Anasayfa | Yazarlar | Şükrü Gülmüş | Siyasete Havlu Atıyorum!...

Siyasete Havlu Atıyorum!...

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Kuzey Kürdünün Edebiyat-Sanat Penceresi : Serçavan Nasname!..

ben kendime bir yeni mecra buldum. Edebiyat-Sanat cephesi. Yani 1914’lerde Halil Cibran, Naim Nuaiyme ve Emin el-Rehyani’nin Kalem (Mehcer) akımının bir benzerini başlatım. Üç benzemezden, kendime en yakın gördüğüm Halil ...

Kendimi ringlerde dövüşen bir boksöre benzetirdim.
Boksta kuraldır. Yumruk yer, yumruk atarsın.
Ama aslolan bu ringde havlu atmamaktır.

1976’dan 1999’a kadar –iyisi/kötüsüyle, eğrisi ve doğrusyla, suçu ve sevabıyla- bu siyaset ringinde bulundum. Asla geri çekilmedim. Çok düştüm. Çok kalktım. Bir tek kural vardı benim için; havlu atmayacağım.

Lakin zaman geldi.
Her boksürün de bir finali var.
Siyasetin ringinden 1999’dan itibaren, yani O’nun bitiş miladıyla; karar verdim.

Bir daha siyaset mi?
Asla!..Asla!.. Asla!...

Üç safhamız vardı:
Bir düşüneler...
İki yazanlar
Üç yapanlar...

Düşündük. Düş kurduk. Düşümüzü yazdık. Bu düşününcelerin, bu yazılanların hayata geçmesi için harekete geçmek gerekiyordu. Osmanlı’dan devralınan ve 84 yıllık ömrü olan, ezeli dört egemen güçten TC’ye başkaldırmak vardı. Baş kaldırdık. Silah çektik. En uzun süreli silahlı mücadeleye damgamızı vurduk.

Sonuç:
Silah var. Silahlı güçler var.
Kitle desteği var. Para var.
Her şeyimiz hala var.
Olmayan neydi?
Kalıbın adamı olacak liderimiz yoktu. Olanlar ya yok edilmiş, ya katledilmiş ya da safdışı edilmişti. Ve gerçek liderler olmayınca da Saha O’na kalmıştı. O’nu herks -dışardan- baş bellemişti. Oysa O, ne benim ne benim kuşağımın ideal lideri idi. Asla olmazdı. O bir SIFIR’dı. Gücüyse; arkasına gelen rakamlar -güçler- veya önüne eklenen sıfatlardı. Lakin O bir hiçti.

Belki de böyle bir hiç istenendi.
Tek kelimeyle: YENİLDİ!...
O’nun şahsında biz de yenildik.

Bu nedenle; siyasete artık kesinkes havlu atım.
On yıldır yazıyorum. Yazmaya devam edeceğim. Ama ‘yapanlar’ basamağına asla ve asla atlamayacağım. Çünkü bu siyaset basamağıdır. Ve siyaset ise; apayrı bir sanat dalı. Ben bu sanatı beceremiyorum. Bunu itiraf ediyorum. Ne dün, ne bugün bunu yaptığımı iddia ediyorum. Yarın da yapmayacağım/yapamayacağım.

Lakin ben kendime bir yeni mecra buldum.
Edebiyat-Sanat cephesi.
Yani 1914’lerde Halil Cibran, Naim Nuaiyme ve Emin el-Rehyani’nin Kalem (Mehcer) akımının bir benzerini başlatım. Üç benzemezden, kendime en yakın gördüğüm Halil Cibran’dır. Benim idolüm o. Ve onun yolunu, kendi gerçekliğimde bulacağım.

Bu nedenle Serçavan NASNAME ’ye adayım.
Takım oluşturuyorum.
Bu Nasname’nin ikiz kardeşi, dişil yönü olacak.
Onunla beraber ama ondan bir o kadar da ayrı.

Şimdi mevcut edebiyat ve sanat yazar çizerlerinin yanında; buna aday olacaklar varsa buyursun. Zaten Nasname’de iki kanat var. Edebiyaçılar ve siyasetçiler.

Benim adaylarım:
Mizahda Aziz Gülmüş (kardeşim), Necmi Aksoy, Harun Tak, Dicle Can, Elif Orhan, Loran Bilge, Reşîd Rûken, Loryam ve daha da gelebilecekler mutlaka vardır.

O zaman ne duruyorsunuz?
Gelin Serçavan Nasname ’de buluşalım.
Sevgili webmesiterimiz eminim bize bu konuda olanak sunar.
Herkes alanını ve kaç numara oynayacağını göstersin.
Ben futbol’da 10 numarayım. Hemde takım kaptanı.
Kalecimiz var. O her iki Nasname’nin de kalesini başarıyla korur.
Biz zaten on yıldır iki kişiyle buraya geldik.

Bağdat çok uzak ama bir adım atmakla yakınlaşır.
Haydi solcu solunda, sağcı sağında, yolcular kalmasın!...
Kervan kalkıyor!...

Serçavan Nasname
-edebiyat-sanat-

Yorumlar (1 gönderildi):

Aziz GÜLMÜŞ .. 27 Jun, 2008 03:16:01
avatar
Bizim siyasetle işimiz olmaz, varsa yoksa edebiyat... Edebiyatın (Mizah dalında) her mevkiide oynarım. Hele bir de iyi bir asist alırsam gol bile atarım. Penaltılarımı kurtaracak kaleci henüz doğmadı, bakın penaltılarımı kaleciler neden kurtaramıyor onu da söyliyim; Benim tekerin biri patlak ya, onun için topa yaklaşana kadar kaleci sağa atacağıma inanır ve daha ben topa vurmadan sağa atlar, eeee ben de boş kaleye ampul gibi topu asarım. Bakmayın siz Şükrü hoca'nın "Ben 10 numara oynarım" demesine, 21 numara, 47 numara oynasan, Maradona olsan kaç yazar en fazla elle gol atarsın, yada iyot gibi açıkta kalır ofsayta düşersin.

Hem sen adı Şükrü olan bir futbolcu gördün mü? yok... bu isim ile futbol birbirine tezattır. Sen iyi bir müslüman olursun ancak, oturup bol bol "şükür" edersin. Tabi benim gibi usta bir futbolcuyu yarattığı için de allaha şükretmeyi unutma. Çünkü futbolcu olmak doğuştandır yani allah vergisi bir durumdur. Sonradan olmaz ama bu iş isimle başlar. Hakan, volkan, Arda, Emre vs. vs. vs. Bu zatların babaları çocukların ileride futbolcu olacaklarını bildikleri için isimlerini de onlara uygun vermişlerdir.

Futbol fanatiği bir amcamın oğlu var. Zavallı bir köylü... Ama telvizyonlardaki naklen futbol maçlarını hiç kaçırmaz, Brezilyalı Ronalda'ya hastalık derecesinde hayranlık duyan biri. O Sırada bir çocuğu oluyor ve hemen Nüfus İdaresine çocuğu kaydetmeye gidiyor, Nüfus Memuru çocuğuna hangi ismi vereceğini sorduğunda, bizimkisi hiç tereddütsüz "Ronaldo" diyor. Tabi olmuyor adını Ramazan koyuyorlar, Sonra bu Ramazan büyüdüğünde onu "Remmo" diye çağırıyorlar, Ha Ronaldo, ha Remmo ne farkeder diyor "Remmo, Ronaldo'nun Kürd versiyonudur" deyip kendisini bu alanda teselli ediyor, Ama top oynatmıyorlar bizim Ronaldo Remmo'ya. Direk çoban oluyor ve etrafında onlarca koyun ve keçi ile dağda güzel bir Brezilya takımı kuruyor. Kaleye Keçilerinden Çevreş'i alıyor, Geri dörtlüye; Kafreş, Hırço, Bozê, Canê, Orta Alana ; Nazê, Pozliçık, Mêşo, Forvete de; Qûlbışet, Cange ve Warê Kor ile Antrenörlük hayatına başlıyor, ama federasyondan bir kuruş almıyor bizim kahraman teknik traktör (Pardon Direktör) ..

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin