Anasayfa | Yazarlar | Şükrü Gülmüş | Fırat Demir’e Yanıt

Fırat Demir’e Yanıt

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 

 

‘Geçmişlerini tahlil edemeyenler, geleceklerini tayin edemezler’ diye bir söz vardı. Kimin olduğunu kesin olarak bilmiyorum. Ama güzel bir ifade ve bizi anlatması bakımından buraya alıyorum.

 

Yıllar öncesinde, yani -en azından- 1999’dan sonra Öcalan’ın İmralı Miladıyla başlayan süreçten sonra; biz bir grup arkadaş yan yana geldik. KUDİ (Kürdistan Ulusal Kurtuluş İnsiyatifi) Oluşturduk. 62 Sayfalık bir BİLDİRGE yazdık. Güney Kürdistan’da üstlenen ve Öcalan’ın ‘ülkenin dışına çıkın’ insiyatifine uyanların içinde 43 kişilik bir grup, Öcalancı kliğe karşı darbe yapmak istedi. Darbeleri başarısız oldu. Kendilerini Öİ (Özgürlük İnsiyatifi) adını verdiler.

Başı çeken üç arkadaş Avrupa’ya (Almanya’ya) çıkmak zorunda kaldı. Bir kısmı geri döndü. Bir kısmı Ermenistan, Gürcistan sınırlarına vurdu kendini. Bazılarının akibeti hala meçhul. Bu arada çok sevdiğim ve kardeşimden öte gördüğüm Mahsum (Mehmet Emin UNAY) Ermenistan’da cezaevinden çıkarılarak dağa götürüldü ve tek celsede infaz edildi. Suçu: ‘Düşman güçlere bilgi taşımak’ Düşman ben ve Nasname’mdi.

 

Ben o zaman tüm arkadaşlarıma şunu söyledim:

Bizim her birimiz şu muhasebeyi yapamız lazım.

1-Bu PKK denen harekete neden katıldık?

2-Neden ayrıldık?

3-Bu saflardayken neler yaptık? Hangi suçlara bulaştırıldık ve bundan sonra ne yapacağız?

 

Kimse buna yanaşmadı. Bildirgemiz %80 hayata geçti. Görüşler doğrulandı. Ama bu görüşleri savunan insan yoktu piyasada. Ben o zaman kararımı verdim. Nasname ile yoluma devam edecektim.

 

Bu kısa hatırlatmadan sonra; şunun altını çizmek zorundayım.

Sayın Demir,

Siz ve sizin gibi düşünen arkadaşlar büyük bir yanılgı içindesiniz.

Benim Öcalan ve onun üç kişiyi geçmeyen ‘aşireti’ ile ve sistemiyle zerre kadar bireysel bir sorunum yok. Benim sorunumun ezici yanı, ulusal, ülkesel ve davasaldır.

 

Öcalan; Kürd tarihinde gelmiş geçmiş en ödlek, en korkak ve en sinsi, faşist karekterli bir zattır. Onun Kürd, Kürdistanlılık ve halkçılık gibi bir derdi yok. Ben onu bir faşist olarak görüyorum. Ve faşistlerle uzlaşma, ittifak yapılmaz. Onlarla sonuna kadar savaşılır. Ama bu konuda benim örgütsel, askersel ve politiker aksiyon olarak gücüm yok. Hasta bir insanım. Gücümü biliyorum. Kendime karşı dürüstüm. Ama kalemimle ve duruşumla ömrüm oldukça O’na, sistemine karşı duracak ve savaşacağım. Onun bu tekçi, cebberut ve faşist saltalantında gedikler açtım ve açmaya devam edeceğim. Kürd ve Kürdistani bir yol; içerden veya dışardan açılacaktır.

 

Nitekim bu yeni gelişen ve otuz yıllık ömrü olan Öcalanizm resmi idelojisinde hatırı sayılır bir gedik açtım. Arnavutluk askeri komutanı Mehmed Şexo’nun deyişiyle;

‘Bir keçinin geçtiği yoldan bir gerilla, bir gerillanın geçtiği yerden bir ordu geçebilir.’ Ki bugün Nasname ve bir kaç cesur insan sayesinde bu resmi ideoloji yol geçen hanına döndü. Artık bir “autobahn” oluştu. Bu bir demokrasi kazanımıdır. Bunu biz elde ettik. Bu hak bizimdir. Ona ve tüm haşmetine rağmen elde ettik bunu.

 

Peki size bir soru;

Hangi diktatör ve faşist karşıya alınmadan aşılabildi.

Eleştirilerimiz stratejik ve duruşumuz sağlam olmalıdır.

Öcalan’in en büyük öğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’tür. Siz Atatürk’ü ele almadan Kemalizm’den bahsedebilir misiniz? Ve bir belirlemem vardı. Hala yakıcılığını hissetirdiğinden yineliyeceğim.

 

Diktatörler birbirini tamamlar.

Peygamberler birbirini yadsır.

 

Öcalan Atatürk’ü aştı. Esat ve Saddam’dan, Stalin ve dünyadaki tüm dikatörlerden önemli damarlar aldı. Ve bize nevi-şahsına munhasır bir tip aramağan etti. Şu dünyada; Kürde bir APO SORUNU bıraktı.

Bu fotoğrafa bakın!.

Tek bayrak, tek lider, tek vatan ve tek söylem!..

İşte bunun adı Faşizmdir.

Kendisi İmralı’da ama bayrakları dünyanın her yerinde ve Medya Savunma Alanlarında dalgalanıyor. Siz bana söyleyin bakalım ne  demek Medya Savunma Alanları? Sakın bu Öcalan’ın dilinde ülke adı olmasın. Ve Medya bir kadındır. MELSA’nın şifresini de size sonra çözerim.

Sanırım şimdilik bu kadar yeter.

 

*

Evet, geçmişimden kopamıyorum.

Dağın, zindanın ve hala yüreği Özgür Kürdistan için atan, bu uğurda ölen gerillaları, ağlayan anaları bir an bile unutamıyorum.

Çünkü ben o değerlerle varım. Ben Öcalan denilen bir Faşist ve paranoyak liderin muhalifiyim. Onun bu tekçi ve muttlakiyetçi sistemine karşıyım.

Atatürk’ün Laz halkının bağrından çıkan Ali Şükrü vardı.

Tarihi rastlantı. Benim adım da Mehmet Şükrü.

Her zalime bir mazlum, her egemene bir asi yürek ve kınından sıyrılmış hançer var olacaktır. Ben bu bayrağı taşıyorum ve bu bayrağı taşayacaklar çok artık. O’nu ve sistemini onaylayan hiç bir bireyi de kendime yakın bulmam. Benim ülke, devrim davam bitti. Ben artık Özgür bireyim ve özgür bireyleri uyandırıyorum.

 

Bu anlamıyla da; sizin söylediğiniz anlamda; yarınlara bırakacak hiç bir eser yaratmayacağım.

Ben anın, ben günün ve dönemimin fikir militanıyım. Halkım cayır cayır bu sakat liderlik altında yaşarken, baldıranı bal diye yutarken, tarihsel değerle uğraşmam.

İster ben öldükten sonra heykelimi yapsınlar, ister bedenimi paspas yapsınlar. Bu o kadar da umrumda değil.

Ya Allah billah aşkına, ben ülkeme hasretim. Oraya gitmek isterim ama devletten önce karşıma bu melez Apocu gruh çıkacağını ismim kadar biliyorum. İşte bunun içinde yolumu kendim açıyorum. Bundan daha beter bir zillet var mı?

 

AKP ve HIZBULLAH

 

Siz hala eski şartlandırılmış düşünce formatı içindesiniz.

Biz ne AKP ne de Hızbullah’ı aklıyor, olumluyoruz.

 

Bizim sorunumuz devletle, hükümetlerle değildir. Varsayın ki bugün AKP yerinde TKP (Türkiye Komunist Partisi) hükümette... Ne olacak bizim sorunumuz? Biz burda şunu söylüyoruz. AKP içinde belli bir Kürd Sermayesi var. Bunları bir pazar sorunu da olacak. AKP İslami rengiyle Kemalizme bir türban geçiriyor. AKP, AB’ye girme taraftarı. Hukuk ve demokrsiyi Türkiye’de yerleştirmek istiyor. Bunu kendi için yaparken Kürdlerin politik güçleri bundan yararlanmalı. Kürdlere öncülük eden İmrocu anlayışın ‘Katil Erdoğan’ demesi ve halkımız onun üstüne sürmesi TSK Devleti olan TC’yi rahatlatıyor.

 

Ki bu konuda farklı yaklaşımlar var. Örneğin, sayın Akkoyun, Boti, Akbay ve bir çok arkadaşın yaklaşımı farklı farklı. Bit tekçi bir bakış ve anlayışı tasvip etmiyoruz.

Hızbullah da ‘tövbe’sini sunması karşısında Kürdistan’da bir olgumuz. Ama Taliban ve El Kaide çizgisine asla musahama etmeyiz. İslam bizim bir gerçekliğimiz. Biz geçmişte İslam’a yanlış yaklaştık. Ben Aygan’ı da, bir Hızbullahçı’yı da kardeş görürüm. Biri Özleşetiri verir, biri samimi itiraf eder, biri de tövbe eder. Kürd; Kürdü öldürmemeli demeli ve Kur’ana el basmalı.

 

Hayret bir şey! Biz kime yer versek hemen bir feryat figan başlıyor.

‘Hoca ve Nasname falancayı aklıyor!..’

Ne demek şimdi bu? Biz kimiz ki kimi aklayalım? Ama bir yeni anlayış olarak temel ilkelerimize uyma koşuluyla Kürdi ve Kürdistani ve hatta Türk komşu arkadaşlarımıza da yer veriyoruz. Çünkü Türk Halkı’yla da yaşayacağız. Kardeş değiliz ama iki iyi komşu olarak yaşamak mümkün. Bu nedenle benim için Tolga EREN bir Apocudan katbekat iyidir. Apocu beni yok etmek isterken, Türk komşum Eren beni koruyor.

 

Bunun dışında Güney Kürdistan. Avrupadaki Kürdün Durumu ve bir çok konuda seninle hemfikirim. Benim Güneyden de -Kuzey açısından- o kadar ciddi bir beklentim yok. Güney varlığını ve meşrutiyetini TC Devleti üzerinden götürmek istiyor. Bu da doğal. Bu oluşumun bana vereceği şey şudur: Uluslararası camiada benim Kürd Kimliğim artık deklare edilmiş oluyor. Bak bir örnek vereyim.

 

Burda , yani Almanya’da çocuklar okula gidiyor. Her milliyetten olan var. Öğretmen

Iraklı Kürd’e Kürd ama Türkiye’den gelene Türk diyor.

Türkiye’den gelen itiraz ediyor. ‘Hayır ben Türk değil, Kürdüm’ diyor. Israr ediyor ama öğretmen

‘Hayır canım. Onun nufüsunda Iraklı ama Kürd yazıyor. Seninkinde Türkiye/Türk yazıyor da ondan!..’

Çocuk ağlaya ağlaya bu durumu anasına, babasına anlatıyor. Ve kahrından ‘Gidip o öğremeni öldürecem. Ben Kürdüm yaaaa..! diyor.

İşte ben de artık Kürdüm, derim. Çok sıkışırsam Iraklı-Kürdüm derim. Ama Türkiyeli de olsa Türk olmam. Bayrağımı takarım. Gururla Bakarım Dünyaya... Bana bunu kim sağlayacak? Elbette Güney Kürdistan’da Melle Mustafa Barzani’nin geleneğini temsil edenler. Bu nedenle de Mam Celal’dan ziyade yüreğim Barzanlar’dan yana...

 

‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kan’ değil, baharın renkleridir.

Nasname’nin Kürd bayrağı var. Onu seviyorum.

Ülkem kurulana ve meşrutyeti dünyada kabul edilene kadar, ben yaşadıkça evimde, yakamda ve Nasname’mizde olacak. Belki ondan sonra evrensel düşün peşine düşerim. Ama benim de kırmızı çizgilerim hala var.

 

Ve arkadaşlarımın genel istem ve ısrarıyla astım. Oysa benim gönlümde hala Bireyin Özgür Bayrağının asılması var. Çünkü İNSANI ve BİREY’i temel almayan hiç bir devlet ve yönetim tanımam.

 

Benden çok şey ne sen ne hiçkimse istesin!.

Ben imkanlarım, sağlığım ve mevcut durumunmla yapacakların en üst sınırını zorluyorum.

Ama varsa bir önerin, bir düşüncen ve bir projen sun. Birlikte bunun  hayat bulması için dayanışma içine girelim. Ben artık anamı soranları değil, biraz da babamı soranları arıyorum. Ve ben kimseye kurtuluşu vaad etmiyorum. Kurtuluşun asıl öznesi herkesin kendisindedir. Ben bireyin içindeki BEN egosunu kaşıyorum. BİREY olması için bir itki görevi görüyorum. Beni de motive eden şeyler var. Onlar olmasa ben yaşayan bir mevtayım.

 

Yaşamak; salt yemek, içmek ve uyumak değil.

Varım, diyebilmek ve şu “dünyanın güncesi”ne bir çizik atabilmektir.

Kimi tarih yapar, kimi tarih yazar. Bizim kendi tarihimizde de bir kaç çentiğimiz var. Evlatlarıma ve ardıllarıma bırakacağım sermayem bu.

 

Sağlık ve esen kalın.

Varlığınızı hissettirin.

Değilse nerden yaşadığınızı bileceğiz ki?

 

Ben varım ve hala tuşlara basıyorum.

 

2 Nisan 08

 

Yorumlar (1 gönderildi):

schello .. 02 Apr, 2008 03:01:47
avatar
Sayın hocam; düşüncelerinize katılıyo ve saygı duyuyorum. Ancak, bazı şeyleri gözardı ettiğinizi düşünüyorum. Tarihe bir göz attığınızda görülecek ki, o da tarih boyunca gurur veren Kürd isyanlarının kesintisiz ve de inatla sürdürülmüş olmasıdır. Bunlardan biri de(kabul etsekte etmesekte) PKK’nin 1984 yılında başlattığı eylemselliktir.

Ha keza bu eylemselliğin geldiği noktayı, (sıfır) Apo’nun kişiliğinden-kişiliksizliğinde eleştirmeniz doğaldır. Ancak bunu yaparken, dağlarda Kürd halkının kurtuluşu için şehit düşen ve hala aynı ülkü doğrultusunda mücadele ettiğini sanan gerillalarımızı dejenere etmemek gerekir diye döşünüyorum.

Sonuç olarak eleştirilmesi yasak olan hiçbir olay veya kişi yoktur. Ancak bunu yaparken, titiz olmak gibi bir sorumluluğumuzun olduğu unutmamalıdır.
Saygılarımla…

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin