Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | PKK-Ergenekon Zıt Ortaklığı Üzerine

PKK-Ergenekon Zıt Ortaklığı Üzerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

PKK-ERGENEKON ZIT ORTAKLIĞI ÜZERİNE     

Cebir ve şiddet temelinde muhataplarını “yola getirmek” gibi ilkel bir yöntemi çözüm olarak kutsayan her birey, örgüt veya toplum, “öteki” diye gördükleri kişi ve veya topluluklarda oluşturdukları travmalardan kendileri de mutlaka etkilenirler. Başka bir deyişle, başkalarında travmaların oluşumuna neden olanlar, oluşumuna neden oldukları travmalara aynı zamanda kendileri de ortak olurlar. Toplum psikolojisi alanına giren bu durumun adlandırıldığı “Zıt Ortaklık” kavramını daha da anlaşılır kılmak için üç örnek vermek istiyorum:

 

1- Aile içi sorunlarda, şiddete maruz kalan tarafın geçirdiği travmadan, ona şiddet uygulayan eş de payına düşeni yaşar.

 

2- ABD'nin Vietnam'da uyguladığı şiddetin Vietnamlılarda derin travmalara neden olduğu kadar, Amerika'da da bir “Vietnam Sendromu”nun yaşanmasını beraberinde getirmiştir.

 

3- Kürdistan'da yürütülen kirli savaşın Kürd toplumunda yarattığı travmanın bir sonucu olarak, Türkiye'de de bir “Kürdistan Sendromu”nun yaşanıyor olmasına neden olmuştur.

 

Travmalarda Zıt Ortaklık kavramına ilişkin bu açıklayıcı giriş şunun içindir: Militarist Elit, iktidarı sivillere bırakmamakta ısrar ediyor. Uluslararası konjonktürden kaynaklanan nedenlerden dolayı alışılagelmiş gibi darbe yapamayan bu seçkin elit, demokratik süreci yavaşlatmak veya bloke etmek için, kendilerinin de yaratıcısı oldukları paravan örgütler ile paslaşarak totaliter Kemalist Rejim'in ömrünü uzatmayı amaçlamaktadır. Bu güruhun, PKK ile ortaklaşa ve birbirlerini besleyerek sorunlu alanlarda sergiledikleri provokatif eylemlerin Zıt Ortaklık kavramı ile açıklanabileceğini; toplum psikolojisinde travmalar için kullanılan bu kavramın, genel olarak toplumsal-politik olayların bilince çıkartılmasında ve özel olarak da PKK-Ergenekon ortaklığının anlaşılmasında yararlı olacağını düşünüyorum.

 

Bu savı daha da anlaşılır kılmak açısından, Ergenekon türü suç örgütleri ile PKK arasındaki ortaklığın sıkça dillendirilmeye başlandığı veya dillendirmeye cesaret edilmesine zemin hazırlandığı 1999-2009 yılları arasındaki gelişmelere kısaca değinmek istiyorum.

 

Devletin lojistik katkılarıyla bir tabuya dönüştürülen Abdullah Öcalan, ABD tarafından Türkiye'ye hediye (!) olarak sunulduktan sonra, hem farklı istihbarat birimlerine verdiği ifadeleri, hem de İmralı Duruşmaları'ndaki onursuz duruşu, aynı zamanda Öcalan ve O'nun doyumsuz egolarının bir aracı olan örgütü de ideolojik, stratejik, psikolojik ve ahlaki olarak dibe vurdurdu. Bu dibe vuruş aynı zamanda PKK tabanında da bomba etkisi yaratmış, yüzlerce kadro örgüt saflarını terk etmiş, yürütme, sıradan insanlarla götürülmek durumunda kalınmış ve halk tüm alanlarda Öcalan ve PKK'sinden büyük ölçüde desteğini geri çekmişti.

 

Ancak, Öcalan'ı besleyip büyüten mekanizmanın birer parçaları olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Cemal Temizöz gibi hâlâ elini kolunu sallayarak gezen ve görev başında bulunan Darbeci-Egenekoncular ile Mardin bölgesindeki tüm faili devlet olan cinayetlerin mimarı Albay Hasan Atilla Uğur gibi Ergenekon tutuklularının İmralı ile ilişkilerinden sonra, durum tekrar Öcalan'ın lehine çevrilerek, İmralı'dan PKK üzerinde hâkimiyet kurabilmesinin kanalları tekrar açıldı.

 

Abdullah Öcalan'ın uçakta çekilmiş pısırıklaşmış-zavallı görüntüleri televizyonlara servis edildiği dönemlerde; PKK yöneticilerinin (!), “Başkanımıza uyuşturucu verilmiştir, ne söylediğini bilmiyor ve onun söylediklerinin-söyleyeceklerinin PKK'yi bağlamayacağını” kendi televizyon ekranlarında kamuoyuna deklere ettiklerine herkes tanıklık etti! O gün bunu söyleyenlerin-düşünenlerin, bir hafta bile bu söylemin arkasında durmaya dayanmamaları ve bugün Öcalan'ın her söylediğine biat etmeleri-ettirilmiş olmaları mutlaka sorgulanmalıdır.

 

Ergenekoncuların müdahalesinden sonra Öcalan, tüm gerilla güçlerinin Türkiye sınırları dışına çıkması çağrısında bulundu ve PKK'de buna kayıtsız şartsız uydu. Bu geri çekilme sırasında yüzlerce gerilla devlet güçleri tarafından yok edildi. Bu çağrıya uymayan Dersim Gurubu ise, Öcalan tarafından aleni bir şekilde devlete ihbar edildi. Hamili Yıldırım'ın arabuluculuğuyla Cemil Bayık ile ilişkisi sağlanan bu grup, Bayık ile yapılan bir telsiz görüşmesi sırasında, bulundukları noktanın devlet güçleri tarafından tespit edilmesi sonucu, devlet tarafından imha edildi. Yani, kontrol dışında kalmış biricik gurup ta yok edilmiş ve Öcalan'ın rahatlaması-kontrolü sağlanmıştı.

 

Beş yüz kişi hariç (Beş yüz kişinin Türkiye sınırları içerisinde kalmasını devlet istemiştir. Öcalan Av. Görüşmeleri'nde bunu doğruladı.) tüm gerilla güçleri Güney Kürdistan'da konuşlandırıldı. PKK gerillalarının Güney Kürdistan'da konuşlandırılması ve Güney Kürdlerine karşı kullanılması planlanmıştı. (Ancak, ABD'nin Irak'ı işgali ile bu plan bozuldu.) Bu da yetmedi, derin direnç odakları “Asrın Hukuk Bürosu” adı altında Genelkurmay Karargâhı'ndan icazetli avukatlar (!) aracılığıyla PKK'yi yeniden yapılandırarak, Öcalan'ın tartışmasız kontrolü sağlandı ve uzun süren bir eylemsizlik süreci yaşandı.

 

Bir Ada'da güvenceye alınan Öcalan'a, yalnız Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil, dünyada da örneğine az rastlanabilecek bir serbesti sağlanarak, örgüt üzerindeki tanrısal gücünün devamı, anti-demokratik derin direnç odakları tarafından sağlandı-sağlanıyor.

 

2002 yılı Genel Seçimleri'nde halk AKP'e lehine bir irade ortaya koydu. Kemalizm ile kan uyuşmazlığı olan AKP'nin tek başına Hükümet olması, Kemalistlerin uykusunu kaçırmaya yetmişti. Kemalist sistemi korumak için kurgulanmış olan tüm devlet kurum ve kuruluşları, AKP'yi alışılagelmiş hükümetler düzeyine çekmek için seferber edildiler. Başarısız kalınca da tasfiye etmek için topyekûn bir saldırıya geçtiler.

 

Öcalan-PKK de bu çağdışı, Kemalist, statükocu cephede yer alarak, AKP'yi hedef tahtasına oturtmanın yanı sıra, Zübeyde Hanım'ın oğlu Mustafa'yı da Kürd halkı nezdinde aklama operasyonu başlattı. Hâlbuki süreç, Kemalistlere karşı AKP'nin adımlarını cesaretlendirici ve teşvik edici politikaları ve tutumları gerektiriyor ve bu reform sürecini demokrasi ve Kürdlerin hak ve özgürlükleri lehine daha da anlamlı kılmayı sağlayabilecek mücadele biçimlerini zorunlu kılıyordu. Ortalama bir aklın görebildiğini, PKK-DTP'de halen görev yapan yurtseverler (!?) görmezlikten geldiler. Kürd siyasi aktörlerinde egemen olan bu vurdumduymazlık, Öcalan'ı aklamaya katkı sunduğu kadar, halkımızın geleceği açısından da bir o kadar vahimdir.

 

AKP Hükümeti'nin tüm ideolojik, psikolojik ve provokatif blokajlara rağmen gerçekleştirdiği reformlar, aynı zamanda sistem içinde gizlice süren iktidar mücadelesinin dışavurumuna da ivme kazandırdı. Başka bir deyişle, AKP'nin Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünde sergilediği kararlılık, tabuların dokunulur kılınmasında ve Kürd Sorunu'nun ismiyle anılmasında oynadığı rol; Kemalist sistemden beslenen, ama farklı kulvarlarda siyaset yapan tüm oluşumların özünde aynı Karargâh'tan yönetildiklerini-beslendiklerini açığa çıkardı. (Bu cepheye; Yargı, YöK, Barolar, Türk-İş, Sivil Toplum örgütleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, CHP, MHP ve İmralı da dâhildir)

 

Türkiye'nin 2005 yılında Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamasıyla birlikte, PKK tekrar aktifleştirilerek, eylemler tırmandırıldı. Oysa Öcalan, İmralı sürecinde, “Bir Halkı Savunmak” başlıklı ve Haziran 1999'da yaptığı ilk savunmasında; “Silah ile on Kürdistan kuracağımı bilsem dahi, bundan sonra bir kurşun sıkmam-sıktırmam”  demişti.

 

Dünya'da, Bölge'de ve Türkiye'de süreç Kürd halkının lehine işlemeye başlamışken, kendi kaşıntılarını-lüksünü sorun yapması ve topluma gerginlik pompalayarak Ergenekon türü odaklara katkı sunması tesadüfî değildir. Demokratik süreci yavaşlatıp, bloke etmeyi amaçlayan söylemleri ve bundan kaynaklanan provokatif eylemlerin, O'nun bireysel hak ve özgürlükleri ile hiçbir ilintisi yoktur! Nitekim dünya tarihi, Abdullah Öcalan gibi ayrıcalıklı bir mahkûma ve birbirlerine karşıtmış gibi görünen iki gücün bu kadar açık ve pervasızca aynı karargâhtan yönetilmesine her halde ilk kez İmralı'dan dolayı tanıklık etmektedir.

 

Türkiye'de çok karmaşık sorun alanları olduğu gerçeğinin yanı sıra, sorunların barışçıl çözümüne veya çözümsüzlüğüne taraf olanların da iç içe geçmiş olduğu ayrı bir olgudur. Bu karmaşık denklem içinde taraflar arasındaki ilişki ve çelişkilerin algılanmasında sıkıntıların yaşanıyor olması doğaldır.

 

Ancak, sorunlu alanlarda bilinmezliklere-tedirginliğe neden olan toplumsal olayların arkasında kimin veya kimlerin olduğunun bilince çıkarılması arzu ediliyorsa, bunun için en geçerli yöntemlerden biri, sorunlu gibi görünen taraflar arasındaki ilişki ve çelişkilerin pratik somut eylemlerle sınanmasıdır. Söz konusu olayların yarattığı toplumsal sonuçların kime ya da kimlere yaradığını tespit etmek, aynı zamanda olaylar arasındaki ilişkiyi-çelişkiyi ve kime-kimlere katkı sunduğunun bilince çıkartılmasını da olası kılar.

 

Dolayısıyla, istenilen düzeyde olmasa bile AKP Hükümeti'nin attığı demokratik adımlar, demokrasi güçlerinin lehine işlerken, PKK'nin şiddeti tırmandırarak Sivil İrade'yi zora sokan ve Ergenekon türü çetelere lojistik destek sunan eylemleri sorgulandığı zaman, PKK ve Ergenekon türü yapılanmaların birbirlerine karşıt olmadıkları, tam tersine birbirlerini çok derinlerde besledikleri rahatlıkla görülebilir.

 

Örneğin;

 

• Şemdinli Olayı, Aktütün Baskını, Dağlıca Baskını, Tokat Olayı ve Abdullah Öcalan'ın kişisel egoları için yakmalar-yıkmalar, kime-kimlere hizmet sundu-sunuyor?

 

• Türkiye gibi bir ülkede Kuvvet Komutanları'nın bile sivil savcılar tarafından sorgulanabildiği bir ortamdan kimler rahatsızlık duyar?

 

• Yukarıda sıraladığım olayların toplumsal sonuçlarının Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü çalışmalarında sivil siyasi irade üzerinde yarattığı baskı ve bu baskının neden olduğu geri adım atmaların kime-kimlere yaradığını uzun uzadıya düşünmek gerekmez mi?

 

AKP Hükümeti; Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında gerçekleştirdiği reformların yanı sıra, Cumhuriyet tarihinde tanık olmadığımız bir biçimde yolsuzlukların, devlet destekli Çete-Mafya yapılanmalarının üzerine gitmiş ve büyük çapta da başarılı olmuştur. Bunla yetinilmemiş ve bu tür çetelerin devlet içerisindeki dayanakları-yönlendiricileri olan Ergenekon yapılanmasının da teşhir ve tecridi için var gücü ile çalışmış-çalışmaktadır.

 

Yakın tarih; Kürd Sorunu'nun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümünün konuşulduğu, insanlara umut verdiği her evrede, derin direnç odakların (Ergenekon-PKK gibi)  birbirlerini besleyerek, provokasyonlar sahnelediklerine tanıklık eder. Turgut Özal ile başlayan ve Erdoğan ile devam eden demokratikleşme süreçlerini bloke etmeyi amaçlayan direnç odaklarının provokatif eylemlerinin kapsamı ve dozajında farklılıklar olmakla beraber, hep devam etmiştir-etmektedir. Bu, Kürdler açısından bir anlam ifade etmiyor mu?

 

PKK'nin Ergenekon türü derin yapılanmaların lojistik katkılarıyla yakalamış olduğu yanılsamalı güç, ne yazık ki, toplumda akıl tutulmasına da neden olmuştur. Dolayısıyla, Kürd Sorunu'nun sağlam temeller üzerinde gelişmesinin önünü almak için bir provokasyon aracı olarak devreye sokulan Öcalan-PKK handikabı sorgulanmadan, barışçıl bir ortamın oluşması-oluşturulması çok güçtür. Zira tarihi hafıza biraz kurcalanırsa, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünün bloke edilmesinde fonksiyonel olan PKK'nin, 12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbe'sine de koşulların oluşturulmasında birinci derecede rol aldığı görülecektir. Dolayısıyla, PKK'nin Kürd halkı adına mücadele verdiği iddiası ile Öcalan'a biçilen tanrısal misyon, tarihi ve sosyolojik olgularla sınandığı zaman, bunun bir yanılsamadan başka bir anlam ifade etmediği görülecektir-görülmelidir.

 

Özellikle Kürd kamuoyunun dikkatinden kaçan ve toplumsal gerginliklere neden olan diğer bir olgu da Öcalan patentli legal partilerin kapatılmasındaki handikaptır. Öcalan'ın, Genelkurmay kontrolündeki İmralı Karargâhı'ndan söz konusu partileri kurduğu, başkanlarını atadığı ve yönlendirdiği artık bir sır olmaktan çıkmıştır. Keza, her bir partinin kapatılmasından sonra partide görev yapan, ama Öcalan'a biat etmekte tereddüt eden unsurların temizlendiği ve kendisine kulluk yapmayı bir yaşam biçimi haline getirmiş, devlet onaylı yalakalardan yeni bir partiyi sahneye sürdüğü de herkes tarafından bilinmektedir.

 

Dolayısıyla, her bir legal partinin kapatılması, aynı zamanda Öcalan'a, kurulacak olan yeni partiyi kendi kontrolünde tutabilmesinin zeminini de hazırlamaktadır. Bundan dolayıdır ki Öcalan, DTP'nin kapatılması için hukuki (!) gerekçelerin oluşturulmasından sonra, “DTP kapatılırsa dünyanın sonu değildir” demiştir. Öcalan'ın bu sözlerinin gereği olarak istifa edeceklerini belirten Öcalan (millet!)  vekillerinin tam da istifayı sunacakları gün yine Öcalan'ın emri ile geri çektiklerini ve bu kararı da bizzat Ahmet Türk'ün ağzından kamuoyuna açıklamaları, yukarıda belirttiklerimin açık kanıtıdır. Zira Öcalan için asıl olan; doyumsuz ve psikopat kişiliğinin tatminidir. Gerisi teferruattır.

 

Abdullah Öcalan ve O'nun tetikçiliğini yapmak dışında, (Kürd halkının meşru talepleri açısından) bir anlam ifade etmeyen örgütü, paşa hamillerine katkı sunmak adına O'nun zehirlendiği yalanını ileri sürerek, halkı sokağa sürmüş ve bugün olduğu gibi, o zaman da kaotik bir ortam yaratılmıştı. Bilmem o günleri ve Öcalan'ın yalan söylemiş olduğunu anımsayan var mı? Hakeza, zehirlendiğine ilişkin iddia nasıl ki yalan çıktıysa, İmralı koşullarının kötüleştiğine ilişkin iddiası da koca bir yalandır.

 

Öcalan'ın, Adalet Bakanlığı'ndan bir temsilcinin de askerlerle birlikte görüşmelerde hazır bulunmasına gösterdiği tepkinin nedeni ile İmralı'ya başka mahkûmların yerleştirilmesi esnasında, koşullarının kötüleştiğine ilişkin gösterdiği tepkinin nedenleri aynıdır. Her iki duruma da karşı çıkması, hamileriyle ortak kullandığı İmralı Karargâhı'ndan şimdiye dek sürdürdüğü tezgâhların açığa çıkabileceği kaygısından dolayıdır.

 

PKK'nin 21.yüzyılda Kürdler açısından hiçbir anlam ifade etmeyen silahlı mücadelesinin sona erdirilmesi için, ABD, AB, Türkiye, Güney Kürdistan Yönetimi, PKK ve DTP ile sürdürülen koordineli çalışmalar-baskılar sonucunda, Kandil'de de paralel bir irade oluşturulabildi. Ancak, Türkiye'ye gönderilen ilk “Barış Gurubu”nun karşılanmasındaki yanılsama ve abartı, topluma gerginlik pompalamış ve PKK-DTP içerisinde etkin olan Ergenekon uzantılarına bu süreci provoke etmek için uygun bir zemin hazırlamıştır. Ardından da, varlıklarını toplumsal gerginliklere-çatışmalara borçlu olan odaklar; İmralı-Diyarbakır hattını kullanarak, Öcalan'ın koşullarının kötüleştirildiği yalanını yayıp, uzun süren kirli bir savaşın mağduru olan gençleri sokağa sürmüşlerdir.

 

• Türkiye'de Kürd Sorunu'nun TBMM'ne taşındığı, Emekli Kuvvet Komutanları'nın bile sivil savcılara ifade vermek zorunda kaldığı, Kürdlere sivil siyaset yolunun açılmaya başlandığı ve sürecin bir bütün olarak demokrasi, barış ve Kürd halkının lehine geliştiği bir süreci sabote etmenin Kürd halkına ne yararı olur?

 

• Üveyş'in oğlu Abdullah'ın kaşıntılarını-lüksünü gerekçe göstererek, Kürd halkının ulusal çıkarları açısından hiçbir anlam ifade etmeyen sokak eylemlerini başlatmanın, kaotik bir ortam yaratmanın kime-kimlere hizmet ettiği belli değil mi?

 

• Yoksa, Kürd halkı iyimser bir havanın egemen olmağa başladığı bu hassas süreçte, böylesine kaotik bir ortam yaratmanın kimlere yaradığını kavrayamayacak kadar mı iradesizleştirilmiştir?

 

Ezcümle; birbirlerine karşıymış gibi empoze edilen PKK, Ergenekon, CHP, MHP türü aktörler, kirli savaşın toplumda yarattığı travmaların kendilerine sağlamış olduğu serbesti ile ortaklıklarını gizleyebilmektedirler. Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne karşı olan bu aktörler, kendilerini gizleyebilmek amacıyla farklı kulvarlarda görünseler bile, özünde ortaktırlar.

 

Dolayısıyla, vesayet demokrasisinden (!) liberal demokrasiye geçişin bloke edilmesini amaçlayan bu güruhun provokatif eylemlerini-söylemlerini Zıt Ortaklık kavramı kapsamında algılamak ve bu kirli ortaklığı boşa çıkarmak için de Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecine taraf olunmasının yanı sıra, Kürd Halkının Ulusal Demokratik Hakları'nı öteleyen-içini boşaltan anlayışlardan da uzak durulmalıdır.

 

suleymanakkoyun@hotmail.com

19 Aralık 2009

 

Yorumlar (18 gönderildi):

Dino .. 19 Dec, 2009 09:01:56
avatar
Süleyman hoca!..(sakın gurura düşme)Keskin zekan ve istikbal vadeden görüşleriniz için tebrik ederim.Bravo.
Adam gibi adamsın vesselam.
agir abad .. 19 Dec, 2009 09:06:45
avatar
Türkler istediği normlarda,Kürlere özgürlük tanıma hakkını Öcalan sayesinde elerinde bulundurmaktadırlar.Kürdlerin varlığı veya yokluğu Öcalan'a bağlanmak istenmektedir.
Peki,Öcalan kimin adına haraket ediyor sözde Kürdlerin ama aslı nedir? Türkler adına strateji belirleyen bir önder.
Türk kamuoyunda Öcalan çocuk katili,cumhuriyet ilkelerine ve türkiyeye ihanet eden bir vatan haini olarak lanse ediliyor ve dolayısıyla Kürdlerin önü kesiliyor ve çatışan iki ırktan medet umanların iktidar gününe hizmet ediliyor.
İlginç olan gerçek ise:Türkün vatan haini dediği Öcalan,Türkler adına haraet ederek,Önder diye görünen Kürd halkını yok etmeye çalışıyor.Zıtların stratejine yansıması ve halkları uyutma politikası.
Bunu,tüm Kürd ve Türk aydınları bilmesine rağmen,halen bir şeyler yapılamıyor ise !inanın,hepimiz suçluyuz ve küçük hesapların peşindeyiz.DTP veya BDT veya ÖCALAN hiç bir değeri ve önemi yok benim gözümde nedeni çok basit bunlar Türklerin üşağı,Kürdün ise baş düşmanlarıdır.
O nedenle,Kürd halkının iradesini zorbalıkla ele geçiren PKK ve Öcalan ve devemı olan sistemlerini yok etmediğimiz süreçe birer köle'den farkımız olmayacaktır.
Kürdistan ve Kürde karşı Şerefli ve Şerefsizleri birbirinden ayırmadığımız süreçe !şerefsizler kahraman,şerflisi ise yok sayılır.Sonuç olarak,Öcalan sayesinde,Türkler kendilerinin çıkarı nispetinde kürdleri adam yerine koyarlar.Kürd halkı Onlar için sadece bir araçtır ve Ortadoğu projesinde kürdü yok sayarak,ürdler adına istediklerini elde ederler.Bir düşünür derki,''aptallar olmazsa akıllılar nasıl geçinir''kürdler aptal,türkler akıllı davranıyor.Filler çarpışırken kürdler ayaklar altında eziliyor,çünkü önderleri kürdleri çoktan satmış.
Savasın sonucu ne olursa olsun,kürdler ölecek ama başkaları galip çıkacaktır.Şuçlu kim denilirse:Suçlu kürd halkıdır,yanlış önder tercihi vardır ve kaybeymeye mahkumdur..Ancak bu süreç böyle devam etmeyecektir,değişimler başlayacak ve yeniden var olma mücadelesinde Kürdler yepyeni liderlerle yollarına devem edecek ve Özgür Kürdistan Kurulacaktır.
Zamanı gelince,kürde ve kürditana ihanet edenler de cezasını bulacaktır.Sabırlıyız ve umutluyuz bu satılmışlar tepe taklak inecek ve gerçek yurtseverler kürdistana hakim olacaktır..
Salih .. 19 Dec, 2009 09:35:15
avatar
Bu yazı üzerine eleştiri yapmak için çok uzun yazmak gerekir. Kısa yolu deneyelim.

1) Demokratik barışçı mücadele yöntemlerini esas alan bir Kürt siyasî örgütü Özal'dan Akp'ye devam eden "demokratik süreç" mantığına katılmak zorunda değildir. Kaldı ki böyle bir süreç sadece yazarın kafasında vardır. Özal'dan Akp'ye devam edegelen demokratik süreç nedense sendikal ve politik hak ve özgürlüklerin(haydi adını koyalım;liberal hak ve özgürlüklerin)zerresi ne zaman gerçekleşmiş sopa ve baskıdan başka? Seçim ve siyasi yasalar mı değişmiş ?Çalışma hayatını düzenleyen yasalar mı değişmiş? Her sendikal mücadele dayakla bitmiyor mu 1 Mayıslar gibi.
(Lâ havle !) Sadece Türkiye'de değil; tüm dünyada 1980 lerden beri süren "liberalzm" çabaları yeni dünya düzeninin ideolojik parametreleridir.

Tekrar ediyorum;demokratik barışcı şiddeti dıştalayan bir Kürt Hareketi
akpli veya Abd nin kuyruğunda Orta-Doğu'yu yeniden önce kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirmesine katılmak zorunda değildir.Kaldı ki A.Gül'ün "tarihi fırsat" var demesiyle start alan Kürt Açılımı projesinin içi boştur ve neleri kapsadığı belli değildir. Dahası bu proje esasta Kürt meselesinde varolan sorunların bir bölümünü PKK yı dışarda bırakarak "çözen",Türk ve Kürtler'in Orta Doğu'da kısmen boşalacak amerikan askerî gücüne katkı temelinde düşünüldü.
PKK bu sürece çomak sokarak "beni de görün !" demektedir. Çünkü fiili gücü hâlâ var.

Peki abd'nin bölge politikaları çizgisinde barışçı ve akp,Barzanî ile aynı boylamda olan bir başka Kürt partisi olamaz mı? bal gibi olur ve en doğrusu da budur. PKK tarihinden gelen özellikleriyle bu işi başaramaz. Esaslı kadroları silâhlı örgütte biçimlenmiş, ve bu mücadele tarzıyla güç bulmuş bir hareketin liberal bir Kürt partisi haline dönüşmesi sancılı olur ve kadroların çok büyük bir bölümü telef olur. PKK bu işi kendi içinden yapamaz.

Haaa bunu açıkça savunabilecek Kürt partileri olamaz mı? Olabilir. Bence öyle bir Kürt Partisi için kolları sıvamanızda yarar var. Bu işin Türkiye ayağı Akp ile tıkalı veya dolu. Benzeri Türkye Kürdistanı daha doğrusu Türkiye Kürtleri için düşünülebilir.Çok zor ama,varsa,bu işin normali PKK dışındaki liberal kadrolarca kotarılmalıdır.(Akp ile rekabet etmek zorunda kalacaktır böyle bir parti en başta. Çünkü Akp Türkiye Kürdistanı'nın en büyük partisi)

2)PKK ta başndan itibaren şiddet temeli üzerine kurulmuş gelişmiş bir örgüt. Esas besin kaynağını buradan almış büyümüş ve tekleşmiş bir örgüt. Diğer tüm Kürt örgütlerinin uzun süre lâfla yaptığını şiddetle hayata geçirmiş ve diğer Kürt örgütlerini tasfiye etmiştir.

Apo, silâhlı mücadeleye br taraftan hayır derken(içerdedir;tersini açıkça savunmak belki de mümkün değildir) öte yandan bu silâhlı aparatı elaltında tutarak,askerî olarak başarılı olamasa bile,siyasî olarak örgütsel varlığını koruyabilmiştir.Devlet de buna gözyummuştur.

Burada çok uzun çözümlemelere gitmeden
sınırlı ve askerî gücü azalmış bir,ama şiddet de temelde redetmeyen bir PKK,
herkesin karşılıklı olarak işine gelmektedir.TC açısından özellile Irak Kürt Federe Devleti'ne baskı koyabilmek
hele hele Irak Kürditanı'nda konuşlamış bir PKK bulunmaz kaftandır.

Son yapılan Tokat eylemi T.Erdoğan Abd de bulunduğu sırada gerçekleştirildi.
Apo(veya PKK) adeta-şu açılım ve bölgenin yeniden dizayn edilmesi meselsinde- "ben de varım!" diyordu diye de okunabilir.

Zor işler vesselâm.

Kusura bakmayın;uzun oldu.

Stockholm'den selâm ve sevgi ile.
Rajdan .. 19 Dec, 2009 10:06:10
avatar
Sayın Akkoyun, kürt aydınlarının düşünmelerine olanak sağlayacak br makale yazmış. Bilimsel ve gerçekçi bir gözle doğruları görmemize işaeret etmiş ama kaç kürt bu makaleyi akılcı bir şekilde okuyup yorumlayacak, inanın bilemiyorum ama eminim ki, bir kaç değerli kişi hariç akılları havada olan kendine kürt denen bir çoklar okuma zahmetine bile geçmez, acı olan bu vurdum duymazlıktır. Yorumda bulunan sayn Abad, tıpkı sayın Akkoyun gibi bazı gerçekleri farklı bir dille yazmış, o kadar güzel bir analiz yapmışkı, kürt ve geçmişin karekterini çizmiş, yazısından dolayı teşekkür ediyorum ve sayın Abadın son cümlelerine aynen katılıyorum.
Bu günkü düzendekiler gidecek ve gerçek kürt yurtseverleri Kürdistan ve Kürt'ün iradesi olacaktır.
kurdek .. 20 Dec, 2009 12:27:03
avatar
Bu iş taze kanlı, genç beyinli, ideolojik eksenli olmayan, kürdler (başûr, rojhilat, rojava) arasında işbirliği geliştiren,Kurdistan'a odaklanmış, bijîsiz (varsada bijîsi Kurdistan) olan öğrencilere ve dile (kurdî) yatırım yapan toplumla iç içe onlara oynanan siyasi oyunları akarabilen bir ,organizasyon, parti, yönetim vazgeçilmezdir. Çünkü huylu huyundan vazgeçmez dtp-pkk-ocalan bu sorunu (tek başlarına) çözemez. Bunlar her kürdü temsil edemez.
agir abad .. 20 Dec, 2009 12:46:55
avatar
Tokat ta öldürülen 7 asker olayına,başta T.C. Cumhurbaşkanı,Başbakanı ve İç işleri bakanı bu olay PKK olayı değildir,belli bazı karanlık güçlerin provakasyonudur demelerinin ardından,Tokat olayını PKK'nin yapmamasına rağmen üstlenmesi çok düşündürücü ve kürdler adına çok korkunç sonuçların başlangıcı demektir.
Türkiyede iktidar olma savaşının kahramanları kapalı kapılar arkasında anlaşırken !PKK ise,bunların namusunu kurtaran bir konuma düşmüştür..
Biracan .. 21 Dec, 2009 12:31:22
avatar
AKP hukumetinin iktidara gelisiyle beraber, Turkiye ve Kurdistan`da artik pek cok ezberin bozuldugu gun gibi ortada.
Devlet odakli derin yapilanmalarin bugune kadar kurduklari ve buyuk bir basariyla uyguladiklari sistemleri, yeni durum karsisinda adeta tokezlemektedir. Ergenekon ve derin- PKK, bu yeni durum karsisinda hata ustune hata yapmaktalar ve kendilerini desifre etmekteler.
Buna Resadiye olayini ve Bilge koyu katliamini ornek vermek istiyorum. Bu iki olayda da iki derin yapilanma deyim yerindeyse baltayi tasa vurdular.
Bilge koyu katliami duyuldugunda, hukumet yetkilileri alisalagelmisin disinda, olayin teror saldirisi olmadigini, tore cinayeti vs. olabilecegini resmi agizlardan kamuoyuna acikladilar. Bu aslinda TC devletinin son otuz yillik tarihinde bir ilkti. AKP hukumetine kadar, butun hukumetler nerde bir bomba patlasa, nerde silahli bir eylem olsa, hic sormadan- sorusturmadan PKK`yi suclu ilan ederlerdi. Boylelikle Turkiye kamuoyu eylemi PKK `nin yaptigina inanir. Hicbir sorusturma yapilmaz, gercek suclular yakalanmazdi, Suc yakalanan ya da vurulan gerillalara uzerine atilirdi. olay oylece kapanirdi. PKK ise kendi tabanindan tepki cekebilecek eylemleri ustlenmez, devletin kendisinin yaptigini aciklar ve kendi kamuoyunu buna inandirir ve olay yine oylece kapanirdi.
Bu sekilde danisikli dovus yillarca surdu, yapilan provakasyonlar, eylemler herhalde saymakla bitmez.
Ama AKP hukumetinin iktidara gelisiyle birlikte bu oturmus system artik islemez oldu.
Bilge koyu katliami demokratiklkesme surecini baltalamaya donuk bir provakasyondu. Coluk cocuk demeden yapilan katliam, elbetteki Turkiye kamuoyundan cok tepki cekecekti. Bunu kim yapabilirdi ki? Tek adres PKK`ydi. Hukumet PKK`yi adres gosterecek, butun kamuoyu ona inanacakti. PKK ise bunu kendisinin yapmadigini ilan edecek ve Kurt kamuoyundan tepki almayacakti. Boylece hem surec baltalanacak , hem de gercek suclular saklanacakti.
Fakat, hukumetin ezber bozan, PKK`yi adres gostermeyen aciklamalari bu plani suya dusurdu. Turkiye gerilmedi ve terorle mucadele adi altinda militarizm hortlamadi. Derin odak, burada gercekten baltayi tasa vurdu.
Son Resadiye olayinda da olan buydu. Ergenekon ve derin PKK, AKP hukumetinin herhalde askerlere yonelik yapilan saldiriyi da tore cinayeti diye aciklamayacagini, tek adresin, tek sorumlunun PKK olarak gosterileceginin hesabini yaptilar. Turkiye kamuoyu katliami PKK`nin yaptigina inanacakti. PKK ise saldiriyi ustlenmeyecek, derin oadaklari isaret edecek, yoluna devam edecekti. Kurt kamuoyu da PKK`nin boylesi bir surecte boyle bir eylem yapmayacagina inanacakti. Demokratiklesme cabalari ise yine sekteye ugrayacakti.
Ama, AKP hukumetinin yine ezber bozan aciklamalari ve Ergenekon`u isaret etmesi; kamuoyunun da bu yonde dusunmesi bu plani da suya dusurdu. Bu provakasyonun amacina ulasmadigini goren Ergenekon ve derin PKK, PKK`nin kendi tabanindan gelebilecek tepkileri goze alarak, demokratiklesme surecini , acilimini bosa cikarmak ugruna olayi PKK`nin ustlenmesine karar verdi. Bu haliyle en azindan derin PKK buyuk oranda desifre de oldu. Soru isaretleri olusmaya basladi. Olayin uc gun sonra ustlenmesinin sebebi, gecen uc gun icinde eylemin beklenen etkiyi yaratmamasi ve fail olarak derin yapilanmalarin konusulmasiydi.
AliKemal Beydagli .. 21 Dec, 2009 04:29:40
avatar
Sayin yazarin yazdiklarina tamamiyla katiliyorum.Tek elestirim Sayin agir abat rumuzlu arkadasin yorumuna!Türkler yerine baska terim kullansa daha iyi olur.Bu dönen dolapta Türk milletinin en ufak bir sorumlulugu olmasa gerek.TC de eskiden gelen bir "yapilanmadan"derken!Kendi cikarlarini düsünenleri kastediyorum,masum türk halkinin hic bir günahi yoktur.Tek suclari evlatlarini her Türk ve Kürt ler gibi bu vatana sorgusuzca feda etmeleridir baska olamaz!"Serefsizler" rahat ederken ölen masum insanlarimizin cocujklari ,taze fidanlarina olmustur.Bunu böyle anlamasini rica ediyorum.Yoksa et ve tirnak olmus iki irk kolay kolay bölünemez.Ama Türk,tü Kürt,tü diye devam etmekte sakincalidir.Baska amaca hizmet etmekten baska birseye yaramaz.
davudi ses .. 22 Dec, 2009 12:21:04
avatar
Garip bir ülkede yaşıyoruz. Her gün ortaya çıkan yeni yeni olayları dehşet içinde izliyoruz. Televizyonların ekranlarına yansıyan dehşetengiz gelişmeler toplumumuzun sağlıklı gelişimini engellemekte, kin ve nefretle donanmış kavgacı bir toplum olmamızı sağlamakta.

Geleneksel Müslüman bir toplumuz. Hepimizin kimliklerinde öyle yazılmış. İmanı muhafaza için insanlarımız Cuma ve bayram günlerinde camileri tıklım tıklım doldururlar. Toplumun büyük kesimi az çok kendini Müslüman kabul eder. Ancak toplumumuzda İslam'ın çok değişik tonlarına rastlanabilmekte, birçok yerde İslami düşüncenin renginin koyuluğunu kaybettiği görülebilmekte!

İnsanlarımızı meşgul eden, yönlendiren, meydanlara çeken, kavgalara iten, ölümlere sürükleyenler her zaman bu İslami kitlenin dışındakiler oldu. Osmanlı'nın yıkılmasıyla fermanı ele geçiren bir avuç azınlık Kemalistler, inançlarına tamamen karşı oldukları toplumumuzu zevklerine göre yönetmeye başladılar. Öldürme, katliam ve sürgünlerle itaatkar ve muti bir toplum oluşturmaya çalıştılar. Bu çabalar onlarca yıl aralıksız devam etti. Halkın İslam'ını daha iyi yaşama çabalarına şiddetle karşılık verildi. 1960'lı yıllardan sonra Müslümanların siyasette görünmesi laik azınlığı her zaman rahatsız etti. Engellemeler hiçbir zaman durmadı. Laik kesim projelerini ülkenin tümünde icra ederken, özellikle Müslüman Kürd bölgesinde halkın hayatından İslam'ı çıkarıp halkı bozma ve fesada sürüklemede istenilen başarıyı elde edemedi.

PKK, yaptığı İslam düşmanlığıyla Kemalist rejimine büyük fırsatlar sundu. İslam'ın Kürdler arasında zayıflamasına sebep oldu. Kemalist rejimin onlarca yıl uğraşıp başarısız kaldığı bu proje PKK tarafından başarıyla yürütüldü. Müslüman Kürdlerin İslam'dan uzaklaşması, İslam'ın dışında başka şeylerle meşgul olması için rejimin böyle bir yapıya şiddetle ihtiyacı vardı. En azından son yirmi beş yıldır PKK'nin Kürd şehirlerinde çıkarttığı olaylarla gündemde kalması, tedirginlikleri arttırması, İslam karşıtlığı üzerine bina edilen rejimin arzularına ulaşmakta olduğunu göstermektedir.

Laik rejimin kanunları çerçevesinde barışın ve özgürlüğün gerçekleşmesi mümkün değil. Kanunlar, baskı ve zulüm üzerine bina edilmiş. Laik zihniyet, çelişkiler üzerine yükseldiğinden barışın, özgürlüğün ve kardeşçe yaşamanın insanları hakikat arayışına yöneltip yanlışa karşı çıkmaya iteceğinden, böyle bir ortamın engellenmesi için hiçbir çalışmadan geri durulmamakta. Örneğin Ak Parti'nin Kürd meselesini çözüme ulaştırma açılımıyla ilgili çabaları samimi arayışların göstergesi olarak gösterilmeye çalışıldı. Bu arayışlar, nispi de olsa ayırımcılığın ortadan kaldırılması, hakları çiğnenen insanlara kısmen de olsa haklarının iadesi şeklinde lanse edildi. Belki bundan istifade edilebilirdi. Ancak, MHP, CHP ve PKK'nin ezilen bir halkın haklarına kavuşması arayışlarına, ortaya koydukları tavırlarıyla direkt veya dolaylı olarak engel olması, onların farklı arayışlar içinde olduklarının göstergesiydi. Bu tepki, 80 yıllık dönüştürme, ezme ve sindirme politikasının devamını sağlama girişimidir. Bu karşıtların vaveyla koparmalarıyla atılmak istenen barışçıl her adım, kimyası bozulmuş halkta kuşkularla karşılık bulmaktadır.

Diğer taraftan Apo'nun hücresinin havalandırmasını bahane eden PKK'lilerin şehirleri yakıp yıkmalarıyla kendisini ülkenin tek hakimi kabul eden, Ergenekon operasyonlarıyla sıkıntılı günler yaşayan ordunun darbesine davetiye çıkarmaktadır. 12 Eylül'den önce olduğu gibi, yine şiddet arttırılmakta, halkın birbirinin canına düşmesi ortamı hazırlanmaktadır. Ortam biraz daha gerginleşir, olaylar biraz daha artarsa ordunun müdahalesinin meşruiyeti gündeme getirilecek, iktidara el koyacak ordu, şaşkınlık dalgaları arasında yüzen halkın alkışıyla makamları dolduracak.

Gerginliklerle halkı birbirine kırdırmaya çalışanların, yani iktidar patronlarının ortak bir amacı var. Halkın özgürleşmesini, kendisini ifade etmesini, kültür ve inancına göre yaşayacağı bir ortama kavuşmasına tamamıyla karşıdırlar. Ortamı gerginleştirerek, her gün yeni olaylar çıkararak, çelişkileri arttırarak iktidarlarını kurtarmaya çalışmaktadırlar.

Ülkeyi kaoslu günlere sürüklemek isteyenler, kilit noktalara oturmuş kaptanlar gibi kontrolündeki olayları körüklemekle meşguller. Örneğin Katsayı olayında ordunun mahkemeyi yönlendirmesi bunun en sade göstergesidir.

Direk ya da dolaylı olarak olayları yönlendiren iktidar sahiplerinin tümü toplansa bir iki vagonu doldurmaz. Ülkedeki gelişmeler parmakla sayılabilecek kadar az olan bu aktörlerin kontrolündedir.

Devletin kanunları ve iktidar sahibi aktörlerin zihniyeti değişmeden, bu ülkede insan haklarından ve özgürlüklerden söz etmek mümkün değildir. İnsanların özgürlüğü için çalışan hükümetlerin faaliyetleri sürekli engellenecek, Kemalist rejimin zorba şekliyle varlığını sürdürmesi sağlanacak.

İnsanımızı kurtuluşa götürecek tek alternatif İslam'dır. İslam'ın dışındaki bütün çabalar, anlık iyileştirmelere yol açsa da boş kürek çekmekten başka bir fayda sağlayamayacak. Farklı yerlerde enerjilerini tüketen Müslümanların, kendilerini sorgulamaları, İslam'ın hâkimiyetinin sağlanması için doğru ve en iyi yerde olmaları gerekir. Ülkenin onlarca yıllık kâbuslu günlerden kurtulması isteniyorsa, Müslümanlar Allah'ın ipine sımsıkı sarılmalı, güçlerini birleştirmeli ve İslam'ı tek belirleyici olarak kabul etmelidirler. Gerisi boş çabadan ibarettir.

Selam ve dua ile.

İbrahim FIRAT
salih .. 22 Dec, 2009 07:12:43
avatar
Sevgili İbrahim Fırat;

İslâm'ın başladığı günden bugüne kaç islâmî devlet geldi geçti bölgemizde?
Sorunlar islâmî anlayışla çözülebilecekse onca devlet neden "tarih" oldu?Dün çözüm olamayanların bugün veya gelecekte çözüm olabilmeleri neden ve nasıl mümkün oluyor?

Sevgiyle selâmla.
Seyitxan .. 25 Dec, 2009 04:32:09
avatar
Avrupalarda oturup ahkam kesmek ve siyasi tesbitlerde bulunmak çok kolay. Sayın Akkoyun; Bu ateş çemberi içinde (Yani Kürdistanda) hareket etmek, nefes almak bile ne kadar zor ve imkansızken, senin bu insanları eleştirmen ve siyasi olarak çizgi dışına kaydıklarını iddia etmen o derece mesnetsiz ve haksızlıktır diyorum. Senin tuzun kuru sokakta gezerken vurulma korkun yok, evde gece yarısı kapının kırılarak göz altına alınma gibi bir kaygın yok... İyi siyasetler ve iyi tesbitler (!) başka ne söyleyeyim. Atış serbest !
CAYLAKSERCE/A. Altan/Sertlik .. 27 Dec, 2009 05:28:36
avatar
"Felsefe terbiyesinden geçmemiş, Rönesans’ını yaşamamış, zihinsel gelişmişliğini üst noktalara çıkartamamış iki kavmin yirmi beş yıllık bir savaştan sonra “akla” sahip çıkması çok kolay değil.

Bizim Kürt sorununu çözecek “akla” ulaşmamız için önce “duygusal” birikimimizden arınmamız gerekiyor ama Türkleri ve Kürtleri iyi tanıyan birileri o duyguları her gün biraz daha yoğunlaştırmayı beceriyor"

Devami:

http://taraf.com.tr/makale/9236.htm
Diroka kurd .. 28 Dec, 2009 05:54:00
avatar
Selamlar

Bir toplum bilimadamlarindan ve ongorulu aydinlarindan koptugu zaman inegi canavar,canavari da inek olarak algilamaya baslar, bir sure sonrada oyle gormeye baslar.

Sevgili Cevdet AKBAY gibi bilim adamlarimiz ve Berzan BOTI gibi yurtsever Aydinlarimiz bize ulastilar.Onlarin engin birikim ve analizleri sayesinde simdiye kadar ters gordugumuz seyleri artik duzgun gormeye basladik.

Megerse Diyarbakirda direnen Mazlumlar,Kemaler,Hayriler Mit tarafindan kurulan derin PKK nin elemanlariymis, hay allah ne buyuk cehalet iste, bizde yurtsever devrimci onderlerimiz saniyorduk, hele hele diyarbakir zindaninda (pardon okulunda ) onbinlerce insana en vahsi iskkence yapan Esat oktay YILDIRAN da ,buyuk kurd yurtsever hareketi olan AKP belediyesinin Istanbul Fatihte anitini dikmesiyle, aslinda en buyuk devrimci yurtsever oldugunu simdi anliyoruz.

Oyle ya ,AKP gibi kurd halkini seven, onun ugruna devletin derin yapilariyla hatta Mahsum Korkmazlarin PKK siyle, kurd sorununu cozmek ugruna mucadele eden bir hukumetin esat oktay yildiran aniti ni dikmesi nin baska anlami olabilir mi ?

Cahalet iste bizde yilardir kurdistan daglarinda direnen gerilla lari, bizim icin karda kista savasiyor saniyorduk cevdet akbay ve berzan boti gibi aydinlarimiz sayesinde ogreniyoruz ki onlar genel kurmay TSK adina ordaylarmis, turk ordusunun ozel kuvetleri olarak kurd maskesine burunmusler bizim gibi zavali kurd halkini kandiriyorlarmis her geleler.megerse kurd halkini ozgurlestirmek icin degil,bin yil daha kolelestirmek icin oluyorlar mis .
Yilarca koyun gibi yanlis taraf tutmusuz,oysa kurd yurtseverleri olarak,kurd maskesiyle kurdleri kolelestirmek isteyen PKK gerilalarina karsi kahramanca savasan mehmetciklerimizi de yanlis anlamisiz,esas kurd gerilalarida koy korucusu ordusuymus, baksaniza derin devletin PKK sine karsi kahramanca savasmalarini alkislamayacakmiyiz ? desteklemeyecekmiyiz ?

Hele bizim devrimci yurtsever AKP hukumetimizin emrinde olan polis panzerlerine tas atan PKK ve BDP taraftarlarini da yilarca kurd intifadasi sanip destekliyorduk.megerse onlarda bizi kolelestirmek icin derin devletle isbirligi yapan PKK nin taraftarlari olarak en buyuk dusmanlarimizmis.
Hele diyarbakirda yine AKP nin emrinde olan polisimize tas atiklarinda ,devrimci yurtsever basbakanimiz sayin reecep tayip erdogan « cocukta olsa kainda olsa analari aglar » demesinden cesaretlenen kahraman polisimiz 9 cocugun korpe bedenini meydana duzdugunde bizde cahil kafalarimizla polisi katil diye sucladik,

Sayin cevdet AKBAY ve berzan boti gibi aydinlarimiz sayesinde ogreniyoruz ki o polislerimiz aslinda derin PKK taraftarlarini olduruyormus, ozur dileriz kahraman polislerimiz sizden

Neyse artik inegi canavar olarak gorme zamani gecti , ey kurd halki devrimci yurtsever AKP hukumetinin arkasinda duralim, kurdistanda elerine kelepce vrulan belediye baskanlari ve onlarin yandaslarinin bir an once hepsinin tutuklanmasi icin hukumetimize yardimci olalim
PKK KCK OCALAN BDP kurdistanda biterse tasfiye olursa iste o zaman biz kurdler ozgurlesecegimizi unutmayalim.

Sayin cevdet akbay olmak uzere berzan boti gibi dusunen degerli aydinlarimiza tesekur ediyorum

saygilarimla
Yikilmis hayaller .. 29 Dec, 2009 02:04:42
avatar
Sevgili DIROKA KURD kardesim dogru yazmissin diyecektim tamda AMA MALESEF ocalani gorunce orda gozumde bir deyeri kalmadi diyer yazdiklarininda sundan cok eminim bu yazarlar ocalani ovseydi diyerlerini aynen yazsaydi sen bu yaziyi yazmazdin!!!! Gectim bunu tarihin bana gore en uzun ve gercek ayaklanmasi celali isyanlaridir OSMANLI bu isyanlarda onbinlerce kurdu katletmistir!!! Sadece bir ornek... Yani basimizda iran var orada sahi devirmek icin en buyuk desteyi azeriler nufus bakimindan cok olmasina ragmen kurtler vermistir humeyni basa gecer gecmez kurtleri temizlemekle ise basladi. Anlamadim bu AKP sevdasi nerden geliyor bu turkler cecenistan bosna filistin kibris derlerken ya bu musluman kurtler icin neden ellerini beyinlerini kipirdatmazlar bu akp sevdasini gordukce inanin iyiden iyiye kurt mucadelesi daraliyor birakin bu tirkonun politikasini nasil kurt denince soysuzlarin hepsi biraraya geliyor hemen zebanilesiyorlar bizde bir araya gelelim ne hikmet fidanlara saldiralim nede buradaki yazarlara BIRLIK VE BERABERLIK NASIL VE NE SEKILDE DUSUNURSEK DUSUNELIM ARAMIZA KIN VE NEFRET TOHUMLARINI EKEN TC DEN ONUN TARIKATLARINDAN VE OCALANDAN SIYRILALIM BUNLARI KAFAMIZDAN ATALIM BUNLAR BIZI BIRBIRIMIZE DUSMAN YAPIYOR KURDUM DIYEN FASIST TC YE KARSI DURAN HER KURT BENIM KARDESIMDIR SIZLER ICINDE OYLE OLMALIDIR SEVGILERE...
Diroka kurd .. 29 Dec, 2009 05:37:24
avatar
sevgili yikilmis hayaler

Ben OCALAN konusunda sizin gibi dusunmuyorum, ancak "sizin icin OCALAN kurdlerden daha onemlidir" manasina gelecek yorumuna katilmiyorum

OCALAN babamin oglu degildir, benim iicn onemli olan kurd ulusunun ne yapip edip ozgurlesmesi kendi yaklari uzerinde durmasidir,katledilen olmaktan artik cikmasidir.

OCALAN a bir deger veriyorsam, bu kurd halkinin ozgurluguyle alakalidir, ayni dusunmeyebiliriz ancak kurd degerleri hepmizin degerleridir

ocalan bugun var yarin olmayacaktir, kurd ulusu sonsuza degin olacaktir

OCALAN da elestirdigim noktalar var, hatta kizdigim taraflarida vardir, ancak tum buna ragmen OCALAN dogrusuyla egrisiyle bir kurd lideridir,

barzani talabanide yiiginla yanlis yaptilar halende yapiyorlar, ama yiginla iyi seylerde yaptilar dogrusyla egriiyle kurd halkinin liderlerdir

kuzeyde simdi bu liderlik vardir, bakarsin yarin baska lider cikar

ama kurd halki hep ayniidr, tarihi degerlei bizimdir, benimdir senindir butun yurtsever kurdlerindir
zenga .. 13 Jan, 2010 04:14:22
avatar
Sayin Hocam siz kuzey avrupa gibi vataninizdan uzak yasayan degerli bir aydin olarak bunlari biliyor ve hatta insanlari bilinclendiriyorsaniz neden insanlarimiz da azicik ta olsa bir gercekleri gorme isigi goremiyorum anlamis degilim.En azindan yazilarinizi okusalar zaten kimsenin derin gundemi takip etmek icin kurtlar vadisi ve benzeri dizilerini izlemesine inanin gerek kalmaz sanirim.saygilarimla
jiyan .. 03 Feb, 2010 02:03:13
avatar
pekı sıze soruyorum kurd özgurluk hareketını kurd halk önderı sayın abdulah öcalanı bu kadar yerden yere vuruyorsunuz sız ne yaptınız kurdıstan ve kurd halkı ıçın sadece kurdıstan dıyerekmı kuracaksınız yada kurd halkı dıyerekmı özgurlestıreceksınız pekı elınızı vıjdanınıza koyun bu gun kurd özgurluk hareketı p.k.k tasfıye edıldı dıyelım sızce bu halk bunu kaldırabılırmı t.cye karsı yenı bır guc yenı olusum yaratabılırmısınız halk destegı alabılırmısınız bence çok saçma ılk kez kurd özgurluk hareketı bu kadar guclenmısken yapmayın ortak noktalarda bulusmak lazım ıhanet etmeyelım bu halka nefretı köruklemeyın elbet elestırı olacaktır ama asla kurd halk önderını ıhanetle suçlamayın lutfen...
mir mizar .. 03 Feb, 2010 04:50:14
avatar
Sevgili Jiyan, hiç bir zaman kimse kimseyi özgürlük hareketi lideri veya Kürt ulusal liderini demokratik hukuka dayalı seçmemiştir. Bir örgütün lideri olabilir, sen ona değer biçebilirsin ama halkın dışında bir örgütün lider halkın tümünü temsil etmediği gibi, ulusal lider de olamaz. Bir de mevcut olan hareket liderinin özgürlük savaşçısı diye lanse etmek tümüyle haksızlıktır.
Kendi hareketi içinde yıllarca mesai arkadaşlığı yaptıktan sonra, sırf anlayış ve eleştirilerden dolayı hain, ajan ilan edip kendi silah arkadaşları tarafından canice katledilmesi ne bir özgürlük hareketine, ne de ulusal liderleri yaparlar.
Özgürlük hareketler eli kanlı olamaz! Özgürlük hareketler farklı düşünceleri kendi içinde barındırır, birbirinin düşüncelerine saygı duyar. Demokrasi gereklerini yerine getirir. Demokrasi harekete şefler yaratamazlar! Şeflere karşı çıkar. Özgürlük hareketleri diktatörlüğe karşı çıkar, diktatörleri yaratmaz ve barındırmaz.
Artık dünyamızda böylesi hareketler halkın içinde barınamaz, barınsa da o halkın ne kadar geri kalmışlığını ifade eder.
Onun için özgürlük hareketi ulusal liderlik lafları günümüzde artık bayatladı. Halkımız artık ulusal değerlerine ve Kürt ulusal mücadelesini bir kimlik ya da parti sorunu olmadığını anlamalı. Kürt halkı diğer halklar gibi onurluca yasamak ister.
Biz hiç kimseyle kardeş değiliz. Biz hiç kimsenin haklarını gasp etmemişiz. Biz kendi coğrafyamızda özgürce yaşamak istiyoruz. Diğer halklar gibi, kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Kimseyle kardeşçe birlikte yasamak istemiyoruz! Ortak şartlarda, karar almada birlikte, yeni bir anayasa içinde eşitlikçi demokratik ve dünya normlarına uygun bir dünya yaratabiliriz.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: