Kemalist rejime Karşı:Pkk-Akp Ve Kürdlerin Tutumu Üzerine
Bir süredir kamuoyu tarafından beklenen ateşkes kararı, nihayet bir Ekim’den geçerli olmak üzere resmen ilan edildi. PKK’nın en son silah kullanma kararı ne kadar yanlış ve demokrasi karşıtı güçlerin işine yaradıysa, bu son silahların susturulması kararı da Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünden yana olan kesimlerin lehine gelişeceğinden kuşku duyulmamalıdır. Bu ateşkes kararının silah bırakma biçimine dönüştürülmesi ve barış ortamının sürekli kılınması durumunda ise militarist çevrelerin manevra alanını daraltacak ve orantısız kirli savaşta diretme gerekçelerini de minimalize edeceği gibi Güney Kürdıstan Federe Hükümeti’ni de rahatlatacaktır.
Sivil denetim mekanizmasının Silahlı Kuvvetler üzerindeki insiyatifsizliğinin kamuoyu tarafından tartışılmasına zemin yaratan ve bir bütün olarak güvenlik bürokrasisinin denetime açılmasını öneren, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) raporunun asker ve aynı mekanizmanın ‘‘sivil’’ tüm bileşenleri ile birlikte militarist oligarşik erk, sivil denetim ve şeffaf bir ortamdan rahatsızlık duyduklarını rehin alınmış medya yoluyla deklare ettiklerine tanıklık ettik. Bu bağlamda, mevcut durumun korunmasında diretenleri sadece askeri bürokrasi ile sınırlı tutmak yanıltıcı olur. Silahlı Kuvvetlerin despotizm’inden prestij ve ülkeyi talanlarından nemalanan siyasi partiler, sivil bürokrasi, medya patronları ve onların kapıkulları ile siyasi seçkinleri de bu miladını doldurmuş kemalist rejimden beslenenler blokunda görmek gerekir.
Genelkurmay Karargahı, 27 Mayıs 1961 anayasını hazırlayan düşünce ortamının bir ürünü olan Milli Güvenlik Kurulu kanalıyla, Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikalarının oluşturulmasında, tehditlerin belirlenmesinde ve üst düzey askeri bürokratların atamalarında hep belirleyici olmuştur. Militarist bürokrasi faşist askeri darbeleri sürekli kılarak olağanüstü anayasal yetkiler elde etmekle kalmadı. Aynı zamanda da, OYAK gibi denetim dışı ve vergiden muaf holdingler aracılığıyla büyük ekonomik olanaklar elde etti. Hiçbir devlet kurumu, ordunun devasa şirketlerini veya askeri harcamalarını denetleme yetkisine sahip değildir. İşte bunun gibi nedenlerden dolayıdır ki, militarist bürokrasi sivil denetim mekanizmasının oluşmasına ve şeffaf bir ortamın yaratılmasını istemiyor. Avrupa Birliği’ne üye bir Türkiye’de hükümranlık fonksiyonunu yitireceğini bilen ordu, bu süreci bloke etmenin bir aracı olarak şoven ve ırkçı söylemlerin arkasına sığınarak toplumu geriyor.
Halklar arasındaki ilişkilerin gerilmesine, siyasetin kötürümleştirilmesine ve hukukun güdümlü kılanmasına zemin hazırlayan askerin siyasete müdahelesi koşullarının ortadan kaldırmasına zemin yaratmak, bir yönüyle de demokrasi güçlerinin yüksek sesle düşünme iradesini gösterip gösterememeleriyle çok yakından ilgilidir. PKK’nın aldığı ateşkes kararı doğal olarak sivil insiyatiflerin gelişmesine de katkı sunacaktır. İdeolojik ve pisikolojik planda Militarist-Kemalist rejimin dayatmalarına gelmeden, Türkiye ve Kürdıstan’da silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın kalıcı kılınmasına katkı sunmak, militarist cephenin AB sürecini bloke etme çabasını ve Güney Kürdıstan’ı boğma girişimlerini de boşa çıkartır.
AKP hükümetinin Kemalist-askeri statükoculuğa yönelik tutumu, demokratik değişimleri sindirmeye yatkın özelliği ve Kemalizm ile kan uyuşmazlığı kapsamında, diğer Cumhuriyet hükümetlerinden çok ayrıldığını gözden kaçırmamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kurgusuyla uyumlu olmayan halkımızın Güney Kürdıstan’daki kazanımları ve AB sürecinin bir gereği olarak atılacak demokratik adımların Kürd halkına sunacağı daha rahat bir ortamı içlerine sindiremeyen statükocu kesimler genelkurmayda karargah kurmuşlardır.
Kürd sorununun tanımı ve çözümüyle ilgili Recep Tayib Erdoğan’ın Diyarbakır’daki pozitif demeçleri, Kürd-Kürdıstan fobi’istlerinin kural tanımayan saldırılarının hedefi haline getirdi. Bu şoven ırkçı cepheye, Kürd özgürlük mücadelesi adına yola çıktıklarını iddia edenlerin de eşlik etmesi militaristlerin elini güçlendirdiği gibi Erdoğan’ı da çok zora soktu ve geri adım atmasına da zemin hazırladı. Militarist kesim çetelerini aktifleştirerek AB uyum yasaları ve AKP ile kan uyuşmazlığından kaynaklanan prestij yitiminin rövanşını Şemdinli’de aldığına tanık oluyoruz.
Türkiye’de Kemalist rejimin temel taşlarından olan ve Kemalizm’in birer okulu gibi hizmet sunan anti-demokratik MGK ( Milli Güvenlik Kurulu ), YÖK ( Yüksek Öğrenim Kurumu ), DİB ( Diyanet İşleri Başkanlığı ) gibi kurumların yetki ve işleyişine itirazı olan AKP hükümetine, Kürdlerin destek sunmamış olmasının tarihi bir yanılgı olduğu kanısındayım. Ortadoğu koşullarında, AKP’nın dini motifler taşıması ve seçmene yatırım amaçlı dini söylemlere vurgu yapması, Kürdıstan demokratik muhalefetine Kemalist bloka karşı AK Parti hükümetine katkı sunmanın veya işbirliği yapabilmenın önünde engel görme gibi bir komplekse kapılma hakkını vermemelidir. Kanımca, Kürdlerin faşist militarist sömürgeci cepheyi etkisiz kılma kapsamında, AKP hükümetinin demokratik açılımlarına destek vermesi güçler dengesi ve demokratik değişimin de diyalektiğine uygundur.
Türkiye’de statükonun devamında direten oligarşik yapı ile ona itirazı olan sivil iktidar arasında kıyasıya bir mücadele sürmektedir. Bu mücadelede taraf olma anlamında, Kürdıstan ulusal demokratik muhalefeti konumunu belirlemek sorumluluğundan kaçmamalıdır. Cumhurbaşkanlığı ve 2007 genel seçim sürecine girmiş bir ortamda hükümetten radikal değişiklikler beklenmemelidir. Kürdlerın; seçim rotalarını belirleme, demokratik değişim ve dönüşümün temel müttefiği olarak Kürdleri merkeze koyan siyasi aksiyon oluşturma çalışmalarına ağırlık vermeleri gerekir.
Askeri darbelerini Amerika’nın onayı ve katkısı ile gerçekleştiren ordunun; yeni dünya düzeninde darbe yapabilmesinin uluslararası desteği kesilmiştir. Amerika’nın orduya karşı, AKP hükümetinin elini güçlendirmek amacıyla siyasi manevraları gözden kaçacak türden değildir. Türkiye’nın AB sürecine katkı sunan Amerika’nın, Özellikle Ortadoğu projesi kapsamında alternatifi oluşturulamamış bir AKP’yi gözden çıkarabilecek durumu söz konusu bile edilemez.
Eğer PKK’nın, Genelkurmay-İmralı vesayetinden kurtulacağının sinyalı olarak algıladığım son ateşkes kararında yanılmıyorsam, yakın gelecekte ulusal düzeyde siyasal irade birliğinin oluşturulmasında PKK’nın de pozitifleşeceğini olasılıklar arasına ekliyorum. Bölgemizde uluslararası koşulların Kürdıstan’lılara sunmuş olduğu bu tarihi fırsatı geçmişten kaynaklanan doğmalardan arınarak, ittifak güçleri ve koşullarının değerlendirilmesinde realist olmamızı zorunlu kılmaktadır.
Anti-demokratik Kemalist rejimin tüm kurumları ile aşılmasına katkı sunmak vaz geçilmezlerimizden olmalıdır. Bu bağlamda; Türkiye’nın demokratik değişim ve dünüşümünde Kemalist rejime itirazı olan tüm politik çevrelere yakın durmak, aynı zamanda halkımızın ulusal demokratik kazanımlarına da zemin oluşturacaktır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz