Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Kürd Sorunu Mu ?

Kürd Sorunu Mu ?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font


Kürd Sorunu Mu?

Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması ile birlikte, sancılı ve çok çekişmeli yeni bir sürece girdiği çok açık görülmektedir. Bu sürecin Türk ve Kürd halkları açısından da inişli ve çıkışlı olan çetin mücadelelerle geçeceğinin sinyalleri, çoktan gelmeğe başlamıştır. Bu mücadelenin, Kürd ulusal demokratik hareketi ve Türkiye'de değişim ve dönüşümden yana olanlarla, ırkçı statükocu güçler arasında geçeceğini görmek için keramet sahibi olmayı gerektirmediği de ortadadır.

Türkiye'de, bir yanda, seksen yılı aşkın iktidar olmanın nimetlerinden yararlanan ve iktidarı elden bırakmak istemeyen, devşirme, ırkçı, militarist ve oligarşik bir yapı var. Öte yanda da, ülkenin demokratik değişim ve dönüşümünden yana olan ve çağdaş bir parlamenter sistemi gerçekleştirmek isteyen çevreler. Temel çelişkiyle çatışmaların ana kaynağını, işte bu karşıt güçlerin rejim mücadelesinde görmek gerekir.
Gücünü Gladio'dan alan ve Susurluk'tan Şemdinli'ye uzanan yapı, devletleşmiş gayrimeşru ilişkilerin yanıtını genelkurmayın, AKP hükümetine yönelik operasyonlarının ardında aramak gerekir. Şemdinli'de olup bitenlerin üzerine gidilmesini devlet sisteminin çökmesiyle eşdeğer tutan ırkçı şoven militarist erk, güney ve kuzey Kürdistan parçaları arasında tampon bir bölge oluşturmayı hedefliyor. Şemdinli olayının üzerini kapatma çabaları bunun bir ifadesidir.

Türkiye'de çatışan bu tarafların akıbetleri de bir yönüyle, Kürd sorununun çözümü ile ilgili üretecekleri projelere bağlıdır. Bu mücadelede, Kürd ulusal demokratik muhalefetinin alacağı tutum, tarafların ve buna bağlı olarak da rejimin kaderini belirleyecektir. Bu bağlamda, Kürd ulusal demokratik muhalefeti netleşmek zorundadır. Daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, Türkiye cumhuriyeti tarihinde ilk kez, Kemalizm ile kan uyuşmazlığı olan sivil bir hükümet iş başındadır. Kürdlerin bunu görmemezlik gibi bir lüksü olamayacağı gibi, eskiye takılıp kalan ideolojik sapmalardan da arınarak, AKP ile barışık hareket etmeleri gerekmektedir.

Güney Kürdistan halkımızın devletleşmeye doğru önlenemez yürüyüşü, sömürgeci Türk egemenlerine, hem Lozan antlaşmasının çöpe atılacağının somut bir adımı olduğunu hatırlatmakta ve hem de, kuzey parçasında da, Kürd ve Kürdistan gerçeği ile artık yüzleşmek zorunda kalacaklarının kâbusunu yaşatmaktadır. Dünyada oluşan yeni koşullardan dolayı, Kürdistan'a müdahale olanağı bulamayan bu devşirme, ırkçı, militarist güçler, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü sabote edebilmenin telaşı ve paniği içerisindedirler. PKK ve türevleri gibi işbirlikçilerini de aktifleştiren bu statükocu güçler, tüm provakatif çabalarına rağmen Şemdinli'de başarılı olamamış, ama tam tersine, Genelkurmay karargâhların suçüstü yakalanmasıyla, ayaklarının altındaki zeminin kaydığını görmüştür. Seksen yılı aşkın bir süredir halkımızı katliamlara tabi tutmakta hiç bir sakınca görmeyen bu cinayet şebekesi militarist güç, güney halkımızın kazanımlarına tahammülsüzlüğünden dolayı, daha da bir pervasızlaşmış ve sağa sola saldırı tehditleri yapmağa başlamıştır.

Kuzey Kürdistan'da, genelkurmayın 1974'lerde başlayan ve halkımızın sosyal ve kültürel dinamiklerini tahrip etmek için sahneye sürülen çok kapsamlı projesinin bir parçası olarak, Kürdleri sömürgecilere entegre etmekten başka bir amaç taşımadığı anlaşılan ve Kürdistan sorununu liderlerinin kurtuluşuna indirgeyen PKK'nin de, ırkçı faşist statükocular ile ortak söylem ve eylem birlikteliği bir rastlantı değildir.

Kürd ulusal demokratik muhalefeti; halkımızı inkâr ve imhadan başka bir şey olmayan Kemalizm'in Kürdistan'daki yansımasına karşı, ulusal projeler ortaya koymalıdır.

Demirel ve İnönü ile başlayan ”Kürd realitesini tanıyoruz” söylemlerine son dönemlerde Başbakan Erdoğan'ın da “Türkiye'de Kürd Sorunu vardır, bu benimde sorunumdur, devlet yanlışlıklar yapmıştır” gibi içi doldurulamayan açıklamalarda bulunmasına bile, hem PKK’nin ve hem de statükonun devamında direten ırkçı cephenin reaksiyonlarının hemen hemen aynı olması, halkımızın ne gibi büyük ve sinsi tehlikelerle karşı karşıya bulunduğunun en bariz ipuçlarıdır. Kürdlerin de, ulusları üzerinde oynanmak istenen bu gaddar ve hunhar oyunları boşa çıkarmak gibi bir yükümlülükleri olmalıdır elbet.

Sömürgeci devlet ile aydın geçinen kesimlerin, Kürd ulusal sorununu azınlık statüsünün bile altında yorumlayarak, üniter devlet yapısını korumayı amaçlayan çabalarını anlamak mümkün; ancak anlaşılması zor olan, biz Kürdlerin, ulus olmaktan doğan meşru haklarımızı savunmada zorlanmalarımızdır. Oysaki günümüz koşullarında bizlerin, ulusal sorunumuzu, uluslararası koşullarla uyumlu, tarih ve toprak bütünselliğini temel alan barışçıl, eşit ve gönüllü birlikteliğin olmazsa olmazlarını net bir biçimde ortaya koymamız ve bunu temel alan çözüm projelerini üreterek, sürece müdahale etmemiz gerekiyor. Kürd ulusal sorununu kavramak ve yaşamakta olduğumuz sürece müdahale edebilmenin kanallarını açabilmek veya çözüm biçimlerinde önermeci olabilmek için, bu sorunlara kaynaklık etmiş olan tarihi trajedilere de kısaca değinmekte, kuşkusuz yarar vardır.

Kürdler; bölgenin yerli halkı olup buraya, başka yerden gelmemişlerdir. Örneğin, Türklerin Anadolu'ya gelmeleri 11.yüzyılın ikinci yarısına rastlamaktadır. Kürdler ise, Araplar ve Farslar gibi Ortadoğu'nun yerli halklarındandır. Kürdler Kürdistan'da, kendi ülkelerinde yaşamaktadırlar. Kürdistan'ın, emperyalist ve sömürgeci politikalarla bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış olmasının, tarihi gerçekleri yok edemediğini hep beraber yaşayıp, görmekteyiz. Güney Kürdistan'daki halkımızın kazanımları ve dünya da gördüğü saygınlık, bunun en çarpıcı örneğidir. Bu bölünme ve paylaşılma durumu, sömürgeci devletlere, Kürd nüfusunun sayısını planları doğrultusunda çarpıtıp, az gösterme avantajını elbette sağlayacaktır. Ama sağır sultan da bilir ki, Kuzey'de 20-25 milyonlarla ifade edilen Kürd halkı nüfusu, azınlık olmaz. Azınlık daha farklı bir kavramdır.

1915-1925 yıllarında Kürdistan üzerinde hak iddia edenler, Kürdistan'dan daha büyük pay koparabilmek için birbirleriyle yoğun ve açık bir çatışmaya girmişlerdi. Ama sonuçta da, Kürdistan'ın bölünmesi ve paylaşılması konusunda anlaşmağa vardılar. Daha sonraki dönemlerde ise, bu sömürgeci yönetimlerin temel karakterini, onlar için hayati bir öneme haiz olan, ”İşbirliği”nin oluşturduğunu görüyoruz. Kürdistan'ı sömürgeleştiren bu güçler, çıkarlarını sürdürebilmenin yolunun, aralarındaki kısmi çelişkileri bir kenara bırakıp, Kürdistan'ın sömürge statüsünün devamı için bir emniyet supabı olan, bu işbirliğinin sağlamlaştırılmasından geçtiğinin farkındaydılar.

1915-20'li yıllarda, Türklerin Yunan ve Ermeni savaşları sırasında, Kemalistlerin İngilizlerle mücadelesinin anti-emperyalist hiç bir özü yoktur. Aslında bu savaşlar, Kürdistan'dan daha fazla pay kapma mücadelesidir. Kemalistlerin İngilizlere karşı sürdürdüğü bu mücadelenin anti-emperyalist olduğu iddiası, yani, sömürgeci sistemin üniversitelerinde devşirilen bu tez, gerçek dışıdır.

1923 Lozan Antlaşması Kürdler ve Türkler için son derece farklı şeyleri ifade eder. Lozan Türkler için, uluslararası bir antlaşmayla garanti altına alınan bağımsız bir devleti ifade ederken, Kürdler için ise, köleleşmenin adı olmaktadır. Kürdistan'ın dört devlet arasında bölüştürülüp sömürge sisteminin kurumlaşmasının belgesidir. Statükocu ırkçıların, Lozan'ı deldirtmeyiz naraları bundan dolayıdır.

Kürd toplumu, 17 Mayıs 1639 yılında Pers ve Osmanlılar arasında yapılan ve böl-yönet politikasını yaşama geçiren Kasr-i Şirin antlaşmasının hedefi olmakla ilk felaketini yaşadı. Bir ulusun tarihinde uğrayabileceği en büyük felaketi de, 24 Temmuz 1923 yılındaki Lozan Antlaşması ile yaşamıştır. Anılan bu antlaşmalar; ulusumuzun beynini dağıtmakla kalmadı aynı zamanda iskeletini de parçaladı. İşte, sorunun kaynağı buradadır. Yani, dağıtılan beyin ve parçalanan iskeletin bütünlüğünü sağlamanın yöntemini bulmaktır. Olgular, doğru değerlendirilip doğru adlandırıldıkları oranda, sorunların çözümüne katkı sunar ve barışçıl eşit çözümlerin önünü de açabilir.

Kürdlerin ulusal demokratik taleplerine karşılık, “Kürd Sorunu'nu tanıyoruz, et ve tırnak gibiyiz, alt-üst kimlik vs.” biçimindeki söylemler ile yine aynı çevrelerin hep tek'lerle başlayan, “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek marş” biçimindeki ırkçı söylemleri, Kürd halkının inkâr ve imhasını öngören, sömürgeci Kemalist mantığın, günümüze uyarlanmış biçiminden başka bir şey ifade etmediği bilinmelidir. Türk egemenleri, Kürdistan'daki işbirlikçilerinin de aktif desteği ile Kürd ulusal sorununun kapsamını daraltıp, onu azınlık statüsüne indirgeme çabası içerindedirler.

Kürd ulusal sorunu bir azınlık sorunu değildir. “Kürd Sorun”unun temelinde, Kürd ulusunun ve Kürdistan'ın emperyalist güçlerce ve Ortadoğu'daki işbirlikçilerince bölünüp parçalanması, paylaşılması ve Kürd ulusunun bağımsız devlet kurma hakkının gasp edilmesi yatar. Kürdlerin, seksen yılı aşkın savaşımlarının ruhu, bu parçalanan, paylaşılan ve sömürgeleştirilen Kürdistan'ın kurtuluşunu amaçladığını, bilmeyen mi var?

Tarafların bunu iyi değerlendirmeleri ve çağdaş dünya koşulları ile uyumlu, Türk ve Kürd ulusal eşitliğini esas alan, barışçıl demokratik bir çözümün kanallarını açmaları gerekir. Bunun, aynı zamanda, Türkiye'de yaşayan ve demokratik haklarından yoksun olan azınlıkların da yararına olacağından kuşku duyulmamalıdır.
Ortadoğu'da sosyal bir barışın sağlanmasının olmazsa olmaz koşulu, Kürd ulusuna yapılan tarihi haksızlıkların barışçıl, eşit hak ve hukukun temeline dayalı bir biçimde ortadan kaldırılması, yani Kürd halkının, kendi kaderini kendisinin belirlemesine saygı duyulmasıdır.

Özetlersem; Farklı çevrelerce kullanılan ”Kürd Sorunu” kavramı, olguyu objektif olarak tam ifade etmemektedir. Kürdistan coğrafyasından kopuk ele alınan bu kavram, halkımızın gasp edilen ulusal demokratik hakları için savaşım ve çözüm biçimleri ile ilgili perspektifi de daraltıyor. Ortadoğu'da sorunlara temel teşkil eden olgu: KÜRD ULUSU VE KÜRDİSTAN SORUNUDUR. Bu “soruna”, kalıcı ve gerçek çözüm perspektifleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

12 Mart 2005

suleymanakkoyun@hotmail.com

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

Puanlama
2.67