Kürdleri Kemalizm'in Restorasyonunda Figüran Yapmayın!..
Mart 2007 tarihinde Nasname’de yayımlanan ” 2007 yılı Genel Seçimlerinde Kürdlerin Duruşu Üzerine ” başlığını taşıyan yazımda, duruşumuza ilişkin olarak özetle: “ Türkiye’de statükonun devamında direten oligarşik yapı ile ona itirazı olan sivil iktidar arasında kıyasıya bir mücadele sürmektedir. AB uyum yasalarını ve halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımlarını sabote etmek isteyen militarist oligarşik hegemonyanın AKP’yi köşeye sıkıştırmayı amaçladığı görülmelidir. Kürdistan Ulusal Demokratik Muhalefeti’nin geçmişten kaynaklanan ideolojik enkazdan arınarak alacağı doğru tutum, aynı zamanda çatışan tarafların ve dolayısıyla Kemalist rejimin de kaderini belirliyecektir. Tarihi olgular, Kemalizm aşılmadan Kürd kimliğiyle Türk Parlementosu’nda siyaset yapma olanağının olmadığını kanıtlamıştır. Dolayısıyla Kürdler: Türk parlamenter sistemi içerisinde onursuz bir koltuk ve rant kapma mücadelesi yerine, Kürdistan’da iktidar olmayı amaçlamalıdır. 2007 yılında yapılması öngörülen Genel Seçimlerde, Kürdlerin nasıl bir seçim stratejisi izlenmesi gerektiği noktasında tartışmak ve netleşmek zorundayız. ” diyerek, sürecin tartışılmasını önermiştim.
Ancak bugüne değin, Kürdlerin seçim stratejisini belirleyebilme noktasında yazılmış sadece iki makaleye tanık oldum. Bunlardan birincisi, 23 Mart 2007 tarihinde www.kurdinfo.com sitesinde yayımlanan İbrahim Küreken’in ” Seçim siyaseti ve Ankara parlamentosu ” ile Mayıs 2007 tarihli ve Esmer Dergisi’nin 29.cu sayısında yayımlanan değerli İsmail Beşikçi hocanın ” 2007 Seçimleri ve Kürdler ” başlığını taşıyan makalelerdir. Kısacası, her iki makalenin de AKP’ye ilişkin tutumları dışındaki temel belirlemelerine katılıyorum. Dolayısıyla, böyle önemli bir sürecin netleşmesine yönelik yaşamsal bir tartışmanın dar bir çevre ile sınırlı kalmış olmasından da endişe duyduğumu ifade etmek zorundayım. Kendilerini Kürd ”Aydın”ı olarak niteleyenlerin suni gündemler yaratma yerine, halkımızın geleceği açısından yaşamsal önem arz eden sürece ilişkin tartışmalara katkı sunmak gibi sorumluluklarının da olduğunu anımsamaları gerektiği kanısındayım.
Ben; Kürdlerin, Kürdistan’da iktidar olmaya odaklanmasının sürecin bir gereği olduğu kanısına, tarihi; günlük olayların hazırlayıcısı, kökeni ve nedensel içeriği olarak görmenin yanısıra, Kürdistan, bölge ve dünyadaki somut koşulları da baz alarak varmıştım. Kürdler açısından parlamenter mücadeleye katılımın olmazsa olmaz koşulu, devletin Kürd halkına uyguladığı inkar ve asimilasyon politikasının dozajı temel alınmalıdır. Başka bir değişle, Kürd halkının inkarında direten bir anlayışın parlamentosunda bulunmak, Kemalizm’in restorasyonunda bir figüran olmaktan başka bir anlam ifede etmez. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde Kemalist Rejim’de açılmış olan gediklerin kapatılmasına yönelik bir senaryoda, Kürdlere figüranlık yapmak düşmez demek istiyorum. Bundan haraketle parlamenter mücadeleyi küçümsediğim anlaşılmamalıdır. Elbette, Kürdlerin kendilerini ifade edebileceği koşulların uygun olduğu bir ortamda, halkımızın ulusal demokratik kazanımlarına güç katmak anlamında parlamenter mücadele değerlendirilmelidir.
Devletin ” Sözde değil, özde sahibi ” Genelkurmay Cumhuriyeti, 1961 anayasını hazırlayan düşünce ortamının bir ürünü olan Milli Güvenlik Kurulu kanalıyla, Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikalarının oluşturulmasında, tehditlerin belirlenmesinde, üst düzey askeri ve sivil bürokratların atanmalarında hep belirleyici olmuştur. Militarist bürokrasi faşist askeri darbeleri sürekli kılarak olağanüstü anayasal yetkiler elde etmekle kalmadı. Aynı zamanda da, OYAK gibi denetim dışı ve vergiden muaf holdingler aracılığıyla büyük ekonomik olanaklar elde etti. Hiçbir devlet kurumu Ordu’nun devasa şirketlerini veya askeri harcamalarını denetleme yetkisine sahip değildir. İşte bunun gibi nedenlerden dolayıdır ki, militarist bürokrasi sivil denetim mekanizmasının oluşmasını ve şeffaf bir ortamın yaratılmasını istemiyor. Avrupa Birliği’ne üye bir Türkiye’de hükümranlık fonksiyonunu yitireceğini bilen ordu, bu süreci bloke etmenin bir aracı olarak şoven, ırkçı ve faşist beslemelerini sokaklara sürerek toplumu geriyor.
AKP,nin 2002 yılında yapılan Genel Seçimlerde büyük bir başarı sağlayarak bir çok partinin parlamento dışında kalmasını sağladığı biliniyor. Ak Parti’nin hükümet olmasını içlerine sindiremeyen Kemalist elit, suni bir laiklik söylemiyle kendileri tarafından oluşturulmuş Atatürkçü Düşünce Derneği gibi havuz oluşumları aktivleştirerek toplumu germeye devam ediyor. AKP’ye ve dolayısıyla demokrasi güçlerine muhtıra veren Genelkurmay, Kemalist Rejim’in sigortalarından biri olan Anayasa Mahkemesi’ne aldırttığı siyasi bir karar ile Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını bloke ettiğine de kamuoyu tanıklık etti.
Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecini bloke ederek, rejimin geçici restorasyonunun amaçlayan militarist egemenler, AKP’nin 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılması düşünülen seçimlerde tek başına hükümet olmasının önünü almak için statükocu partileri birleşmeye zorlayarak, parlamentoya mümkün olduğu oranda daha fazla partiyi taşımak ve bir koalisyon hükümetine zemin oluşturma çabasındadır. Kürdlerin, uluslararası dayanaklarından soyutlanmış Kemalist elite bu şansı sunma gibi bir lükslerinin olmadığını vurgulamaya çalışıyorum. Demem o ki, bu çağ dışı rejimi tarihe gömmenin tam zamanıdır ve Kürdler rollerini oynamak gibi tarihi bir sınav ile karşı karşıyadırlar.
Genelkurmay Cumhuriyeti, Türkiye’nin demokratik süreçlerine müdahale ederek, toplumun demokratik örgütlenmesini hep engelledi. Bunun avantajını iyi kullanan militarist erk, toplum ile istediği gibi oynuyor. Kürdler bu sürece duyarsız kalmadan veya bu tarihi şansı popülizme kurban etmek gibi bir yanlgıya düşmeden, Kemalist Rejim’in iç çelişkilerinden yararlanmalıdır. Başka bir değişle Kürdler; Kemalizm ve türevlerinden ayrı durup, rejimin çözülmesine katkı sunan AKP ile ortak vurmasının önemini değerlendirmek zorundadırlar.
Yineliyorum: Kürdler Türk parlamentosunda onursuz bir koltuk ve rant kapma mücadelesi yerine, Kürdistan’ın Yerel Yönetimlerinde, Belediyelerinde ve Sivil Toplum Örgütlerinde egemenliği amaç edinerek çalışma alanlarını açması ve dolayısıyla Kürdistan’da iktidar olması durumunda Kemalist Rejim’in Kürd halkını inkar ve asimilasyon politikası aşılacağı gibi, Kürdler uluslararası toplum nezdinde de hatırı sayılır saygın bir konuma gelecektir. Kürdistan’da iktidar olamayan Kürdlerin, Türk parlamentosunda kendi kimlikleriyle politik sürece müdahil olabileceklerinin olanaklı olmadığı kanısındayım. Bundan dolayı da, Kürdlerin 2007 yılı Genel Seçimlerini bir kırılma noktası olarak algılamanın yanısıra, Türkiyelileşme ve dolayısıyla Türkleşme projesine karşı bir kopuşu ifade etmelidir. Kürdlerin, Türkiyelileşme ve dolayısıyla Türkleşmeden kopuşu, aynı zamanda Kürdçenin de yaşamın tüm alanlarında kullanımını daha da güçlü kılacak ve asimilasyon sürecine de son noktayı koyacaktır.
Dolayısıyla, çözüm üretmeyen tekrarlarda ısrarcı olmak, gelişim ve dönüşümün de mantığına uygun olmadığı gibi, Somut koşullara uygun karar almada bocalamak veya geç kalmak, toplumların tarihsel serüvenleri açısından büyük önem taşır.
2007 yılı seçimlerinin Kürdler açısından Türkiyelileşme ve dolayısıyla Türkleşme projesi ile bir kopuşu ifade etmesi dileğiyle…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz