Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Yargı Ve Rejim İlişkisi Üzerine Yargı Ve Rejim İlişkisi Üzerine ================================================================================ Süleyman - Akkoyun on 01 Oct, 2009 10:25:00 YARGI VE REJİM İLİŞKİSİ üZERİNE suleymanakkoyun@hotmail.com Türkiye'de kolluk kuvvetlerinin sivillere karşı orantısız güç kullanımından kaynaklanan işkencelerin, çoluk-çocuk demeden insan katletmelerin ve faili meçhul olayların sadece çok küçük bir bölümü yargıya taşınıyor. Fakat yine de, yargının devletten yana taraf olduğunu çok açık gösteren haberler, ara sıra da olsa, gündeme gelebilmektedir. Elbette bu tür olayların gündeme taşınması, eleştirilmesi, hak ve hukuktan yana taraf olunması önemlidir. Ne var ki, bu tür tekil olayların Kemalist Rejim'in sistematik işlerliğinden soyutlanarak, sadece birer hukuki vaka olarak sunulması, hem Kemalist Rejimin niteliğini ve hem de bunun tüm devlet kurumlarını kendi karakteri doğrultusunda şekillendirmiş olması gerçeğini gizlemeğe hizmet eder. Bu bilinçli bir tercih değilse bile, çok ciddi bir eksikliktir. Keza, Hukuk Devleti, sadece bir prosedür sorunu olarak algılanamayacağı gibi, yasaların veya mahkemelerin işleyişine de indirgenemez. Kemalist Rejim, bir Hukuk Devleti sistematiği içerisinde değerlendirildiğinde, adına “Kemalist Devrim” denilen zırvaların, aslında, Osmanlı toplumundaki kültürel zenginliklerin yanı sıra, mevcut olan Hukuk Devletinin kurum ve değerlerini, güç kirliliği temelinde, sistemli ve bilinçli bir şekilde tahrip edip, laçkalaştırmaktan başka bir şey olmadığı görülecektir. Bu anlamda, Türkiye'nin Mustafa Kemal öncülüğünde demokratik bir hukuk devletine evirildiği düşüncesinin tarihi bir altyapısı yoktur. Keza, uluslaşmanın temel nedenleri olan etnik çekirdek ve toprak parçası olmadığı halde, farklı etnik yapıların zorla devşirilmesinden Türkiye diye bir Ulus-Devlet yaratılması amaçlanmıştır. Derlenen tezler, İttihat ve Terakki artıklarının üniversitelerde devşirdikleri saçmalıkların ötesinde bir anlam ifade etmemiş-etmiyor. Zira Resmi Tarih; tarihte yaşanmış ve geçmiş olanın egemenlerin gereksinimleri doğrultusunda kurgulanmasıdır. Resmi Tarih'lerde temel amaç toplumsal belleği yok ederek, toplumları hafıza kaybına uğratmak ve tek başına yeterli olmayan Resmi Tarih'in, Resmi İdeoloji ile beslenmesini-desteklenmesi sağlamaktır. Askeri darbelerin birer ürünleri olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi kurumlar; Kemalist Rejim'in birer güvenlik supapları olarak kurgulanmışlardır. Dolayısıyla, Kemalist Rejim'in kurgulanışındaki tezat, yani toplumun farklı kesimlerini öteleyen, hatta düşman kategorisinde değerlendiren devlet anlayışı; devletin diğer kurumlarında olduğu gibi, yargıyı da; bu mekanizmanın bir koruyucusu-kollayıcısı olarak tasarlanmıştır. Türkiye'deki rejimin niteliği ve bunun bir ayağını oluşturan Yargı'nın işlevi ile ilgili en tipik örnek Anayasa Mahkemesi'dir. Bu kurum 27 Mayıs Cuntası'nın eseridir ve 12 Eylül darbesiyle daha da güçlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin varlık nedeni, sanıldığı gibi, en üst düzeyde hukuka işlerlik kazandırmak değildir. Anayasal bir kurum olarak Anayasa Mahkemesi, demokratik açılımların önünü kesmek, Kemalist Rejime bekçilik yapmak ve statükoyu korumak için kurgulanmış bir kurumdur. Dolayısıyla, altyapısı üniversitelerde devşirilerek günümüze kadar taşınan ve Mustafa Kemal'in bireysel diktatörlüğü olan otokratik rejimini Cumhuriyet ile gizlemeye çalışan Kemalist seçkinlerin ileri sürdüğü ve topluma zorla dayattıkları, Türkiye'nin “Demokratik-lâik-Sosyal-Hukuk Devleti” olduğu savı; tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Tarihi gibi bir yanılsamadır. Öneğin, bir devlet ideolojisi olan Kemalizm'in, “Ezilen halklara kurtuluş yolunu gösterdiği ve sömürge halkların kurtuluş davasına ilham kaynağı olduğu” iddiası, koskoca bir yalandır. Kemalistlerin bu savı, sadece Kürd halkı bağlamında irdelense bile, dayanaksız olduğu hemen ortaya çıkacaktır. Herhalde bu evrende bundan daha büyük bir yalan yoktur. Bu tezlerin, güdülmesi bir sürüyü gütmekten daha kolay hale getirilen bu topluma, bir gerçekmiş gibi yutturulması, tarihte az rastlanır bir istisnadır. Kısacası, devletin kolluk güçleri tarafından işkenceye maruz kalan ve güvenlik güçlerine taş attıkları için aleni bir şekilde öldürülen çocuklarla ilgili davaların, faili devlet olduğu anlaşılmış olan on binlerce “Faili Meçhul” vakaların ve yargıçların yanlış kararlarının takipçisi olmak elbette çok önemlidir. Bu davaların, cüzi de olsa, bir bölümünün yargıya taşınmış olması gayet olumludur. Ancak; bu yapılırken tekil olaylara takılıp kalmak yerine, yargıçların bu tür densizliklerine temel teşkil eden Kemalist Rejimin kendisi de sorgulanmalıdır. Zira Mahkemelerin-Yargıçların hukuk dışı kararları, Cumhuriyet Rejimi'nin kurgulanışındaki tezattan kaynaklanmaktadır. Bu tezat sorgulanmadan; İstiklal Mahkemeleri'nin anlayışı-mirası üzerine oturtulmuş olan bir yargı sisteminden hukukun işlerliğini beklemek, deyim yerinde ise, abesle iştigal etmekten öte bir anlam ifade etmez. Ezcümle; Türkiye'de siyaset baştan beri ideolojik ve psikolojik olarak çerçevesi asker tarafından belirlenmiş bir alanda bulunmayı ve bu sınırlamanın getirdiği totaliter kodlara göre davranmayı toplumun her kesimine dayatmıştır-dayatmaktadır. Ordu kendisini her zaman rejimin sahibi, kollayıcısı ve anayasa üstü bir kurum gibi algılamış ve bu totaliter algısı hâlen devam etmektedir. Tarihi hafıza ve somut verili durum, Kemalist Rejim'in İttihat ve Terakki'den miras aldığı tarihi misyon ile sürdürülebilirliğinin iletişim çağında olanaklı olmadığını, devletin Kemalist ideolojiden arındırılarak demokratik, özgürlükçü ve evrensel normları temel veri olarak algılayan bir anlayış sistematiği kapsamında yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyor. Bu anlamda; Kemalist Rejimi tüm kurumlarıyla aşmayı temel alan ve Türkiye'nin sosyolojik yapısıyla barışık çağdaş bir anayasa yapılmadan, kışla kültürü ile harmanlanmış Yargı ve Rejimi kollama görevi anlayışıyla tasarlanmış kurumlardan; hak, hukuk, demokrasi ve insan haklarına saygılı bir tutum beklenemez-beklenmemelidir. 01 Ekim 2009