Türk Silahlı Kuvvetleri: Korku Ve Güvensizliğin Bileşenidir
Güvenlik, tüm toplum biçimlerinde sürekliliğini koruyan öncelikli kaygılarındandır. Bu korunma güdüsüyle silahlı kuvvetler tüm toplumlarda ’’en güvenilir’’ kurumlardan biri olarak algılanır. Soyut iç ve dış tehlike güdüleriyle biçimledirilen toplum, askerin demokratik süreçlere müdahelelerinin yanlışlığını idrak etmesine rağmen bir süre tepkisiz kalabiliyor. Türkiye’de yapılan tüm araştırmalarda ordunun ‘‘en güvenilir‘‘ kurum olduğu biçimindeki sonuçların gerçeği yansıtmadığını, aksine soru sorma biçimiyle yakından ilgisi olduğu kanısındayım.
Demokratik ülkelerde askerin siyasete müdahelede bulunması veya siyasi bir demeç vermesi gibi durumlar sözkonusu bile olmaz. Buna rağmen, yetki sınırlarını aşanlar çıkarsa dahi derhal görevlerine son verilir ve bağımsız yargıya hesap verirler. Türkiye’de ise tam tersi olur. Atananlar; kanunları hiçe sayarak siyasete müdahele ettikleri gibi seçilmişleri azarlarlar! Ve bu zülme hiçbir Allah’ın kulu karşı çıkamaz. Kışla kültürünün egemen olduğu toplumlarda militaristler yargıya da hesap verme gibi bir sorun da yaşamazlar.
Avrupa Birliği’ne uyum yasalarından kaynaklanan demokratikleşme adımlarının kendi hareket alanlarını sınırladığını gören asker, klasik iç ve dış tehdit söylemlerini tekrarlayarak, resmi ideolojinin siyaseti belirleme işlevinin kalıcı kılınmasını amaçlıyor. Mehmet Yaşar Büyükanıt; temelleri İttihat ve Terraki’nin çok dar ve tümü devşirme olan askeri kadrolar tarafından atılan sömürgeci Türkiye Cumhuriyeti Projesinin, Kürdıstan’da ulusal sürecin gelişmesiyle sekteye uğradığının travmasıyla saldırganlaşmıştır. Diğer halkların inkar ve imhası üzerine kurgulanan tek devlet, tek millet, tek ırk, tek bayrak ve tek din üzerine inşa edilmek istenen çağdışı proje, günümüzde bile toplumsal çelişki ve çatışmalara kaynaklık eden olguların kaynağını oluşturuyor.
Hak ve hukukun toplumun tüm kesimleri için geçerli olmadığı Türkiye’de, davulun tokmağı hep askerlerin elinde ve dolayısıyla davul hep sivil siyasiler ve satın alınmış medya yazarlarının sırtında olmuştur. Asker, tokmağı kaldırınca güdüsel olarak davulu sırtlarında taşıyanlar tek ses çıkarmaya başlıyorlar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi savunma ve güvenlik politikalarının oluşturulmasında, tehditlerin belirlenmesinde ve üst düzey askeri bürokrasisinin atamalarında hiç bir işleve sahip değildir. Kemalizm’in bir okulu gibi çalışan anti-demokratik, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, yapısı ve işleviyle ilgili görüş açıklama iradesi bile yoktur. TBMM; Milli Güvenlik Kurulu’nun bir icra organı olarak hizmet vermektedir. Bu parlementoda militarist Kemalist rejime hizmet sunanların irade sahibi bireyler olduğunu iddia edebilirmiyiz? Adaletsiz Adalet Bakanı Cemil Çiçek, askerin siyasete müdahelesinin siyaseti kötürümleştirdiği gibi hukuku da güdümlü kıldığını bilmiyor mu? Büyükanıt’ın kirli ilişkilerini ortaya çıkaran savcısına bile sahip çıkamayan bu zatın, uluslararası sömürge olan Kürdıstan’nın bağımsızlığı için yaşamı boyunca mücadele etmiş bir Kürd liderine aşağılayıcı sözler sarf etmesi densizlik değil de nedir?
Türkiye Cumhuriyeti kurumları arasında en güvenilir olanın ordu olduğu savının gerçeği yansıtmadığı kanısındayım. Türk Silahlı Kuvvetlerin siyasi süreçlere müdahaleleri toplum tarafından kabul görmemiştir. Askerlerin demokratik süreçlere müdaheleleri istenilenin tam tersi sonuçlar doğurmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en güvenilir kurum iddiasının doğru olup olmadığının ipuçlarını, Türkiye’nin yakın tarihinin tanıklığına baş vurarak açıklıyabilme olanağına sahibiz diye düşünüyorum.
Demokrat Parti’nın iktidarına son veren, partinin liderlerini de idam eden 27 Mayıs 1960 askeri müdahelesi; Demokrat Parti’nin devamı olan, Adalet Partisi’ni iktidara taşıdı.
Faşist ve İslami kesimleri kollayarak, solu hedef tahtasına oturtan 12 Mart 1971 askeri müdahalesi ile dönemin en değerli gençlik önderleri kıyımdan geçirildi. Yapılan ilk seçimde ’’solcu’’ CHP iktidar oldu.
12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbe sanığı Necmettin Erbakan’ı başbakanlık makamına taşıdı. Erbakan’nın başbakanlığına son vermek amacıyla yapılan 28 Şubat müdahelesi ise, Erbakan geleneğinden gelen kadroları iktidara taşıdı.
Yukarıya aldığım her dört askeri müdahelelerden sonraki seçimlerde, toplumun gösterdiği irade, askere güvenin kanıtı değil, tam tersine güvenmemenin onayıdır.
ABD’nın Ortadoğu’ya müdahelesinin statükocularda yaratmış olduğu tıravma, AB uyum yasaları kapsamında Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm süreci, aynı zamanda Türkiye’nin politik bileşenlerinin de kimyasını bozmuştur. Kürd halkının tabuları tek tek yıkması, Türkiye’de ideolojik temsil ve tanımı ile ilgili de bir altüst oluşu gündemleştirmiştir. Türkiye’de artık gericiliğin, ırkçılığın,şovenizmin ve faşizmin merkezi; MHP’den CHP’ye kaymıştır. Demem o ki; ( bir kaç istisna hariç ) Türk toplumunda kendilerini aydın, demokrat, solucu, sağcı, milliyetçi, veya sosyalist gibi sıfatlandıranların tümü aynılaşmıştır. Kürd sorunu söz konusu olunca külliyeti şoven, ırkçı ve faşittir.
Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünde iddia sahibi olanların meşruiyetten doğan haklarını hiçbir yasal kısıtlamayla sınırlamadan, faşizmi sürekli kılan üniformalıların siyaset üzerindeki vesayetlerini sorgulayabilme cesaretini gösterdikleri oranda, halklar arasında demokratik uzlaşı ve hakça paylaşımı temel alan bir perspektifin de egemen olamasına katkı sunabilirler.
Kürd halkının ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklarının meşruiyetini teslim etmeyen hiçbir Türk demokrat olamaz.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz