Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: PKK Neden Savaşıyor? PKK Neden Savaşıyor? ================================================================================ Süleyman - Akkoyun on 29 Sep, 2007 10:42:00 Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi'nin rayından saptırılarak başka kanallara yönlendirilmesinin etkili bir aracı olarak temeli 1970 yılının başlarında döşenen ve Kuzey Kürdistan'da sınanarak Kürdleri sömürgeci devletlere entegre etmekte göreceli bir başarı da sağlayan PKK konseptinin, tarihi gelişimine ilişkin görüşlerim Nasname okuyucuları tarafından bilindiği için tekrarında yarar görmüyorum. Ancak, PKK'nin Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü ile halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımlarını içlerine sindiremeyen statükocu güçlere katkı sunan eylemleri ve halkımızın ulusal demokratik hakları kapsamında hiçbir anlam ifade etmeyen bir savaşı sürdürmesinin mantıksızlığına ilişkin düşüncelerimi aktarmakla yetineceğim. Temelleri "Komünizmle Mücadele Dernekleri"nde döşenen PKK; 1970'li yılların sonlarına doğru ”Bağımsız, Birleşik, Demokratik ve Sosyalist Kürdistan” şiarı ile PKK Kürd halkının gündemine oturtuldu. Kuruluşundaki köksüzlük, ideolojik sığlığı ve provokatif pratiğinden kaynaklanan nedenlerden dolayı da bu oluşuma ilişkin çok ciddi kuşkularımızı hep dillendirmiş olmamıza rağmen, Kürdistan’ın sömürge statüsü, uluslararası konjonktür ve PKK'nin stratejik hedefinin bir gereği olarak 1984-1999 sürecini kapsayan silahlı mücadelesi, Abdullah Öcalan handikabına rağmen anlaşılır ve kabul edilir bir durumdu. Ancak, Uluslararası güç dengelerinin ABD'nin lehine bozulmuş olması, AB Uyum Yasaları kapsamında Türkiye'deki demokratik iyileştirmelerin yanı sıra, Öcalan'ın İmralı süreciyle dibe vuran PKK'nin stratejik, ideolojik, siyasi ve ahlaki dejenerasyondan sonra, 1999 öncesi argümanlarına atıfta bulunarak, halkımızı siyasi olarak aldatan PKK'nin zora dayalı çözümlerde ısrarcı olmasının ne ideolojik bir zemini, ne de uluslararası camiada meşru bir gerekçesi kalmadığı gibi, Güney Kürdistan açısından da tehlike oluşturmaktadır. Kürd halkının ulus olmaktan doğan meşru haklarını Kemalizm ile harmanlayarak halkımızı siyasi olarak aldatan Öcalan’ın ne için savaştığını sorgulayabilmedeki irade eksikliğinin bir sonucu olarak birbirlerini besleyen güç odakları tarafından gerekli görüldüğü hallerde başvurulan silahlı çatışmaların temelini oluşturan olgunun halkımız tarafından anlaşılmasını da zorlaştırıyor. Dolayısıyla Kürdler için hiç bir ulusal talebi olmayan PKK'nin, Kürdler üzerinde kendisi için tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan'ın yaşam koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyarak, neden gençlerimizi bu kirli savaşa sürdüğü ve heba ettiği sorgulanmadan, Kuzey Kürdistan'daki siyasi mücadelenin neden dibe vurmuş olduğu gerçeği de kavranamaz. Tarihi bir olgu olarak, Kürdistan'ı dört parçaya bölüp aralarında paylaşan Türkiye, İran, Suriye ve Irak sömürgeci yönetimlerin temel karakterini, onlar için hayati bir öneme haiz olan, Kürdistan’ın herhangi bir parçasında gelişen ulusal dinamiklerin bastırılmasına ilişkin ”işbirliği” mekanizmasının sürekliliğini koruduğunu görüyoruz. Başka bir anlatımla, Kürdistan'ı sömürgeleştiren bu güçler, çıkarlarını sürdürebilmenin yolunun aralarındaki kısmi çelişkileri bir kenara bırakıp, Kürdistan'ın sömürge statüsünün devamı için bir emniyet supabı olan bu işbirliğinin sağlamlaştırılmasından geçtiğini ve kendi egemenlik alanlarında Kürdler adına herhangi bir politik boşluğa yer bırakmayacak kadar ince bir stratejiyi ülkemizin her dört parçasında da Kürd siyasi yapıları arasında hep izlediklerini biraz tarihi bilgisi olan herkes bilir. PKK lideri Öcalan; silahlı mücadeleyi temel işlevinden soyutlayarak, Kürd halkının Ulusal Sorunu'nu kendi sağlık problemi ve “Türkiyelileşme” konseptinde somutlaştırmıştır. Kürd halkının ulusal demokratik hakları bazında hiçbir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda bölge ve uluslararası koşullar ile de çelişen PKK'nin şiddeti tırmandırma mantığı Mesud Barzani'nin tüm iyi niyet çabalarına karşın Kürdlerin birbirlerine kırdırılması veya bölge dengelerinde bir piyon olarak kullanılması olgusunun tekrarına ilişkin risklere kaynaklık ettiğini görmek gerekir. ABD'nin Ortadoğu'ya müdahalesi ile başlayan süreç hem çağdışı rejimleri, hem de bunların dayanağı olan provokasyon araçlarının da dönüşümünü veya aşılmasını da zorunlu kılmasına karşın, Ulus-Devlet projesinin dar bakış açısından kaynaklanan ve Kürd halkını tanıyıp tanımamakta kendilerini kilitleyen Türk egemenleri toplumsal sorunların derinleşmesine ve bölgenin de bir kaos içerisine sürüklenmesine katkı sunarak, sorunların barışçıl çözümünü engelleme veya geleceğe erteleyebilme güdüsüyle PKK'nin silahlı eylemlerine gereksinim duymaktadır. Dolayısıyla PKK'nin bu kör/kirli savaşı, Özel Harp Dairesi'nin Kürdistan'da terörü tırmandırmasına, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini bloke etmesine ve halkımızın lehine gelişen Güney'deki sürece müdahale edebilmesinin uluslararası gerekçelerini oluşturmaya katkı sunmaktadır. Güney Kürdistan Siyasi İradesi'nin PKK'ye ilişkin iyi niyet ifade eden tüm söylem ve çabalarına karşın, onları; bölge ve uluslararası ilişkilerde zora sokan ve İmralı vesayetinden kurtulamayan bir PKK'nin, kendileri için de her zaman risk potansiyeli taşıyacaktır. Dolayısıyla Güney'li Kürdlerin Genelkurmay-İmralı vesayetinden kendisini arındıramayan bir PKK'ye daha ne kadar hoşgörülü olabilecekleri bir soru işareti olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Kürd Federe Hükümet Sözcüsü Cemal Abdullah'ın son günlerdeki söylemleri ile Irak-Türkiye arasındaki yoğun diplomatik ilişki trafiği hayra yorumlanamaz. Kuşkusuz ben, Kürdlerin birbirleriyle çatışmasını önermediğim gibi doğru da görmüyorum. Ancak, tarihi deneyimlerime dayanarak değişim ve dönüşüme kapalı olan bir PKK'nin varabileceği son durağı (!) işaret etmeye çalışıyorum. Keza, hangi gerekçelerle olursa olsun tarafların tarihe karşı sorumlulukları farklı olmasına rağmen, Kürdler arası silahlı çatışmaların sömürgeciliğe hizmet etmekten başka bir anlam ifade etmediğini veya edemeyeceğinin altını kalın çizgilerle bir kez daha çizme gereğini de duyuyorum. Sonuç olarak, PKK; Kürd düşmanlarına karşı Güney Kürdlerini zora sokmadan, programlaştırdığı hedefleriyle orantılı bir mecraya dönmelidir. Yani, dağ başlarında çocuklarımızı canavarlara peşkeş çekme yerine, fetişleştirdikleri “Demokratik Cumhuriyet” tezinin gereklerini yerine getirmeleri daha dürüst bir davranış olur. Ezcümle; PKK'nin savunduğu tezler silahtan arınmaya, sivil yaşama dönmeye ve sistem partilerinin herhangi birinde yer alıp Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katılmaya tekabül eder. Bireysel hak ve özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığı kalmıştır. Avrupa Birliği Projesi, PKK'nin Kürd halkına reva gördüğü ”Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlıdır. Öte yandan da 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmek kısır bir döngüdür. Özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmek halkımızın felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımaz. Ayrıca, Dünya kamuoyu birbirleriyle savaşan iki karşıt (!) gücün, aynı karargâhtan (İmralı) yönetilebildiğine de PKK sayesinde tanıklık ediyor. 28 Eylül 2007 Suleymanakkoyun@hotmail.com