Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Savaşı Ve Dolayısıyla Öcalan'ı Aşmak PKK'ye Kazandırır

Savaşı Ve Dolayısıyla Öcalan'ı Aşmak PKK'ye Kazandırır

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

        

 

Uluslararası güç dengeleri ile Ortadoğu’nun çağdışı rejimlerinin halkımızın çıkarlarına yönelik kaypak, kaygan ve çok karmaşık olan ilişkilerini baz alarak, PKK’nin 30.09.2006 tarihinde aldığı son ateşkes kararının; Öcalan’nın insiyatifi dışında geliştiğini ve silahlardan arındırılmış bir ortamın kalıcı kılınmasının, halkımızın yararına olacağı yönündeki düşüncelerimi, daha önceki yazılarımda dile getirmiştim. Ancak, Abdullah Öcalan’ın daha sonra bu ateşkes sürecini Mayıs 2007 ile sınırlaması ve PKK’yi tekrar savaşa sürme çabası ile Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın, PKK’nin Güney’deki varlığını bahane ederek, Güney Kürdistan’ın işgalini öneren saldırgan söylemlerinin örtüşmesi ve PKK’de bazı yetkili seslerin, Öcalan’ın sağlığını gerekçe göstererek aynı kapıya çıkan söylemlerde bulunması kaygı vericidir. Bu bağlamda, halkımızın lehine olmayan bölgedeki kaypak ve kaygan ilişkileri iyi değerlendirmek ve Kürdlere dayatılan kirli bir savaşın halkımız açısından ne ifade ettiğini sorgulamak gerekir, diye düşünüyorum.

 

Genelkurmay ve Öcalan’nın birbirlerini tamamlayan savaş söylemlerinin, diyalektik tarihsel temeli, halkımızın Güney’deki kazanımlarına olan paralel tepkileri ve Avrupa Birliği kapsamında Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü projesine karşı antipatilerinin nedenlerini sorgulamayı bir kaç kez kamuoyu ile paylaşmış olduğumdan dolayı; tekrarında yarar görmediğim Öcalan vakasının yargısını tarihe bırakıyorum.

 

Bilindiği gibi, Türkiye’nin 17 Aralık 2004'te AB’den müzakere tarihi almasından sonra statükonun devamında direten oligarşik yapı ile ona itirazı olan AKP arasında kıyasıya bir mücadele sürmektedir. Militarist egemenlerin AB uyum yasalarından kaynaklanan prestij yitiminin rövanşını Şemdinli’de pervasızca aldığına kamuoyu tanıklık etti. Militarist çetelerin Şemdinli provokasyonuna yanıt olamayan AKP, moral üstünlüğünü yitirerek, Kıbrıs sorunu’nun çözümünde tıkandı. Seçim kaygılarından dolayı Kıbrıs Sorunu’nda çözüm üretemeyen AKP; özellikle PKK’nin de yanlış tutumu ile Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm projesinin aksamasına ve dolayısıyla insiyatifin militaristlerin lehine gelişmesine de katkı sunan bir pozisyona zorlandı.

 

Ancak, Cumhurbaşkanlığı adayını belirleme sürecini bir hükümet krizine dönüştürmeye çalışan Kemalist statükoculara karşı gösterdiği direniş ve krizi iyi yöneten AKP hükümeti, aynı zamanda Kemalist Rejim’e karşı kolay havlu atmayacağının da sinyalini vermiştir. AKP’nin çağdışı guruha karşı duruşunun, Kürdler tarafından da takviye edilmemesi, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecini bloke etmeye ve Kemalist rejim’in aşılmamasına katkı sunmak anlamına gelir. Bu da Kürdler açısından büyük bir aymazlık olur. Türkiye’de Kemalist Rejim’in aşılması noktasında Kürdlerin direk veya endirek katkı sunması gereken tek ilerici güç Ak Parti’dir. Kürdler; tarihin acı deneyimlerinden ders alarak, Kürd Ulusu’nun çıkarını herhangi bir ideolojiye, particiliğe veya kişiye mahkum etmemeyi ögrenmek durumundadır. Bunu görmezlikten gelmek, muhatablarını tarihe karşı suçlu bir konuma koyacağından kuşku duyulmamalıdır.

 

Günümüz koşullarında Türkiye militarist egemenlerinin, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile bir tezat oluşturan yayılmacı politikasına gerekçeler bulabilmeye yönelik tüm provokatif çabalarına rağmen, Güney Kürdistan’a yönelik emperyal amaçlarını gerçekleştirebilme olanağı yoktur. Dolayısıyla göreceli olarak insiyatifi ele geçirmiş olan militarist erk; PKK ve DTP’deki pozitif değişim ve dönüşümden yana olan dinamiklerin güçlendiğini ve bunun doğuracağı sonuçların nereye varabileceğinden ürkmektedir. PKK’deki bu dönüşümü frenleyebilmenin bir aracı olarak şimdiye dek kullandığı Öcalan faktörüne dayanarak, PKK’yi tekrar savaşa sürmek istemektedir. PKK’nin içten ve dıştan yapılan dayatmalara karşı takınacağı tavır, aynı zamanda örgütün değişim ve dönüşümüne ilişkin de bir dönüm noktası olacaktır.

 

Günümüzde despotik parti veya rejimlerin iç dinamiklerle aşılmaları veya dönüştürülmeleri olası görünmemektedir. Dolayısıyla bunların değişim ve dönüşüme tabi tutulması veya zor kullanılarak aşılmaları daha olası görünmektedir. Bu bağlamda, birbirini 30 yıldır beslemiş olan Kemalist hegemonya ile Öcalan PKK’sinin ; uluslararası egemen güçlerin demokratik değişim ve dönüşüm projeleri dışında, değişime uğraması veya aşılması olası görünmemektedir.

 

ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesi ile başlayan süreç, hem çağdışı rejimleri, hem de bunların dayanağı olan provokasyon araçlarının da dönüşümünü veya aşılmasını da zorunlu kılıyor. Son dönemlerde PKK’nin tüm kurumları içerisindeki yurtsever damarların güçlenmesine devletin gösterdiği tahamülsüzlüğün şifresini de Öcalan ve Genelkurmay’ın eş zamanlı savaş çağrıları kapsamında çözmek olanaklıdır. Yani, devlet PKK’nin tüm süreçlerinde olduğu gibi bugün de, örgütün Öcalan’nın kontrolünden çıkmamasını sağlamaya yönelik operasyonel tutumunu sürdürmektedir. Bunu aşmanın yolu ise İmralı vesayetinden kurtulmaktan geçer.

 

ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesi ile travma geçiren statükocu bölge rejimleri açısından olduğu kadar, halkımız açısından da 2007 yılının yaşamsal gelişmelere gebe olduğu yadsınamaz. Özel Harp Dairesi’nin Türkiye ve Kürdistan’da terörü tırmandırarak, Avrupa Birliği sürecini bloke etmek ve Güney Kürdistan’da halkımızın lehine gelişen sürece müdahale edebilmenin de zeminini yaratmaya çalışmaktadır. Bu süreçte, Öcalan’nın yeniden PKK’ye, bir çözüm yöntemi olarak, savaşı empoze etme isteminin, Kürd halkına hiçbir yararı olamaz. Öcalan ve Genelkurmay’ın tersine, PKK; barışta ısrarcı olmalıdır.

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği ailesine dahil olması, tüm Türkiye halkları gibi, Kürdlerin de yararınadır. Bu süreç sonuna kadar desteklenmelidir. Türkiye’de demokrasi kültürünün gelişmesi Militaris-Kemalist Rejim ve türevlerinin de varlık koşullarını ortadan kaldıracaktır. Bu anlamıyla, Öcalan’nın savaş önermesi kısır bir döngüdür ve Kürd halkına düşmanlık besleyenlerin işini kolaylaştıracaktır. PKK; Türkiye ve Kürdistan’da silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın yaratılmasına katkı sunarak, militarist egemenlerin AB sürecini bloke etmek ve dolayısıyla Güney Kürdistan’ı boğma girişimlerini boşa çıkarma gibi tarihi bir görev ve geçmişinin günahlarından da aklanma şansı ile karşı karşıyadır

 

Sürecin yurtseverlere yüklediği görev; Militarist-Kemalist Rejim’in ideolojik ve psikolojik dayatmalarına gelmeden, Kürd halkının ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklarını barışcıl ve cesurca savunacak araçları yaratmaktır. Dolayısıyla Öcalan’nın PKK’ye aşılamaya çalıştığı ve kısır bir döngüden başka bir anlam ifade etmeyen, savaşı çözüm olarak dayatan mantıksızlığının PKK tarafından aşılması, Kürdlerde bir sempati oluşturacağı gibi, ulusal düzeyde siyasal irade birliğinin gerçekleşmesine de katkı sunacaktır. Ve dolayısıyla Kuzeyli Kürdler, siyasal örgütlenmelerini gerçekleştirdikleri oranda, halkımız üzerinde oynanan kirli oyunları boşa çıkarır ve Güney’in kazanımlarını da daha kalıcı kılar.

 

Bitirirken; Kürdistan tarihinin tüm süreçlerinde yaşam şansı bulan Kürdlerin birbirlerine kırdırtılması veya bölge dengelerinde bir piyon olarak kullanılması zorlaşmıştır. Kürd halkı ile sürdürülmek istenen ilişki veya çelişkilerin tüm tarafları, 21.yüzyılda Ortadoğu’daki politikaların belirlenmesinde, Kürdleri belirleyici aktörlerden biri olarak algılamanın yanısıra, bölgedeki tüm çıkar dengelerinin bunun üzerine kurulması olgusunun kendisini dayattığını görmek ve kabullenmek durumundadırlar. Dolayısıyla, Kürd Halkının Ulusal Demokratik haklarına saygılı olmak, tarihi ve diyalektik bir zorunluluk olarak gündemdeki yerini korumaktadır.

 

Yorumlar (1 gönderildi):

Aykırı .. 03 May, 2008 02:49:07
avatar
Sayın Hocam, tesbitleriniz çok doğru ve yerinde.fakat pkk içinde öcalana karşı çıkabilecek muhalif ve direnişçi bir gücü ortaya çıkarmak hiçte kolay görünmüyor.ya körü körüne ona bağlanmış zavallı halkımıza ne demeli?adamın ağzından çıkan her sözün,sanki ilahi bir vahiy gibi binbir tefsir ve yorumla türlü türlü hikmetler aranıyor.Allah bu halkın sonunu hayır etsin.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
3.00