Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Kürd Sorunu Mu ? Kürd Sorunu Mu ? ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 12 Mar, 2005 06:55:00 Türkiyenin ABden müzakere tarihi alması ile birlikte, sancılı ve çok çekiÅŸmeli yeni bir sürece girdiÄŸi çok açık görülmektedir. Bu sürecin Türk ve Kürd halkları açısından da iniÅŸli ve çıkışlı olan çetin mücadelelerle geçeceÄŸinin sinyalleri, çoktan gelmeÄŸe baÅŸlamıştır. Bu mücadelenin, Kürd ulusal demokratik haraketi ve Türkiyede deÄŸiÅŸim ve dönüÅŸümden yana olanlarla, ırkçı satatükocu güçler arasında geçeceÄŸini görmek için keramet sahibi olmayı gerektirmediÄŸi de ortadadır. Türkiyede, bir yanda, seksen yılı aÅŸkın iktidar olmanın nimetlerinden yararlanan ve iktidari elden bırakmak istemeyen, devÅŸirme, ırkçı, militarist ve oligarÅŸik bir yapı var. Öte yanda da, ülkenin demokratik deÄŸiÅŸim ve dönüÅŸümünden yana olan ve çaÄŸdaÅŸ bir parlementer sistemi gerçekleÅŸtirmek isteyen çevreler.Temel çeliÅŸkiyle çatışmaların ana kaynağını, iÅŸte bu karşıt güçlerin rejim mücadelesinde görmek gerekir. Gücünü Gladio'dan alan ve Susurluk'tan Åžemdinli'ye uzanan yapı, devletleÅŸmiÅŸ gayrimeÅŸru iliÅŸkilerin yanıtını genelkurmayın, AKP hükümetine yönelik operasyonlarının ardında aramak gerekir. Åžemdinli'de olup bitenlerin üzerine gidilmesini devlet sisteminin çökmesiyle eÅŸdeÄŸer tutan ırkçı ÅŸoven militarist erk, güney ve kuzey Kürdistan parçaları arasında tampon bir bölge oluÅŸturmayı hedefliyor. Åžemdinli olayının üzerini kapatma çabaları bunun bir ifadesidir. Türkiyede çatışan bu tarafların akibetleri de bir yönüyle, Kürd sorununun çözümü ile ilgili üretecekleri projelere baÄŸlıdır. Bu mücadelede, Kürd ulusal demokratik mühalefetinin alacağı tutum, tarafların ve buna baÄŸlı olarak da rejimin kaderini belirliyecektir. Bu baÄŸlamda, Kürd ulusal demokratik mühalefeti netleÅŸmek zorundadır. Daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, Türkiye cumhuriyeti tarihinde ilk kez, Kemalizm ile kan uyuÅŸmazlığı olan sivil bir hükümet iÅŸ başındadır. Kürdlerin bunu görmemizlik gibi bir lüksü olamıyacağı gibi, eskiye takılıp kalan ideolojik sapmalardan da arınarak, AKP ile barışık haraket etmeleri gerekmektedir. Güney Kürdistan halkımızın devletleÅŸmeye doÄŸru önlenemez yürüyüÅŸü, sömürgeci Türk egemenlerine, hem Lozan antlaÅŸmasının çöpe atılacağının somut bir adımı olduÄŸunu hatırlatmakta, ve hem de, kuzey parçasında da, Kürd ve Kürdistan gerçeÄŸi ile artık yüzleÅŸmek zorunda kalacaklarının kabusunu yaÅŸatmaktadır. Dünyada oluÅŸan yeni koÅŸullardan dolayı, Kürdistana müdahele olanağı bulamayan bu devÅŸirme, ırkçı, militarist güçler, Türkiyenin demokratik deÄŸiÅŸim ve dönüÅŸümünü sabote edebilmenin telaşı ve paniÄŸi içerisindedirler. PKK ve türevleri gibi iÅŸbirlikçilerini de aktifleÅŸtiren bu statükocu güçler, tüm provakatif çabalarına raÄŸmen Åžemdinlide baÅŸarılı olamamış, ama tam tersine, genelkurmay karargahların suç üstü yakalanmasıyla, ayaklarının altındaki zeminin kaydığını görmüÅŸtür. Seksen yılı aÅŸkın bir süredir halkımızı katliamlara tabi tutmakta hiç bir sakınca görmeyen bu cinayet ÅŸebekesi militarist güç, güney halkımızın kazanımlarına tehamülsüzlüÄŸünden dolayı, daha da bir pervasızlaÅŸmış ve saÄŸa sola saldırı tehditleri yapmaÄŸa baÅŸlamıştır. Kuzey Kürdistanda, genelkurmayın 1974lerde baÅŸlıyan ve halkımızın sosyal ve kültürel dinamiklerini tahrip etmek için sahneye sürülen çok kapsamlı projesinin bir parçası olarak, Kürdleri sömürgecilere entegre etmekten baÅŸka bir amaç taşımadığı anlaşılan ve Kürdistan sorununu liderlerinın kurtuluÅŸuna indirgeyen PKKnin de, ırkçı faÅŸist statükocular ile ortak söylem ve eylem birlikteliÄŸi bir raslantı deÄŸildir. Kürd ulusal demokratik mühalefeti; halkımızı inkar ve imhadan baÅŸka bir ÅŸey olmayan Kemalizmin Kürdistandaki yansımasına karşı, ulusal projeler ortaya koymalıdır. Demirel ve İnönü ile baÅŸlayan Kürd realitesini tanıyoruz söylemlerine son dönemlerde BaÅŸbakan ErdoÄŸanın da Türkiyede Kürd Sorunu vardır, bu benimde sorunumdur, devlet yanlışlıklar yapmıştır gibi içi doldurulamayan açıklamalarda bulunmasına bile, hem PKKnin ve hem de statükonun devamında direten ırkçı cephenin reaksiyonlarının hemen hemen aynı olması, halkımızın ne gibi büyük ve sinsi tehlikelerle karşı karşıya bulunduÄŸunun en bariz ipuçlarıdır. Kürdlerin de, ulusları üzerinde oynanmak istenen bu gaddar ve hunhar oyunları boÅŸa çıkarmak gibi bir yükümlülükleri olmalıdır elbet. Sömürgeci devlet ile aydın geçinen kesimlerin, Kürd ulusal sorununu azınlık statüsünün bile altında yormluyarak, üniter devlet yapısını korumayı amaçlayan çabalarını anlamak mümkün; ancak anlaşılması zor olan, biz kürdlerin, ulus olamaktan doÄŸan meÅŸru haklarımızı savunmada zorlanmalarımızdır. Oysa ki günümüz koÅŸullarında bizlerin, ulusal sorunumuzu, uluslararası koÅŸullarla uyumlu, tarih ve toprak bütünselliÄŸini temel alan barışçıl, eÅŸit ve gönüllü birlikteliÄŸin olmazsa olmazlarını net bir biçimde ortaya koymamız ve bunu temel alan çözüm projelerini üreterek, sürece müdahele etmemiz gerekiyor. Kürd ulusal sorununu kavramak ve yaÅŸamakta olduÄŸumuz sürece müdahele edebilmenin kanallarını açabilmek veya çözüm biçimlerinde önermeci olabilmek için, bu sorunlara kaynaklık etmiÅŸ olan tarihi trajedilere de kısaca deÄŸinmekte, kuÅŸkusuz yarar vardır. Kürdler; bölgenin yerli halkı olup buraya, baÅŸka yerden gelmemiÅŸlerdir. ÖrneÄŸin,Türklerin Anadoluya gelmeleri 11.yüzyılın ikinci yarısına raslamaktadır. Kürdler ise, Araplar ve Farslar gibi OrtadoÄŸunun yerli halklarındandır. Kürdler Kürdistanda, kendi ülkelerinde yaÅŸamaktadırlar. Kürdistanın, emperyalist ve sömürgeci politikalarla bölünmüÅŸ, parçalanmış ve paylaşılmış olmasının, tarihi gerçekleri yok edemediÄŸini hep beraber yaÅŸayıp, görmekteyiz. Güney Kürdistandaki halkımızın kazanımları ve dünya da gördüÄŸü prestij, bunun en çarpıcı örneÄŸidir. Bu bölünme ve paylaşılma durumu, sömürgeci devletlere, kürd nüfusunun sayısını planları doÄŸrultusunda çarpıtıp, az gösterme avantajını elbette saÄŸlayacaktır. Ama sağır sultan da bilir ki, Kuzeyde 20-25 milyonlarla ifade edilen Kürd halkı nüfusu, azınlık olmaz. Azınlık daha farklı bir kavramdır. 1915-1925 yıllarında Kürdistan üzerinde hak iddia edenler, Kürdistandan daha büyük pay koparabilmek için birbirleriyle yoÄŸun ve açık bir çatışmaya girmiÅŸlerdi. Ama sonuçta da, Kürdistanın bölünmesi ve paylaşılması konusunda anlaÅŸmaÄŸa vardılar. Daha sonraki dönemlerde ise, bu sömürgeci yönetimlerin temel karekterini, onlar için hayati bir öneme haiz olan, iÅŸbirliÄŸinin oluÅŸturduÄŸunu görüyoruz.. Kürdistanı sömürgeleÅŸtiren bu güçler, çıkarlarını sürdürebilmenin yolunun, aralarındaki kısmi çeliÅŸkileri bir kenara bırakıp, Kürdistanın sömürge statüsünün devamı için bir emniyet supabı olan, bu iÅŸbirliÄŸinin saÄŸlamlaÅŸtılmasından geçtiÄŸinin farkındaydılar. 1915-20li yıllarda, Türklerin Yunan ve Ermeni savaÅŸları sırasında, Kemalistlerin İngilizlerle mücadelesinin anti-emperyalist hiç bir özü yoktur. Aslında bu savaÅŸlar, Kürdistandan daha fazla pay kapma mücadelesidir. Kemalistlerin İngilizlere karşı sürdürdüÄŸü bu mücadelenin anti-emperyalist olduÄŸu iddiası, yani, sömürgeci sistemin üniversitelerinde devÅŸirilen bu tez, gerçek dışıdır. 1923 Lozan AntlaÅŸması kürdler ve türkler için son derece farklı ÅŸeyleri ifade eder. Lozan türkler için, uluslararası bir antlaÅŸmayla garanti altına alınan bağımsız bir devleti ifade ederken, kürdler için ise, köleleÅŸmenin adı olmaktadır. Kürdistanın dört devlet arasında bölüÅŸtürülüp sömürge sisteminin kurumlaÅŸmasının belgesidir. Statükocu ırkçıların, Lozanı deldirtmeyiz naraları bundan dolayıdır. Kürd toplumu, 17 Mayıs 1639 yılında Pers ve Osmanlılar arasında yapılan, ve böl-yönet politikasını yaÅŸama geçiren Kasr-i Åžirin antlaÅŸmasının hedefi olmakla ilk felaketini yaÅŸadı. Bir ulusun tarihinde uÄŸrayabileceÄŸi en büyük felaketi de, 24 Temmuz 1923 yılındaki Lozan AntlaÅŸması ile yaÅŸamıştır. Anılan bu antlaÅŸmalar; ulusumuzun beynini dağıtmakla kalmadı aynı zamanda iskeletini de parçaladı. İşte, sorunun kaynağı buradadır. Yani, dağıtılan beyin ve parçalanan iskeletin bütünlüÄŸünü saÄŸlamanın yöntemini bulmaktır. Olgular, doÄŸru deÄŸerlendirilip doÄŸru adlandırıldıkları oranda, sorunların çözümüne katkı sunar ve barışçıl eÅŸit çözümlerin önünü de açabilir. Kürdlerin ulusal demokratik taleplerine karşılık, Kürd sorununu tanıyoruz, et ve tırnak gibiyiz, alt-üst kimlik vs. biçimindeki söylemler ile, yine aynı çevrelerin hep teklerle baÅŸlayan, Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek marÅŸ biçimindeki ırkçı söylemleri, Kürd halkının inkar ve imhasını öngören, sömürgeci Kemalist mantığın, günümüze uyarlanmış biçiminden baÅŸka bir ÅŸey ifade etmediÄŸi bilinmelidir. Türk egemenleri, Kürdistandaki iÅŸbirlikçilerinin de aktif desteÄŸi ile, Kürd ulusal sorununun kapsamını daraltıp, onu azınlık statüsüne indirgeme çabası içerindedirler. Kürd ulusal sorunu bir azınlık sorunu deÄŸildir. Kürd Sorununun temelinde, Kürd ulusunun ve Kürdistanın emperyalist güçlerce ve OrtadoÄŸudaki iÅŸbirlikçilerince bölünüp parçalanması, paylaşılması ve Kürd ulusunun bağımsız devlet kurma hakkının gaspedilmesi yatar. Kürdlerin, seksen yılı aÅŸkın savaşımlarının ruhu, bu parçalanan, paylaşılan ve sömürgeleÅŸtirilen Kürdistanın kurtuluÅŸunu amaçladığını, bilmeyen mi var? Tarafların bunu iyi deÄŸerlendirmeleri ve çaÄŸdaÅŸ dünya koÅŸulları ile uyumlu, Türk ve Kürd ulusal eÅŸitliÄŸini esas alan, barışçıl demokratik bir çözümün kanallarını açmaları gerekir. Bunun, aynı zamanda, Türkiyede yaÅŸayan ve demokratik haklarından yoksun olan azınlıkların da yararına olacağından kuÅŸku duyulmamalıdır. OrtadoÄŸuda sosyal bir barışın saÄŸlanmasının olmazsa olmaz koÅŸulu, Kürd ulusuna yapılan tarihi haksızlıkların barışçıl, eÅŸit hak ve hukukun temeline dayalı bir biçimde ortadan kaldırılması, yani Kürd halkının, kendi kaderini kendisinin belirlemesine saygı duyulmasıdır. Özetlersem; Farklı çevrelerce kulanılan Kürd Sorunu kavramı, olguyu objektif olarak tam ifade etmemektedir. Kürdistan coÄŸrafyasından kopuk ele alınan bu kavram, halkımızın gasp edilen ulusal demokratik hakları için savaşım ve çözüm biçimleri ile ilgili perspektifi de daraltıyor. ortadoÄŸuda sorunlara temel teÅŸkil eden olgu: KÜRD ULUSU VE KÜRDİSTAN SORUNUDUR. Bu Soruna, kalıcı ve gerçek çözüm perspektifleri de bu kapsamda deÄŸerlendirilmelidir diye düÅŸünüyorum.