Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Kemalist Rejim Ve Laiklik

Kemalist Rejim Ve Laiklik

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
 

      

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile yaşıt ve tüm kritik dönemlerde piyasaya sürülen laiklik ve anti-laiklik türü tartışmalarının her iki kesim tarafından da çok iki yüzlüce yapıldığını vurgulamak ve bu bağlamda ben de, din ve devlet ilişkisinin diyalektik gelişim ve etkileşim süreçlerine girmeden taraf olmayı bir görev biliyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve günümüze dek alternatifsiz iktidarını sürdüren militarist güç ve onun üniformasız sözde Laik olan dalkavuklarının iki yüzlü olduklarını ve halkı nasıl kandırdıklarının ipuçlarını vermeye çalışacağım.

 

Modern çağda kurulan merkezi devletlerin, farklı bir kültüre, dile veya dine sahip olan toplulukları, tek bir milli kimliğe dahil etme çabası, ortak bir dilin ve kültürün vatan sınırları içindeki tüm topluluklara kabul ettirilmesinde entegrasyon esas alındı. Türkiye’de ise bu süreç, yani 1926-1930’lu yıllarda çok zalimce işletildi. Farklı dilleri, kültürleri ve dini inançları yok sayarak zorunlu ve kanlı bir asimilasyon tercih edildi ve Cumhuriyet’in temel bir politikası olarak yaşama geçirildi. Uluslararası koşullardan kaynaklanan nedenlerden dolayı da bu Çağdışı politikanın restorasyonu dışında hala sürekliliğini korumaktadır.

 

Laiklik konusuna girmeden önce, Türk Dil Kurumu sözlüğünden Laik ve Laiklik konusunda yazılanları aktarmakta yarar görüyorum.

 

Laiklik: Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm.

 

Laik: Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.

 

Bu anlamıyla laiklik; devletin bir dine göre tanımlanmamasını ifade eder. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi bu tanımlama ile bir tezat teşkil eder. Şöyle ki; Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi, onun enkazı üzerine inşa edilen Cumhuriyet’in sınırları içinde yaşayan halklar mozaiğinden bir ulus inşa edilmesinde de dinin entegre edici rolü çok büyüktür. Kemalistler, Osmanlı enkazı üzerine bir Cumhuriyet kurmak ile övünürlerken diğer taraftan da, Osmanlı’daki ümmet yapısının devam etmesine zemin sağladıklarını hep gizlemeye çalışmışlardır. Nasıl mı ?

 

Türkiye’de tüm kurumlar Özel Harb Dairesi’nin denetimi altındadır. Buna İşçi Sendikaları ve üniversetelerde dahildir. YÖK militarist faşist 12 Eylül darbesinden sonra askerlerin bir kurumu olarak ortaya çıkmıştır. Militarist güç kendisine karşı politika üretmeyen ve kendini her alanda savunan kurumlara yönelik eleştirileri rejim karşıtı bir görüş olarak algılar. Militarist–Kemalist ideolojiyi her alanda dile getirmeyen kurumlar ayakta zor kalır. Çünkü bu kurumlar hazineden beslenen kurumlardır. Bunların başında gelenlerden biri de Diyanet İşleri Başkanlığı’dır.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2003 yılı bütçesi 771 trilyon 267 milyardan maydana gelirken, bünyesinde barındırdığı personel sayısı 120 bin kişidir ve bunun 60 bini imamdır. Başka bir değişle Diyanet İşleri Başkanlığı’na bütçeden aktarılan para, Sanayi ve Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Turizm, Çevre ve Orman gibi “ Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin“ beş bakanlığının toplam bütçelerine eşittir. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin kurumları içinde Milli Eğitim ve Savunma Bakanlığı’ndan sonra en fazla personel barındıran bir kurum olarak yer almaktadır. Bu kurum devletin denetiminde olup vatandaşın denetimine kapalı bir işleyiş yapısındadır.

 

Bu uygulama Laik devlet ilkeleriyle çelişmiyor mu ? Tüm siyasi parti liderleri bunu bilmiyorlar mı ?

 

Görüldüğü gibi anayasasına demokratik ve laik cumhuriyet yazıp, antidemokratik ve rejim açısından tehlike olarak algıladıklar din işlerine bu kadar devasa bir bütçe ve personel ayırmasının nedenlerini halktan gizleyerek adeta dalga geçmektedirler. Oligarşik militarist erk Diyanet aracılığıyla kendisini hem kutsallaştırıyor hem de Diyanet aracığıyla topluma yön veriyor. Bu uygulama çağdışı tek dinli bir toplum yaratma politikasıdır.

 

Büyük bir kesimi devşirmelerden oluşan sosyalist, demokrat veya sosyal demokrat olarak kendilerini niteliyenlerin bunu sorgulayabilme gücü var mı? Militarist bürokrasinin Türkiye ve Kürdistan’ın talanından kendilerine aktarılan kırıntıların kölesi olan medya sektörünün bunun üzerine gidebilme diye bir sorunu olur mu? Yalakalığın doğasına ters olduğunu bildiğimiz için, sorulara toptan sorgulayamazlar-yapamazlar diyoruz.

 

Devlet politikaları askerin bir icra organı olan MGK ( Milli Güvenlik Kurulu ) tarafından belirlendiği için de, hiçbir siyasi parti Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı, işlevi ve konumu üzerine görüş belirtemez. Bu tür konularda görüş belirtmek rejim karşıtlığı kapsamında yorumlanır. 28 Şubat kararları sonucunda Refah Partisi’nin kapatılmasının gerekçelerinden biri de, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine yapılan tartışmalar gösterilmişti. Diyanet; Genelkurmay tarafından dinsel propoganda ve fetva merkezi olarak işlev görüyor. Hiçbir siyasi parti Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılanması konusunda bir girişimde bulunamaz.

 

Merhum Turgut Özal devlet görüşü olarak, “Osmanlı imparatorluğu döneminde olduğu gibi, bugün de etnik farklılıkları İslami bir kimlik yoluyla aşmak mümkündür.” diyordu. Kürd ulusal demokratik mücadelesinin gelişmesi ününde bir tampon işlevi olarak din, Cumhuriyet tarihinin tüm süreçlerinde büyük bir ustalıkla kulanılmıştır. 12 Eylül darbecileri ve Özal’lı yıllarda devlet eliyle Kürdistan’da geliştirilen din olgusu, günümüzde yaşları 18-30 arası olan gençlerimizden bir hacılar ordusu yaratılmıştır. bu Bu hacılar ordusu bazı istisnalar hariç! Kürd sorununa karşı çok ilgisizdirler veya karşıdırlar. Yani ümmetçileşmişlerdir.

 

Ortak toplumsal bir bağ olan dini hassasiyetlerin güçlendirilmesi olgusu, Kürd Sorununun daha fazla derinleşmesine engel teşkil ettiği için, devletin temel bir politikasıdır.

 

Türkiye’de süregelen laiklik tartışmalarının temelini; toplumların gerilmesinde ve güdülmesinde büyük bir etkisi olan dinin, Genelkurmay’ın tekelinde olması ve bu suistimal mekanizmasını başka güçler tarafından da kullanılmasına olan itirazı oluşturmaktadır. Türkiye’nin gerçekten laik bir devlet olması amaçlanıyorsa, yani tüm dini inançlara eşit mesafede duran modern bir devlet anlayışının yerleşmesi ise kasıt: Sivil Siyasi İrade’nin, Militarist Kemalist rejimin kuruluşuna zemin hazırlayan ve devamını sağlayan tüm kurumlarını sorgulayabilme iradesini kullanıp kullanamamalarına bağlıdır.

 

Kürdistan’da ulusal siyasal irade birliğini oluşturmaya aday oluşumların,  din ve devlet ilişkisinin Kürdistan versiyonunu iyi değerlendirmeleri ve bu yaşamsal derecede önemli olan olgu hakkında ıslah projeleri üzerinde yoğunlaşmalarının bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

 

Laik bir devlet amaç ise:

 

Siyaseti; Kemalizm’in bir okulu gibi çalışan Milli Güvenlik Kurulu’nun gasbından kurtarmaktan geçer.

  

 

 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0