Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | PKK’nin Taşeronluğunu Yaptığı Kirli Savaşın Hedefi; Demokrasi Ve Güney Kürdistan’dır!

PKK’nin Taşeronluğunu Yaptığı Kirli Savaşın Hedefi; Demokrasi Ve Güney Kürdistan’dır!

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font







PKK’nin Taşeronluğunu Yaptığı Kirli Savaşın Hedefi; Demokrasi Ve Güney Kürdistan’dır!

PKK'nin başlattığı bu silahlı eylemler, onun, Kürd halkı adına ileri sürdüğü “Demokratik Cumhuriyet” politik hedefiyle tezat oluşturuyor. Ancak,  Apoizm’in/Kemalizm'in, "öteki" diye gördüğü toplum kesimlerine acımasızca saldırmak ve toplumun farklı kesimlerini çatıştırarak kendilerini yeniden üretmekten başka çaresi de kalmamıştır. Bu hiç te garipsenecek bir durum değildir. Fakat bu Zıt Ortaklığın sınır tanımayan saldırganlığına karşı kendilerini demokrat, aydın veya sosyalist olarak niteleyenlerin sergiledikleri yamuk duruşa hoşgörü göstermek te bir o denli olanaksızdır. Bu davranış biçimi için kullanılabilecek en yumuşak söz, “körler ve sağırlar birbirlerini ağırlar” özdeyişi olsa gerek. Tarihi olayların, aynı zamanda geleceğe de ayna tutan işlevini algılayamayan birey veya gruplar, egemen güçler tarafından oluşturulan yapay gündemlerin birer aracı veya gerginlikten beslenen odakların figüranı olmaya mahkûmdurlar.

PKK’nin ısmarlama üzerine ve gerekli görüldüğü durumlarda tırmandırdığı toplumsal gerginlikler, yakın tarihin tanıklığıyla değerlendirildiğinde, hem Türkiye/Kürdistan’ında tırmandırılan kirli savaşın nedenleri ve hem de bundan beslenen güçleri ele vereceği gibi, bunların olası sonuçlarını öngörmeyi de kolaylaştıracaktır.

Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi'nin rayından saptırılarak başka kanallara yönlendirilmesinin etkili bir aracı olarak, temeli 1970’li yılların başında ve "Komünizmle Mücadele Dernekleri"nde döşenen PKK; ülkemizin Kuzey Parçası'nda, Kürdleri sömürgeci devletlere entegre etmekte göreceli bir başarı sağlamış ve Güney Kürdistan’daki Ulusal kazanımları kabullenmeyi de hâlâ içselleştirmemiştir.

PKK, 1970'li yılların sonlarına doğru ”Bağımsız, Birleşik, Demokratik ve Sosyalist Kürdistan” şiarı ile Kürd halkının gündemine oturtuldu. Henüz ilk başlarda bile, bu oluşumun kuruluşundaki köksüzlük, ideolojik sığlık ve provokatif pratiğinden kaynaklanan nedenlerden dolayı, onun hakkında, hep ciddi kuşkularımız olmuştur. Bununla birlikte, Kürdistan’ın sömürge statüsü, uluslararası konjonktür ve PKK'nin politik hedeflerinin bir sonucu olarak, 1984-1999 sürecini kapsayan silahlı mücadelesi, Abdullah Öcalan handikabına rağmen anlaşılır ve kabul edilir bir durumdu.

Ancak, Uluslararası güç dengelerinin ABD'nin lehine bozulmuş olması, AB Uyum Yasaları kapsamında Türkiye'deki demokratik iyileştirmeler ve Öcalan'ın İmralı süreciyle dibe vuran  ideolojik, stratejik,  siyasi ve ahlaki çöküşünden sonra, 1999 öncesi argümanlarına atıfta bulunarak, halkımızı siyasi olarak aldatan PKK'nin, zora dayalı çözümlerde ısrarcı olmasının ne ideolojik bir zemini, ne de uluslararası camiada meşru bir gerekçesi kalmıştır. Ayrıca bu tür eylemler, Güney Kürdistan açısından da hep tehlike oluşturmaktadır.

