Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Türkiye Militarist Egemenlerinin Tutumu Ve Kürdlerin Aymazlığı Üzerine Türkiye Militarist Egemenlerinin Tutumu Ve Kürdlerin Aymazlığı Üzerine ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 19 May, 2007 03:41:00 Türkiye Militarist Egemenlerinin Tutumu Ve Kürdlerin Aymazlığı üzerine suleymanakkoyun@hotmail.com ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından iktidarı yitiren Baas artıklarının, kısa bir süre sonra başlatıkları terörist intihar saldırılarının Suni ve Şii Araplarda yaratmış olduğu toplumsal travmanın tüm bölgeyi yakından ilgilendirdiği yadsınamaz. Ancak, Kerkük refefandumu yaklaştıkça terör olaylarının Güney Kürdistan'a kaydırılmış olmasının nedenlerini, Irak'ta sürmekte olan mezhep çatışmaları kapsamında değerlendirmek veya bunun doğal bir sonucu olarak algılamak, sömürge Kürdistan kapsamında gerçeği tam ifade etmediğini düşünüyorum. Zira; bu tür olayları değerlendirirken, bunların yarattığı toplumsal sonuçların, kime ya da kimlere yaradığını tesbit ederek, olayların arkasındaki gerçek fail veya faillere ulaşabilmek, tüm dünyada kabul gören bir yöntemdir. Bu genel yöntem ışığında yakın geçmişte Irak ve Kürdistan'da gelişen olayların irdelenmesi, aynı zamanda Güney Kürdistan'da tırmandırılan terör olaylarının arkasındaki güçleri de ele vereceği düşüncesinden haraketle, Türkiye'deki gelişmelerin sekiz yıllık tarihsel kronolojisine kısaca değinmekte yarar görüyorum. Bu aynı zamanda Kürdistan'ın Kuzey ve Güney'inde tırmandırılan provokasyonların arkasındaki esas güç veya güçlere dair aydınlatıcı veriler sunacağı gibi ulusal güçlerin de provokasyonlara karşı Kürdistan'i bir perspektif oluşturmasına da kuşkusuz katkı sunacaktır. Dolayısıyla,Türkiye'nin en gözde diplomatlarından biri olan Şükrü Elekdağ, öcalan'ın Suriye'de ikamet ettiği bir sırada; ”çözüm için Apo'yu Suriye”nin elinden kurtarmak gerekir” diyordu. öcalan Türkiye'ye getirildikten sonra da 14 Haziran 1999 Milliyet gazetesine verdiği söyleşide ise, ”Bu tarihi olayın, Türk güvenlik güçlerinin PKK terörüyle mücadelede kazandıkları başarı ile birlikte değerlendirilmesi halinde, Kürd sorununun demokrasi ve üniter devlet çerçevesinde çözümü için Türkiye emsalsiz bir fırsat elde etmiştir” diyordu. Genelkurmay eski sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu ise öcalan'ın idam edilip edilmemesi tartışmalarında taraf olarak, ”Milli birliği ve bütünlüğü sağlamak için bu savaşı boşuna mı verdik. Asılmaması gerekiyorsa halkımız bunu anlar” diyerek son noktayı koyuyordu. Bu aynı zamanda Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi'nin manipülasyonuna ilişkin de ipuçlarını veriyordu. Sonuçta öcalan Türkiye'ye getirtildi ve ardından da İmralı'dan gelen bir direktif ile PKK'nin tüm silahlı güçleri (Genelkurmayın isteği üzerine 500 kişi Kuzey'de bırakıldı.) Güney Kürdistan'da konuşlandırıldı. Silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın sağlanmış olması kuşkusuz tüm toplum kesimlerinde bir rahatlama yaratmıştı. Ardından, 2002 yılı Genel Seçimlerinde AKP tek başına hükümet olduğu gibi CHP dışındaki tüm partilerin parlanento dışında kalmasını da sağladı. Bu sonuç, kemalizm'in kuruluş felsefesine uygun düşmediğinden dolayı da militarist oligarşik erkin rahatsızlığı için kuşkusuz yeterliydi. 17 Aralık 2004 yılında Avrupa Konseyi'nden müzakerelere başlama kararı alan AKP hükümeti, Avrupa Birliği uyum yasalarından kaynaklanan reform paketleriyle nisbi demokratik bir ortamın yaratılmasını sağladı. Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecinin doğal bir sonucu olarak prestij yitiren devletin özde sahipleri, demokratik sürece müdahale edebilmenin zeminini hazırlamak için yine çetelerini aktifleştirerek provokasyonlara başladı. 9 Kasım 2005'te Şemdinli'de Umut Kitabevi'nin bombalanması olayı esnasında militarist katillerin suç üstü yakalanmaları, Türk ve Kürd kamuoylarının gündemine bomba gibi düşmüştü. Cumhuriyet Savcısının olay yerinde keşif yaptığı esnada, halk tarafından Tanju çavuş olarak tanınan bir uzman çavuşun halkın üzerine ateş açtığına, bir kişinin ölümü ve üç kişinin de yaralanması eylemine tanıklık eden savcı, canını kurtarmak amacı ile olay yerini terk etmek zorunda kalmıştı. Suçüstü yakalanan militarist katil bombacı astsubay Ali Kaya'ya ilişkin ise, dönemim Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt'tan hiç gecikmeden “tanırım iyi çocuktur!” mesajı hala hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Şemdinli provakasyonu ile başlayan ve Şemdinli iddianamesi ile devam eden süreçte, TBMM Şemdinli Komisyonu'na açıklamalarda bulunan İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un, " Bombalar nasıl Şemdinli ve Yüksekova'ya girdi? " sorusuna, " Hırsız evin içindeyse kilit tutmaz " yanıtını verdiği için görevden alındı. Yaşar Büyükanıt hakkında fezleke hazırlayan Cumhuriyet savcısı Ferhat Sarıkaya'nın da görevine son verilmesinin ardından, Büyükanıt terfi ederek Genelkurmay koltuğuna oturdu. Genelkurmayın pervasızlığına yanıt olamayan AKP hükümeti; Terörle Mücadele Yasasından geri adım attığı gibi Avrupa Birliğine uyum yasalarından kaynaklanan militarist egemenlerin prestij yitiminin rövanşını da alma olanağını sunmuş oldu. Dolayısıyla, Kürd Sorunu'nun demokratik çözümüne ilişkin Erdoğan'ın, Diyarbakır'da yapmış olduğu konuşmasından da geri adım atması, Kemalist Rejim'e karşı mücadelede doğal müttefiği olan Kürd halkının da güveninin azyıflamasına neden oldu. Ayrıca, Ordu'nun askeri darbeler yolu ile gasp etmiş olduğu anayasal yetkilerine dokunmayı göze almamanın doğal bir sonucu olarak da Kıbrıs Sorunu'nun çözümünde tıkanan AKP, Kürd ve Kıbrıs sorunlarının çözümüne ilişkin tutarsızlığı sonuçta, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşüm dinamiği olan AB ile olan ilişkilerin yavaşlamasına da neden oldu. AKP'nin, militarist çeteler karşısındaki bu ürkek tavırları aynı zamanda yeni bir sürecin de başlangıcına da kapıyı aralıyordu. ABD'nin bölgeye yerleşmesi, aynı zamanda Kürdistan'ı parçalayıp aralarında bölüşün sömürgeci devletlerin işbirliği denklemini de Irak'ta bozmuş oldu. Ancak, ABD'yi direk karşılarına alamayan sömürgeci Türkiye, İran ve Suriye devletleri, Kürdistan sömürge statüsunun devamına ilişkin tarihsel işbirliği mekanizmasını, halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımlarını sabote etmek doğrultusunda kullanmaktadırlar. Dolayısıyla, Kürdistan'ın stratejik üçgeninde Türkiye'nin askeri operasyonlarının gerekçesine ilişkin yapılan spekülasyonları, yukarıda ifade ettiğim sömürgecilerin işbirliğini zorunlu kılan Kürdistan'ın sömürge statüsünün devamına ilişkin koordineli bir eylem ve halkımızın Güney'deki kazanımlarına olan tahamülsüzlüğü kapsamında değerlendirmek gerekir. PKK'yi bahane ederek AKP hükümetinden Güney Kürdistan'a askeri harekat kararı alamayan militarist erk, Cumhuriyet ve laiklik ekseninde soyut bir kriz yaratarak toplumun gerilmesini sağladı. Antidemokratik bir tutum ile Cumhurbaşkanlığı seçimini hükümet krizine dönüştüren egemenler, Türkiye'yi zorunlu bir seçim atmosferine sürükleyerek bu kaos ortamının avantajını da iyi kullanan militarist egemenler Kürdistan'ın stratejik üçgeninde sürdürdüğü provokatif operasyonları basamak yaparak, Güney Kürdistan'a müdahale edebilmenin gerekçelerini oluşturmak temelinde PKK'yi savaşa zorlamayı amaçlamaktadır. Türkiye egemenlerinin 2006 yılının Mayıs ayında Kürdistan'daki militer güçlerine 250 bini aşkın bir güç daha katarak Kürdistan'ın en stratejik üçgeninde tampon bir bölge oluşturduğu bilinmektedir. PKK'nin öcalan'ın insiyatifiyle gelişmeyen tek taraflı son ateşkes kararına bağlı kalmasına rağmen, 60 binleri aşan bir askeri güç ile Güney Kürdistan ile sıfır bir noktada oparasyon yapmasının amacını “ PKK'nin kökünü kazımak” gibi soyut ve yanıltıcı gerekçelerini önemsemek saflık olur. Kuzey'deki operasyonların amacı, 2007 yılının sonlarına doğru yapılması anayasal güvenceye alınmış Kerkük referandumunu engellemeye yöneliktir. Başka bir değişle, Türkiye hegemonistlerinin kıblesi, halkımızın Güney'deki kazanımlarını boşa çıkarmaya kilitlenmiştir. Dolayısıyla, Güney Kürdistan'da patlatılan bombaların arkasında Türkiye başta olmak üzere Kürdistan'ı parçalayıp paylaşan sömürgeci devletler vardır. En son Musul'a bağlı Maxmur ilçesinde KDP bürosuna düzenlenen intihar saldırısının yanısıra, Kerkük referandumu yaklaştıkça dozajı artırılarak devam edecek olan tüm saldırıların arkasında aynı güçler olacaktır. Hedef, bölgede istikrarsızlık yaratarak Kerkük referandumunu ertelemek veya uluslararası konjonktür el verirse Güney Kürdistan'ı işgal etmektir. Genelkurmay Karargahı seçimlere iki aylık kısa bir süre kalmış olmasına rağmen,AKP dışındaki tüm toplum kesimlerinin siyasi temsilcilerini harmanlayarak AKP ve Kürdlere karşı tekleştirmesinin arkasında yatan olguyu görmeden, 2007 yılı Genel Seçimlerine alışılagelmiş sıradan bir seçim fonksiyonunu yüklemek büyük bir yanılgı olur. Bu seçimde ortaya çıkacak tablo, Kemalist Rejim'in kaderi açısından olduğu kadar, sömürgeci rejimin Kürd ve Kürdistan'a ilişkin tutumu üzerinde de nitel yansımaları olacağı gibi sistemin kutupları arasındaki mücadelede, Kürdlerin alacağı tutum belirleyici olacaktır. Bu bağlamda, DTP'nin bağımsız adaylar belirliyerek seçimlere katılma kararı, sürecin