Bu Rejimin Cılkı Çıkmıştır (!)
Süleyman Akkoyun
Ülke gündeminin bunaltıcı bir tarzda sıkça değişebildiği, vatandaşlarının bir ay öncesini anımsamıyacak kadar zeka geriliğine tutsak edildiği, kışla kültürünün toplumun tüm hücrelerine işlendiği ve kirli güce yalakalığı içselleştirmiş “Türk” toplumu benzeri devşirme bir oluşumun dünyada hala yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum.(!) Ama; temelleri entrikalarla döşenen, asker-sivil bürokratik devşirme bir elit tarafından günümüze dek yönetilen-yönlendirilen ve namuslu aydın fukarası Türkiye gibi yapay bir ülkenin yeryüzünde hala var olduğunu-olabileceğini sanmıyorum.
Osmanlı enkazı üzerine yapılandırılan Türkiye’nin kurgulanış felsefesi, bu felsefenin toplumsal çatışmalara temel teşkil eden niteliği ve Türk Sorunu’nun (Türk Sorunu diyorum, zira bu coğrafyada toplumsal gerginlik ve çatışmaların kaynağı, devşirilen bu toplumun kendisini zorla dayatması oluşturmaktadır) çözümüne ilişkin düşüncelerim, Nasname okuyucuları tarafından bilinmektedir. Dolayısıyla, bunların tekrarına girmeden cılkı çıkmış laçka Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birer versiyonları olan Ergenekon türü çetelerin ne olup olmadığına ve Türkiye’nin iktidar mücadelesinde, Kürdlerin hangi cephede olması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi kısaca ifade etmeye çalışacağım.
Türkiye’nin, Avrupa Birliği Projesi ile yakaladığı demokratik değişim ve dönüşümleri içlerine sindiremeyen asker-sivil bürokratik elitin hegemonyasını koruyabilme güdüsüyle, 1952 yılından itibaren ABD’nin Nato’ya bağlı tüm ülkelerde örgütlediği Gladio’nun bir türevi olan ve Genelkurmay içerisinde konumlandırılan Özel Harb Dairesi diye nitelendirilen çete örgütünü aktifleştirmiştir. Zira, bu son dönemlerde Ergenekon türü gündemi işgal eden çeteler, Özel Harb Dairesi’nin cılkı çıkmış tortularından başka bir şey değildir. Başka bir değişle Ergenekon ve benzeri suç örgütleri; buz dağının sadece görünen bölümüdür. Buz dağının derinliklerinde ise, Genelkurmay Karargahı’nın ev sahipliğini yaptığı, Özel Harb Dairesi vardır.
Türkiye egemenlerinin Kürd halkına karşı uyguladığı inkar ve imha konseptinin sürdürülebilirliğini olanaklı kılmak için baş vurduğu entrikaların birer sürümleri olan bu çeteler, otoriter elitin kendilerine verdiği serbesti ile evrimleşerek kontrol dışına çıkmış, çoğunluğu asker kökenli olan bu insan müsvetelerinin sınır tanımayan provokatif eylemleri,(Şemdinli’de tezgahlanan provokasyon gibi) doğal olarak kamuoyunun dikkatını(!)ordunun üzerine çekmiştir. Dolayısıyla, deşifre edilen bu çeteler, Türkiye’nin demokrasiye geçiş sürecine ayak direten otoriter asker-sivil elite de yük olmuştur. Keza, bu tortulara yargı yolunun açılmasına izin veren otoriter güç; (asker ve sivil bürokrasi) toplumda sarsılmış olan prestijin onarılması ve ülkede çeteleşmenin ana omurgasını oluşturan Özel Harb Dairesi’nin kamuflajını amaçlamaktadır. Ayrıca, toplumda genel kabul gören hükümet (AKP) ile iktidarın (Ordu) uzlaşarak bu çetelerin üzerine gittiği savı kısmen doğru olmakla beraber, AKP’nin devlet içerisinde konumlanmış olan tüm suç örgütlerinin üzerine gittiği tezi ise bir yanılsamadır.
Her askeri darbeden sonra fötr şapkasını alıp gitmekle ünlenen devşirme-demogog Demirel bile, yalaka basın mensupları ile yaptığı bir sohbet toplantısında; “Mit bize Küba,Vietnam ve değişik ülkelerde olup biten ile ilgili rapor verir. Ama, Ankara’da neler olup bittiği ile ilgili bilgi vermez.” Hal böyle olunca biz askeri darbe planlayanları nasıl önleriz diyordu! Ama, egemen elite olan tutsaklığından dolayı her zaman yaptığını yapıyordu, yani yalan söylüyordu. Oysa, tarihin hafızasını yoklarsanız, sadece İtalya’da değil; Belçika ve Yunanistan’da da cesur-namuslu aydınlar, savcılar ve politikacılar sayesinde, Gladio tipi asker merkezli devlet gücünü kullanan gizli örgüt ve çeteler ortaya çıkarılarak yargılandılar. Ancak, Türkiye’de bu çete hala ülkeyi yönettiği gibi dokunulmazlıkları da sürekliliğini korumaktadır. Bu otoriter elit; uluslararası konjonktürden kaynaklanan nedenlerden dolayı artık eskisi gibi klasik askeri darbelerle Kemalist tekçi rejimi yeniden onarma olanağına sahip olmadığı için, “sivil” türevlerini devreye koymuştur. (Yargı-Üniversite-Medya gibi)
AKP’ye karşı Medya, Üniversite, Yargı, Diyanet, Barolar, İşçi Sendikaları, uluslararası sermaye ile rekabet edemeyen Milli Sermaye temsilcilerinin asalak kesimi, Kürd halkı adına(!) mücadele verdiğini iddia eden PKK (Kürdistan’ın her dört parçasında örgütlendirilmiş Özel Harb Dairesi’nin Kürd ayağıdır.) ile Sivil Toplum Örgütleri olarak nitelenen, ama özünde MİT ve Özel Harb Dairesi tarafından projelendirilmiş bu “havuz” oluşumların yürüttüğü psikolojik-ideolojik harekatın temelini; AKP’yi sistem içine tam çekmek (!) veya devre dışı bırakarak, AB sürecini bloke etmek ve çağdışı Kemalist statükoyu sürdürülebilir kılmak oluşturur. Gerisi detaydır! Bu anlamıyla Demokrasi, özgürlük veya Kürd halkı-ulusu adına mücadele ettiklerini iddia edenler, buna göre pozisyon almak durumundadırlar. Kısacası; tüm olup bitenlerin nirengi noktasını devletin demokrasiye geçiş sürecinin sancılarını çektiğidir. Keza, AKP’ye karşı sürdürülen entrikalar,(!) Türkiye’nin bir rejim krizi yaşadığına delalet eder. Ancak, Tarihi hafıza ve somut verili durum, Kemalist Rejim’in İttihat ve Terakki’den miras aldığı tarihi misyon ile sürdürülebilirliğinin iletişim çağında olanaklı olmadığını, tam tersine! Süreç; devletin Kemalist ideolojiden arındırılarak demokratik, özgürlükçü ve evrensel normları temel veri olarak algılayan bir anlayış sistematiği kapsamında yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyor.
Dolayısıyla, AKP hükümeti egemen otoriter elit ile uzlaşma yerine, (ki, bu onun sonu olur) yaratılan yapay gündemlere takılmadan-boğulmadan, Avrupa Birliği sürecine ivme kazandırmaya ve Türkiye’nin sosyolojik yapısıyla barışık demokratik, özgürlükçü ve evrensel değerleri temel alan bir anayasa yapmaya odaklanmalıdır. Keza, ABD ve AB’nin desteğini arkasına almış olan Erdoğan hükümeti kararlı bir irade gösterebilirse, ara geçiş sürecini başarıyla taçlandırabileceği gibi, demokratik değişim ve dönüşüm kanallarını açabilecek ve siyaseti asker vesayetinden de kurtarabilecektir. Ayrıca, süreç çok karmaşık, kaygan ve risklerle doludur. Demokraside yararı olan toplumsal dinamiklerin, (buna AKP ve Kürdlerde dahildir) ya pas deyip! her zaman olduğu gibi askere paspas olmayı sineye çekecekler, ya da tekçi çağdışı rejim ile hesaplaşmaya sonuna kadar varız diyeceklerdir. Tüm toplum kesimleri bu bağlamda cephelerini belirlemek ve yüksek sesli düşünmek gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadırlar.
Ben; kendi adıma ikinci yolu tercih ediyorum. Hiç kuşkusuz bunu söylerken, Kürd Sorunu’na ilişkin AKP’nin de statükocu niteliğini görmemezlik etmiyorum. Keza, Erdoğan’ın halkımızın meşru temel bireysel hak ve özgürlük istemlerine bile nasıl densizce yanıt olduğunu da çok iyi bilenlerdenim. Ancak, 21.yüzyılda totaliter rejimlerin dış dinamiklerin desteği olmadan aşılmasının neredeyse olanaklı olmadığını da biliyorum. Hal böyle iken, Kürd halkının meşru demokratik haklarına bile kapalı olan bir AKP’ye neden destek verdiğim sorusuna gelince: Bir bütün olarak statükocu mantalite (buna AKP de dahildir) henüz Kürd ve Kürdistan söylemlerine tahammül etmekten çok uzaktır. Kemalist Rejim tüm kurumları ile aşılmadan, Kürdlerin kendi ulusal kimlikleriyle örgütlenmeleri ve açık siyaset yapabilmelerini olanaklı görmüyorum. Dolayısıyla, bir uygarlık projesi olan Avrupa Birliği projesi aynı zamanda bireyin özgürlüğünü öne alan bir değerler sistemidir. Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye; aynı zamanda toplumsal sorunların barışçıl çözümü için de bir zemin olacaktır. Ve bu zeminde Kürdler de kendilerini kimlikleriyle ifade edebileceği gibi, kimlikleriyle örgütlenme hakkını da elde edecektir. Öte yandan da toplumsal değişim ve dönüşüm projesinin tek adayı AKP olduğu içindir ki, toplumsal yapıya ahtapot gibi yayılmış statükocu çetelerin hedefi haline gelmiştir.
AKP’nin demokratik reformlar sürecinde tökezlemesi veya Kürd Sorunu’nun barışçıl çözümünde tutuklu olması, bizleri yanlış kulvarlara sürüklememelidir. Kemalizm ile kan uyuşmazlığı olan ve tökezleyerek de olsa Avrupa Birliği Projesi’ne katkı sunan tek parti, AKP’dir. AKP’yi destek sunmak, Kürd Sorunu’nu çözmez, ancak, Kemalist Sistem’in kimyasını bozacak ve toplumsal sorunların barışçıl çözümünün kanallarını açacaktır diye düşünüyorum. Başka bir ifade ile, Kürd Sorunu’nun çözümüne ilişkin ürkek ve statükocu davranmasına karşın, asker-sivil otoriter elite karşı Avrupa Birliği Projesine kör-topal da olsa katkı sunan AKP’den yana tavır koyuyorum. Zira, bu ara süreci demokrasi güçleri ile totaliter güçler arasında bir iktidar mücadelesi olarak algılıyorum.
6 Nisan 2008



Yorumlar (10 gönderildi):
ji bo chi Kurd li bakur naxwasin û nabînin, ku ew û Kurdên parcheyên din branin, û li dewsa wan xwe bi tirkan digrin?
Pirs;2
Ji bo chi Kurd gerek xwînê bide sherê text´ê osmaniyên tirk? Chi karê kurdan di sherê navxweyî yên tirkan heye ku hûn ji me re wek sherê demokrasiyê bi nav dikin?
Pirs;3
Yên ku aciz û bêzarin bi zimanê dayikên xwe bidin û bistînin, bixwînin û binivîsin, bêjin û vebêjin, ew kes dikanin chi tishtekî xêrê bo me ragihînin?
Gotina dawî;
Heger Kurd ne jîr û sharezayê jiyanênin û ronakbîrên me ji me re partiyeka tirk ku mafê kurdan yekcar nasnake, tawsiye dikin, wê chaxê ez dibêjim bi xatirê we kurdno.Hûn heya venegerin ser zimanê dayikê , wek PKK hûnê tim li serê xwe û li serê gelê xwe bibin belengazên numûne. Hûn didin xwiyakirin (wek PKK), ku Kurd dikanin bi dijminên xwe re bibin yek, lê di nav xwe de yekgirtinekê nikanin.
Chendî tahl û ne xweshe!
Biraye delal wer xwuyadike ku, tû ji xwe re fantazîya dike. Ez wekî Kurdekî bakur, tekoşîna li bakur ji xwe re bingeh digrim u Kurdên perçe din wekî bira divînim. Çava Kurdên başûr bi Ereban ra pirsa xwe çareser dikin, em jî bi Tirkan re dixwazin pirsa xwe çareser bikin.
Bersîv-2
Ji ber ku ez tekoşîna li bakur esas digrim, ez li himber nakokîyên di nav civata Tirkan da nikarim bê helwest bimînim. Ev suala ku tû ji me dike, bo çi ji bo Kurdên başur derbasnabe gelo?
Bersîv-3
Bê gûman diwê ku Kurd bi zimane xwe bifikirin u bi ziman xwe niwîsînin. Niwîsandina mi ya bi Tirkî, ji tercîha min e sîyasî tê. Ango bo min niwîsandina bi zimanê Tirkî, tercîhek sîyasî ye.
Tû pêwîstîyek yekbuna Kurda tuneye, lê belê diwê ku Kurd dikaribin bi hevre îttifaka bikin. A herî pewîst jî ev e.
Genelde Türkiye’deki demokrasi güçlerine ve özelde Kürtlere kurtuluşun adresi olarak gösterdiğiniz AKP, toplumsal sorunların çözümü konusunda korkak, basiretsiz ve bazen de mevcut rejime yalakalık yaparak politik misyonunu devam ettirmek gibi bir görevi önüne koymuştur. Kürtler bu partiye desteklerini 22 Temmuz seçimlerinde gösterdiler de ne oldu? sonuç: koskocaman bir sıfır. Yine klasik statükocu söylemlerine devam etmediler mi? Diyarbakır'da Kürt sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur diyerek halkımızın umutlanmasına neden olan bu iki yüzlü ve senin deyiminle devşirme politikacı, Niğde’deki bir konuşmasında da "Hayır bizim böyle bir sonumuz yoktur" diyerek hala bırakılan yerde otladığını açık açık göstermiştir. Bu zat bilmez mi ki Türkiye’de bu sorun çözülmediği müddetçe başka hiç bir sorunun çözülemeyeceğini?
Bir yerlede askere tavır alırken, diğer yandan aynı kesime karşı da yalaka politikalar ortaya koymaktan geri durmamaktadır. Önce kişilikli bir politika ortaya koymalıdır. Somut projeler sunmalıdır, kemalist kurumları bahane ederek korkaklığını kamufle etmekten uzak durmalıdır. Öyle kasımpaşalılık külhanbeyliği ile politika yapılmaz. Arkasında Halk, AB ve ABD desteğini almasına rağmen hiç bir somut proje üretmemiştir. Ya da bu sorunu çözebilecek bir sinyal dahi verememiştir, O ne yapmıştır ? Önce dinin önündeki kurumsal engellemeleri kaldırmayı hedef almış, onun dışında demokrasiyi yerleştirme gibi yada demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin ihtiyacı olan hiç bir kanalı açmaya gayret etmemiştir. Kabadayı tavırlarını sürdürerek Diyarbakırdaki teşkilatına "Sizden Diyarbakırda kelle istiyorum" (Diyarbakır Belediyesini almak istediğini kasdediyor) Bir Belediyeyi bile Kürtlere çok gören ve tahammül edemeyen bu anlayışı Kürtlere sıcak gösterme gibi bir çabaya asla alet olmamalıyız.
Sevgi ve Saygılarımla
AKP'nin tutarsızlığına ilişkin tüm söylediklerinize katılıyorum. Buna rağmen de, bu ara geçiş sürecinde otoriter asker-sivil bürakrasiye karşı desteklenmesi gereken tek parti olduğunu düşünüyorum. Umarım, gelişmeler bizi yanıltmaz.
Ancak, PKK’nin kontrolünde olan Belediyeleri de, Kürdlerin elinde olan kurumlar olarak algılamıyorum. Bu konuda sizden farklı düşündüğümü ifade etmek zorundayım.
Saygılarımla
saygilarımla
Bunlar Kürd Sorunu’nu marjinellestirir. Bence Kürd milliyetciliği çok kırılgan ve kaygan-millet olma ve devlet deneyimi olmadığı icin bir parmak balla elindekide alinabilinir. Romantik internet siteleri var diye de kimse Kürdlere haklarını vermez, verilecekse o hakları da alacak bir halkın olması gerekiyor.
Size giderek güvenim artıyor. Yani özgür bireyler diyorsunuz ya. Bakın sitenin iki yazarı Yani Süleyman beyle, Aziz bey farklı düşünüyor ve mütevazi bir şekilde biribirlerini kırmadan saygı ve edep sınırları içinde birbirlerine hitap ediyorlar. İşte benim hayalimdeki eleştiri-özeleştiri ve demokrasi anlayışı da tam olarak budur. Bizler sanıyorduk ki, bu sitedeki yazarlar hep aynı çizgide düşünüyorlar. Meğer öyle değilmiş, gerçekten özgür bireyler topluluğuymuş.
Sizleri şimdi daha çok seviyorum ve demokrasi anlayışınızı tebrik ediyorum. Zaten en çok Süleyman beyin siyasi analizleri ile, politikadan da sıkıldığımız zaman yani kafa dinlemek için Aziz beyin o güzel mizahi makalelerini okuyoruz. Ayrıca Şükrü beyi de çok yakından takip ediyorum, Harun beyin o şirin ve imgeli yazıları bizi kendisine hayran bırakmaya yetiyor. Gerçekten yazarları bu kadar nitelikli çok az site vardır. Sizleri yüreğime sığdırmak isterdim. Ama sizleri dünyalara bile sığdırmak imkansız, hep var olun, ama hep olun...
Gözlerinizden, gözlerinizden öperim.
kalınsağlıcakla
Candar
Yorum yaz