Mit Müsteşarı Ne Demek İstedi ?
ABD’nin stratejik çıkarlarının bir gereği olarak Ortadoğu’ya müdahalesi, aynı zamanda Kürdistan’ı parçalayıp aralarında bölüşen sömürgeci devletlerin de kimyasını bozdu. Irak’ın işgali ile Kürd halkının elde ettiği ulusal kazanımlar, Kürdistan’ın her dört parçasında da yaşıyan halkımızın mücadelesine güç kattığı bir süreçte, basına ’’Baker-Hamilton raporu’’ olarak yansıyan durum değerlendirmesi belgesi, süreci yanlış yorumlamanın yanısıra, geçmişten kaynaklanan kaygılardan dolayı olmalı ki, Kürd politik çevrelerinin paniğe kapılmasına neden olmuştu. ABD yönetiminin Irak ile ilgili strateji değişikliğini gelecek hafta açıklaması beklenirken, ABD Başkanı George W. Bush’un işe Irak ekibindeki sivil ve askeri yetkilileri değiştirmekle başladığının basına yansıması ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Emre Taner'in teşkilatın 80’inci kuruluş yılı dolayısıyla dün yaptığı açıklamada yaptığı saptama, uyarı ve önerilerinin çok iyi değerlendirlimesi gerektiği kanısındayım.
Militarist güçlerin Türkiye ve Kürdistan’nın talanından kendilerine aktardığı kırıntılardan dolayı palazlanan ve rehin bir konumda olan Türk Medyası, 2003 yılında provakasyonlar düzenlemek için Süleymaniye’de bulunan, Türk Özel Harekat Timleri’nin başına çuval geçirildiği dönemin bölge sorumlusu olan Korgeneral David Petraeus’un Irak’a askeri sorumlu olarak atanacağı haberi üzerine, Türk medyasının tüm ırkçı refleksleri canlandırarak, kargaşa, savaş ve kan üzerinden yayın yapmasının yanısıra, MİT Müsteşarı Emre Taner’ın kamuoyunun alışık olmadığı bir biçimde açıklamalarda bulunmasını da tersinden okuyarak statükocu güçlerin politikalarına hizmet sunmaya aday olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bununla da yetinmeyen ırkçı ve şoven medya, militarist efendilerine Güney Kürdistan’ın işgalini tek çözüm yöntemi olarak sunmaktan hiç çekinmediklerine de iğrenerek tanıklık ediyoruz. Savaş ve kan üzerinden palazlanan Türk medyası, Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde en az militarist güçler kadar engel teşkil ettiği artık tartışma götürmez bir gerçekliktir.
ABD yönetiminin Irak ile ilgili strateji değişikliğinin ipuçları olarak algılanan, George W. Bush yönetiminin, Irak’taki sivil ve askeri yetkilileri değiştireceği haberinin basına sızması ve MİT Müsteşarı Taner’ın açıklamalarından ne anlamak veya nasıl bir sonuç çıkarmak gerekir sorusu çok önemlidir.
MİT Müsteşarı Emre Taner yaşanan süreç ile ilgili saptama, kaygı ve önerilerini özet olarak şu ifadelerle dile getirdi: ‘‘Bulunduğumuz dönem, gelecekte bir çok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olmamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devrim ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir. Önümüzdeki dönemde uluslararası sistemin, kuralları belirlenmiş stabil bir yapıya kavuşacağını ummak ve bu yönde tanımlamalar geliştirmek faydasız bir uğraş olacaktır. Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘‘bekle-gör-tavır al’’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir. Uluslararası sistemi ayrıntılı ve isabetli bir tanımlama ile taktik, stratejik ve yüksek stratejik tutumlara sahip olmak zorundadır. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye'ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Elbette bunu gerçekleştirebilmesi hiç de kolay değildir. Yaşadığımız bu süreç aynı zamanda parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir.’’ Öyle sanıyorum ki, Mit Müsteşarı’nın bu sıradışı kamuoyuna açık söylemi, Ortadoğu’daki sürecin çok karmaşık ve kaygan ilişkileri açısından çok önemli mesajlar içermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet geleneğiyle bağdaşmayan MİT Müsteşarı’nın sıradışı açıklaması, yakın gelecekte bölgemizdeki olası gelişmelere ilişkin tıkanmış Kemalist rejim’e adeta bir ültimatom niteliğindedir. Mit Müsteşarı Taner’in saptama, uyarı ve önerilerinin, ABD yönetiminin Irak ile ilgili strateji değişikliğinin beklendiği bir sürece tekabül etmesi açısından önemsenmelidir. ABD’nin Irak’ta nasıl bir strateji uygulayabileceğine ilişkin düşüncelerimi kamuoyu ile paylaşmanın yanısıra, Mit Müsteşarı’nın alışılagelmiş devlet geleneğiyle bağdaşmayan açıklamalarının şifrelerini de çözmeye çalışarak, yakın gelecekte Ortadoğu’da olası değişim ve dönüşümleri irdelemeye çalışacağım.
Birincisi; ABD’nin Irak’a müdahelesi, Ortadoğu’daki mevcut statükoya bir müdahele olarak değerlendirilmelidir. Ülkemizin Güney’inde Kürdistan Federal Devleti’ni yaratmıştır. Güney Kürdistan’daki bu kazanım, özellikle Kuzey Kürdlerini Türkiye’ye entegrasyonu amaçlayan Genelkurmay-İmralı konseptinin yaşam bulma zeminini ortadan kaldırmıştır. ABD’nin bölgeye müdahelesi aynı zamanda, Kürdistan’nın diğer parçalarında yaşayan halkımızın ulusal mücadelesinin dirilişine son derece önemli katkı sunmuş veya etkisi olmuştur. Bu müdahelenin bir sonucu olarak da, Kürdistan’ı parçalayarak aralarında paylaşan sömürgeci devletlerin kimyası bozulmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi’nin( BOP ) bölgedeki dayanağı olarak İsrail’den sonra, bölgede demokratik değişim ve dönüşüm dinamiğinin merkezinde olan Kürd halkı olduğunu ve ABD ile İngiltere’nin Ortadoğu’daki mevzilerini korumak veya daha da güçlendirmek politikalarından geri adım atmak zorunda kalmadıkları sürece de İsrail devleti ve Kürd halkına dayanmak zorunda oldukları gerçeğini değiştiremiyecektir. Bu anlamıyla, ABD yönetiminin gelecek hafta Irak ile ilgili strateji değişikliğinin, ’’Baker-Hamilton raporu’’ kapsamında olacağından medet umanlar hayal kırıklığına uğrayacaklar ve süreç halkımızın yararına işlemeye devam edecektir.
İkincisi; MİT Müsteşarı Taner’in sözleri diplomatik dilde şöyle karşılığını bulur kanısını taşıyorum: ABD Ortadoğu’da kalıcıdır. Yakın gelecekte Ortadoğu ciddi belirsizliklere ve çatışmalara sürüklenecektir. Bu savaşın kuralları alışılmışın dışında olacaktır. Bu operasyon uzun bir süreci kapsayacak, büyük olasılıkla bölge haritası değişecek ve çağdışı rejimler demokratik değişim ve dönüşüme tabi tutulacaklardır. Ortadoğu’da İsrail’den sonra, ABD’nin bölgedeki en yakın stratejik dayanağı Kürdlerdir. Türkiye; Irak gibi parçalanmak yerine, Kürdlerin hamisi rolünü üstlenmelidir. Bunun bir gereği olarak da, Güney Kürdleri ile iyi ilişkiler geliştirmek ve onlarıda kapsayacak Türk ve Kürd eşitliğine dayanan bir proje temelinde, Türkiye’nin yeniden yapılandırılması zorunludur. Mit Müsteşarı’nın saptama, uyarı ve önerileri böyle okunmalı diye düşünüyor ve Kuzey Kürdistan Kürd Ulusal Demokratik Muhalefeti’nin hiçbir dönemi ile kıyaslanmayacak derecede, acilen derlenip toparlanmasının yaşamsal bir önem ifade ettiğinin de altını tekrar çiziyorum.
Öyle anlaşılıyor ki, dünyanın bu en problemli olan Ortadoğu coğrafyasında bulunan devletlerin veya toplumsal kesimlerin, ABD’nin bölgeye müdahelesinin gerçek nedenlerinin doğru tesbitinin yanısıra, taraflar arasındaki ittifaklarda, güçler dengesi denklemini de doğru koydukları oranda, bu kargaşa sürecini daha az kayıp veya daha fazla kazanımlar elde ederek geçebilirler.
Kürd halkının bu süreci kurumlaşması oranında daha kalıcı kazanımlar elde ederek, çok az kayıp ile atlatması dileğiyle…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz