Serokê Min Demokrasi Çiye?
Şükrü Gülmüş- Politik Mizah Yazılarım Bu 2008 yılının 21 Mart’ında, yani Newroz’da, yeni bir kararımı size açıklamak istiyorum. On yıldan beri, nefes nefese, durmadan dinlenmeden, Öcalan’ı ve sistemini hedef alarak, eleştirilerimi kılıçtan keskin fırlattım. Bu benim için olmasa olmaz bir yemindi. Bu benim giden yoldaşlarıma ve sevdiklerime karşı Söz Onurdur. Onuru Çiğnetmeyeceğiz, vasiyetiydi.
On yıl; insan ömründe çok, halkların ve sınıfların yaşamında küçük bir andır.
Değirmenime alacağım tanelerim, O’nu ve sistemini deşifre etmek gereken çok şey vardı. Elime ne geçtiyse, ne bildimse verdim. Çok baskılara uğradım. Kapılar yüzüme kapandı. Eleştirilerimi yersiz ve gereksiz görenler oldu.
Aldırmadım.
Çünkü ben kendi inandığım savaşımı veriyordum.
Ulus davası bitmiş, bireyin onur savaşı başlamıştı.
Bu savaş benim savaşımdı.
Dün ben davayım. Dava benim diyerek bu işe girmiş ve sermayeyi tümden İmralı Şeyhine kaptırmıştık. O zaman bugün, yeniden birey ve kimlik savaşı vermem gerekiyordu. Karınca misali. Yola devam ettim.
Lakin bu süreç bitti.
Destar ve değirmenime atacağım ne tane kaldı ne de bu İmrocu Anlayışın gökkübbe altında sırrı kaldı.
İlan ediyorum!...
Yeni bir tarz geliştiriyorum.
Artık Politik Mizah Silahını kuşanıyorum.
Sevgili kardeşim Aziz Gülmüş, Amed’i kendi tarzıyla verirken ben bu Suyun Ortasındaki Adamı ve sisteminin çarpıklıklarını Politik Mizah tarzıyla vermeye başlayacağım. Ama Kürdçe olanları Kürdçe, Türkçe olanları ise Türkçe vereceğim. Çünkü özgünlük böyle daha hoş.
O zaman ilkina başlayalım.
Ya Xûda, ya Yêzdan!.. Ve yarın aşkıyla...
*
Hazretin Suriye Hicret’inden çok kısa bir süre sonra bende gitmiştim. Gidiş ve gelişi daha önce anlatmıştım. İkinci gidişim bir onbir yıl sonra, yani 1991’lerde falandı.
Hazret bize Demokrasi Üzerine bir seminer verecekti.
600 kişiyi aşkın bir grubumuz vardı. Akademi dedikleri anfi hınca hınç doluydu. Biz beton zeminlerde, zangır zangır titrerken, o sahnenin ortasında dans eden bir balerin gibi gah oturuyor, gah suyunu içiyor gah da voltasını atıyordu.
Tabi bir tarzı var.
Konuşmaya başlamadan hep sorar:
-Bir sorusu olan var mı?
-Kes sual dika an na?
..........................
Kim korkusundan soru sorabilir? Kim öksürebilir? Kim teprenebilir ki? Yok ve hiçbir zamanda böyle bir baba yigid çıkmazdı.
Başladı.
Tam altı saat ard arda gevezelik ederdi. Bazen gözlerini kapayıp, bazen de havadan sudan konuşur, konuşurdu. Çok konuşurdu. Ama Allah var hep boş konuşurdu. Peki Ey hazret, ey serok, ey kral boş konuştun, diyebilevek var mıydı?
Yok.Yine saatlerce konuştu ogün.
Ne ben ne de bir başkası soru soramazdık.
Ama bitirince tekarar;
-Anladınız mı?
-We fahm kir? Dedi.
Bir çelimsiz, bir yel esse uçacak zayıf mı zayıf Süriye Kürdü bir gerilla adayı el kaldırdı. Ben gözlerime inanamadım. Hazret:
-Hııııı.....Bêje... Bêje.....
Bizim gerilla adayı, kendinden çok emin bir şekilde;
-Serokê min, sualek min heye...
-De bêjeeee!...
-Serokê min demokrasi çiye?
Hazret bir baktı. Bir baktı. Gözünü yumdu. Yüzünü buruşturdu. Öfkesinden deliye döndü. Ama gülerek;
-Demokrasi hımmmm....
Demokrasi şorba kazana niskêye!...
Serê bihê û derhe!.. Bihê û derhe!.. Teres!.. Min ji tere şeş seetan kala çi kir? De rûne cihê xwe.... Ez werim vira ezê li pêl serê tekim!...
Terese teres!.. Demokrasi çiye hııııı.....
24 Mart 08



Yorumlar (2 gönderildi):
Bu yazınızı okuyunca aklıma bir olay geldi. Aşağı yukarı bundan 15 yıl önceydi. Büyük bir seminer var diyerek hepimizi götürdüler ve büyük bir salonu tıklım tıklım doldudular. Seminerin konuşmacısı konuşmaya başladı ve değim yerindeyse, o da "serok" gibi çok uzun ve boş konuştu. Sağıma soluma baktım herkes uyukluyor. neticede konuşma bittiive sıra soru sorma faslına geldi. Sorusu olan var mı dediler ama kimse birşey sormadı.
Birisi elini kaldırıp söz hakkı istedi. Buyur dediler!
Adam dedi ki; arkadaş sen ne anlatın? islamdan girdin, Osmanlı ve Atatürk'ten çıktın! Senin anlatmaya çalıştığından hiçbir şey anlamadım dedi. Ondan sonra bunu söyleyen senmisin. Adamın uzerine yürüdüler. Yok seni bilinçli olarak buraya gonderdiler. Yok ajandir,s alonda her taraftan üzerine yürüdüler. Neyse ki, arkadaş ucuz kurtardı.
Yani Türklerin solculukları sadece türkler varsa, ya da onlar için ise vardir, yoksa Atatürk’te Lenin’e mektuplar yollamaktaydı ben solcuyum diye. Ama sorun onun solculuğu degildi, sorun kendi çikarlarıydı. Evet doğu Perinçek 2000’e Doğru dergisinin genel yayın yönetmeniyken Bakaa’ya gitti ve dergisi tiraj rekoru kırdı. Kimse sormadı neden? Ve nasıl? tabiki şimdi devlet, devlet ise, onu tutuklamaması gereklidir. Madem Perinçek diyordu ki, pkk terör örgütüdür o zaman tc yasalarana göre oda 1991 de Apo ile resimler çekmekteydi yoksa piknike mi gitmişlerdi Bekaa ya? Sormaz mı bu savcılar?
Degerli okurlar yani Kürtler dikkatlı olmalıdırlar, ismi fark etmiyor ne olursa olsun, Kürtler kendinlerini iyi kollamalari gerekir. Ne Doğu Perinçek, ne Yalçın Küçük’ten, ne de başka bir Türk aydınından medet beklemeyin. Kürtlerin sayesinde bedava kariyer ,bedava karizma,bedava kandırma yetter artikkkk!!!!!! Bırakın simdi bu safsataları apo da demiyor muydu anam Türktür yaziklar olsun!.. Bakın Mesud Barzani’ye onurlu kişilik ve şahsiyet budur ben böyle bilirim böyle derim, kimin annesi, kiminin babasi, kiminnin dayısı bilmem neyin nesi hikaye.
Bu işi Barzani ailesi başladı ve bunlar bitirecekler
selamlar sevgiler.
rodi
www.kurdweren.com a yorumlarinizi bekleriz
Yorum yaz