Bir Komplo Daha Atlattık (!)
Suriye’ye Halil Cibran bir başka bakar. Ülkesi Lübnan için; ‘Suriye’nin Gelini’ diyor. Peki böyle dediğinde Suriye, Lübnan’ın kayıbabası mı, yoksa kayınanası mı olur? Oraları da görme olanağını buldum.
Cennet ve cehenneme dönen Beyrut’da, müzik/dans ve silah sesleri birbirine karışırdı.O güzelim apartmanlar birer işgalci yuvasıydı. Nakkaşları bazuka, Arbi CS ve kleşinkofla süslerdi her yanı. Her an ölüm ve yaşam bir aradaydı. Ama kimse halinden rahatsız değildi. Bu ülkede artık ölüm çok sıradan bir şey olmuştu. Tezgahlarda ekmek-zeytin gibi sialh satılırdı.
Suriye’nin gelini, kapatması ve metresi Lübnan...
Yanlız Suriyeli Arab'ın mı?
Iraklının, Filistinlinin ve her egemenin...
*
Size bu toplarlarda bir prototip kahramanından bahsedeceğim.
Adı Akif Hasan.
Zayıf, güleç yüzlü ve cin gibi gözlü biri. Gülünce de en çok onu ele veren sağda dökülmüş dişlerini görürsünüz.
Akif Hasan bir Suriye Kürdü. O’nu ben Bekaa’da tanıdım. Akademi yönetimindeydi. Bizim spor hocamızdı. Komutanımızdı. Çevik, atak ve tazı gibiydi.
Hele Hazret'in bir diploma törenindeki çivi gibi duruşunu, panter gibi bakışlarını asla unutamam. Hazret saatlerce konuşmuştu. Gerilla adayları şapır şapır dökülüyor ve yerlere yığılıyordu yorgunluktan. Ben dayandım. Dayandım ama bu duruma tepki göstermek için sırayı terk ettim. Redaksiyonun arkasına geçtim. Bir güzel işedim. Bir sigara içtim ve geldim yerimi aldım.
Törenden sonra, komutanımız Akif Hasan gelip başıma dikildi.
-Heval sen tören esnasında teprendin!.
-Hayır. Yanlış gördün. Ben teprenmedim. Redaksiyonun arkasına gitttim. Sıçtım ve sigara içtim.
Akif durumu anladı. Cingar çıkarıp suç işlemeye meyilliydim.
-Hımmm, dedi ve gitti.
*
Yıllar sonra onu bir halk toplantısında gördüm. Ben ağır hastaydım. Zar zor yerimde oturuyordum. Onu saatlerce dinledim. Tam bir Öcalan kopyacılığı yapıyordu. Bir ara o kadar sıkıldım ki; bir kağıda not yazıp ona gönderim. Aldı. Okudu ve bana dikkatlice baktı. Konuşma arasında dışarda beni gördü.
-Seni tanıdım. Sen hala dümdüz gidiyorsun.
-Evet. Sen de aynı...Peki niye soruma yanıt vermedin?
-Olmezdi heval olmazdi. Helkin morali pozılır.
Akif bu.
Yaman bir tazı gibi. Nerde nasıl yapacağını iyi bilir.
Öcalan Avrupa, yani Roma hicretine çıkınca da Akif hep yanındaydı. Çünkü Akif çok dil biliyordu. Onun Öcalan’a, Öcalan’ın ona ihtiyacı vardı. Öcalan; dayılarının yanına gidince Akif yanlız kaldı. Ve O’da ‘Uluslararası İç Komplo’nun ayakları içine sokuldu.
Bu yetimlik zamaında onu gördüm.
Akif’in kılıcı düşmüştü. Süt dökmüş kediye dönmüştü. Ama bu haliyle bile kediliğini yapmış, kendi gibi güzel, zarif bir bayanı ikna etmeyi başarmıştı. Ona
-Hele son maceralarını anlat Akif!..Nasıl Başkan’a komplo yaptın?
Güldü. Hala dişlerini yaptırmamıştı.
-Ya heval xoce ne komplosu!.. Wellehi, billehi ve tillehi kendi getti. Komplo momplo yoh... Lê hema yazeceğim.
-Adı ne kitabının?
-Bir komplo Daha Atlattık –Pehhhh... Pehh Pehhhh-
-Çok iyi. Hele bir kaç tane olayını anlat bize.
Ve Akifim anlatmaya başladı.
"-Birgün Serok beni kaldırdi. Bene,
-Hele beni anlat, dedi.
-Ben de, Serokê min tu mina rojek e, ji rojhilat didî der, bilind dibi bilind dibi û li rojava dikewî..
Birden, "Dur dedi teres dur!.."
-Ne oldi başqanim, bir durum mi var?
-Bisekine...Bisekine...
-Belê.
-Çime ez diçim rojava? Bila roj li vir bisekine.
-Bila bisekine Serokê min...Bile bisekine.
-Rojê bisekinee...
Gülüyoruz. Artık geyik muhabbetidir yaptığımız.
Akif, kitabını yazdı mı, yamazdı mı? Bilmiyorum. Ama eminim çok güzel şeyler vardır. Bana anlattıkları aklıma geldikçe yazacağım.
26 Mart 08



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz