Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Sivil/Demokratik Anayasa İçin; Öncelikle 12 Eylül’de EVET Demek Gerekiyor!

Sivil/Demokratik Anayasa İçin; Öncelikle 12 Eylül’de EVET Demek Gerekiyor!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 

 

 

Sivil/Demokratik Anayasa İçin; Öncelikle 12 Eylül’de EVET Demek Gerekiyor!


Son dönemlerde ardı ardına açığa çıkarılan darbe planlarından sonra, Reşadiye, Dörtyol, Batman olaylarında Genelkurmay/PKK arasında olduğu varsayılan “gizli ilişkiler”in biraz daha görünür olması ve ortalama insanlarda soru işareti oluşturması, 12 Eylül Referandumunun önemini arttırıyor. Genelkurmay Karargâhı’nın bu tür olaylar karşısında sığındığı inkâr mekanizması, statükonun siyasi temsilcileri olarak CHP-MHP ikiz kardeşlerin sivil siyaseti bloke eden sekter tutumlarının yanı sıra, PKK türevlerinin de statükoya katkı sunan sinsi-utangaç eylemlerine Anayasa Mahkemesi’nin de bir siyasi parti edasıyla Hükümet’in elini kolunu bağlayan blokajları eklenince, AKP’nin devletin yıpratılmaması adına  sürdürmeye çalıştığı “kontrollü”  iktidar mücadelesinin yeni bir evreye girdiğinin ipuçlarını veriyor.

Bu noktada Kürdler adına siyaset yaptığını iddia eden politik aktörlerin yanı sıra, demokraside yararı olan diğer toplum kesimlerinin alacağı tutum daha da bir önem kazanmıştır. Zira tökezleyerek te olsa AKP’nin öncülük ettiği Avrupa Birliği Projesi, hem Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne ivme kazandıracak, hem de Kürd Halkının Ulusal Demokratik Haklarının elde edilmesine kapı aralayacaktır.

Bu noktada BDP dışındaki tüm Kürdlerin, AKP’nin demokratikleşme politikalarına destek vererek sorumluluklarını yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla, Kürdler; BDP’nin onaylayıcıları olarak değil, onun yanlış politikalarına karşı net tavır alarak BDP’yi sorumlu davranmaya, demokrasi güçleriyle ortak hareket etmeye zorlayabileceği gibi, Onu Ergenekon politikalarının parçası olmaktan da alıkoyabilir. Bu nedenle Kürdler; BDP ile uzlaşmak yerine ona tavır alarak, destek vermeyerek değişimine yardımcı olmalıdırlar.

Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm süreci, bir yönüyle de antidemokratik bir kurumlar manzumesi üzerine oturtulmuş bir Cumhuriyet’in enkazı üzerine demokrasinin inşa edilip edilmeyeceği mücadelesi olduğu kadar, uzun vadede Türkiye’nin yeniden nasıl yapılandırılacağı mücadelesini de içerir-kapsar.

Yaşanan iç hesaplaşmada, Ergenekoncu kanadın görünürdeki hedefi AKP olsa da, esas olarak karşı çıktıkları Avrupa Birliği sürecidir. AB sürecine karşı çıkmakla demokrasiye karşı çıkmak aynı şey olduğuna göre, AKP düşmanlığının altında yatan gerçek nedenin AB sürecini baltalamak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle, demokrasi talebi olanların, referandumda Hayır veya Boykot tavrının anlaşılır ve masum bir yanı yoktur.

Daha önceleri de sık sık vurguladığım gibi, Türkiye’de dışa vuran bu mücadele, sıradan bir iktidar mücadelesi değildir. Bu mücadelenin temelinde Cumhuriyetin yeniden yapılandırılarak güç ve iktidar ilişkilerinin yeniden düzenlenmesinin yanı sıra,  Türkiye’nin sosyolojik yapısıyla uyumlu bir toplumsal sözleşmenin de önünü açacak olan çok kapsamlı ve uzun erimli bir mücadeledir. Bu mücadele özünde başını askeri ve sivil bürokrasinin çektiği geleneksel iktidar odakları ile Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünde yararı olanlar arasında geçiyor/geçecektir.

Kemalist Rejim’in korunup kollanması için kurgulanan ve Türkiye siyaset kültürünün dokunulamazları arasında ilk sıraları işgal eden kurumların-tabuların AKP Hükümeti tarafından sorgulanıyor olması, mücadelenin hedefleri açısından olduğu kadar, toplumda yarattığı/yaratacağı psikolojik, sosyolojik ve politik etkiler açısından da önemsenmelidir.

Zira Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan yakın geçmişe kadar siyasetin ideolojik ve psikolojik olarak çerçevesi asker tarafından belirlenmiş bir alanda bulunmayı ve bu sınırlamanın getirdiği totaliter kodlara göre davranmayı toplumun her kesimine dayatmış ve bu totaliter algı, ne yazık ki toplum tarafından kanıksanmıştı. Ancak, AB sürecinin tetiklediği demokratik reformlar yardımıyla, askerin söz konusu totaliter algısına sivil siyasi iradenin yanı sıra, geniş toplum kesimlerinin de itiraz ettiğine tanıklık ediyoruz. Tabuların da dokunulabilirliğine ilişkin farklı toplum kesimlerinde oluşan bu algının, demokrasi adına çok önemli bir kazanım olduğu göz ardı edilmemelidir.

Kürdler adına siyaset yapmaya aday politik aktörler; Kürd Halkının Ulusal Demokratik Hakları kapsamında AKP Hükümeti’ne abartılı bir misyon yüklemeden, sürece kayıtsız kalmamalıdırlar. Başka bir deyişle, Kürd halkının politik aktörleri; Avrupa Birliği Projesine önayak olduğu gibi, Kemalizm ile de kan uyuşmazlığı-itirazı olan AKP Hükümeti’nin demokrasi adına ortaya çıkardığı gelişmeleri/iyileştirmeleri/olanakları görememek, bunun gerektirdiği politik ve pratik yaklaşımlardan uzak durmak gibi bir lüksleri olamaz-olmamalıdır.

Askeri ve sivil bürokratik kurumlar her zaman kendilerini rejimin sahipleri, kollayıcıları, meclis ve halk iradesinden üstün gibi algılamıştır. Ordu’nun yanı sıra, buna en tipik örnek Anayasa Mahkemesi'dir. Anayasa Mahkemesi'nin varlık nedeni, sanıldığı gibi, en üst düzeyde hukuka işlerlik kazandırmak değildir. Anayasa Mahkemesi de diğer Cumhuriyet kurumları gibi, Kemalist Rejime bekçilik yaparak statükoyu korumak ve demokratik açılımların önünü kesmek için kurgulanmıştır. Yüksek Yargı’nın Sivil Siyasi İrade’yi hiçe sayan antidemokratik tutumları, bu totaliter algısından kaynaklanmaktadır.

Öte yandan da AKP Hükümeti’nin önemli handikaplarından biri; Kemalist Rejimi tüm kurumlarıyla aşmayı temel almadan, devletin yıpranmaması adına “kontrollü” bir mücadele mantığıyla soruna yaklaşmasıdır. Oysa kışla kültürü ile harmanlanmış ve rejimi kollama görevi anlayışıyla tasarlanmış kurumlarla cepheden savaşmadan, söz konusu çağdışı ceberut rejimin aşılmasını sağlayacak sivil bir anayasaya zemin yaratamayacağını öngörmelidir.

Gelinen aşamada CHP ve MHP’nin süreci bloke etme adına tırmandırdıkları gerginlik, Kürdler adına siyaset yaptığını iddia eden politik aktörlerin de bu çağdışı güruha sundukları lojistik desteğin yanı sıra, AKP’nin statöko ile uzlaşmacı tavrının da bir sonucu olarak, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecini tıkama/uzatma riskini taşımaktadır.

Oysa uluslararası verili durum; Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü zorunlu kıldığı gibi, Kürdlerin de ulusal demokratik haklarını herhangi bir lidere, partiye veya ideolojiye tabi kılmadan, tutsak etmeden, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü projesine katkı sunmaları açısından elverişli bir zemin yaratmıştır.

Kemalist Rejim’in tüm kurum ve kuruluşları ile tıkanma noktasına taşıdığı demokratikleşme sürecinin önünü açmanın en geçerli yolu, sivil demokratik bir anayasa ile halk iradesine başvurmaktır. Keza Türkiye’nin sosyolojik gerçekliği ile uyumlu özgürlükçü bir Anayasa tüm direnç odaklarına rağmen, halk tarafından desteklenecektir.

Sivil demokratik bir Anayasa talebi olanların bu amaca hizmet edebilmeleri için bir engeli aşmaları gerekiyor. Aşılması gereken bu engel, 12 Eylül referandumunda tüm güçleriyle “Hayır ve Boykot” kararlarıyla kısmi değişikliğe bile tahammül edemeyen direnç odaklarıdır. Bu engeli aşmanın ilk adımı ise, 12 Eylül’de tereddütsüz olarak EVET demekten geçiyor.  Mevcut değişikliğin yetersizliğini, eksikliklerini gerekçe gösterip geçmesine direkt veya dolaylı olarak engel olanların, “sivil demokratik” bir Anayasa söylemleri hiç inandırıcı olmayacaktır.

12 Eylül’de ilk engel “evet” kararıyla aşıldıktan sonra tam demokratik bir Anayasa için AKP’ye yüklenmenin koşulları oluşur. Bu aşamaya gelindikten sonra AKP’nin demokratik bir Anayasa yapması önünde ciddi bir engel kalmaz. Buna rağmen AKP bazı gerekçelere sığınıp süreci yavaşlatırsa veya değişimi sürekli kılmazsa kendi varlık koşullarını da ortadan kaldırmış olur.

Dolayısıyla, (12 Eylül’de değişikliğin evet ile geçtiğini varsayarak) AKP kendisini yaşatmak, demokratikleşme sürecinin önüne konulmuş olan bariyerleri aşmak ve Avrupa Birliği sürecini sürdürmekte ısrarlı ise, Kemalist statükocular ile “Kontrollü Mücadele” stratejisinin işe yaramadığını görmeli ve bu ceberut rejim ile cepheden savaşmayı göze alarak, 12 Eylül’den sonra sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa önerisi ile halkoyuna gitmelidir.

6 Eylül 2010

suleymanakkoyun@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar (8 gönderildi):

ali .. 06 Sep, 2010 09:30:42
avatar
süleyman bey!
akparti bir plan proje partisidir. referanduma gitmede öyledir. evet için bu kadar bastırmasında öyle. çünkü önümüzde ki haziranda genel seçimler var. bu atraksiyonla bu genel seçimleri garantilemek istiyor.

şimdi 12 eylül referandumunda başarılı olursa yapacağı ilk şey genel seçim hazırlığına başlamak olacak. yeni anayasa diyecek ama içeri hakkında renk vermeyecek. milliyetçi dalgayı bahane ederek kürtçe eğitim gibi kürtlerin olmaz sa olmazı olan talepleri dillendirmeyecek ki zaten ajandasında öyle bir şey yok. onun için akp bu atraksiyonla genel seçimleri garantilem gibi bir düşünceye sahiptir.

ihtimalleri değrlendirelim. bu kısacık paketle değil, koca bir anaysa ile gelseydi neden kıyamet mi kopardı.

veya bu paket geçti. bizi milliyetçi oyların gazabı falan diye 2011 seçimlerinde de kendisine destek vermeye çağırdı. sonra cumhurbaşkanlığını bu muhafazakar klik bir şekilde garantilemk zorunda diye zaten zihnimizde bir işleyiş var.

biz bu sistemin tıkanıklığı aşması için 3 seçimde muhafazakar (ki kendimde mufazajarım) kesimi destekleyeceğiz. 2016 kadar sistem rahatlamış olacak. peki bu destekler karşılığında kürtler ne elde edecek...

kürtçe eğitimi anayasa taslağına almayan bir hükümetin, yani millşiyetçi resleksleri bahane gösterek kürtçe eğitimi yeni anayasada yer vermeyecek bir hükümete biz hala destekçi mi olacağız. onun için öyle önümüzüde ki plan ve projeleri bu topluma anlatmadan bu olmaz. evet ve hayır ese4lsini aşan ve bir kritik eşik olan bu eşiği basit bir evet hayır kavgası görmek yanlıştır ve aldatıcıdır. kimsenin kürtlere burda oyun oynamasına izin vermemeiz lazım.

kafamı patlatıyorum. bazen sinirleniyorum. ama bir türlü çıkış yolu bulamıyorum. çıkış yolu kürtlerin yek sesliliğidir. ama görece bir toparlamna görünsede aslında sorun tam da anlaşıldığı kanısında değilim. tayyibin demokrasi havarisi olmadığını biliyorum. çünkü bunarın temeli devletçilikle atılmış ve faşist devletin kazanımlarına her daim sahib çıkan bir karakterdedirler. onun kürtlerin bu eşikte bir daha ikinci lozanlar aşamasına izin vermeyecek bir akıllarının olduğuna inanmak istiyorum.


başbakanın diyarabakır hapishanesini yıktırma gibi bir düşüncesi dahi zihnin kıvrımlarında devletin suçlarına ortak olduğunu gösteriyor. eğer ortak değilse de demek zihin kapasitesi demokrasi mücadelesi yürütecek adar işlemiyor. zülme ve zalime mesken olmuş öyle bir yeri yıkmanın başka açıklaması olamaz.
Kurdewar .. 06 Sep, 2010 01:08:09
avatar
AYRIŞMAYI HIZLANDIRALIM
BDP/PKK nin tepesine çöreklenmiş komplocu-statükocu güç despotça Kürdlere dayatmada bulunarak,demokratikleşmeye kapı aralayacak en ufak bir değişimi kilitlemeye çalışıyo ki kaos ortamından nemalanmaya devam edebilsinler.

Anayasa değişikliğini EVET diyerek bunu engellemeliyiz. Hem bununla aynı zamanda Kürdistani Kürdlerle Türkiyelileşen Kürdlerin ayrışmasını hızlandırmış olacağız.

Artık karanlık ilişkiler içindeki karanlık güçler öyle kolay kolay Kürdün elini kolunu bağlayıp statükocu güçlere peşkeş çekemeyecekler.

Provakasyonlar yaratıp bunun üzerinden 'mağduriyet'lere sığınıp Kürdleri kandıramayacaklardır.

Sayın AKKOYUN güzel anlatmışsınız yüreğinize sağlık, başka izaha gerek yok.Saygılar
hawar .. 06 Sep, 2010 02:38:23
avatar
bence akp ve erdogsni <Kurdler bu yazidada oldigi gibi anlamiyorlar
erdoxan tc yi kurtarma restore harakaetidir.seyretigim gunlik film chp mhp dtp vs si bi butun yasamin hepsi planan seneyoya gore tikir gidiyyor hepsi is bölümünü cok guzel yapiyor.
simdi ali gibi Kurdler de sunu fark edemiyor isletiliyorsunuz bdp kck apo tarafindan devleti kurtarma misyonunda görevini oda sahane yerine getiriyor
itirazi olan buyursun aciklariz kisacasi eger bdp si kck si tc nin kuklasi ve kurtarilmasina degirmenine su tasimiyooorlarrsaaa
buyuruun ayda bi hafta cocuklar tc nin asimilasyonuna karsi ve her sabah o lanaetli marsi okumasin diye hata ayda bi gün olsin okula gitmesin bu eylem tas atmaktan daha etkili ve canalici degilmii tc icin ????özerlikmis safsataya bak devlete dokunmayacaz fakat özerk olacaz gel de ölme bee.Kurde de devlet haraamm hata ihanet federesyonuda ihanet belemek sana mi duser...??
de hade buyurun bi okul yapin(ister tc gelsin yiksin daha iyi dunya ya tc yi tanitmak icin)500 Kurd cocougi siz koyun kiz erkek(tc nin asimailasyonci yatili okularina karsi)hade namerdler de yapin özerklik budur diyorsaniz yapin da sizi cidiye alalim.
hem tc nin anayasasi ile kurulmus meclisine gider bi tirk gibi yemin edersiniz hemde en ufak bi dellik bu anayasada cikmasina engel olirsiniz
sizi serok lider sözcü yapan bu KUrd halki elinizle yok ediliyor farkinda degil farkinda oldugunda artikkk coooook gec olacaak.
slav u rez
Süleyman Akkoyun .. 06 Sep, 2010 02:38:28
avatar
Sevgili Ali,
Referandumun basit bir EVET-HAYIR olmadığı noktasında hemfikiriz. Ben, Referandumu, Avrupa Birliği sürecine karşı olanlarla (statükocular) yana olanların hesaplaşmalarından biri olarak görüyorum.

AKP’nin şu veya bu nedenle Avrupa Birliği sürecinden yana olması, Ulusal-Demokratik taleplerimize cevap vereceği anlamına gelmiyor ve ben bu yönde AKP’ye fazla bir misyon yüklemiyorum. Sadece Kemalist sistemi aşması ve bireysel bazı haklar tanıması dışında abartılı beklentiye girmemek gerektiğine inanıyorum.

AKP’nin önümüzdeki seçimlerde de Kürdlerden destek isteyeceği ve iktidarını sağlamlaştırıncaya kadar bu yardım talebinin devam edeceği tespitinize katılıyorum. Referandumda EVET demek ile önümüzdeki seçimlerde AKP’yi desteklemek farklı şeylerdir.

Kaygılarınızı çok iyi anlıyorum ve bu kaygıların genel olarak tüm duyarlı Kürdlerin kaygıları olduğuna düşünüyorum..

Ben, PKK dışında kalan Ulusal Güçlerin önümüzdeki seçimlerde ortak bir cephe oluşturmasını, bu cephenin ulusal talepler konusunda kararlı bir tutum takınması gereğine inanıyorum. Bu ulusal taleplere cevap verecek ve programına alacak her hangi bir partiyle ittifak kurulabileceği ama cevap verecek ve programına alacak bir partinin çıkmaması durumunda da Kürd cephesi olarak kendi başlarına tavır almaları gerektiğine inanıyorum…

Selamlar, sevgiler...
Sedat UZUNYOL .. 06 Sep, 2010 06:04:08
avatar
Sayın Akkoyun.
Zamanı ve zemini bakımında bu anlamlı makalenizden dolayı sizlere şükranlarımı sunuyorum. NASNAME internet sitesinin tarafsız ilkeli yayınından ve sizlerin olaylara objektif olarak yakalaşımınızdan dolayı kutluyorum. Kürd halkının demokratik haklarını savunmak için Kürd olmaya, Dindarların ve Alevilerin inanç özgürlüklerini savunmak için dindar veya Alevi olmasına gerek olmadığının en güzel örneğini veriyorsunuz. Demokrat olmak bu olsa gerek. Ancak Kürd olmadığı halde BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın PKK'nın sözcülüğünü yapmasını ve Kürd halkını çatışması için sokağa davet etmesini ve Refaranduma katılmamaları için Kürd halkı üzerine baskı kurmasını anlamış değilim. Kürd halkına 12 Eylül zulmünü yaşatan Faşist güçle Kürd köylerini boşaltan, faili meçhul cinayetleri işleyen, Kürd halkını işkencelere tabi tutan Faşist güç aynı güç değil mi? 12 Refarandumunda Kürd halkının bu Faşist güçlerle aynı safta yer almasını anlamış değilim! Kürd halkının bunca yaşananlardan sonra hala Öcalan'ın peşinden koşmasına, Selahattin Demirtaş'ın emirlerine boyun eğmelerine bir mana veremiyorum! Türkçülüğün temelini atan Diyarbakırlı Kürd Nihal Atsız'dı. Kürd halkının değilde PKK'nın sözcülüğüne soyunan Türk Selahattin Demirtaş'ın kim olduğunu neden sorgulamaz bu Kürd halkı? Diyarbakır'da top mermisi ile parçalanan CEYLAN kızımızın katillerini neden aramaz, neden Ergenekoncular için Kürd halkını sokağa davet etmez de Öcalan'ın odasının 13 cm küçük olduğu gerekçesiyle savaş ilan eder? Kürd halkı bu gerçekler karşısında nasıl sessiz kalabilir? Öcalan'ın, Demirtaş'ın emirlerine boyun eğen, direnemeyen Kürd halkı hangi özgürlükten, hangi demokrasiden bahsedebilir? Kürd halkının önce kendi prangalarını kırması gerekmez mi? Bu gerçekleri Kürd halkına duyurmak her zaman olduğu gibi yine NASNAME ve onun sayın demokrat yazarlarına düşüyor. Bu konuda mücadele veren herkese saygılarımı sunuyorum.
ali .. 06 Sep, 2010 08:42:59
avatar
sedat uzunyol bey...

sen de başbakanın laflarına takmışsın tayyip gibi konuşuyorsun. selahattin demiştaşı savunmak bana düşma ama zaza olup kürtçe konuşmakta zorlandığı eğer birni kürtlükten çıkarma gibi doğru olmayan bir fiili görmüyorsanız önce sayın başbakanın o meşum sözündeki ırkçı tonu görün derim.
selahattin palulu. zazadır. benim gibi kurmanciyi anlasada konuşamayacak millyonların arasındadır. siz hangi hakla kurmanci konuşamacak olanaları kürtlükten azade ediyorsnuz.

bence o çok güvendiğiniz başbakanın ve sözlerni heryerde tekrarlnmaktan haz duyduğunuz başbakanın o cümlesinbde ki ırkçı, ayrımcı ve nefreti görseydiniz araştırmacı bir kimlik ve analtik bir birey olarak kolay kolay tayyip erdoğanın sözlerine fazlaca kıymet verilemeyeceğini anlardınız.

ben haksızlığın ve çarpıklığın düşmanıyım. bu çarpıklığı kim yaparsa ona düşmanım. ve başbakan hain bir hamle ile zaza ve kurmanc olanları ayırma gibi bir hyinliğe gitmiştir. burdan bunu görmeyen. görüpte tepki göstermeyen tüm kürt aydınına sitemim var. bunu ilk dakika nasnaye yazdım. ama sanırım kimlikler farklı olunca başkasının hakkını savunma refleksi biraz zayıflamış. sedat beyin yorumuna en azndan bir şerh konulması gerektiğini ve bunun editör tarafından yapılması gerektiniğini düşünüyorum.

sürci lisan ettikse af ola. siyaset başkdır. ama birilerin bilerek ve isteyerek plan dahilinde bir söz söylediği ve bizimde sormadan ve soruşturmdn peşinden koştuğumuz bir dava bizim davamız değil. ben orda başbakanı art niyetli ve nefret saçan bir konumda gördüm. o poaragrafı van denize katsan van denizi utancından kan kırmöızı olurdu.
Dr. Ali GÜN .. 07 Sep, 2010 02:04:23
avatar
Sayın Akkoyun,

İyiki Nasname gibi bir site ve onun değerli yazarları var!

Katkım olabilir mi?

Referandumda EVET oyu verilmesi Kürt'ler için gerçekten hayatidir ve zorunluluktur.

AK Parti sonuçta bir Türk Partisi.Kürdistani ruh ve değerlere sahip olması beklenemez.

Ana prensibimiz bu topraklarda nihai hedefi AB olan bütün demokratikleşme politikalarına kayıtsız şartsız destek vermekle birlikte bu süreçlerde Kürdistani değerlerin onarılması,geliştirilmesi,birleştirilmesi ve savunulması gibi sosyolojik gelişmelerimizi tamamlamamızdır.

Bu süreçlerin çabuklaştırılması içinde Ergenekon başta olmak üzere Kürt'ler üzerinde soykırımı yapan bütün organize devlet destekli örgütlerin yargılamalarının adil olmasını sağlamak , Kürt Halkının içindeki Ergenekon kurumlarının suçlarının gizlenmesini önlemek ve uygar Dünya'nın çok yönlü desteğini almaktır.

Şüphesiz her şeyde olduğu gibi ana unsur insandır.Yani akıl ve bilim ile Evrensel Hukuk ile 13 eylülden itibaren daha yoğun olmak üzere çalışmaktır.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
hazar44 .. 08 Sep, 2010 12:25:50
avatar
sayın dr ali gül kusura bakma sizden özür diliyerek, ilk defa akp hakında sağlıklı bir yorum yaptın ve size katılıyorm,ama şunu iyi bilmek lazım şimdi gercekten siz ve diğer yorumcular akp için bu yasanın en önemli madesi 12 eylüle hesaplaşmakmı yoksa hsyk ele gecirmekmi,12 eylül çok basit çok anlaşılır ve herkesin dikkatini cekeceği bir konu olduğu için akp bununla esas yasa olan hsyk fererandomdan gecirmektir,tmm akp çok iyi olabilir tabi benim için değil bazıları böle düşünebilir ama bu parti yarın yerini ergenekoncu dediğinz chp bırakırsa chp de bu yasadan faydalanırsa yani yargıyı elegecirmezmi,kim buna engel olacak kendi adamlarını atamıyacakmı?ayrıca bir kürt olarak hiç bir hakımı anayasa güvencesi altına almıyan bir trt6 gibi televizyonu bile güvence altına alınamıyor.ve sizlerde benden bu yasa onaylamamı istiyorsnz.saygılarımla

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: