Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: “Kılavuzu Karga Olanın Burnu Boktan Çıkmaz” (*) “Kılavuzu Karga Olanın Burnu Boktan Çıkmaz” (*) ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 05 May, 2010 03:12:00 1966 yılında Urfa'dan Ankara'ya “Tapu ve Kadastro okumak” için giden Abdullah Öcalan, diğer Kürd Üniversite öğrencilerinden farklı olarak, aşırı sağ çevrelerin verdiği milliyetçi ve dinci konferansları takip eder. O yıllarda sola karşı hem politik bilinci yetkin unsurları yetiştirmek hem de militan devşirmek amacıyla kurulan ve MİT'in havuz oluşumlarından biri olan, Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin müdavimi olur. Bu derneğin üyelerini ideolojik temelde eğiten Refik Korkut ve Necip Fazıl Kısakürek'in konferanslarını takip eder ve büyük ilgi duyar. 30 Mart 1972'de Kızıldere'de meydana gelen çatışmada vurulan Mahir Çayan ve arkadaşlarının militarist odaklar tarafından öldürülmelerini protesto amacıyla, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde düzenlenen boykota katıldığı ve Doğu Perinçek’in kaleme aldığı “Şafak” adlı bildiriyi dağıttığı gerekçesiyle polis tarafından yakalanır. Mamak Askeri Cezaevi'nde yedi ay kalır. Bir subayın nezaretinde hücresinden alınarak komutanlığa götürülür! O günlerin ünlü savcısı Baki Tuğ, Öcalan’ın sağ kulvardan sol kulvara transfer edildiği bu süreci hep ”devlet sırrı” diye geçiştirir. Türk sol hareketlerinin “sınıf savaşımı” adı altında Kemalizm'in bir versiyonu olmaktan öteye gidemediği bir dönemde Kemalizm etkisine girmeyen aynı zamanda da Kürd Sorunu’nu ele alış tarzı itibariyle de geleneksel sol yapılardan farklı bir duruş sergileyen İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır Zindanı’nda işkence ile Katledilir. Keza; Kürd hareketini kendi dinamikleri üzerine oturtmaya çalışan Dr.Şıvan da (Sait Kırmızıtoprak), sömürgeci istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi ve kimi Kürdlerin de piyon olarak kullanıldığı çok yönlü bir komplo sonucu, iki arkadaşı ile birlikte Güney Kürdistan'da soydaşları eliyle öldürtülür. Örnek olarak aldığım bu iki önder kadronun ortadan kaldırılmasından kısa bir süre sonra Abdullah Öcalan, ”Bağımsız, Demokratik, Sosyalist ve Birleşik Kürdistan” şiarı ile ajan provokatörlerin içinde kılına bile dokunulmadan çalışmasına göz yumulur. Devletin Öcalan’a farklı, İbrahim Kaypakkaya ve Dr.Şıvan'a farklı yaklaşması üzerinde durulması gereken çok önemli bir dönüm noktasıdır. Zira Devlet tarafından salıverilen Öcalan; daha sonra Pilot Necati Kaya ve Kesire Yıldırım ile takviye edilerek piyasaya sürülür ve Pilot'un kefili (!) olan Ağrı'lı Abdurahman Polat'ın ”Ya örgüt kurulur ya da altı ayda hepiniz imha olursunuz” demesi ile temelleri Ankara'da atılan PKK'nin; 1978 yılında Diyarbakır'ın Fis Köyü'nde kurulduğu ilanı yapılır. Türkiye’de faşist MHP tetikçilerini devreye koyan Özel Harp Dairesi, Kürdistan'da da PKK'yi aktifleştirdi. MHP ve PKK tarafından tam hızla yaşama geçirilen terör olayları, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesine zemin yapıldı. Keza; Kürdistan'ın hemen hemen tüm illerinde sıkıyönetim olmasına rağmen terör olayları militarist odaklar tarafından önlenmez, tam aksine yaygınlaştırılır ve Öcalan'da somutlaşan Apoculuk ta Kürdistan'da terör estirir. Yazılı ve görsel medyada her gün haber konusu olan Abdullah Öcalan; 12 Eylül askeri darbesine zemin hazırlamak için terör olaylarını yaygınlaştırarak toplumsal bünyedeki tahribatları derinleştirmek göreviyle; Diyarbakır, Urfa ve Mardin illerinde cirit atar, ama kimse O’na dokunmaz! Gelmekte olan askeri darbede bir kazaya uğramaması için de sözde MK üyesi arkadaşlarına bile haber vermeden Suriye'ye transfer olur. 1966-1972 yılları arasında Öcalan’ın nerelerden beslendiği, ne yaptığı ve kimlerle ilişkileri olduğu bilince çıkarılmadan, PKK ve türevlerinin sürdürdüğü kirli savaşı da anlamak güçtür. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/353.html Suriye’den çıkması dayatıldığı zaman Kürdistan’da gerillalarının başına geçmeye cesaret edemeyen Öcalan; birkaç ülke dolaştıktan sonra eve (!) döndü. Kürdistan dağlarında binlerle ifade edilen Gerillası olan bir komutanın (!) neden Gerillalarının başına geçmediği sorusuna hâlâ mantıklı bir yanıt verilmiş değildir! Kürdistan direniş tarihinde; Öcalan gibi Gerillasından korkan ve onlarla olmak istemeyen başka bir örnek gösterilemez. Devletin lojistik katkılarıyla bir tabuya dönüştürülen Abdullah Öcalan, ABD tarafından Türkiye'ye teslim edildikten sonra, hem farklı istihbarat birimlerine verdiği ifadeleri, hem de İmralı Duruşmaları'ndaki onursuz duruşu ile PKK; ideolojik, stratejik, psikolojik ve ahlaki olarak dibe vurdu. Bundan dolayı da yüzlerce kadro örgüt saflarını terk etmiş ve halk tüm alanlarda Öcalan ve PKK'sinden büyük ölçüde desteğini geri çekmişti. Ancak, Öcalan'ı besleyip büyüten mekanizmanın birer aparatları olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Cemal Temizöz ile Mardin bölgesindeki tüm cinayetlerin mimarı Albay Hasan Atilla Uğur gibi Darbeci-Ergenekoncuların İmralı ile ilişkilerinden sonra, durum tekrar Öcalan'ın lehine çevrilerek PKK üzerinde hâkimiyet kurabilmesinin kanalları açıldı. Abdullah Öcalan'ın uçakta çekilmiş pısırıklaşmış-zavallı görüntüleri televizyonlara servis edildiği dönemlerde; PKK yöneticilerinin (!), “Başkanımıza uyuşturucu verilmiştir, ne söylediğini bilmiyor ve onun söylediklerinin-söyleyeceklerinin PKK'yi bağlamayacağını” kendi televizyon ekranlarında kamuoyuna deklere ettiklerine herkes tanıklık etti! O gün bunu söyleyenlerin-düşünenlerin, bir hafta bile bu söylemin arkasında durmaya dayanmamaları ve bugün İmralı Karargâhından gelen her emre biat etmeleri-ettirilmiş olmaları (BDP) Barış ve Demokrasi Partisi’nin atanmış memurları açısından bir anlam ifade etmiyor mu? Türkiye'nin 2005 yılında Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamasıyla birlikte, PKK tekrar aktifleştirilerek, eylemler tırmandırıldı. Oysa, Öcalan; İmralı sürecinde, “Bir Halkı Savunmak” başlıklı ve Haziran 1999'da yaptığı ilk savunmasında; “Silah ile on Kürdistan kuracağımı bilsem dahi, bundan sonra bir kurşun sıkmam-sıktırmam” demişti. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/5676.html Dün Meclis’te MHP, CHP ile aynı kulvarda yer alan ve kısmi de olsa demokrasinin önünü açacak değişiklikleri engelleyen BDP’nin tutumu kimi çevrelerce şaşkınlıkla karşılandı. Özellikle de 8.Maddenin BDP için hayati bir öneme sahip olmasına rağmen böyle davranması şaşırtıcı oldu. BDP’nin bir Kürd partisi olduğu ve Kürdlerin insanca yaşaması için mücadele verdiği varsayımından hareket edenlerin bu duruma şaşırması doğaldır. Ancak; BDP’nin iradesini Öcalan’a teslim ettiği ve hiçbir konuda karar alma yetkisi ve iradesi olmadığı gerçeği dikkate alındığında yaşananların şaşırtıcı olmadığı, dahası misyonlarının gereğini yerine getirdikleri çok rahat görülür. BDP’nin tavrını anlamak için onların iradesini elinde bulunduran Öcalan’ın misyonunu çok iyi bilmek gerekiyor. Öcalan piyasaya sürüldüğü ilk günden bu güne kadar Kemalist Sistemin bir piyonu olarak üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Anayasa değişiklikleri sırasında BDP’ye verdiği talimatla Öcalan, tutarlı davranarak sistemin zarar görmesine engel oldu. Bunda da şaşılacak bir şey yoktur. Ezcümle; PKK'nin Ergenekon türü derin yapılanmaların lojistik katkılarıyla yakalamış olduğu yanılsamalı güç, ne yazık ki toplumda akıl tutulmasına da neden olmuştur. Kürd Sorunu'nun sağlam temeller üzerinde gelişmesinin önünü almak için bir provokasyon aracı olarak devreye sokulan Öcalan-PKK handikabı sorgulanmadan, barışçıl bir ortamın oluşması-oluşturulması çok güçtür. Zira tarihi hafıza biraz kurcalanırsa, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünün bloke edilmesinde fonksiyonel olan PKK'nin, 12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbe'sine de koşulların oluşturulmasında birinci derecede rol aldığı da görülecektir. Dolayısıyla, PKK'nin Kürd halkı adına mücadele verdiği iddiası ile Öcalan'a biçilen tanrısal misyon ve BDP’nin Kürdlerin çıkarlarını temsil ettiği savı tarihi ve sosyolojik olgularla sınandığı zaman, bunun bir yanılsamadan başka bir anlam ifade etmediği görülecektir. Yukarıda kısaca değindiğimiz handikaplara rağmen hâlâ Abdullah Öcalan’a biat edenlerin konumunu en güzel ifade eden deyim; “Kılavuzu Karga Olanın Burnu Boktan Çıkmaz” Atasözüdür. 4 Mayıs 2010 (*) Atasözü Suleymanakkoyun@hotmail.com