Kürd halkının ulus olmaktan doğan meşru haklarını Kemalizm ile harmanlayarak halkımızı siyasi olarak aldatan Öcalan’ın, kimin ürünü/beslemesi olduğunu sorgulayabilecek bir irade eksikliği söz konusudur ve bu durum, PKK’nin güç odakları tarafından gerekli görüldüğü hallerde başvurduğu/tırmandırdığı silahlı eylemlerin gerçek nedeninin halkımız tarafından anlaşılmasını da zorlaştırıyor. Dolayısıyla Kürdler için hiç bir ulusal talebi olmayan PKK'nin, Kürdler üzerinde kendisi için tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan'ın yaşam koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyarak, neden gençlerimizi bu kirli savaşa sürdüğü ve heba ettiği olgusu sorgulanmadan, Kuzey Kürdistan'daki siyasi mücadelenin neden dibe vurmuş olduğu gerçeği de kavranamaz.

ABD'nin Ortadoğu'ya müdahalesi ile başlayan yeni süreç; hem çağdışı rejimleri, hem de bunların dayanağı olan provokasyon araçlarının da dönüşümünü veya aşılmasını da zorunlu kılmıştır. Bundan dolayı da, Kürd halkını tanıyıp tanımamakta kendilerini kilitleyen Türkiye egemenleri, sorunların barışçıl çözümünü engelleme veya geleceğe erteleyebilme güdüsüyle büyütüp besledikleri PKK'nin silahlı eylemlerine gereksinim duymaktadırlar.

Bu kirli savaşın temel amacı, Özel Harp Dairesi’nin birer ürünleri olan taşeron örgütler kullanılarak, Türkiye ve Kürdistan’da terörün tırmandırılması, Avrupa Birliği sürecinin bloke edilmesi/geciktirilmesi ve Güney Kürdistan'da halkımız lehine gelişen sürece müdahale edilebilmesinin uluslararası gerekçelerini oluşturmaya zemin hazırlamaktır.

Güney Kürdistan Siyasi İradesi'nin PKK'ye ilişkin iyi niyet ifade eden tüm söylem ve tutumlarına karşın, Güney’i; bölge/uluslararası ilişkilerde zora sokan ve İmralı vesayetinden kurtulamayan bir PKK, kendileri için de her zaman tehlike potansiyeli taşır. Dolayısıyla Güney'li Kürdlerin Genelkurmay/İmralı vesayetinden kurtulamayan bir PKK'ye daha ne kadar hoşgörülü olabilecekleri bir soru işareti olarak gündemdeki yerini korumaktadır.

Oysa PKK'nin savunduğu tezler silahtan arınmaya, sivil yaşama dönmeye ve sistem partilerinin herhangi birinde yer alıp Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katılmaya tekabül eder. Keza, Bireysel Hak ve Özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığı kalmıştır. Avrupa Birliği Projesi, PKK'nin Kürd halkına reva gördüğü ”Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlıdır. Öte yandan da 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmek kısır bir döngüdür. Özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmek halkımızın felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam ifade etmez.

PKK lideri Öcalan; silahlı mücadeleyi temel işlevinden soyutlayarak, Kürd Halkının Ulusal Sorunu'nu, kendi sağlık problemi ve “Türkiyelileşme” düzeyine çekmiştir. MGK (Milli Güvenlik Kurulu) toplantılarında PKK'nin Türkiye açısından hep ilk tehlike olarak algılanması, halkımızın siyasi olarak aldatılmasına yöneliktir. Kemalist devletçilerin rahatsızlık duyduğu mevcut PKK değildir. Egemenleri rahatsız eden nokta, ABD ve Güney Kürdistan Hükümeti'nin baskısı ile PKK'nin yön değiştirme/değiştirebileceği olasılığıdır. PKK'nin Kürd Halkının Ulusal Demokratik Hakları bazında hiçbir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda bölge ve uluslararası koşullar ile de çelişen silahlı eylemleri, sömürgeci devletlerin sık sık kullandıkları Kürdleri birbirine kırdırılması projesini de kapsamaktadır. (Mesud Barzani'nin tüm iyi niyet çabalarına karşın, bu risk hâlâ mevcuttur)

Bu kapsamda yıllarca biraderi Öcalan’a “danışmanlık” yapan Yalçın Küçük'ün, “Gizli Tarih“ diye piyasaya sürdüğü kitabından aşağıya aktaracağım tezlerinin çok öğretici olduğu kanısındayım. Abdullah Öcalan’a hep “Kardeşim Apo” diye hitap eden ve yıllarca Öcalan’a “danışmanlık” yapan Yalçın Küçük şöyle diyor:

“Şimdi ben, Türkiye büyümezse küçülür“ diyorum ve Musul'da, yıllardır Ankara'nın yardımıyla kurulan Kürdo-Jüdaik Devlet'in eninde sonunda Türkiye'yi küçülteceğini ekliyorum. Sol, bunlara sessiz kalamaz ve ben sessiz kalmıyorum... Mesele şudur: Bir, Musul'u verirlerse Diyarbakır'ı tutmak mümkün değildir. İki, iş Kandil'de silahları susturmak değil, yönünü değiştirmektir...(Yani, PKK'yi Güney Kürdlerine saldırtmaktır. S.A) Bu kadar basit. Eğer sizin formülünüzle ve sözünüzle, orada gerilla savaşı yapacaksak, Kürdler olmadan biz o işi yapamayız. Amerika, orada, emperyalist savaşını Kürdler ile yapıyor ve anti-emperyalist savaşı da Kürdler ile yapmak zorunluluğu var...Biz şunu söylüyoruz; şu anda yapılacak iş, orada Amerika himayesinde Amerika mandasında, Kürdo-Judaik devletin kurulmasını zorlaştırmaktır. (İmralı'da aynı görüştedir. S.A) Ben, anti-Amerikan mücadelenin merkezinin Musul olduğunu ilan ediyorsam, bunu, Türkiye soluna söylüyorum, Hilmi Paşa Hazretleri'ne hitap etmiyorum.”

Abdullah Öcalan ise;  Kenya'dan getirildiği uçakta ve İmralı adasına kadar devam eden yamuk duruşu bir yana, canını kurtarmak için Kürd Halkının Ulusal Demokratik Haklarını yadsıyan ve halkımızın onurunu inciten duruşu/söylemleri ile İmralı Duruşmaları'nda sergilediği pısırık davranışlardan sonra  Kemalizm’e sığınarak şöyle diyordu:

“Silahlı savaşımız bir hataydı. Yüzde yüz kazanacağımızı bilsek bile tek bir kurşun sıkmayacağız”. (İmralı Savunması). Densizlikte sınır tanımayan Öcalan; devamla, “Bugün Güney'de bir Kürt devleti doğuyor. Arkasında ABD ve Avrupa var. Bu devletin ideolojisi milliyetçidir. Bu milliyetçilik yerinde durmayacak. İran'dan, Türk'ten, Arap'tan, şundan bundan bir şey isteyecek. Bu da katliamları getirecek. Bunlar yaygınlaşacak. İkinci bir Siyonizm gibi Kürt işbirlikçiliğinin devletleşmesi söz konusudur. Kürt milliyetçiliğinin devletleşmesi İran ve Türkiye'ye karşı kullanılacak. Ben bunu engellemeye çalıştım”. (A.Öcalan 05.01.2005 görüşme notları)

Görüldüğü gibi, Öcalan da Güney Kürdistan Federe Devleti'ne izin verilmemesi gerektiği noktasında, tıpkı “kardeşi” Yalçın Küçük gibi hamisi olan güce akıl veriyor.

