğilim) ayrıldı. Kalan KUK ise bir dönem aynı adı ve aynı dergi ismini kulanan iki ayrı gruba bölündü. Bu ayrışmada KUK genel sekreteri Mustafa Fisli’nin gunah keçisi Nezir Akat ve Serdar Roşan idiler. Sonraki KUK-SE bölünmesinde KUK genel sekreteri olan Dara Bilek’ın günah keçisi Evdırahmane Gundıki ve Ahmed Seydo idiler. Daha sonra aynı adla hareket eden iki KUK’un bir tarafın günah keçisi Selim Murat idi diğer tarafın günah keçisi de dara Bilek idi.
KAWA – Kuzey Kurdistanın önce Maocu sonra Enwer hocaci hareketi olan Kawa birkaç kez bölündü. Önce Kawa, Denge Kawa ismiyle bölündüler. Bu bölünmede gunah keçisi Denge Kawa nın lideri olan Nuredin El Huseyni dır. Sonra Kawa yine bölündü. Ama aynı ismi kulandılar. Sadece askeri alanda iki ayrı isim kulandılar. Biri Kawa seyar gerillaları diğeri de Kawa Kızıl Peşmergeleri idi. Bu iki askeri yapının TC devlet kurumlarına, TC işgalci ordusuna yönelik ciddi bir eylemlilikleri olmadı.
Kawa’daki iç yapısal durumu ve örgüt içi sorunları ele alan ve bir dönem Kawa nın bir kanadının lideri olan Cemil Gundoğan tıpkı K. Burkay gibi herşeyi kendine mal ediyor, sorunlara tekyanlı ve gerçekçi olmayan bir şekilde bakıyor, eski arkadaşlarının emeğine saygısızlık ediyor. Kawa’da (sonraki dönemlerdeki bölünme ve ayrışmalarda) kim genel sekreter kim gunah keçisi bilemiyorum. Zaten Kawa ciddi anlamda bir örgütsel yapıya sahip değildi. Bir dönem Kawa’nın başını çekenlerden Sait Çıya sonradan Zazaci oldu. PYSK’ye katılan Kawa, PYSK’nin feshinden sonra Kawa – Partıya Şoreş ismini kulandı.
KKP – Şimdi denilecek bu KKP (Kürdistan Komünist Partisi) de nerden çıktı? 1980 öncesinde Turkiyeci sol, sosyalist bir parti olan velakin genel sekreteri Malatyalı bir kürt olan TKEP (Türkiya Komünist Emek Partisi . Partıya Ked a Kommunist a Tırkıye) ın Kuzey Kürdistandaki özerk örgütüydü. 1980 sonrası ve özellikle ’sosyalist sistemin’ yıkılmasıyla daralan ve dağılan Sovyetçi partilerden biri olan TKEP’ın dağılmasıyla özerk KKP içindeki kürt komünistler KKP’yi bağımsız bir parti haline dönüştürerek siyasal ve örgütsel faaliyetlerini sürdürdüler. Bu partinın kadroları kuzeyli diğer siyasal kadrolar tarafından yeterince tanınmıyorlar. Bu son yıllarda, özellikle Tevkurd oluşumu sayesinde bu partinin bazı siyasi kadroları tanındı.
KKP birnevi kapalı kutu gibidır. Neyapmışlar, bölünme geçirmişler mi? Onlarda da genel sekreterin gunah keçisi var mı yok mu? Bilemiyorum.
İlerde birgün kürt parti ve örgütlerin yakın geçmiş tarihini araştırma dileğiyle, araştırma yapacak olan araştırmacıya hatırlatma bazında bazı şeylere değindim. Umarım bir araştırmacı çıkar ve kuzey Kurdistandaki parti ve örgütleri genişçe araştırarak onları heryönüyle değerlendirir ve yakın geçmiş kürt siyasal hareketlerinin tarihini objektiv olarak yazar.
Yoksa iş genel sekreterlerin yalan, yanlış anılarına kalırsa resmi ideolojilerin resmi parti tarihi gibi parti ve örgüt tarihlerini yazıp kendilerini pirupak diğerlerini de günah keçileri yaparlar. Kürtlerin yakın geçmiş kürt siyasal hareketlerinin tarihinin genel sekreterlerin resmi tarih anlayışına değil gerçeklere ihtiyacı var. Bunu da ancak orjektif bir araştırmacı / tarihçi yerine getirebilir.
alibedirxan@hotmail.com
Silahli mucedele konusunda ,fedarasyon tezinde Burkay hakli cikmistir.Zeki`nin verecegi silahli mucadele -eger ilk cikisi basarili olsaydi- Apovari olacakti ,sonuc bugunkunden farkli olmayacakti.Nitekim Zeki ve cevresi tc`ye tek kursun sikmadan imha oldu.Eger ideolijik , politik ve orgutsel sorun vardiysa Neden peki o donemki psk ,Zeki`yi degil de partiye sahip cikti? Burkay anilarinda bir cok arkadasindan da ovguyle soz ediyor onlari ornek devrimciler olarak goruyor .Sayin yazarin cokca ovundugu ;"kuzey Kurdistanda teorik formülasyonu en yüksek olan kürt örgüt ve partileri içersinde teorik yönü ağır basan, idolojik ve politik görüşlerinin ezici çoğunluğunun doğru olduğu ve Kurdistanın özgül koşullarına uygun olduğu bir siyasal, örgütsel yapı" dedigi Rizgari hareketinin hali ortada."demokratik cumhurriyet" kuraminin ideologu Orhan kotan referans gazetesindeki yazilariyla bugunku apo`nun cizgisine 1993`de gelmisti..ya 10 tane orgut dagitmis ibrahim guclu`nun psikolojik vakka olarak incelenmesine ne diyor pek buyuk devrimci yazar?
Devrim ,sosyalizm,silahli mucadele adina cok buyuk laf eden tum partiler tarih sahnesinden silindiler bir tek psk ayakta kaldi ,goruslerini bariscil yol ve yontemlerle yaydi.Peki bu ovunulecek ,taktir edilecek bir deger degil mi?
Bay yazar farkina varmadan alevi Kurdlere de hakkaret ediyor ,onlari inanclarindan dolayi asagliyor.Alevi inancina sahip biri bir Kurd parti lideri olamaz mi? Kaldi ki Burkay boyle seylere pirim vermeyecek kadar durust biridir .Zeki`ye goruslerini soyleme ,yazma, mk`da aciklama ,kongrede savunma hakkini tanimistir.Her siyasal yapida,kopmalar, dokulmeler ,ayriliklar olur.Eger 14 merkez komitesinin tamami yonetimde olsaydi "profesyonel Kurd siyasetci" -ne demekse -bay yazar bu kez onlari "muritlikle" suclayacakti.
Ben 10 yil bu partide calistim ,kendi istegimle ayrildim ve halen eski arkadaslarimla konusuyor ,ne aleyhlerinde faaliyet yuruttum ne de onlar beni afaroz ettiler.
Bu kin ,ofke ve nefret duygusuyla Kurdler bir yere varamaz ne Kurd halkinin birligi gerceklesir ne de ulke kurtulur.Ben kaybettim herkes kaybetsin mantigi ile hic kimse birsey kazanamaz ,parti ve lider olmasin peki ne olacak?
Ali BEDIRXAN`in internetteki yazilariyla harekete gecen halkin Amed`de vali`ligi basmasini mi bekleyecegiz?
Yorum yaz