gereklerine yanıt olamayacak bir aymazlık örneği olduğu kadar, AKP'nin tek başına hükümet olmasını engellemeyi temel alan militarist elitin projesine katkı sunmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. AKP tek başına hükümet olmazsa ne olur? Sıralıyayım:Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne karşı olan Kemalist statükocular hükümet kurar. AB süreci bloke edileceği gibi şimdiye kadar elde edilmiş tüm demokratik haklar budanır. Cumhuriyetin tüm süreçlerinde olduğu gibi militarist hegemonistler tartışılamaz yegane güç olacağı gibi halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımlarına direk veya indirek müdahalelerine daha elverişli bir ortam yaratılmış olur. Demokrasi güçlerinin zararına olan bu süreci bloke etmek için DTP'nin Türk parlamentosunda koltuk ve rant kapma mücadelesi yerine, barışçıl bir ortamın sürekliliği için PKK'ye etki yapması ve Kemalist Rejim'in çözülmesine katkı sunmak temelinde ırkçı, şoven ve faşist Kızılelma blokuna karşı, AKP'ye destek sunmanın yanısıra, Kürdistan'da iktidar olmaya odaklanması sürece en uygun tutum ve saygın bir davranış olacaktır. Böylesi bir tutum aynı zamanda Kürdler açısından tarihin tekerrürden ibaret olmadığını, Türkiyelileşme dolayısıyla Türkleşme projesi ile temelden bir kopuşu da ifade edecektir. Türkiye egemenlerinin kriz üreterek, Kerkük refarandumunu erteleme veya Irak'ta sürecin bölünme yönünde ilerlemesini geçici bir süre erteleme çabaları, Irak'taki sorunların çözümüne katkı sunmayacağı gibi çelişki ve çatışmaların daha bir sertleşmesini ve komşu ülkelere de yayılmasını tetikler. Türkiye egemenleri, ABD'ye rağmen Güney Kürdistan'ı işgal edemiyeceğini bilmek durumunda olduğu gibi böyle bir çılgınlık yapması halinde de bunun, Türkiye gibi devşirilen bir ulus-devlete çok ağır bedelleri olacağını hasaplamak ve bunun sonuçlarına katlanmak durumunda olmalıdırlar. Uluslararası konjonktür halkımıza yapılan tarihi haksızlıkların barışçıl, eşit hak ve hukukun temeline dayalı bir biçimde ortadan kaldırılmasına ilişkin sunduğu bu tarihi şansın iyi değerlendirilmesi tarihi bir zorunluluk ve sorumluluktur. Tarih; sömürgeci devletlerin Kürdistan'ın sömürge statüsünün devamına ilişkin işbirliği mekanizmasının önemini kanıtlamıştır. Kürdistan'ı parçalayıp aralarında paylaşan sömürgeci güçlerin bu işbirliği aygıtının parçalanmış olması ve Kürdlerin ulusal kurumlarını oluşturmaya yönelik çabalarından dolayı da uykuları kaçmıştır. 21.yüzyılda takkiye yapmanın ne olanağı ne de bir inanırlığı kalmıştır. Güney Kürdistan Siyasi İradesi'nin, eskiye takılıp kalmadan, Kürdistan'ın kazanımlarını tehdit eden sömürgeci devletlerin işbirliğine karşı, Kürdlerin uluslararası düzeyde siyasi irade temsilini sağlayacak bir çatı örgütünün oluşturulması için zaman yitirmeden bir çağrı yapmalıdır. Kürdistan Ulusal Kongresi toplama çağrısı Türkiye, İran ve Suriye sömürgeci devletlerinin halkımızın kazanımlarını boşa çıkarma provokasyonlarına yanıt olması açısından da sürece uygun bir tutum ve halkımızın ulusal birliğine de zemin oluşturacak tarihi bir adım olacağı kanısındayım. 1 Mayıs 2007