Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Türkiye Yeni Kimliğini Arıyor! Türkiye Yeni Kimliğini Arıyor! ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 12 Jun, 2010 07:58:00 Türkiye Yeni Kimliğini Arıyor! Türkiye; Filistin halkının meşru taleplerinin arkasına sığınıp “Din Kardeşliği”ni kullanarak İsrail ile yarattığı gerginliğin sebep olduğu kamplaşmadan yararlanmaya ve asıl amacını gizlemeye çalışmaktadır. Bu nedenle de “Gemi Baskını” gibi tekil bir olayı, esas amacını perdeleme görevi görsün diye özellikle ön plana çıkartmaktadır. Yaşanan gerginliği, hassasiyetleri ve duyguların kullanılmasını Türkiye’nin 2007 tarihinde başlattığı yeni stratejisinden soyutlayarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Bu bağlamda, dünya gündemine oturtulmuş bu olayın Mazlum/Zalim ikilemine takılıp kalmadan, farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesinin daha verimli olacağı kanısındayım. Türkiye Devletinin kuruluşundan bugüne dek bağımsız denebilecek bir Türk dış politikasının entelektüel ve kavramsal temelleri; AKP’nin eski Dış Politika Danışmanı ve yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından ortaya konmuştur. Davutoğlu tarafından ortaya konan “Stratejik Derinlik” kavramı; Türkiye’nin özellikle dış politikasını çeşitlendirmeye gitmesi, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’yı da kapsayan bütün devletlerle ilişkilerini derinleştirmesi gereği üzerinde oturtulmuştur. Davutoğlu’nun Türk Dış politikasına kazandırdığı bu yeni stratejik anlayış, aynı zamanda devlet katında da kabul görmüştür. Bundan dolayıdır ki, Türkiye; tüm komşuları ile düşmanlık algılaması üzerinden sürdürdüğü gerginlik politikasını terk etmiştir. Bu politikadan kaynaklanan ve komşularının yanı sıra, Ortadoğu, Balkan ve Kafkasya devletleriyle geliştirmiş olduğu iyi ilişkilerden dolayı da, günümüzde Ankara’nın büyük güçlerin alışılagelen hegemonyasına karşı kırılganlığı (Kürd Sorunu hariç) azalmıştır. Yeni ekonomik ve jeopolitik faktörler geçmişteki kapışmaların (Soğuk Savaş dönemi gibi) yerini alan yeni tarihi bir dönüşüme evirilmektedir. Türkiye jeopolitik/ekonomik seçeneklerini yeniden şekillendirmekte (Rusya/Yunanistan/Suriye/Irak örneklerinde olduğu gibi) eski “düşman” ülkeler artık Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda bir ortak olarak önemli fırsatlar sunmaktadırlar. Bundan dolayı da, Türkiye’nin gündemi artık İsrail/ABD’nin gündemiyle örtüşmemektedir. Wasington’un hoşuna gitse de, gitmese de Türkiye ve İran güvenlik/hükümranlık gibi konularda (Kürdistan coğrafyasının ortak paylaşımı/İsrail’in bölgede herkesi hiçe sayan serbestisi/bölge zenginliğinden aldıkları paylar vs.) vazgeçilemez ortak çıkarları olduğunu bilmektedirler. Bu olgular ABD/İsrail ile Türkiye/İran arasında gizlenen çıkar ayrışmasının önemli birer örnekleridir. Yani, yeni ekonomik ve jeopolitik faktörler temel alındığında, gelecek ne getirirse getirsin; o eski, öngörülebilir ve her konuda sadık Amerikan müttefiki Türkiye’nin tarihe karışmış olduğu artık kesindir. Bu bağlamda Türkiye, çoklu yerel (Kemalizm/Din/Etnisite) ve yabancı (ABD/AB) etkiler altında ciddi bir revizyondan geçtiği gibi, Türkiye’ye özgü yeni bir stratejik kimlik oluşturma sürecini de başlatmıştır. Keza, Bölge/Dünya devletleri ile iyi ilişkiler, güçlü ordusu, genç nüfusu ve ekonomik olarak büyümenin yanı sıra, demokratik değişim ve dönüşümde ivme kazanan bir Türkiye, artık kabına sığmamakta, bölge pastasından daha fazla pay istemektedir. Bu bağlamda da dışarıya açılmak zorundadır. Ortadoğu, Balkanlar ve Avrasya’dan ekonomik/politik olarak uzun bir dönem izole edilen Türkiye, Davutoğlu’nun öngörmüş olduğu “Stratejik Derinlik” politikası ile yeniden Ortadoğu siyasetinin önemli bir aktörü olmuş ve Türkiye tarafından iyi yönetilen bu süreç, aynı zamanda dünya çapında Türkiye’ye ayrı bir ağırlık ta kazandırmıştır. Bundan dolayıdır ki, Ankara kendi menfaatlerini giderek daha belirgin biçimde bağımsız terimlerle ve Wasington’un bölgeye ilişkin gündeminden ayrışır şekilde dillendirmektedir. ABD’nin sadık bir müttefiki olan Türkiye, bundan sonra sadakatini eskiden olduğu gibi rutin bir şekilde sürdürmeyecektir. Kısacası, giderek daha bağımsız hale gelen bir Türk dış politikası, bugün Türkiye’de en güçlü dinamiktir. Bu güçlü iç dinamik; aynı zamanda yerel, bölgesel ve küresel olaylar/devletler tarafından da geniş ölçüde desteklenmektedir. Türkiye’nin yanına İran ve Suriye’yi de alarak din eksenli İsrail ile sürtüşmesi ve bu sürtüşmede Filistin Sorunu’nu bir araç olarak kullanması olayı da bu perspektiften değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, politik kimliği ağır basan İHH’nin (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) Gazze çıkartması(!), organizatörlüğünü Türkiye’nin yaptığı bir devletler operasyonudur. Her ne kadar haklı bir gerekçe ile yapılmış olsa da, bunun altında yatan temel neden; İran’ı kurtarmanın yanı sıra, Türkiye’nin bölge pazarından daha fazla pay kapma ve bölgede hükümranlığını pekiştirme güdüsüdür. Türkiye ve İsrail arasında yaşanan tüm gerginlikler ve buna benzer olaylar, yukarıda ifade etmeye çalıştığım Yeni Türkiye resminin aksesuarlarıdır. Zira Kürd halkının tüm ulusal demokratik haklarını gasp eden, Kürdistan’ın Güneyinde kurulmuş olan Federal Kürdistan’a, hâlâ Kuzey Irak demekte ısrar eden bir devletten, Filistin halkının ulusal demokratik haklarının teslimine katkı sunması beklenemez! Kürd politik çevreleri, Türkiye öncülüğünde gelişen İran ve Suriye’nin de içinde yer aldığı bu girişimin sonuçta Kürdlere yöneleceğini öngörmek ve ona göre tutum belirlemek durumundadırlar. Çünkü bölgesel çıkarları çatışan ve dönem dönem ilişkileri gerginleşen her üç sömürgeci ülkenin de çıkar çatışması yaşamadığı tek alan Kürdistan’dır... 09 Haziran 2010 suleymanakkoyu@hotmail.com