PKK'nin Güney Kürdistan'da üstlenmiş olmasının bizzat Genelkurmay’ın tercihi olduğu, artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Öcalan'ın; devletin yönlendirmesiyle tüm silahlı güçlerini Güney Kürdistan'a kaydırma kararı alınca, onunla yakın ilişkide olan Türk Subayları’nın (Ergenekon/JİTEM pratisyenlerinden Çevik Bir, Hasan Atilla Uğur, Cemal Temizöz gibi) “Hepsini geçirme, 500 kişi kalsın, lazım olur!”. (Özgür Halk Dergisi, Ekim 2000 Abdullah Öcalan)

Bu samimiyet ve işbirliğinin temelinde; boşalan alanların başka güçler tarafından kullanılmasını engellemenin yanı sıra, PKK'yi Güney Kürdistanlı güçlere karşı kullanmak yatıyordu. Ancak, ABD'nin Irak'ı işgali Genelkurmay/İmralı planını bozdu. Dolayısıyla, silahlı mücadeleye son verdiğini beyan eden Öcalan’ın, ne oldu da yeniden kirli bir savaşın devamı noktasına geldiği sorusu, hâlâ gündemdeki yerini korumaktadır.

Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin mevzi kazanması, ABD'nin Ortadoğu'daki varlığı ve Türkiye'nin AB uyum yasaları kapsamında demokratik değişim ve dönüşüm sürecine girmiş olması, statükocu politik bileşenlerin kimyasını bozmuş ve ideolojik temsilinde de bir altüst oluşu gerçekleştirerek, AKP’ye karşı tüm siyasi aktörleri çağdışı kulvarda birleştirmiştir. Başka bir deyişle, AKP dışındaki tüm statükocu partilerin ırkçı, şoven ve faşist oldukları günümüzün bir realitesidir. Bu “Kutsal İttifak” Kürdlere bir şey anlatmıyor mu?

Toparlarsak, “Toplum Mühendisleri” tarafından Türkiye ve Kürdistan’da uygulamaya sokulan olayların, yakın, orta ve uzun vadedeki amaçlarını üç başlık altında sıralamak mümkün olacaktır:

Birincisi: AB sürecinin bir gereği olarak demokratik değişim ve dönüşümlerin kalıcı kılınması, Ulus/Devlet projesinin çöküşü anlamına geldiğini gören egemen güçler kaygılanmaktadırlar/korkmaktadırlar. Onun için, yakın hedef, AKP'yi hükümetten uzaklaştırmak ve AB sürecini sabote etmektir.

İkincisi: Kürd Ulusu'nun solunum sistemini tıkamayı amaçlayan Tampon Bölge oluşturma projesidir. Hakkari, Siirt ve Şırnak illerini kapsayan bu üçgen, Kürdistan'ın en stratejik alanıdır ve söz konusu alanı kontrol eden bir devlet, tüm bölgede söz sahibi olacaktır. Kürdistan'ın en Stratejik Üçgeni’nin denetim altına alınması arzusu, aynı zamanda Misak-i Milli güdüsünün de bir gereğidir.

Üçüncü ve uzun vade de ise, ABD'nin direk veya indirek olası bir İran müdahalesinde, Irak’ta olduğu gibi halkımız lehine gelişebilecek olası sürprizlere hazırlıklı olmanın yanı sıra, stratejik bir bölgeye konumlanmış olmasının avantajını; halkımızın Ulusal Demokratik kazanımlarını aşağılara çekmek temelinde; Avrupa Birliği, ABD ve Rusya arasındaki çelişki ve tercihlerde bir pazarlık gücü olarak kullanmaktır.

Türkiye; muhalefet ve iktidarın görünmez organlar tarafından yönlendirildiği ender ülkelerden biridir. Kürdistan’ın; bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış olmasının sürekli kıldığı temel sorunlarımızdan biri de sömürgeci güçler tarafından kullanılma olgusunun halkımızın tüm yaşam alanlarında kendini yeniden üretiyor olmasıdır. Öcalan/PKK pratiği, buna iyi bir örnektir.

Sonuç olarak;

* PKK’nin tırmandırmaya çalıştığı gerginlik, genel olarak Kürd halkı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu gibi, Türkiye’nin, Güney Kürdistan’a müdahale etmesine de uluslararası meşruiyet kazandırmayı amaçlamaktadır.

* PKK'nin İmralı vesayetinden kurtarılması adına da olsa, Güney Kürdistan Siyasi İradesi taraf olmak zorundadır.

* Kürd Sorunu'nu bir güvenlik sorunu gibi algılayan anlayışların terk edilmesi, demokrasi karşıtlarını güçlendiren gerginlik politikalarına son verilmesi ve askerin siyaset üzerindeki vesayetine son verecek, demokratik bir Anayasanın acilen yapılması toplumsal barış açısından zorunludur.

* Türkiye'nin AB yolundaki engelleri aşması, aynı zamanda toplumsal sorunların barışçıl çözümünün de yolunu açacaktır. Dolayısıyla, halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımlarına da saygı duyan ve komşuluk ilişkilerinin gereklerini yerine getiren bir Türkiye, bölgede daha fazla ciddiye alınacaktır.

* Bu Kirli Savaşa karşı dik duruş sergilemek, aynı zamanda Kuzey Kürdistan'da Ulusal Demokratik Hareketin gelişimi açısından da zorunlu bir ön koşuldur. Ayrıca, PKK'nin İmralı vesayetinden kurtarılması, Kürdistani bir niteliğe dönüştürülmesi veya tasfiyesi de, Güney Kürdistan'daki siyasal iktidarın kendi meşruiyetinin bir gereği olarak algılanmalıdır.

6 Temmuz 2010

suleymanakkoyu@hotmail.com

 

Yorumlar (7 gönderildi):

kurdewar .. 07 Jul, 2010 02:29:57
avatar
Yazar T.Çekdarın bu yazısı ile tamamlamama izin verin. Saygılar
Abdullah GÜL Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez ilk iş olarak Kürdistan’a gidip askeri mevzide yerini almış, hatta geceyi cephedeki siperde geçirmek istemişti. Şimdi de Başbakan R.Tayip ERDOĞAN ve CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, Genel Kurmay Başkanı ile beraber ayrı ayrı Gediktepe ye çıktılar. Etrafı kum torbaları ile çevrili o siperlerde biri çömeltilerek, diğeri ayakta; uygulanacak yeni askeri stratejinin birer piyonu olma rolünü üstlenmeleri sağlandı. TC’nin her taraftan kuşatıldığı ağır bir saldırı tehdidi altında olduğu(!) fotoğrafı dünyaya servis edildi. Medya üzerinden birine korkak, diğerine cesur denilerek uygulanacak olan plana razı olmaları dayatıldı. Siyaset bu şekilde militarizmin açık güdümüne sokuldu. Önümüzdeki günlerde bu yeni stratejinin uygulamalarını hep beraber göreceğiz. Hiç şaşırmamak lazım, çünkü Güney Kürdistan’a karşı PKK bahane edilerek büyük bir kara harekatı başlatılacaktır. Bu harekatın amacı PKK’yi, PJAK’ı bitirmek gibi görünse de bu yanıltmacadır, asıl amaç Özerk Kürdistan’ı ortadan kaldırmaktır.

Ortadoğu’da tüm dengeleri alt-üst edecek bir potansiyel olan Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesini kontrol etmek, Kürdistan’ın aynı statüde işgal ve ilhak altında kalması için sömürgeciler hep farklı politikalarla ayakta kalmaya çalıştılar. PKK ve ÖCALAN bu yeni stratejinin uygulanmasına bahane edilmek için biçilmiş bir kaftan olma özeliği taşıyor işgalci devletler için. ÖCALAN’ın Türkiye’ye getirildikten sonra PKK’nin neden tasfiye edilmediği, ÖCALAN’ın İmralı’dan örgütünü yönetmesine izin verildiği de bu şekilde ortaya çıkıyor. Zaten ÖCALAN yaptığı her açıklamada “Kürtlerin devletleşmesine karşıyım. Güneyde oluşacak Kürt Devleti’ne dikkat edin” demiştir. Bu açıklamasını da “Ortadoğu Konfederasyonu“ ile süsleyerek imkansızı “derin analiz”lerine eklemiştir. Kürtler için devletleşmeye karşı olduğunu belirtirken TC devletini ve kurucusu M.Kemal’i yücelterek, Kürtleri halihazırdaki sınırlar içinde işgalci devletlerin himayesinde (azınlık-etnik bir topluluk olarak) yaşamak için bilinçli bir politikanın sürdürücüsü olmuştur, PKK eliyle de Kuzeydeki Kürtlere “kültürel özerklik“le yetinmeyi dayatmış bulunmaktadır. Yani özünde Kürdistan sorunu olan sorunu “ Kürt Sorunu”na indirgeyerek hem Kürtlerin uluslaşmasını engellemiş, hem de “demokratik devlet” söylemi ile statükonun korunmasına hizmet etmiştir. Hal durum böyle iken tabiî ki işgalci TC devleti de bu örgüte ihtiyaç duyduğu için, yeri geldiğinde onu bahane ederek farklı biçimde yararlanma yoluna gitmiştir. Tıpkı Gediktepe de olduğu gibi, Türkiye halkına hem korku verdi hem de ileride Güneye karşı girişilecek operasyon için psikolojik toplumsal alt tabanı oluşturdu.
Zaten güdümlü, istikrarsız ve kapasitesiz olan Türk siyaseti de bu şekilde militarizmin emrine alınarak; yeni stratejiye uygun dizayn edildi. Kürt düşmanlığı temelinde yapılacak bu operasyon ile Kürt halkının tüm kazanımları yok edilecek, başarabilirlerse silindir gibi bir ezme harekatı olacaktır. İran, Suriye ve Türkiye’nin ortak yapacakları bu operasyona karşı Kürtler ne kadar karşı koyabilecekler orası meçhul. Dünya kamuoyunu da ikna etmek, gelebilecek tepkileri bertaraf etmek için(!) yeterli gerekçeleri var PKK’nin varlığı ve yarattığı şiddeti onun için ön plana çıkardılar . Onun için Gediktepe’deki savaş siperlerinden yüzlerini Özerk Kürdistan toprağına doğru çevirerek “tehdid ve saldırı merkezi“ olarak orayı işaret ettiler. “Ülke güvenliği“ söz konusu edilince dünya kamuoyunu ikna, tepkilerini tolore etmek hiç de zor değil.

Son şaibeli adeta yönlendirmeli karakol baskınları ile bu planın temelleri oluşturuldu. Öldürülen askerlerin cenaze törenleri kullanılarak toplum üzerinde derin psikolojik harbin egemenliği sağlandı. Yargı üzerinden yapılan son tutuklamalar ile PKK’nin şiddeti tırmandırması için ortam sağladı. Ergenekon tutuklularının salıverilmesi orduya karşı duyulan güvensizliği azalttı. Referandum bahanesiyle CHP, MHP ve BDP farklı bir cephede bir araya getirilmiş oldu. AKP sıkıştırılarak iktidar nimetlerinden mahrum bırakılma ile tehdit edildi. Yeni stratejik plana karşı direnemez duruma getirilen, kolu kanadı budanan bu siyasi partinin de fazla direnme gücü kalmadı. Tüm bunlara bir bütün içinde baktığımızda uygulamaya sokulan ince planı görmemek için kör olmak gerekir.
Kürtler bu yeni stratejik saldırıya karşı nasıl direnebilir veya nasıl boşa çıkarabilir noktasında şunlar yapılabilir. Sorunun adı açık ve net bir şekilde konulmalıdır. Bu sorun Kürdistan sorunudur, işgal ve ilhak edilmiş bir ülke dört farklı devlet tarafından pay edilmiş; ulus olmanın gereği bu halkın kendi kaderini özgürce belirleme hakkının olduğu her zeminde meşruiyet içinde savunulmalıdır. Dünya siyasetine yön veren aktör ve aktivist devletler bu nokta üzerinden sıkıştırılmalıdır. Yoksa işgalci devletlerin insafına bırakmakla her seferinde bu mücadele en vahşi yöntemlerle ezilecek acı ve kan yüzyıllarca bize eşlik etmeye devam edecektir.
Kürtler, artık ulus bilinci ile her parçadaki kazanımı sahiplenmeli, kazanıma yönelecek saldırıya birlikte tüm güçleri ile karşı koymalıdır. Ulusal birlik için Kürdistan’ın tümünü kucaklayacak yeni bir örgütlenmeye gitmelidir. Ulusal renklerini farklılıklarını iyi yöneterek, Kürdistani olmayan örgüt ve partileri de deşifre ederek, ayıklayarak demokratik mücadelesini bu temelde yürütmelidir. Kürtler siyasetlerini kişilerin vesayetinden ve provokatif yönlendirmelerden kurtarmak için bunu yapmak zorundalar.
Eski Gerilla .. 08 Jul, 2010 01:59:20
avatar
Tecrubeli gerillar birer birer hain,donek su ve bu denilip tasfiye edilince geriye acemi ve maceraperest saf kurtgencçleriyle savasmak kaldi...
PKK yasanilan kayiplarin hesabini vermeli...
Kendisine dusman ettigi 10.000 e yakoin eski gerillanin neden ayrildigi konusunda cevap vermeli ve onlardan ozur dilemelmi
Seyhmus Ceylan .. 08 Jul, 2010 01:15:49
avatar
Kek Sileman Abdulah acikca Kurd ve Kurdistan dusmanligi yapiyor,her zaman acik acik yapyor.Ben buna yanmiyorum.Benim yandigim;onu lider olarak görup butun isleri yapip onu yucelten ZAVALI SEYTANLARdir.
ömer.f. .. 08 Jul, 2010 04:42:00
avatar
KURTLER KIME KARSI SAVASIYOR??
yada tersinden soralim kimler kurtlere karsi savasiyor.Bil umum muz Cumhuriyeti-cadir devleti-devsirme kemalist cumhuriyeti,Ergenekoncu PKK ve kurt cahsi korucular...dahasi bil umum sömurgeci devletler...
Esas sorun kurtler adina kurtleri katletmek.yillardir zavalli gencleri daglara kurdistan icin daga cikaran ve kurdistan istemiyen, onlari kirdirip,BIJI SEROK APO dedirten Ergenekoncu APo, Tc ye sundugu hizmetin karsiligini yine kurt kani ile ödetmek istiyor.Insanin bu kadar kör olmasini dusunemiyorum.bu iradesi teslim alinmis ve teslim olmus muridler korosu hicmi kendinize soru sormuyorsunuz??zerre kadar vicdaniniz kaldiysa niye savastirildiginizi kendinize sorun. hic birinizin sonu ABDULKADIR AYGANDAN daha iyi olamaz.Abdulkadir Aygan hic degilse, itiraf edebiliyor ve kendi vicdani ile hesaplasiyor. Ya siz APO,nun muritleri??Kurdistan icin nefes alan bir insan, nasil olurda Guney kurdistanin yapilanmasina karsi cikar. Karsi cikis kime yarar saglar.Ve karsi cikarkenki söylemler kimin dusunce ve sitratejileri ile cakisiyor? bundan hic kimsenin suphesi olmasinki tc ve diger sömurgecilerin cikarinadir. Tc,nin gercek sahipleri,CHP,MHP ve onun askeri kanadi Genalkurmaydir.ERgenekoncu APO bunlara iliskin tek negatif kelam edebiliyormu?
Elbette hayir.Sadece AKP,yi hedef aliyor. AKP iktidarin sahibi henuz olamamis. yani mekanizmayi tam olarak ele gecirememis ve gercek sahipleri ile bu konuda celiskisi var. Vesayet ve Kemalizm ile olan celiskisi devam ediyor.
PKK,ya bicilen görev AKP,nin iktidarina son vermek.Akp,nin yerine kim ikame edilecek,Fasist Kemalistler. yani bu zorba inkarci ve devsirme devleti yuz yildir idare eden zihniyet. Bu kimin istemine uygun dusuyor. buna katki sunanlarin hizmeti kime?cok acik. Dune kadar SEX SAIDE, ihanetci, ingiliz usagi diyen Ergenekoncu Apo tayfasi neden simdi onun adini kullaniyor? Kurtler adina degerli ne varsa onu kirletmek ve icini bosaltmak...
Kurtlerin kurtulusu ERgenekoncu Apo siyasetinin sonlandirilmasidir.Onurlu kurtler artik, Bu Ergenekoncu Guruhlardan destegini cekmeli.APO Ergenekonun uretimidir. Bunu anlamamak icin kör ve sagir olmak gerek. o kadar acik oynanmasina karsilik hala Serok kabul edilmesi ne anlama gelir? Yada bunu nasil yorumlamak gerekir?? Bu referandum bir anlamda bir firsattir.
Kurt halki kendi yararina olan seyi pkk,nin ipoteginin disina cikarak aramali ve onlara iradelerinin ipotek altinda olmadigini ortaya koymali.
ERGENEKONCULAR,da bunu anlamali. kurt halkinin iradesinin ipotek altinda olmadigini görmeli.Guney kurdistan,in isgaline zemin hazirlamak icin tc,nin kendisini kullanmasini istiyen bir guruh zihniyetten, ihanet disinda hic bir sey beklenemez..SEYIT RIZA harekatindaki ve SEX SAID harekatindaki ihanetcileri kurt halki unutmadi.REHBER-KASO gibiler ve bugunde APO,lari iyice algilamali...
IHANETIN KIMLIGI YOKTUR!!!!
KURTULUS IHANET ILE HESAPLASMAKTAN GECER!
bawı berzan .. 09 Jul, 2010 12:09:00
avatar
aylar öncesinden beri üveyşten olma evdıl güney işgalınden bahsetmektedir.her zaman olduğu gibi zemını hazırlayan bizzat kendisi sonradan da ben demedim mi olacak.müritleri de başkan demişti diye onu bir kez daha tanrılaştıracak.kürtleri tehlikeli bir dönem bekliyor.kuzey kürtlerinde egemen olan imrallı endeksli anlayış işi daha da zorlaştırmaktadır.varlığını devam ettime çabasındaki oluşumlar ve kanaat önderleride malesef bu konuda etkın rol oynayamaktadırlar.GÖREV,küfür siyaseti yapmadan imralının da dahil olduğu ergenekonun güney hesapları deşifre edilmeli,daha şimdiden aktif politikalar üretilmeli ve bu kirli oyun boşa çıkartmak için her yol denenmeli.yarın geç olabilir.
berzanıwani .. 09 Jul, 2010 04:56:25
avatar
Geli Kürdan gelin el ele verelim. Kürd düşmanı ve ergenekoncu Apo ve avanesi BDP'den uzaklaşalım. Bütün bunlara rağmen biz kürdler bu anayasa değişikliğinden evet oyu verelim. Apo ve Kemalistlerin oyunu bozalım.
sal_73 .. 20 Jul, 2010 02:39:28
avatar
Sevgili arkadaşlar bu kirli oyuna gelmeyelim.Öcalan bu gün kemalizmi savunuyorsa artık ne kendine nede kürtlere hayrı olamaz.okudunuzmu aponun düşüncelerini, ırakın kuzeyinde bir kürt devleti kuruluyor ve ben buna engel olmaya çalıştım diyor.Yüzyıllardır kimsenin yapamadığı şeyi barzani ailesi gerçekleşti ama öcalan gibi geçmişi karanlık biri engellemeye çalıştım diyor.Çalıştında ne hakla çalıştın.Elbet bir gün gelecek tüm kürtler senin karanlık yüzünü görecek o zaman ne yapacaksın.Senin yüzünden binlerce masum öldü.Amacın yakalandığın zaman t.c ye yalvarmakmıydı.Benim annem türk t.c ye elimden geldiğince hizmet edeceğim deyip kürtleri rezil etmekmiydi.Senin için gözünü kırpmadan gece gündüz aç susuz dolaşıp ama onurluca ölmeyi kabul eden insnalardan dahamı tatlı canın.Yakalandığı zaman deseydi yaptığımdan pişman değilim ben halkımın özgürlüğü için yaptım, ben olmasamda mücadelemiz devam edecek deseydi eğer o zaman tüm kürtlerin liderleri arasına girerdin.Kimse seni kürt lider olarak görmüyorki, sen sadece demokrasi isteyen ama kürtlere demokrasi hakkı vermeyen bir diktatördün bunu herkeste bilir.İnş. imralı mezar yerin olur diyorum ve tüm gerçekler en kısa zamanda ortaya çıkar.O zmaan kürtler ulusal bir bayram günü ilan etsinler kendine.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: