Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | PKK'nin Son Duruşunu Önemsiyorum

PKK'nin Son Duruşunu Önemsiyorum

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

suleymanakkoyun@hotmail.com

  

Abdullah öcalan'ın 1999 yılında çağırdığı gurup ile 2009 yılında yine onun çağrısıyla gelen guruplara aynı misyonu yüklemenin doğru olmadığı kanısındayım. 1999-2009 tarihleri Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve uluslararası konjonktür aşısından çok farklıdır. PKK'deki zorunlu değişimi anlayabilmek için, bu koşulları hazırlayan altyapıyı ve sürecin nasıl evirilerek bugüne zemin hazırladığına bakmak gerekmektedir.

 

Bush ve Erdoğan'ın 5 Kasım 2007 tarihinde Oval Ofis'te yapmış oldukları görüşmeden sonra Kürdler de dâhil tüm ilgili tarafların PKK'nın aşılması-tasfiyesi gerektiğine ilişkin söylemde aynılaşması ve bu ortak söylemin aynı zamanda Ortadoğu'daki sorun alanlarına ilişkin de ilgili tarafların yeni bir ara konsept üzerinde mutabakat sağlamış oldukları anlamına geldiğini, ne yazık ki Kürdler okuyamadı veya geç anladı.

 

Bugün Türk ve Kürd kamuoyunu şoke eden gelişmeler; özünde, 5 Kasım 2007 tarihli mutabakatın dışavurumudur. Keza, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü önündeki tüm engellerin adım adım aşılacağını hep beraber yaşayıp göreceğiz.

 

Bush ve Erdoğan görüşmesinden sonra 14 Ocak 2008 tarihli bir makalemde konuyu işleyerek, şöyle demiştim:

 

“Bundan sonra ABD'nin Türkiye ve Kürdler ikileminde  izleyeceği olası rota; Türkiye'nin AB sürecine katkı sunulması, asker ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesinin zamana yayılarak militarist seçkinlerin sivil siyaset üzerindeki vesayetinin demokrasi güçleri lehine evirilmesi, Kürd Sorunu'nun Avrupa Birliği projesi kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye ile Güney Kürdleri arasındaki gergin ilişki ve çelişkilerin iyileştirilmesi ve Türkiye'yi geçici de olsa tedirgin etmeyecek olan bir ara denklemi gündemine koyduğunu düşünüyorum.

 

Keza, bu yeni ara süreç: Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü bloke eden asker-sivil bürokrasiye katkı sunan PKK'nın de Türkiye ve Güney Kürdistan ile sınırlı olmak üzere tasfiye sürecinin de başladığına delalet eder.”

http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/1042.html

 

“PKK'nin savunduğu tezler silahtan arınmaya, sivil yaşama dönmeye ve sistem partilerinin herhangi birinde yer alıp Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katılmaya tekabül eder. Bireysel  hak ve özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığı kalmıştır. Avrupa Birliği Projesi, PKK'nin Kürd halkına reva gördüğü, ”Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlıdır. öte yandan 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmek kısır bir döngüdür. özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmek, halkımızın felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımaz.”-2007-  http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/63.html

 

Görüldüğü gibi süreç bizi doğrular bir rota izlemektedir.

 

Diğer önemli ile bir olgu da, Türkiye'nin AKP Hükümeti ile yakalamış olduğu saygın düzeydir. Bu tezi biraz daha da açarsak; Türkiye'nin AKP hükümeti ile başlattığı ekonomik, siyasi ve diplomatik atak; hem bölgede, hem de dünyada Türkiye'nin eski imajının algılanış biçimini değiştirmiş ve onu, bölgede saygın bir konuma getirmiştir. Buna koşut olarak Türkiye, gerek bölge devletleri ve gerekse dünya ile olan siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini geliştirmiş ve bir sorunlar yumağı olan Ortadoğu'da jeopolitik konumunu daha da güçlendirmiştir. Türkiye; artık bölgedeki sorunların bir parçası olma yerine, sorunların çözümüne (barışçıl-zor) taraf olan bir ülke konumuna gelmiştir.  Bunu görmemek, kabullenmemek ve buna göre strateji ve taktik geliştirmemek, siyasi körlük olur.

 

Uluslararası verili durum; PKK'ye, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü militarist egemenler lehine bloke eden, Güney Kürdistan'daki kazanımları zora sokan ve Kürdler için hiçbir anlam ifade etmeyen silahlı mücadele yerine; barışçıl, demokratik, siyasi ve uluslararası geçerliliği olan açık-legal mücadelenin temel alınmasını dayatmaktadır. Buna ayak diretmenin geçerli hiçbir gerekçesi olamayacağı gibi, olası da değildir.

 

Türkiye'nin demokratik değişimi, dönüşümü ve toplumsal barışı adına; PKK'nin bu “jestini” savaşın toplumsal bünyelerde yaratmış olduğu tahribatların onarılmasında ön açıcı olabileceği olasılığından dolayı önemsiyorum.

 

19 Ekim 2009

Yorumlar (3 gönderildi):

Cevdet Akbay .. 20 Oct, 2009 06:01:04
avatar
Kaleminize kuvvet Süleyman Hoca. Çok güzel bir tahlil. Bazen insan kendisi düzelmezse, şartlar insani zorla değiştirir.

Dünya büyük bir değişime uğruyor; soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra geçen bunca yıllık şaşkınlıktan sonra daha barışçıl bir sürece girmiş durumdayız. Değişen bir dünyanın gereği olarak da sistemler de ya kendiliğinden değişecek/değişiyor ya da zorla değişecek.

Yeni dünyaya ayak uyduramayan sistemler, yapılar, özellikle de gıdasını şiddetten alan yapılar varlıklarını daha fazla devam ettiremezler. PKK'nin değişimini böyle anlamak gerek. Buna rağmen PKK'nin silahsızlaşma sürecini kabullenmesi doğrudur ve alkışlanması gerekir.

Silahsızlaşmış bir PKK'nin varlığını devam ettirme şansı, silahlı bir PKK'ye göre daha yüksektir. Fikirsel yapı olarak PKK/DTP gibi bir yapıya ihtiyaç vardır. PKK'nin silahsızlaşmasıyla Kürd siyaseti daha bir canlılık kazanacaktır, çünkü bundan sonra Kürdler içindeki siyaset daha adil olacaktır. (Şimdiye kadar bir tarafın elinde silah vardır, dolayısıyla daha baskın geliyordu).

Abdullah Öcalan son manevrasında ne kadar samimi, bekleyip göreceğiz. O da insan nihayetinde, umarım o da şiddetin çözüm olamayacağını, oyalama taktiklerinin kendisine fayda getiremeyeceğini anlamış ve attığı adımda samimidir. Eski yöntemler iflas etti, Ergenekonvari bir yapı iktidarda olmadığı bir Türkiye'de PKK'nin varlığını devam ettirmesi çok zor. Şiddet arenasından siyaset meydanına inişle PKK iyi bir tercih yapmıştır. Bunu alkışlamak gerek. Bu barışçıl adımdan geri adım atarsa kendi idam fermanını imzalamiş olur. Barış süreci geçici değil, kalıcıdır, attığı adım da kalıcı ve samimi olmalı.

Önümüzde DTP'nin kapatma davası var. Umarım bir kapatma kararı çıkmaz. Ergenekon ağırlıklı bir siyaset sistemi kapatma kararı vererek ortalığı bulandırmayı deneyebilir. Böyle bir karar, onların idam fermanı olur elbet. Siyaset dünyasının DTP'ye ihtiyacı var, DTP'nin yaşaması gerekir. Diğer Kürd hareketler de alternatif olmaya çalışabilir. Bundan sonra korkutma ve sindirmeden çok hizmete göre oy verilecek. Çünkü barış ortamında akıllar konuşacak, duygular geri plana çekilecek. Kürdlere daha çok hizmet eden Kürdlerin desteğini alacak. DTP'de söylem ve eylem tarzını mecburen değiştirmek zorunda kalacaktır.

Sayın Mesud Barzani'nin dediği gibi güzel bir Bahar yaşıyoruz. Daha da güzelleşecektir.

Süleyman Hoca'nın tespitleri bu açıdan çok yerinde ve güzeldir. Bu tespitlerde Bahar kokusu alıyorum. Elinize sağlık Hocam.
alican .. 21 Oct, 2009 02:58:52
avatar
Evet, o görüşünüze ben de katılıyorum...

Bu filmde 'Serok' rolünü üstlenen Başaktör Abdullah'ın 1999' çağırdığı gurupla, 2009'da çağırdığı gurup arasında misyon farkı olduğu görüşünüze ben de katılıyorum.

1999'da çağırdıkları Serok rolünü oynamaya çalışıp da beceremeyen Başaktör için bıçağa boynunu uzatan gönüllü ama zavallı kurbanlardı.

2009'da çağırdıkları ise, Başaktör'ü oynayan Serok müsvetesini 'gerçek bir serok'muş gibi onure etme sahnesini oynamaya çalışan gönüllü ama zevalli figüranlarıdırlar.

İki gurup arasındaki tek benzerlik, her iki gurubun da bu rolleri 'gönüllü' olarak üstlenmeleridir.
yorumcu .. 22 Oct, 2009 01:01:11
avatar
99 yılındaki ve 2009 daki grupta aynı amaç için gelmişler ve aynı mantıkla gelmişlerdi. Barışa yardım etmek barişin bir parçasi olmaktı.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: