Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | ABD, AB, AKP ve PKK’nin “Demokratik Özerklik” Projesi

ABD, AB, AKP ve PKK’nin “Demokratik Özerklik” Projesi

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

ABD, AB, AKP ve PKK’nin “Demokratik Özerklik” Projesi

Tek kutuplu dünyada artık iç dinamiklerin belirleyici olma şansı kalmamıştır. Başka bir deyişle, operasyona tabi tutulan ülkelerdeki iç dinamikler, operasyonların senaryosunu yazan küresel egemen güçler ve onların yerel işbirlikçileri tarafından birer araç olarak kullanılmak dışında ciddi herhangi bir işlevleri kalmamıştır.

5 Kasım 2007 tarihinde Beyaz Saray’da Bush Erdoğan görüşmesinden sonra startı verilen ve değişik biçimlerde de dışa vuran sürecin devamına ayak bağı olan/olmaya çalışan aktörler tek tek değişim ve dönüşüme tabi kılınmakta, sürece ayak diretenlerin de tasfiyelerine çalışılmaktadır. Bu süreç Türkiye/PKK ile sınırlı olmayıp, Güney Kürdistan ve Irak’ı da kapsamaktadır.

Türkiye diye bir devletin tarih sahnesine çıktığından bu yana, son sekiz yılda yaşadığı altüst oluşları yaşamamıştır. Statükonun aşılması/değişim ve dönüşüme tabi kılınması mücadelesinde temel faktör dış dinamiklerdir. Türkiye ve Kürdistan’da uzun yılların çabası(!) ile yaratılmış olan “Kutsallıklar”ın da sorgulanabiliyor olması demokrasi adına elbette önemlidir.

Ancak, bu tür pozitif gelişmelerin yanı sıra, Türkiye ve Kürdistan’daki egemen güçlerin piyasaya sürdükleri bilgi kirliliği furyasında ideolojik/politik kavramların içeriksizleştirilmesi ve toplumsal değerlerin anlamsızlaştırılmış olması, Kürdlerin Ulusal Demokratik Hakları açısından çok vahimdir.

Süreci daha da anlaşılır kılmak ve bilinçli olarak yaratılan ideoloji/politik kargaşanın arka planını görmek açısından iki temel Sorunun açıklığa kavuşturulması gerekir diye düşünüyorum.

Birincisi; Kürd Sorunu'dur. Kürd Sorunu'ndan ne anlıyoruz? Kürd halkının hak ve hukukunun sınırı nedir? Bunu kimler belirliyor/belirlemelidir?

İkincisi de; Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine nasıl bakıyoruz, neden destekliyoruz veya karşı çıkıyoruz?

Bu soruları doğru değerlendirdiğimiz veya doğru adlandırdığımız oranda hem Türkiye’nin AB süreci, hem Kürd Sorunu, hem de bu projenin Kürd Halkının Ulusal Demokratik Hakları açısından ne anlam taşıdığı daha da anlaşılır olur.

Kürdler; bölgenin yerli halkı olup, yaşadıkları coğrafyaya başka yerden gelmemişlerdir. Örneğin, Türklerin Anadolu'ya gelmeleri 11.yüzyılın ikinci yarısına rastlamaktadır. Kürdler ise, Arap ve Farslar gibi Ortadoğu'nun yerli halklarındandır. Kürdler Kürdistan'da, yani kendi ülkelerinde yaşamaktadırlar. Kürdistan'ın, emperyalist ve sömürgeci politikalarla bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış olması tarihi gerçekleri yok etmez.

Kürd toplumunun 1514'te Yavuz Sultan Selim ile başlayan Osmanlı serüveninde, Kürdler; Büyük-Küçük Beylikler, Kürd Sancakları ve Göçebe Sancaklar biçiminde özerk bir statüde varlıklarını hep korudukları gibi, saygın bir kabul de görmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve hatta Milli Kürd Hareketlerinin başlangıcı olarak kabul edilen 1840'lı yıllardan itibaren bile Kürdler; Kürd olarak anılmış ve yaşamışlardır.

Kürd toplumu, 17 Mayıs 1639 yılında Pers ve Osmanlılar arasında yapılan Kasr-i Şirin antlaşma ile iki parçaya bölünüp paylaşılmasıyla ilk felaketini yaşadı. Bir Ulus’un tarihinde uğrayabileceği en büyük felaketi ise, 24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye, İran Irak ve Suriye tarafından dört parçaya bölünüp paylaşılmasıyla yaşadı. Anılan bu antlaşmalar; Kürd Ulusu’nun iskeletini parçalamakla kalmadı, aynı zamanda beynini de dağıttı.

Lozan Antlaşması ile Kürdlere ihanet eden İttihat ve Terakki artığı devşirme kadroların literatüründe artık Kürd diye bir halk ve Kürdçe diye dil yoktu. Özellikle de 1924 yılından sonra, Kürdlere “Türkleşmek” dayatılmış ve “Türk” kimliği ile yaşamak zorunda bırakılmıştır. 1930'da dönemin CHP Adalet Bakanı olan Mahmut Esat Bozkurt devletin resmen ifade etmediği ama gerçekten hedeflediği ve hâlâ da öyle algıladığı Kürde bakışını açık bir biçimde ifade ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti Adalet bakanı Bozkurt: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman ve hatta bu dağlar bu hakikati böyle bilsin” Densizliğinde bulunabiliyordu. Bu densizlik, Türkiye'yi kuran tüm devşirme kadroların ortak paydasıdır ve bugün de Kürd halkına reva görülün içerik olarak bundan farklı değildir.

Bazı çevrelerce ileri sürüldüğü ve bazı Kürdler(!) tarafından da kabul gördüğü gibi, Kürd Ulusal Sorunu bir azınlık sorunu değildir. Sorun’un temelinde; Kürd Ulusu ve ülkesi Kürdistan'ın emperyalist güçler ve onların Ortadoğu'daki işbirlikçilerince bölünüp parçalanması, paylaşılması ve Kürd Ulusunun Bağımsız Devlet Kurma Hakkı’nın gasp edilmesi yatar. Kürdlerin, seksen yılı aşkın savaşımlarının amacı; parçalanan, paylaşılan ve sömürgeleştirilen Kürdistan'ın özgürlüğüdür.

Dolayısıyla, farklı çevrelerce özünden arındırılarak kullanılan ”Kürd Sorunu” kavramı, olguyu objektif olarak tam ifade etmemektedir. Kürdistan coğrafyasından kopuk ele alınan bu kavram, halkımızın gasp edilen Ulusal Demokratik Hakları için verdiği savaşımın kapsamını ve çözüm biçimleri ile ilgili perspektifleri de bilinçli olarak daraltmayı amaçlamaktadırlar.

Eğer Kürd diye bir halk, Kürdçe diye bir dil ve Kürdistan diye bir coğrafyaları varsa, neden bu halkın devleti de olmasın? Kendilerini demokrat, devrimci, aydın, sosyalist, dindar ve birilerini de “Ulusal Önder” olarak sıfatlandıranların bu soruya cevapları nedir acaba?

Zira Kürd Sorunu veya Kürd Halkının Ulusal Demokratik Hakları’ndan söz edilecekse; Kürdlerin de tüm dünya halkları gibi devlet kurma ve yönetme hakkı tartışma konusu dahi edilmeden savunulmalıdır.

Avrupa Birliği projesi; bireyin özgürlüğünü temel alan bir değerler sistemidir. (Yazıyı kısa tutabilmek adına, Avrupa Birliği’nin ne olup olmadığını merak edenler, aşağıdaki linkten istedikleri bilgilere ulaşabilirler: http://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa_Birli%C4%9Fi) Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye toplumsal sorunların barışçıl çözümüne de zemin olacaktır. Kürdlerin gasp edilmiş Ulusal Demokratik Haklarının iadesi boyutunda AB ve AKP'ye abartılı bir misyon yüklemeden, Avrupa Birliği sürecine katkı sunulması halkımızın yararına olacaktır. Keza, Türkiye’de demokrasi kültürünün gelişmesi Militarist/Kemalist Rejim’in öcüsüdür, varlık koşullarını da ortadan kaldıracaktır.

Dolayısıyla, günümüzde Kürd halkının gasp edilmiş Ulusal Demokratik Haklarının iadesi anlamında siyasi bir irade belirtisi söz konusu değildir. Söz konusu olan, genel olarak Bireysel Hak ve Özgürlükler Alanının genişletilmesi çalışmalarıdır. Veya söz konusu polemiklere neden olan Türkiye'nin Avrupa Birliği ailesine katılmak için yapmak zorunda olduğu reformlardan başka bir şey değildir.

Diplomatik söylem ve belgelerde neyin söylendiği kadar önemli olan, nelerin söylenmediğidir:

ABD; Türkiye'nin AB sürecine katkı sunmayı, asker ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesini zamana yayarak militarist seçkinlerin sivil siyaset üzerindeki vesayetinin demokrasi güçleri lehine çevirmeyi, Kürd Sorunu'nu Avrupa Birliği Projesi potasında “ıslahlaştırma”yı, Türkiye ile Güney Kürdleri arasındaki ilişkilerin daha da iyileştirilmesi ve Türkiye'yi “tek”ler konusunda fazla tedirgin etmeyen bir politikaya alan açmak istemektedir.

Avrupa Birliği ise, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü hızlandırmak temelinde AKP hükümetine katkı sunmayı, Kürd Ulusal Sorunu’nu bireysel hak ve özgürlükler düzeyine indirgeyen bir politikaya yaşam alanı açmak istemektedir.

ABD ve Avrupa Birliği Camiası; PKK’nin hem demokratik değişim ve dönüşümleri bloke etmek isteyen ve militarist odakları besleyen eylemleri, hem de halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımları için de hâlâ bir tehdit unsuru olan PKK'nin silaha veda etmesi, dönüşmesi/dönüştürülmesi veya tasfiyesini gündemlerine almışlardır.

PKK’nin “Demokratik Özerklik” projesi, ne ABD’nin ne AB’nin ne de AKP’nin Kürdler için öngördüğü projelerle çelişmiyor; bu projelerle uyum içindedir. Görünürdeki çelişki ve çatışmalar ise, düşünsel olarak ortak olan bir projenin hayata geçirilmesinden sonra, kimin ne kadar mevzi kazanacağı ve pastadan ne kadar pay alacağı ile ilgilidir. Farklı kavramların kullanılması, yaratılan karmaşık ilişkiler ağını örtmek dışında bir amacı yoktur. Son günlerde yaşanan gelişmeleri bu çerçevede ele aldığımızda şaşırtıcı hiçbir şeyin yaşanmadığı ve her şeyin tasarlandığı gibi yürütüldüğü görülür.

10 Kasım 2010

suleymanakkoyun@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar (6 gönderildi):

Dersim Laç .. 11 Nov, 2010 02:42:31
avatar
Sayin Süleyman Akkoyun, emek ve yogunla$masini Kürd cephesinden yana ortaya koymaktadir. içinden geçmekte oldugumuz sürecin önemi görüldükçe, önümüzdeki süreçlerin önemininde agirligi hissedilmektedir.
Bu durum, daha da aktif olacak bir Kürd siyasetini i$aret ettiginden, bir müjde gibide algilanabilir, ço$ku yaratabilir, yaratmalidir.
Sayin Akkoyun'un güçlü olarak vurguladigi sapmalarin, içimizdeki en güçlü zemini (batakligimiz), gözlerimizi sürekli olarak, sömürgecilerimizin iç politikalarina dikmemiz, ruhsal kopu$u gerçekle$tiremeyi$imizdir.
Hatta Kürd cephesi adina yer, yer sömürgecilerimize yönelik; "Kürd sorununun çözümü !?" ile "daha güçlü bir Türkiye olur!" gibi, aslinda ihanet belgesi olan; sözler sarfedilmekte, bunda hiç bir suçluluk duygusu, en ufak bir rahatsizlik ve çekingenlik hissedilmemektedir.

Türkiye'nin biçimsel degi$imleri, mevcut durumlari, sorunlari; elbetteki biz Kürd'leri ilgilendirir. Fakat yenmek zorunda oldugumuz sömürgeci bir yapi olarak ilgilendirir. Olaylara, mevcut durumuna, sorunlarina bu temelde bakar ve ele aliriz. Sava$in dogasi geregi de kar$itimizdir.
Bu baki$ açisi ile; T.C.'ne bir bütün olarak bakalim ve sadece AKP men$eili raporlari kullanmayilim.
Evet, tipki bir Genelkurmaylik gibi, bütün verileri; kendi çkarimiza inceleyelim, tipki bir istihbarat bilgisi gibi.
Fakat amacimizi biliyoruz; dogru bilgiyi Kürd'ler ve Kürdistan için süzmek, kullanbilecegimiz avantajlari (kar$it gücün dezavantajlarini, zayif oldugu pozisyonlarini görmek) yakalamak. Ve yine varsa, geli$me-güçlenme ihtimallerini, olanak ve planlarini görüp, elimizden geldigince bunlari tersine çevirmek.
......


Dr. Ali GÜN .. 16 Nov, 2010 10:54:25
avatar
Sayın Akkoyun,

Kürt'lük ve Kürdistani olma bilincinde olan her insan bu duygularını,ulusal bütün değerlerini hem olabildiğince yaşamalı, etrafındakileri de eğitmeli ve onlara öğretmelidir.

Bu duygu ve değerlerini gurup, dernek, parti ve her türlü kurumda örgütlülüğe çevirmelidir.

Bu duygu ve değerlerine sahip çıkacak partilere öncelik vermekle birlikte, Ergenekon'un halem dimdik ayakta olduğu günümüzde Ergenekon karşıtı partilere (şimdilik AK Parti) ve içlerindeki bilinçli siyasetçi adaylarına da destek olmalıdır.

Ben şahsen Ergenekon güçlerinin alt edilmesinde kritik eşik geçilmediği için kesinlikle AK Partiyi ve içlerindeki demokrat insanları desteklemeye gayret edeceğim.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
alaattin yıldız .. 20 Nov, 2010 09:05:17
avatar
demokratik özerklik bizim daha önce gündeme (2000 yılında) getirdiğimiz PaxAnadolu Entegrasyon Modeli nden kopya edilmiştir. saygılar... PaxAnadolu Hareketi Trabzon Grubu
www.paxanadolu.com
serhat brukan .. 21 Nov, 2010 12:42:38
avatar
akkoyun ne güzelde konuşuyorsun.bağımsızlık kürt devleti falan.bir kaç makale daha yazın kürdistan bağımsız olacak.az kaldı biraz daha gayret.siz her fırsatta gerillaya,komutanlarına ve üst düzey liderlerine sataşıyorsunuz.onlarki bu halk için savaşanlar ölenler.ya siz ne yapıyorsunuz.e tabi orda oturup bağımsız kürt devleti istemek kolay.kimse gelipte sana bunu tepside sunmayacak.mücadele gerekir savaş gerekir.bağımsızlığı çok istiyorsan buyrun önce kürdistana gel.avrupada oturarak kuramazsın o devleti.sizler savaşan mücadele eden ölen insanlarımıza her fırsatta saldırmayı biliyorsunuz ama kendinizin yaptığı bir şey yok kürt mücadelesi için..(bu arada benim hiçbir yorumumu yayınlamıyorsunuz.adamlar hertürlü hakareti ediyor ama sırf sizden oldukları için hemen yayınlanıyor.sizin türk basınından ne farkınız varki?)
kanisipi .. 21 Nov, 2010 11:27:15
avatar
sayın Akkoyun,
iddalı yazınıza,okuycununda vaktini almamak amacıyla çok kısa olarak itirazlarımı yazacam
1- "Tek kutuplu dünyada artık iç dinamiklerin belirleyici olma şansı kalmamıştır" cümleniz diyalektiğin en temel yasası olan "iç çelişkiler belirleyicidir.dış çelişkiler etkileyicidir" yasasına aykırıdır.doğanın,düşüncenin ve toplumun diyaletiği birdir.yani toplumdan verdiğiniz örnekleme ile doğadan verilen örnekleme aynı olmalıdır.engels'in demirin paslanması örneğine bakabilesiniz. sizin yorumunuz bu durumda diyalektikten beslenen bir yorum değildir
2-"hatta Milli Kürd Hareketlerinin başlangıcı olarak kabul edilen 1840'lı yıllardan itibaren bile Kürdler; Kürd olarak anılmış ve yaşamışlardır" cümlesinde
kürdlerin milli hereketini 1840 yılında başlatmanız.kürtler çok büyük haksızlıktır. (Mir apdurrahman öncülüğnde ) BABAN KÜRT İSYANI (1803–1834)ve SORAN KÜRT İSYANI (1813–1834)mir muhammed öncülüğündeki hereketlerine ne diyeceğiz?kısa bilgi olsun diye soran isyanı hakında kısa bilgi aşağıdadır ;
"takma adı "miré kor" olan çok enerjik ve yetenekli olan mir Muhammed ilk iş olarak emirliğinin savunma sistemini güçlendirmeyi amaçladı. Sonra emirliğin iç yönetim organı olan divanı oluşturuldu, yasama çalışmaları için “alimler” ve “dervişlerden” özel bir kurul oluşturarak hukuk ve muhaberesini gerçekleştirdi. Bağımsız emir olduğunu teyid etmek amacıyla kendi adına para bastırdı. Cuma hutbesini ise Osmanlı halifesinin adına değil kendi adını okutuyordu"
3- ABD ve AB devletlerinin kürd hareketi ile ilgili olarak tek seneryolarla yola çıkmazlar ellerinde birden fazla senaryoları olur.dahada önemlisi elimizdeki donelerin azlığından dolayı onların, kürdlere ilişkin politikalarında hiç bir zaman emin olmamalıyız daima bir soru işareti olmalı
saygılarımla
Huseyin .. 26 Dec, 2010 02:03:19
avatar
değişen dünya küresel sermayenin dünyayı tek pazar haline getirme çabaları bir anlamda ulus devletlerin sonunu hazırlıyor. küresel sermaye sınır tanımıyor direnen ulus devletleri ırak örneğinde olduğu gibi yok ediyor..
sermayenin vahşi saldırısı bir anlamda kendi sonunu hazırlamaktadır.küresel ısınma çevre felaketi sermayenin tek elde toplanması ciddi çelişkileride beraberinde getirmektedir..Küresel sermaye bir anlamda kendi mezarınıda kazmaktadır...
1789 sonrası ortaya çıkan milliyetçilik ulusalcılk akımlarının bizde yansıması jön türk ittihat terakki anlayışlarıyla ortaya çıkmıştır.devletin kuruluş felsefesi ulus devlet tek dil tek kültürel yapıya dayandırılmış. homojen bir kültür hedeflenmiştir. 1915 olayları 1938 dersim olayları 1955 olayları bu felsefenin doğal sonuçlarıdır.
değişen dünyayı algılayamamak. dünyayı hala soğuk savaş ve ulus devletler dönemindendeki pencereden bakmak bizi yanılgıya sürükler..
günümüzün temel çelişkisi ırklar kültürler arası çelişki olmamalıdır..
Spartaküsle başlayan köle ve köleci devlet çelişkisi zamanla köylü feodal devlet arasındaki kavga ve isyanlara dönüşmüştür..
günümüzün temel çelişkisi yoksulluk açlık çevre felaketi karşısında dünyanın tüm nimetlerini elinde tutan uluslararası tekellerin ve yerli işbirlikçilerin doymak bilmeyen açgözlülüğüdür..
Türk ,kürt tüm farklı kültürden insanlarımız birlikte üreterek yarin yanağından gayri her yerde herşeyde beraber olarak eşit yurttaşlar olark zenginleşmeyi gelişmeyi ortak bir hedef olarak belirlemek durumundadır.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: