Mîra, Esat Oktay Akademisi ve Mazlum Doğan
Sayın Altan Tan bugünkü gazetelerde ‚Babamın öldürüldüğü yerde çocuklarım nasıl eğitim görür' diyor. Bence yanılıyor. Görür görür. Bal gibi görür. Niye düna kadar önce karakol kurup yanına da okul yapmadılar mı? Bu devlet geleneğidir. Kolay kolay değişmez. Yani kırk yıllık yahi olur mu yani misali.
Foto Hikayesi : Mîra Penaber pirsî : Apê Xoce heps çiye?
Mîra, hevala min e. Hina gelek biçûk e. Qîza hevalên min êlxan û Eyşanê ye.
Ez û Mira gelek ji hev hez dikin.
Gava min dibîne gelek şa dibe.
Ez ji wê bêhtir kefxweş dibim.
Wan rojan ez li mala wan bûm.
Min û êlxan li ser zîndanan, heps û êşkencexaneyan diaxivî.
Mîra li derdora me mîna pisîka malê digeriya.
Carekê ket navbera min û êlxan.
Bi destên min girt.
Mi bir odeya xwe.
û ji nişkave;
‚Xalê Xoce heps çiye?'
Ha ho ha ho malik li min xirab bû.
Ez ê ji wê keçika delal re çawa behsa hepsê bikim?
Ez ê çawa bidim fêhm kirin?
Ez şaş mam.
Rûniştim.
Ar kete nava dilê min.
Em herdu rûniştin.
Bêdeng bûn.
Bi çavan em diaxivîn.
û ji nişkade destê min çû cixareyê.
Min cixareyek pêçiya, pêxist:
Min got : Mîra here ji ba min. Here û deri bigre.
êdî ez hepsî me.
Derket Mîra . Derî girt. û gazî kir.
‚Bavo.. bavo.. xalê Xoce digirî û cixare dikişîne.'
‚çima keçika min te çi kir?'
‚Bavo min tiştek ne kir. Min jê re got; Xalê Xoce heps çiye?'
‚Temam qîza min. Here odeyê. Xalê te Xoce êdî hepsî ye..'
‚Bavo dê kengî wî berdin?'
‚Nizanim qîza min. Nizanim Mîra min. delala min.. Nizanimmmmm….'
Esat Oktay Yıldıran Akademisi: Diyarbakır Zindanı
Ben yukardaki Kürdçe yazımda, el kadar Mira'ya nasıl analatabilirdim hapsi, zindan ve bize yapılan işkenceleri?
Anlatmakta açiz kaldım.
Sustum ve derin derin düşündüm,
çocuklar, gençlere ve görmemiş olanlara nasıl anlatabilirim bu Cehennemi.
Bu nedenle yaşayanalar da anlatmıyacağım.
Eğer anlayan olursa, yatmamış olanlara ve bizi anlamak isteyenlere biraz anlatabilirim. Biz ‚çekkk…' denilecek kadar her türden işkence ve baskıyı çektik, göreceğimiz kadarını gördük. Eğer biz yaşadıklarımızı siz yaşamayanlara aktarabilirsek, ve siz de bize yapılanları anlarsanız; o zaman mesele kalmaz.
Daha önce bir kaç yazımda, Dörtlerin Gecesi ve ölümü Yasaklıyorum kitaplarımda bu zindanın sadece bazı trajedik yönlerini yazdım.
Şimdi ise, nerden çıktığı belli olmayan bir öneriyle; Bu Diyarbakır Zindanı'ın yıkılacağı yerine ya okul ya da bir anıt dikileceğiz söyleniyor.
Eğer okul yapacaksanız; önerim bunun adı: Esat Oktay Yıldıran Akademisi olsun!. Ve kapısaına zebellah gibi bir heykeli dikilsin. Yanında da komutanları ve işkece başı görev arkadaşları da mutlaka olsun.
Ortada Esat Oktay Yıldıran.
Hemen arkasında Kemal Yamak ve o dönem 7. Kolorduda görev yapanlar…
Mahkeme başkanı Emrullah Kaya, Savcılar Cahit Aydoğan, Basri özgenç.. Bunlar hala hafızamda olan ve ezberlediğim isimler. Tabi Osman Aydın, Minik Astek. Kara Bela, üçbeş çavuşları…
Bu akademinin hemen giriş salonunda mutlaka Cezaevi Müdürleri..
Doktoru, ve idari personel olmalıdır.
Bu okula behemehal; babaları, abileri, amcaları, dayıları, tezeleri, anneleri ve her kim yatmışsa çocukları bulunup kayıt edilmeli. Evet evet. Bu konuda ciddiyim.
çünkü dün İşkecehane olan ve ‚Burası evelatlarım sizin askeri akademinizdir' diyen Esat Oktay Yıldıran'dı. Şimdi de Kemalist Eğitim Müfretadının uygulanacağı Sivil Akademi olmalıdır.
Hatta buraya bazı yeni proflar atanmalı.
En başta Abdullah öcalan. Osman Baydemir, Sabri Ok vb.
Bu müstesna şahsiyetler ders vermeli. Bir daha ‚PKK doğuracak bir vuva haline gelmememli.' öyle ya bazıları ‚Eğer Diyarbakır Zindanı olmasaydı; PKK de olmazdı' demiyor mu? Tamam işte. Artık o zindan yok. PKK de olmaz. Ama Diyarbakır Zindanı'nda devletin diz çökertemediği devrimci Kürd evlatlarını Abdullah öcalan nasıl Bekaa denen yerde ‚Zindan Direniş Konferansı' yaparak; onları muma çevirdiğinin pratiğini anlatsın onların evlatlarına.
Yakışır. Ve bizim insanlar da görsünler bakalım; nasıl ‚ağacın kurdu' Kürd lideri oldu? Görsünler yedi cihanda.
Sayın Altan Tan bugünkü gazetelerde ‚Babamın öldürüldüğü yerde çocuklarım nasıl eğitim görür' diyor. Bence yanılıyor. Görür görür. Bal gibi görür. Niye düna kadar önce karakol kurup yanına da okul yapmadılar mı? Bu devlet geleneğidir. Kolay kolay değişmez. Yani kırk yıllık yahi olur mu yani misali.
Niye bu Amed Amed dedikleri kimin elinde?
Burdaki Belediye başkanı Kenyalı mı?
Bu halk Kürd değil mi?
Evet diyorsanız; o zaman size soruyorum. Bikez Allah billah aşkına bikez; Yaralı parağımıza işsinler. İşsinler de yaramıza derman olsunlar. Bize de onları bikez olsun desetekleyelim. Ama yapmazlar, yapamazlar. Yapabilmeleri için iki şart gerekir;
Bir ya bir gün dahi olsa Abdullah öcalan denen adamın orda yatmış olması…
Ya da bu işte kesinkes bir çıkarlarının olması gerekirdi.
Sahi dün bizim fotolarımızı Avrupa'da ve dünyada ‚İşkencelerde kahramanca direnen yoldaşlarımız' demiyorlar mıydı? Tam dört yıl boyunca bu Diyarbakır Zindanı üzerinde propaganda ve ajitasyon yapmıyorlar mı? Hala da türküleründe, saz ve sözlerinde yok mu?
Bu Mazlum Doğan…21 Mart..
Ferhat Kurtay ve Dörtler.. 18 Mayıs..
Hayri, Kemal, Akif ve Ali çiçekler BüYüK öLüM ORUCU eylemi buralarda olmadı mı?
Onlar büyük oynadı. Kocaman bir dağ gibiydi ölümleri.
Ama birileri kocaman kocaman kasalar doldurdu, gerdan kıvırdı onların bu ölüm rantından.
Evet baylar bayanlar…
Ey başta Amad'li Kürdler…
Esat Oktay Yıldıran Akademisi için kayıtlara başlanmıştır.
Muracat etmek isteyenler Belediye Başkanı Osman Baydemir hazretlerine başvurabilir.
25 Ağustos 09
Yayıncının Notu:
Bu yazım için bir foto ararken, Sayın Selim çürükkayan'ın yaptığı Diyarbakır Zindanı'ında bir hücre resmi ve dört yıl önceki bir yazımı buldum.
Yazı orda -teknik nedenden dolayı- tam bir Arap saçı olmuştu. Aldım ve düzelttim. Buraya da almayı uygun gördüm. Konu tamamlanıyor. Bir taraftan Esat Oktay Askeri Akademisi adındaki Cehennem bir yanadan yeni modern Kemalist eğitim Akademis temeleri atılmak üzere.
Şimdi bir de işin o tarihsel zaman tuneline bakalım.
Sahi ne olmuştu o zindanda?
Selam ve saygıyla.
Şükrü Gülmüş : MAZLUMLA DOĞAN NEWROZ
"Vurdu başını sahralara, çöllere.Ninova şehrine uğradı. Korku hakimdi her yerde. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu bir zamandır.Sonra döne dolaşa acıktı. üşüdü. Bir demirci dükkanına götürdü ayakları onu...."
MAZLUMLA DOĞAN NEWROZ
Şu 2005'in bilmem kaçıncı Newroz yıldönümünde, muhacirliğin cehnetsi vatanlarında, berbat bir havada Newroz'u karşılamaya çalışırken; ilk Newroz ilanları… Kim nerde hangi sanatçıları sahnelendiriyor?... Kim yine ne gibi ajitasyon ve propagandalar çekiyor diye merak ederken; yazılacakları pek de merak etmiyorum. çünkü bu yönüyle ‚Eski tas eski hamam' olacağı bir gerçek. Alışılmış ‚devrimci, ajitasyon ve propagandayı; ‚Vatan/Millet Sakarya' gibi kullanacaklar hayli fazla.
Newroz'u, Mazlum Doğan'ı, Diyarbakır Zindanı'nı dilediğiniz gibi anlatmakta serbestsiniz. Sizin serbestliğiniz ve özgürlüğünüz var. Bizim de kendimizce canlı tanıklığımızı anlatma ve yazma hakkımız var.
Siz sevgili Nasname Okurları için bir roman çalışmamın kısa bir özetini anlatayım.
*
Günlerden BİR GüN…
35. koğuşa, cümle mehmetçikleri, enikleri ve ünlü CO'suyla yine Esat Oktay geldi. O geldiğinde 100 kişilik koğuş olan 35. koğuş, orman yangınına tutulmuşçasına haykırmaya başlardı!..
-Dikkattttt komutan soldaaaaa…
-Birinci koğuş, sekiz kişiyle emir ve görüşlerinize hazırdır komutanımmmmm.
Tak tak, rap rap sesleri….Ve en son ölgün bir ses:
-Mazlum DOĞAN, Elazığ. Emret komutanım!..
Esat Oktay, meydan muharebesi kazanmış Toto Kamer edasıyla;
-Ha haha haaaaa… Şuna bak şuna; bana, bana komutanım diyor… Duydunuz mu, duydunuz mu evlatlarımmmm… Askeri okul öğrencilerim…
Aşağıdan 99 kişi dokuzyüz bin kişi kadar ses çıkararak;
-Emredersiiz komutanımmmmmmmmmmmmm!……..
Esat, zevkten ve neşeden orgazm olma seanslarını yaşıyordu. Karşısında Mazlum Doğan vardı. Ve ona komutanım, diyordu. Bir ara;
-Sahi Mazlum, bana komutanım diyebileceğini eskiden hayal edebiliyormuydun? Ne düşünüyorsun? Gerçekten merak ediyorum.Mazlum hiç ses etmedi. Sonra Esat Oktay, aynı hiddet ve şiddetle çıkıp gitti. Bu kez ne Hayri'ye küfretti, ne de Kemal PİR'e ‚
-N'aber patron' dedi.
çekti gitti arkasında koşan mehmetçikleri, enikleri ve Asena tohomu CO'suyla beraber.
Mazlum O GECE..
Mazlum o gece, çok ama çok düşündü. Bulunduğu yer ve tarihten uzaklaştı. Yılları geriye doğru onar onar katladı. Ogünün tarihi, şartları ve içinde bulunduğu şartlar nasıldı?
-Hiç bilmeyenler için-
üçlü darbelerin üçüncü vuruşu 12 Eylül'dü.12 Eylül'ü anlatmaya gerek var mı?Türkiye'de sol, sosyalizm ve Devrim-devrimcilik' adına ortaya çıkmış hiç bir hareketten ses seda yoktu; tıpkı Türk Devleti'nin kendi fideliğinde geliştirdiği kapitalistleri gibi, Türk Solu'nu da aynı şekilde kendisi yaratmıştır. Solun orjinal tarihi 1919 Mustafa Suphi (TKP) alınacaksa, Milli Kapitalizmin de miladı karar ve tarihi İzmir İktisat Kongresidir, demek gerekir. Bu anlayışla durumlara bakılacak olunursa:
Ve onlar ‚kızılkurt' dedikleri an; teslim bayrağını çekti devrimcileri. Ankara-Mamak'ta ‚Karıştır-Barıştır. çek dizleri, salla kolları. Harbiye Marşına başla' dediklerinde en küçük bir kusur etmediler. Mamak tamam!..Metris düştü düşecek, derken… Asıl hedef Kürdistan oldu. Ve dışarda olanlar; ‚Vuruşanlar vuruştu. Ricat taktiğiyle becerenler kendilerini Suriye ve Lübnan sahalarına attılar.Kala kala; ‚çantada keklik' misali Diyarbakır Zindanı'ındaki tutsaklara yöneldiler. Diyarbakır yalınkat direndi. Ama en fazla dokuz ay, çıplak beden ve elde yürekle. En son 43 günlük ölüm Orucunda Ali EREK teslim alınmadan öldü. Daha sonra ‚anlaşma' sağlandı. Savunmaya engel olunmaması, ihtiyaçların karşılanması ve işkence yapılmaması kaydıyla devrimciler de üç kurala uymayı kabul etti.
1-Her sabah; Andımız, istiklal Marşı, ve Gençliğe Hitabe okunacak.
2-Subay, astsubaylar geldiğinde ayağa kalkılacak. Nizami sayım yapılacak.
3-Ve görüşe, avukata, mahkemeye, kantine nizami gidilip gelinecek. Ama ‚anlaşma'nın mürekkebi kurumadan; üçe 33 marş daha katıldı.İşkence sistemli hale getirildi. Pişmanlık, itiraf dayatıldı.Savunmalar engellendi.Ve devrimci önderlere özel program uygulandı.Bunlardan biri de; Mazlum DOĞAN : Andımızı, Kemal PİR : Gençliğe Hitabe,Hayri DURMUŞ : İstiklal Marşı'nı oku, düştü. Ve biz artık her sabah böyle başlardık 24 saatin ‚eğitim' adı altındaki işkenceye.Bununla da yetinilmedi. 10 Kasım'da Atatürk Töreni. Ardından cezaevi hoparlöründen konuşma. Orda bir tek Mazlum yoktu. Geri kalanların hepsi vardı. Ve o konuşma bizleri canevinden vurdu. Mazlum öfkeliydi. Bu karara son noktayı vuran Hayri Durmuş'tu. O kurallara uyma kararını kabul etmiş, Mazlum kabul etmiyordu. Fakat başka çıkış yolu da göstermiyordu. İlk tepkisi ‚biz direnişi, bir tas çorbaya sattık' olurken; savunmaların engellenmesinden sonra da Hayri'ye ‚Senin söylediklerin geçersizleşti. Ben böyle bir durumu kabul etmem' olmuştu. çünkü Hayri; direnişi mahkemelere sıçratma ve nefes aldırmak istiyordu. Ama o da engelleniyordu. İşte durum buydu.
Ve biz gelelim Mazlum'a, onun hücresindeki kendi içindeki monoloğuna. Bulunduğu yer:35. Koğuş, dört katlı, her katı onarlı hücreden oluşmuştu. Mazlum, 4. Kat, 9. hücrede kalıyordu. Tavanlar meyilli, insan normal olarak tuvalet bölümüne geçtiğinde kafasını eğmek zorundaydı. Demir parmaklıklı kapı, betondan ranza, küçük bir lavabo ve hemen yanında kapısız tuvalet vardı.
Yıl: 1982.Ama ay ve tarih bilinmiyordu.Ne bir saat, ne bir satır yazı, ne kağıt ne kalem… Ne sigara ne kibrit. Tüm eşyalar da ya tahtadan ya plastiktendi. Bir iğne ve bir metre kadar iplik dahi bulundurmak yasaktı. Bunların bulunması ağır ceza ve işkenceler gerektirirdi. Seksek oynayan çocuklar gibi düşlerinde on yıl geriye gitti.
1972!..12 Mart!..Darağacında eski göz ağrıları liderlerini ve ardılları olduklarını düşündü. çünkü Mazlum, eski bir Dev-Gençliydi PKK'li olmazdan önce. Onları yüreğinin en muhkem yerine nakşetti. Solculuklarına, kararlılık ve cesaretine her zaman hayrandı. Ama Kürd ve Kürdistan konusunda onları yetersiz görürdü. Ordan bulunduğu yer Diyarbakır yargılamalarına geçti.DDKO'lar ve Diyarbakır Sıkıyönetim'de yargılananları da biliyordu. Savunmalarını, mahkeme tavırlarını, ve attıkları sloganlara kadar biliyordu. Ama onları da ‚Kürdler vardır. Kürdler bir halktır' savunmasını yeterli görmüyordu. Ve eğer onun daha 1 Nolu'dan beri hazırladığı savunma yakalanmasaydı. Onu bitirebilseydi belki de Kürdistan Tarihinde yapılmış olan en kapsamlı savunma olacaktı. Ona da kahroldu. Ve belki de ‚Bize yönelmeleri bundan dolayıdır' diye düşündü. Diyarbakır yargılamalarını da hızla geçti.
Biraz dünyadaki direnişleri ve devrimci önderleri aradı. Onlara göndermeler yaptı. O daha büyük bir idolle kendini eşleştirmek istiyordu. On yıl geri, dedi.
1962!.. Türkiye ve Kürdistan'da siyasi atmosfer soğuk ve donuk.Mendersler ve sağ cenah üçlüsünü anarken; suratını ekşitti. Kafası bozuldu. Düşleri tarumar oldu. Bir seyyah, bir gezgin bir mecnun oldu Mazlum. Vurdu başını sahralara, çöllere.Ninova şehrine uğradı. Korku hakimdi her yerde. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu bir zamandır.
Sonra döne dolaşa acıktı. üşüdü. Bir demirci dükkanına götürdü ayakları onu. Selam verdi. Selam aldı.Kırçıl saçlı, maviş maviş gülen demirci ona yer verdi. Sanki içini okumuşçasına, yemek koydu önüne. Sonra sordu.
-Derdin ne senin Xorto!..
-Nasıl anlatsam…-
Anlat. Derdini dinleyecek insan da bulmak bu şehirde zordur.
–Benim ve halkımın başında büyük bir bela var. Zulmet her yerde kol geziyor. Bakıyorum da senin bu şehrin de bana o Deccalin Zindanını anımsatıyor. çaresizim ustam. Bana hem adını hem de aklını bağışla.
-Adım Kawa, Kawaye Hesinker derler bana. Senin nedir?-
Mazlum, Mazlum Doğan…
-Duydum seni. Seni ve ve şimdiki halkımın evlatlarını. Sana diyeceğim şudur. Her Zalime bir Mazlum gerek!.. Eğer Mazlumsan ve kararlıysan… O zaman gözünü budaktan sakınma. Bir insanın kararı çok önemli. Ve o karar anında, zamanında verilmişse; ardı gelir. İlk olmak zordur. Fedakarlık ve özveri ister. Her zalime bir mazlum.Olmak istersen bir mum O zaman her mumun en temel özelliği dibine ışık vermez.
Uyandı.Uyanır uyanmaz da sıçradı.Her zalime bir Mazlum.
İşte o benim.Mum gibi yanmalıyım o zaman.
Newroz hazırlığında Mazlum!..
O günden sonra kararını verdi ve hedefine kilitlendi. Mahkeme geliş gidişlerinde kendine üç kibrit çöpü buldu. Zulalarına yerleştirdi. Kavını ayrı yere gizledi. Tarihi kafasında tuttu. Hedefine kitlenen bir roket oldu Mazlum.20'yi 21'e bağlayan gece geldiğinde; her şey tamamdı. Anasının kendisine armağan ettiği yıllardır sakladığı ipek kravatını çıkardı. Ona bu sefer idam ilmiği attı. Vanaya astı.Sol yanında bulunan Hayri DURMUŞ'a seslendi. ‘Hayri, Hayri… Ben gidiyorum. Bak üç kibrit çöpüm ve son ışığım bu…' Hayri anlayamadı. Ama ona daha önce, mahkeme geliş gidişlerinde ‘Böyle bir yaşamı kabul etmem mümkün değil' demişti. ‘Böyle yaşamak her gün biraz daha ölmektir. Bunlar bizi tamamıyla düşüncelerimize ve insanlığımıza karşı kullanacaklar' demişti.
Tarihi An En
sonra sıradan da işlerini yapıyormuş gibi yerinden kalktı. Yatağını düzeltti. Eşyalarını bir insan şeklinde battaniyenin altına gizledi. Tuvalet bölümüne geçti. Lavaboya çıkıp, kafasını vanadaki kravata geçirdi. Ve tüm gücünü toplayarak kendini boşluğa bıraktı. İpek kravat, boynunu kesti. Boyun kemikleri kırıldı. Kan sıçradı her tarafa.
Mazlum artık yoktu.
Ama bir anlamda ebedi olarak da yaşayacaktı. 21 Mart Sabahı Her sabah, gardiyanlar gelir. Birinci hücrenin önüne koydukları karavanalar ‚zınk' diye ses çıkardığında; tüm tutsaklar ayakta, esas duruştadır. Kapı şıngırtıları birer tank sesini andırır sessizlikten.
-Sürmeli çELİK Batman emret komutanım…
-Kes lannn. çabuk çorbayı dağıt!... Sürmeli, hızla dördüncü kat, 9. hücreye doğru karavanayla koşmaya başladı. Ben o zaman 1. kat 9. hücredeydim. Karavana üstümüzdeki üç kat yukarısında değil de sanki yanımızda yere düşer gibi ses çıkardı. Sürmeli;
-Mazlum abi… Mazlum abii çorba… çorba…
Ses yok. Bir daha seslendi.
-Mazlum abi hasta mısın? Neden kalkmıyorsun?Sonra Sürmeli:
-Komutanım Mazlum Doğan kalkmıyor. Sanırım hasta…
-Lan Mazlum.. Geberdin mi? Kalksana… Gelirsem oyarım haaa… Bekle geliyom lan… Kambur onbaşı hızla yukarı çıktı.
-Mazlum… Mazlum lan… Hoo uyan lannn… Anahtarını çıkardı ve kapıyı açmadan..
-Sen koş hücrenin önüne… çabuk…Kambur Sürmeli'yi hücresine aldı. 100 kişilik koğuş pür dikkat dinliyordu. Az sonra bir zebani takımı yukarı, dördüncü kata fırladı. Mazlum'un hücresini açtılar.
-Oruçççç!.. Eğitime başla!...
-Emredersiniz komutanımmmmm!...
-Türküm…
-Tütkümmmmmmm…
-Doğruyum!..
-Doğruyummmmmm…….
.çorba da gitmiş ve marşlı eğitim başlamıştı. Ardında bir komut sesi daha duyuldu.
-Dördüncü kat geriye dön!...
Ve battaniye içinde bişeyler taşıyordu gardiyanlar.Ne olduğunu hala anlamamıştık. Abla çocuğu dediğimiz çavuş geldi. Karşımıza geçti. Habire sigara içiyor ve yüzünde bet-benz kalmamıştı.
-Oruç Kes!...
-35. Koğuş dinle!...
Dün akşam içinizden Mazlum Doğan arkadaşınız intihar etti. Ardından da bir mektup bırakmış. ‚Ben bu şartlara dayanamam. Benim için ölmek daha iyidir' diyor. Harbi ve mert bir adamdı Mazlum. Helal olsun. Ben düşmanın böyle olanını sever ve saygı duyarım. İçinizde böyleleri hala varsa durmasın, derim… Şimdi istirahat et.Onbaşı; koğuşa çay söyle benden!...Ve çekip gitti ‚abla çocuğu' çavuş. Biz hücrede olanların ağzını bıçak açmıyordu. Bir hariç. O da hüngür hüngür ağlıyordu. Ve ağlarken de birşeyler söyleniyordu. Ona,
-Ağlama!...
Bence bizim için Mazlum kurtuluş yolu gösterdi. Bu şartlarda yaşamaktansa ölmek en iyisi… Ve bence çok şanlı bir gidişti bu. Yapabilecekler böylesi eylemler koymalı. Eğer gücüm varsa, hiç durmam. çünkü Mazlum asla öyle karamsarlığa ve yılgınlığa kapılmadı. Ama o her zaman ani ölümlerle bu finali kapamak istedi. Aşk olsun sana Mazlum.Sana da böyle bir gidiş yaraşırdı.
Burda noktalıyorum. Ve biraz kurgusal da olsa; Mazlumla Doğan, Newroz'u bu şekilde düşünüyorum. Ve iyi ki öyle gittin sevgili Mazlum. Bilmem yaşasaydın şimdi nasıl olurdunu da düşünmek istemiyorum.
Sen her zaman benim yüreğimde öyle her zalime bir hançer olarak düşen bir Doğan'sın.Seni, Ferhat'ı, Hayri'yi, Pir'i ve giden o güzel insanları bir an bile unutmadım.
16 Mart 05
Şükrü Gülmüş



Yorumlar (2 gönderildi):
.kendi psiliklerini temizleme pesindeler. kürtlerinbuna karsicikmasi gerekir. Güneyafrikadaki ceza evi nasil müze olduysa, abd deki alkadras nasil müzeyse ve bri dönemin utancini gelecek kusakalra aktariyorsa diyarbakri zindanida kalmali gelecek kusakalra aktarilmali türklerinyaptigi vahset
saygilarimla
bu arada belirteyim,türklerin yaptığı vahşet lafı çok çirkin.devletin demek daha doğru.bu vahşeti kınayan milyonlarca türk var,benim gibi.
Yorum yaz