Hasan Cemal'a Açık Mektup
Sizin; 16.07.2005 tarihinde kaleme aldığınız ”Kürd aydınlar tedirgin” köşe yazınızı okudum. Kürd siyasetçi Hikmet Fidan cinayetine gösterdiğiniz hasasiyeti önemsiyorum! Ancak bazı ”hasasiyet”lerden olacak ki, Kürd halkının değerli evlatlarının kıyımını esas alan odakların teşhirine yönelik tesbitlerden kaçınıyorsunuz. PKK tetikçilerini hedef alıp asıl aktörlerin üzerine gidemiyorsunuz! Bu yönüyle değerlendirmeleriniz eksik kalıyor.
HASAN CEMAL’A AÇIK MEKTUP
Süleyman Akkoyun
suleymanakkoyun@hotmail.com
Sizin; 16.07.2005 tarihinde kaleme aldığınız ”Kürd aydınlar tedirgin” köşe yazınızı okudum. Kürd siyasetçi Hikmet Fidan cinayetine gösterdiğiniz hassasiyeti önemsiyorum! Ancak, sizin de bazı ”hassasiyet”lerden dolayı olacak ki, Kürd halkının değerli evlatlarının kıyımını esas alan odakların teşhirine yönelik tesbitlerden kaçınıyorsunuz. PKK tetikçilerini hedef alıp, asıl aktörlerin üzerine gitmiyor veya gidemiyorsunuz! Dolayısıyla, değerlendirmeleriniz de eksik kalıyor.
Konunun daha iyi anlaşılması açısından, Apo ve PKK’sinin çıkış sürecine kısaca da olsa değinmenın bir zorunluluk olduğu ortadadır. Anılan süreçte Türkiye ve Kürdistan devrimci/yurtsever haraketlerinin konum ve ilişkileri ile Apo ve PKK’sinın türetilmesiyle yaratılan kaos ortamının 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesine zemin hazırlayan süreci kavranmadan, APO/PKK ve ”derin devlet” dediğiniz! Benim de Genelkurmay olarak okuduğum suç odaklarının ilişki ve danışıklı savaşları da anlaşılamaz. Onun için o döneme kısaca değinmek gerekir diye düşünüyorum.
Fransa’dan başlayan ve dünya gençliğini heyecanlandıran 1968 gençlik haraketi, doğal olarak Türkiye ve Kürdistan gençliğini de kapsamı alanına çekti.Türkiye gençlik haraketinın önder kadroları, 12 Mart 1971 askeri faşist darbesiyle adeta biçildiler! Kıyımdan geçirilen kadroların büyük bir kesiminin Kürd gençlerinden seçilmiş olması da elbette tesadüf değildi. Bu dönemde, Apo hazretlerinın çok silik ve sağa sola savrulan bir tip olduğu bilinmektedir.
12 Mart darbesiyle sersemleyen gençlik, kısa bir süre sonra de toparlanma sürecine girdi. İşte bu dömen, Türk ve Kürd devrimci/yurtsever haraketlerinın de ulusal bazda ayrışması ve Türk solu yedeğinden çıkmayı amaçlayan netleşme dönemidir. Bu süreç aynı zamanda Apo’nun da Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’gillerin idamlarını kınıyan bir bildiriyle sahneye çıktığı, yani sağdan sol kulvara transfer edildiği dönemdır. Bu eylemden dolayı tutuklanır ve kısa bir tutukluluk döneminden sonra da, MİT’ın direktifiyle Baki Tuğ tarafından serbert bırakılır!
Apo bundan sonra aktif olarak sahneye sürülür! Bağimsız, Bileşik ve Sosyalist bir Kürdistan şiarıyla yola çıkartılır! Kendisi MİT elemanlarınca güvenceye alınır. (Pilot Necati, Karısı olan Kesire Yıldırım ve daha niceleri ). Fakat, Kürd halkının değerli kadroları bu ekib tarafından tek tek ortadan kaldırılır. Ama Apo’ya hiç bir şey olmaz! Kendi adıyla örgüt kuruluyor, kadroları şaibeli şekillerde öldürülüyor. Apo ortalarda dolaşıyor, seminerler veriyor ve devlet onu görmemezlikten geliyor!
1978 de PKK kurulur. Tüm Kürd örgütlerini Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinın ”selameti”(!) açısından ortadan kaldırılması gereken engeller olarak değerlendirir ve tek tek yurtsever Kürd örgütlerine saldırır. PKK; hem kendi içinde, hem de kendi dışında kalan halkımızın yetişmiş değerli kadroları hedef alınarak katledilirler. Kürdistan da sıkıyönetim vardır. Asker olaylara seyirci kalır. Apo’yu gelecek askeri darbeden korumak için de, 1979’ların sonlarında Suriye’ye transfer ederler. Bu transfer olayından hiç bir Merkez Komitesi üyesi arkadaşlarının haberi bile olmaz. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinın tüm koşulları oluşturulmuştur ve darbe yapılır. 12 Eylül gününe kadar terörü engellemeye gücü olmayan şanlı (!) Türk Ordusu, 13 Eylül sabahı Türkiye ve Kürdistan’da herşeye hakimdir. Artık kendilerinın haberi olmadan, bir kuş bile uçamazdı! Yanlız bir istisna vardı, o da eroin askeri araçlarla Kürdistan’dan İstanbul’a çok rahat gönderiliyordu.
Kısacası, darbe yapanlar PKK ve Faşist örgütleri devreye sokarak halkı terörize edip darbeye ”haklı” gerekçeler bulabilmenin zeminini de sağlamış oluyorlardı. Sanaryo tam da istedikleri gibi yürüdü.
Apo Suriye’de de bu gücün kontrol ve korumasındaydı. 1984 yılında Genelkurmay’ın kontrol ve insiyatifinde startı verilen kirli savaş kararı ile Kürdistan’da 4 bini aşkın köy haritadan silindi. 50.000’leri aşan yurtsever halk evladı katledildi. 10.000’ler zindanlarda çörütüldü, üç /dört milyon insanımız Türkiye metropollarına sürüldü, yüzbinlerle ifade edilen köy koruyucusu ordusu kuruldu ve yüzbinlerce halkımızın değerli evladları da Avrupa’larda mülteci konumunda bırakıldı.
Suriye, Apo’yu adeta esir almıştır! Suriye dışına çıkmasına izin verilmez. T.C devletinin farklı birimleri arasında farklı eğilimler baş göstermiştır! Derin devletın marifetlerinden habersiz, Tansu Çiller gibi acemi-çaylak siyasetçiler Apo’yu yok etme planları yapar ve Apo hedefte diye sinyal verilip, son onay istenir. Ancak, son anda Apo’nun koruyucuları devreye girer ve her zaman olduğu gibi öldürülmesine engel olurlar. Artık Apo Suriye de güvencede değildir!
Ve Genelkurmay devreye girer. Sanki Apo’nun Suriye’de olduğunu yeni tesbit etmişçesine 14 yıllık kirli bir savaş ve yıkımdan sonra, Suriye devletini tehdit eder. Bilindiği gibi Suriye dışına çıkartılır ve ABD, Öcalan’ı Türkiye ye paketler. Alın adamınızı ne yaparsanız yapın dercesine!
Apo, gözleri açılır açılmaz annesinın de Türk olduğunu ve bir şans verilirse devlete hizmet etmeye hazır olduğunu söyler ve Türk bayrağını öperek bağlılığını ifade eder. Sonra da jet hızıyla yargı komedisi başlar. Apo İmralı karargahına çekilir. PKK şefi Kemalizmi yeniden keşfeder ve Kürdlerin tüm ulusal değerlerine saldırır.
Genelkurmay denetimindeki İmralı karargahında Kemalist avukatları aracılığıyle fermanlar gönderdiğini bilmeyen mi kaldı? Her fermanı da PKK yöneticileri tarafından harfiyen yerine getirilirdi. Avukat görüşmeleri adı altında Genelkurmay tarafından Öcalan’a sağlanan iletişim kolaylığı ile herkesin bildiği gibi örgütler dağıtılır! yeni örgütler kurulur ve İmralı’dan kurdurduğu örgütlere atamalar yapar. AKP hükümeti Öcalan ve Genelkurmay arasında olup bitenlerden kendileri haberdar edilmedikleri için rahatsızlık duymuş olacaklar ki, yeni bir yasa ile görüşmelerde Adalet Bakanlığı’ndan bir gözlemcinın de hazır bulunmasını karar altına alır. İşte! dananın kuyruğu burada kopuyor. Öcalan olmaz diyor!. Sanki şimdiye dek yapılan avukat görüşmeleri askerlerin denetim ve yönlendirilmesinde yapılmıyormuş gibi karşı çıkar ve hak ihlalı olduğunu halkımıza yutturmaya çalışır. Hakkını teslim etmek gerekir ki başarılı da olur!. Esasında, Apo’nun karşı çıktığı ve halkımızdan gizlemeye çalıştığı olgu, Genelkurmay ile olan bağımlılık ilişkilerini gizliyebilme çabasından başka bir şey değildi. Ve bunu Türk ve Kürd halklarına yuturmuşa da benziyor.
Bir ulusal kurtuluş mücadelesinın düşman gördüğü güç ile aynı karargahtan yönetildiğine dünya ilk kez tanık oluyordu. Siz bunu göremıyormusunuz sayın Hasan Cemal?
Türk aydınlarının bunları bilmediği düşünülemez! 1960/71/80 her on yılda bir gelenekmiş gibi yapılan askeri darbelerin, Türkiye’yi nerelere sürüklediğini görmemeniz mümkün mü? Ordu’nun üst kademelerinde görev yapmış olan paşaların mal varlıklarına bakarsanız yeter!. Ama kimin haddine paşalara dokunmak! Hepiniz çok iyi bilirsiniz ki, Cumhuriyet’ın kuruluşundan günümüze dek Türkiye’de tek egemen güç ordudur. Parlamenter sistem falan yanlız işin makyajıdır. Türkiye darbeci paşalarını yargılıyabildiği oranda demokratikleşmede sağlam adımlar atabilir. Türk ve Kürd halklarının da eşit bir statüde yaşayabilmelerinın zemininin yaratılması da aynı zamanda Türkiye’de militarist egemenliğe son vermekten geçer.
Apoculuk çok düşünülmüş ve kapsamlı bir Genelkurmay projesidir. Kürdlerden bazı kesimlerin iddia ettikleri gibi, Apo İmralı sürecinde teslim olmuş ve devlet güdümüne girmiş tezi doğru değildir. Bu söylemler halkımızın geleceğini de ipotek altına koyan tuzaklarla doludur. PKK haraketi, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin dinamiklerini parçalamak, yirmi milyonu aşkın Kuzey Kürdistan halkını Türkiyelileştırmek, demografik bileşimini Türkiye’nın lehine bozmak için yaşama geçirilmek istenen bir entegrasyon projesinden başka bir şey değildir. Abdullah Öcalan, devletın terör faşist dairesi sorumlularından biri olduğunu tarih yazacaktır! Bundan kuşku duymuyorum.
PKK dışında Kürdistan’i bir iradenın oluşturulamaması da, bu konseptın bir parçasıdır. Devlet PKK’nın zayıflamasını istemiyor. Güney Kürdistan’daki Federatif yapıyı zora sokmak ve PKK’nın boşaltacağı alanların, Kürdler tarafından doldurulmasından endişe ediyor. Genelkurmay’ın PKK’ye daha ihtiyacı vardır. PKK’yi ayakta tutabilmek için İmralı’dan Apo’ya sağladığı iletişim olanaklarını bilmeyen kaldı mı?
Siz Türk aydınlarına düşen de sadece ”Kral Çıplak” diyebilme kalmıştır. İmralı karargahında Kürdler için imhadan başka bir anlam ifade etmeyen kirli savaş oyunu Genelkurmay’ın AB sürecini zora sokma ve Güney Kürdistan Federal oluşumunu sekteye uğratabilmenın iflah olmaz anlayışının bir ürünü olduğunu bilmemek için uzaylı olmak gerekmez mi? sayın Hasan Cemal.
Namuslu aydın olmanın gereği halklarımız üzerinde oynanan kirli oyunun tüm aktörlerini teşhir ve tecrit etmektır!
16.07.2005



Yorumlar (1 gönderildi):
Yorum yaz