Murat Belge : Türkevleri piç!..
İstanbul deniz sahillerinde depolar vardı. Adamın biri balıkçı yaptı. Bir de baktık ki; tüm depolar balıkçı oldu. Yanına da rakı. Bu sefer tam karşı sahile de Türkevleri dizisi yapıldı. Ya yapmayın, etmeyin Türkevi falan var mı? Bence bu Türkevleri : Piç!. Vakti zamanında birileri böyle bir tasarı yaptı. Ama bunun ne kadarı Türkevi? Osmanlı'da Türkevi falan yoktu.
-------------------------xxx--------------------
Bugün farklı bir şey yapacağım.
Sizlere, Murat Belge'nin -son olarak yazmış olduğu- İstanbul Gezi Rehberi kitabını anlatırken notlarım vasıtasıyla anlatmaya çalışacağım.
Ama önce Racai Hallaç ve Aslı Sevindim'in o güzel soru ve çevirilerinden dolayı kutladığımı belirtmek isterim. Bunu abartısız söylüyorum. Eğer ben, Almanca'yı Halaç'tan dinleseydim kesinlikle bugün Almanca'yı mükemmel öğrenmiştim. Bir Türk ancak bu kadar güzel çeviri yapar ve Almanca konuşur. Aynı şey bu akşam Aslı hanım için de geçerliydi. Bu nedenle Almanca sormaları ve çevirilerinden derin bir haz aldım. Hatta Hallaç; sayın Murat Belge'den bile daha güzel anlattı, diyebilirim.
Evet, çevirmen Racai Hallaç, soruları soran ve yöneten Aslı Sevindim hanfendiydi.
Kitap Fuarı güzel bir manzara teşkil etti ve yoğun bir ilgi vardı. Sayı -ortalama- yine 200'leri falan buldu.
İstanbul Cezalandırıldı
Sevindim hanım Belge'ye ‘Bize İstanbul'u anlatın' dedi. Ve Belge İstanbul'u dönem dönem anlattı. Fatih Sultan Mehmet'in Fetih tarihlerine geldiğinde de ‘İşte biz geldik' dediğinde gülüşmeler başladı. çünkü İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet'le alınmasıyla beraber tam bir çehre değişikliğine uğradığı bir gerçek.
Plan ve mimari, geometri ve simetri allak bulak oldu.
Osmanlı tarzı yaşam hakimiyeti şehrin her tarafını deforme etti.
çünkü Belge ‘Osmanlı demek karmaşa demektir' derken bir cümleyle Osmanlı'yı ve İstanbul'un başına gelenleri anlatıyordu.
Cumhuriyet dönemi için de ‘İstanbul cezalandırıldı. çünkü Osmanlı zamanında yaşayan insanlar Kurtluş savaşına destek vermedi.' Bu cezanın ağırlığı hala hissediliyor zaten.
İstanbu Uyumuyor
En hoşuma giden ve İstanbul'u anlatan ise; ‘İstanbul uyumuyor. Sanki iki vardiyalı bir yaşam var' ifadesiydi. Bugüna kadar çok büyük şehir ve başkent gördüm. Ama 24 saat uyumayan bir tek İstenbul var. Zaten ben onun için İstanbul'a şehir falan demiyorum. O bir ülke. Hatta bazı ülkelerden büyük. Birkaç Avrupa ülkesini de içine alabilecek bir nüfusa sahip. örneğin; İsviçre ve Belçika'ya bana mısın demez. Romanya/Arnavutluk ve çek'i barındırır. Dile kolay 12 Milyonluk bir şehir mi olur?
Ayılar Geldi!..
Bir de Kürdistan'ın göçleri. Gerek ekonomik ve gerek siyasi nedenlerden sonra. Küçük bir de Diyarbakır'ımızdan da büyük bir Kürd nüfusu var artık. Ve en ilginci bazı -yeni Kürdler- sonradan gelen Kürd kardeş ve ırkdaşlarına ‘Ayılar geldi' demesidir. Sayın Belge bu espiriyle bana şu fıkrayı hatırlattı.
‘İki Kürd feryat figan kaçıyorlar. Tepeleri dereleri aşıyorlar. Tam zirveye tırmanırlarken; birinci Kürd yukarı çıkmayı beceriyor. İkinci Kürd aşağıda kalmış ve Kürd kardesine yalvarıyor.
‘Hadi kurban ver elini. Elimi tut daben de kurtulayım, diyor. Yukarı çıkıp kurtulan Kürd, aşağıda kurtulmayı bekleyen ve elleri havada bekleyen Kürd'e;
‘Hadi ordan Allahın Kirosu, diyor.
İşte Kürd'ün Kürd'e yaptığı bu olunca elbette insan daha fazla incinir. Ve derin derin düşünür.
Hani derler ya; ‘Dinime küfreden bari Müsülman olsa..' diye.
Bize ‘Ayı' diyen. ‘Kiro' diyeni araştırın –büyük oranda- yine ya Kürdtür ya da oda Türk değildir.
Aksaryda Saray Yok!..
İstanbul'da Aksaray diye bir yer var. Saray falan yok. Külliyen yalan. Buranın isimi de Niğde/Aksaray'dan gelir. çünkü Niğde'Aksaray'dan gelenler oturur. Bu son zamanlarda da Siirtliler var. Ve devlet bu eski ahşap evleri onarma yerin yıkmaya başladı. Buralara da koca koca binalar yaptı. Siirtlileri de ‘Git başka yere' dediler. Yani bu böyle mi olmalıydı. Ben Hollanda'ya da gittim. Orda eski yerleri gördüm. Adamlar eski gemilerin orjinallerini yapmışlar. Hemde tahtada. özel olarak oymacılık işi için ustalar yetiştirmişler. Onlara olanak sunmuşlar. Bizikiler Siirtlileri kovma yerine onların çocuklarına bu evleri onarmak için kerestecilik, demircilik öğretmeliydiler. Orijinal hallerini kendileri yapmalıydılar. Ama öyle mi? Bu nedenle son zamanlarda; kırk yıllık duvar bir gecede yıkılıyor. Yerine bir başka şey yapılıyor.
Kilise gidiyor; birahane geliyor.
Amerika ve Fransa'daki gibi koca koca heykellerin dikilmesinden korkuyorum.
Bu AKP hükümetini pek eleştirmek istemiyorum. Ama yarın 40/50 metrelik heykeller diklir diye korkuyorum. Fransa heykel yapar, oraya buraya satar. Onlar böyle şey ülkelerinde yapmazlar. İşte bir Eyfel kuleleri var. Orda duruyor.
Türkevleri: Piç!..
İstanbul deniz sahillerinde depolar vardı. Adamın biri balıkçı yaptı. Bir de baktık ki; tüm depolar balıkçı oldu. Yanına da rakı. Bu sefer tam karşı sahile de Türkevleri dizisi yapıldı. Ya yapmayın, etmeyin Türkevi falan var mı? Bence bu Türkevleri : Piç!. Vakti zamanında birileri böyle bir tasarı yaptı. Ama bunun ne kadarı Türkevi? Osmanlı'da Türkevi falan yoktu.
Hasılı…
Sayın Murat Belge'nin dilinde İstanbul'u dinlemek güzeldi.
Bir ara Sevindim hanım güzel bir espiri yaptı.
‘Var sayın ki açıktık. Nerde yemek yedirirsiniz bize Murat bey?…'
Sayın Belge çok tatlı gülerek;
‘Vala bu soru; nerde açıktığınıza bağlı. Siz bana İstanbul'un neresinde açıktığınızı söyleyin. Ben size bir iki yer tavsiye edeyim.'
‘Var sayın ki Eminönündeyiz…'
Ve Belge anlatmaya başladı yemek yenecek yerleri..
‘Balık istese canımız?'
Bu sefer balıkçılar dolaşıldı. Tek tek ver isim olarak saydı.
‘Ha Hamdi ustanın yeri vardı bizim zamanımızda. Benimle Sağmalcılarda yatmıştı. Kaçakçılıktan yatıyordu. çıktı. Bir kebapçı yeri açtı. Bir berber dükkanından içeri giriyorduk. Bir bahçeye çıkıyordunuz. Oturacak yer bile yoktu. Ama enfes kebaplar yapardı Hamdi. Sonra durumu düzeldi. Altlı üstlü binalar yaptı. Ciddi iş sahibi oldu. Tekrar içeri girdi. Vala ne diyeyim. O artık yok. Bir başkası içeri girip çıkacak, işleri düzelecek. Sonra bu işi bırakacak' diye gülüşlere sebep olan hoş bir anı anlattı.
Sevindi hanım;
‘Var sayınki canımız içmek ve eğlenmek istedi.'
Tekrar güldü Belge:
‘Bu iş için benden en az 40 yaş küçük olanlara sorun. Ben zamanında meyhaneler giderdim. Şimdilerde her taraf bar/pavyon. Benim o taraklarda bezim yok. Bilmem ve gece hayatım pek yok'
Tabi bunlar işin hoş ve espiri yanı.
Böylece tatlı bir İstanbul anlatımıyla; hem de Murat Belge'nin ağzından, onun rehberliğinde bize de İstanbul'u gezdik.
Herkesi mutlu, neşeli ve evinin yolunu tuttu.
Yarın da Murat Belge'yi dinleyeceğiz.
Bu sefer konumuz : AçILIM!..
Adı öyle olsun. önüne gelen tüm sıfatlar solda sıfır.
Kürd/Demokratik ve Milli Birlik olmaz olsun.
Bakalım Murat Belge bize AçILIM'ı nasıl açacak?
Yarına kadar hoşçakalın. Dostça kalın.
Şükrü Gülmüş'den bir Kitap Fuarı Bir İzlenimi.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz