Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Yargı Ve Rejim İlişkisi Üzerine

Yargı Ve Rejim İlişkisi Üzerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

YARGI VE REJİM İLİŞKİSİ üZERİNE


suleymanakkoyun@hotmail.com


Türkiye'de kolluk kuvvetlerinin sivillere karşı orantısız güç kullanımından kaynaklanan işkencelerin, çoluk-çocuk demeden insan katletmelerin ve faili meçhul olayların sadece çok küçük bir bölümü yargıya taşınıyor. Fakat yine de, yargının devletten yana taraf olduğunu çok açık gösteren haberler, ara sıra da olsa, gündeme gelebilmektedir. Elbette bu tür olayların gündeme taşınması, eleştirilmesi, hak ve hukuktan yana taraf olunması önemlidir. Ne var ki, bu tür tekil olayların Kemalist Rejim'in sistematik işlerliğinden soyutlanarak, sadece birer hukuki vaka olarak sunulması, hem Kemalist Rejimin niteliğini ve hem de bunun tüm devlet kurumlarını kendi karakteri doğrultusunda şekillendirmiş olması gerçeğini gizlemeğe hizmet eder. Bu bilinçli bir tercih değilse bile, çok ciddi bir eksikliktir.

Keza, Hukuk Devleti, sadece bir prosedür sorunu olarak algılanamayacağı gibi, yasaların veya mahkemelerin işleyişine de indirgenemez. Kemalist Rejim,  bir Hukuk Devleti sistematiği içerisinde değerlendirildiğinde, adına “Kemalist Devrim” denilen zırvaların, aslında, Osmanlı toplumundaki kültürel zenginliklerin yanı sıra, mevcut olan Hukuk Devletinin kurum ve değerlerini, güç kirliliği temelinde, sistemli ve bilinçli bir şekilde tahrip edip, laçkalaştırmaktan başka bir şey olmadığı görülecektir.

Bu anlamda, Türkiye'nin Mustafa Kemal öncülüğünde demokratik bir hukuk devletine evirildiği düşüncesinin tarihi bir altyapısı yoktur. Keza, uluslaşmanın temel nedenleri olan etnik çekirdek ve toprak parçası olmadığı halde, farklı etnik yapıların zorla devşirilmesinden Türkiye diye bir Ulus-Devlet yaratılması amaçlanmıştır. Derlenen tezler, İttihat ve Terakki artıklarının üniversitelerde devşirdikleri saçmalıkların ötesinde bir anlam ifade etmemiş-etmiyor. Zira Resmi Tarih; tarihte yaşanmış ve geçmiş olanın egemenlerin gereksinimleri doğrultusunda kurgulanmasıdır. Resmi Tarih'lerde temel amaç toplumsal belleği yok ederek, toplumları hafıza kaybına uğratmak ve tek başına yeterli olmayan Resmi Tarih'in, Resmi İdeoloji ile beslenmesini-desteklenmesi sağlamaktır.

Askeri darbelerin birer ürünleri olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi kurumlar; Kemalist Rejim'in birer güvenlik supapları olarak kurgulanmışlardır. Dolayısıyla, Kemalist Rejim'in kurgulanışındaki tezat, yani toplumun farklı kesimlerini öteleyen, hatta düşman kategorisinde değerlendiren devlet anlayışı; devletin diğer kurumlarında olduğu gibi, yargıyı da; bu mekanizmanın bir koruyucusu-kollayıcısı olarak tasarlanmıştır.

Türkiye'deki rejimin niteliği ve bunun bir ayağını oluşturan Yargı'nın işlevi ile ilgili en tipik örnek Anayasa Mahkemesi'dir. Bu kurum 27 Mayıs Cuntası'nın eseridir ve 12 Eylül darbesiyle daha da güçlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin varlık nedeni, sanıldığı gibi, en üst düzeyde hukuka işlerlik kazandırmak değildir. Anayasal bir kurum olarak Anayasa Mahkemesi, demokratik açılımların önünü kesmek, Kemalist Rejime bekçilik yapmak ve statükoyu korumak için kurgulanmış bir kurumdur.

Dolayısıyla, altyapısı üniversitelerde devşirilerek günümüze kadar taşınan ve Mustafa Kemal'in bireysel diktatörlüğü olan otokratik rejimini Cumhuriyet ile gizlemeye çalışan Kemalist seçkinlerin ileri sürdüğü ve topluma zorla dayattıkları, Türkiye'nin “Demokratik-lâik-Sosyal-Hukuk Devleti” olduğu savı; tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Tarihi gibi bir yanılsamadır. Öneğin, bir devlet ideolojisi olan Kemalizm'in, “Ezilen halklara kurtuluş yolunu gösterdiği ve sömürge halkların kurtuluş davasına ilham kaynağı olduğu” iddiası, koskoca bir yalandır. Kemalistlerin bu savı, sadece Kürd halkı bağlamında irdelense bile, dayanaksız olduğu hemen ortaya çıkacaktır.  Herhalde bu evrende bundan daha büyük bir yalan yoktur. Bu tezlerin, güdülmesi bir sürüyü gütmekten daha kolay hale getirilen bu topluma, bir gerçekmiş gibi yutturulması, tarihte az rastlanır bir istisnadır.

Kısacası, devletin kolluk güçleri tarafından işkenceye maruz kalan ve güvenlik güçlerine taş attıkları için aleni bir şekilde öldürülen çocuklarla ilgili davaların, faili devlet olduğu anlaşılmış olan on binlerce “Faili Meçhul” vakaların ve yargıçların yanlış kararlarının takipçisi olmak elbette çok önemlidir. Bu davaların, cüzi de olsa, bir bölümünün yargıya taşınmış olması gayet olumludur. Ancak; bu yapılırken tekil olaylara takılıp kalmak yerine, yargıçların bu tür densizliklerine temel teşkil eden Kemalist Rejimin kendisi de sorgulanmalıdır. Zira Mahkemelerin-Yargıçların hukuk dışı kararları, Cumhuriyet Rejimi'nin kurgulanışındaki tezattan kaynaklanmaktadır. Bu tezat sorgulanmadan; İstiklal Mahkemeleri'nin anlayışı-mirası üzerine oturtulmuş olan bir yargı sisteminden hukukun işlerliğini beklemek, deyim yerinde ise, abesle iştigal etmekten öte bir anlam ifade etmez.

Ezcümle; Türkiye'de siyaset baştan beri ideolojik ve psikolojik olarak çerçevesi asker tarafından belirlenmiş bir alanda bulunmayı ve bu sınırlamanın getirdiği totaliter kodlara göre davranmayı toplumun her kesimine dayatmıştır-dayatmaktadır. Ordu kendisini her zaman rejimin sahibi, kollayıcısı ve anayasa üstü bir kurum gibi algılamış ve bu totaliter algısı hâlen devam etmektedir. Tarihi hafıza ve somut verili durum, Kemalist Rejim'in İttihat ve Terakki'den miras aldığı tarihi misyon ile sürdürülebilirliğinin iletişim çağında olanaklı olmadığını, devletin Kemalist ideolojiden arındırılarak demokratik, özgürlükçü ve evrensel normları temel veri olarak algılayan bir anlayış sistematiği kapsamında yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyor.

Bu anlamda; Kemalist Rejimi tüm kurumlarıyla aşmayı temel alan ve Türkiye'nin sosyolojik yapısıyla barışık çağdaş bir anayasa yapılmadan, kışla kültürü ile harmanlanmış Yargı ve Rejimi kollama görevi anlayışıyla tasarlanmış kurumlardan; hak, hukuk, demokrasi ve insan haklarına saygılı bir tutum beklenemez-beklenmemelidir.

01 Ekim 2009

 

Yorumlar (3 gönderildi):

arpej .. 04 Oct, 2009 05:46:20
avatar
Sn. Akkoyun ellerinize sağlık. Çok güzel bir yazı ve bir kaç defa okunulacak bir yazı yazıyı kaleme aldığınız için teşekkür ederim. Bu yazıyı okurken lise ikinci sınıfta okurken (D.bakır-1983) bir yarbay tüm liseyi okulun girişine toplamış başta okul müdürü ve diğer öğretmenler esas duruşta biz öğrencilere de hazırlanmış sıralara oturup sayın (!) yarbayımızı dinledik herifçioğlu Kürtlerin dağ türkü Kürt dilinin dağ Türklerinin karda yürürken ayakkabıların kart kurt seslerinden dilimizin oluştuğunu söyleyince dayanamayıp söz istedim. babacan bir şekilde konuş anlamında elini bana uzattı. Ben de gayet saf bir şekilde biz zazayız bizim atalarımız kimlerdir? diye sorunca cevap veremedi. tabiî ki bu sırada öğrenciler gülüşünce beni küfürlerle dışarı attırmıştı. sonrası babamın biraz başı ağırdı vs..

Yani küçük bir öykücük bile çıkar konuyu açarsam. ittihad'i-Kemalizm karışımı mgk'nın,medyanın'(%80'i), üniversitelerin, yargıtayın, diyanetin ve derin devlet teşekküllerinin Kürd ismine ve kişiliğine tahammülleri bir kürdan ucu kadar yoktur. hükümet cephesi abd ve cıa'nın ve gülen hz'lerinin(petrol. enerji, doğalgaz, uyuşturucu, sanayi casusluğu,vs.) açılım direktifleri ile demokrasi mazlumunu oynayarak telkinler ile mızıkçı ben değilim mhp ve chp'dir. siyasi oyunlarına kendi yığınlarına ve anadolunun saf insanıma yutturup ülke turuna çıkacakmış...

Sn. Erdoğan önce ben ülkenin başbakanıyım..g.kur.bşk. benim emirlerime uymak zorunda demeli askerden korkmadan lice'deki 14 yaşındaki kızın cenazesine katılıp askerden hesap sormalı halka bu işi çözeceğini söyleyip söz vermeliydi. samimiyet, Kürt halkına yakınlık, cesaret, kardeşlik, birlik beraberlik mesajı 14 yaşındaki kızın mezarı başında başbakanın elinde beyaz bir gelinlikle verilmeliydi... Hem de Kürtlerin kalbi Diyarbakır da. Cesaret budur işte.

Ahmet Altan kadar yürekli olamadı. Cesaret yoksunu bu hükümet...10 yaşındaki kızıma her baktığımda (anne bana makarna pişir, deyip hayvanları için yaprak toplamaya giden, geriye roketle anasının fistanında paramparça dönen kızı) hatırlıyorum. Sn; başbakan İsrail başkanına fırça atacağına önce kendi askerine medya önünde fırça atsın.

artık Kürd ve diğer halklardan kimsenin ölmesini istemiyorsak önce kendi çocuklarımıza sarılıp kokusunu içimize çektikten sonra hamasiyet yapmadan herkesin anlayacağı dilden barış, af, özgürlükten riyasız bir şekilde konuşa biliriz... bu hükümet geç kalırsa chp (d. baykal) abd ile anlaşıp Kürdlerin hamisi olarak ortaya çıkarsa şaşırmam. çünkü ittihad-i kemalizmi kaybetmemek için bu insanlar (makyavelizm) için her şey mubah... Saygı ve sevgilerimle...
Dr.ALİ GÜN .. 09 Oct, 2009 04:29:45
avatar
Sayın Akkoyun,
Türkiye'deki bütün sorunların kaynağında evrensel hukukun olmaması yatıyor. Egemen barbarlar, talan, siddet, cinayet, katliam ve entrikalarla egemenliklerini sürdürmek istiyorlar. Sirasiyle yapılacaklar açısından önerilerim:
1-Derhal siyasi Partilerin kapatılması evrensel hukuk normlarına göre düzenlenmesi, 2-Derhal Anayasa Mahkemesinin üye yapısı ve sayısı Evrensel Hukuk normlarına göre yeniden düzenlenmeli.
3- Ergenekon ve "topluma güdülebilir bir sürü mantığıyla bakan Genelkurmay'ın bu açıklaması diğer emsallerinde olduğu gibi, koskoca bir yalandan başka bir anlam ifade etmez. Bu kurum iliklerine kadar kirlidir. Ve bu tezattan kurtulmanın tek yolu da, Türkiye'de gerçek bir demokrasi sistematiğini uygulanır kılmaktır." "Genelkurmay'ın iddia ettiği gibi, Ceylan katlinin asker tarafından atılan havan mermisi ile gerçekleşmemiş olduğunu varsayalım.(!) O zaman, bugüne dek Kürdistan'da öldürülen 356 çocuk ve binlercesinin gördüğü işkenceler kimler tarafından yapıldı dersiniz?"Algılamalarının 17500 faili meçhulü ve JITEM'in kurumsal kimliğini de kapsaması gerekir.
4- Evrensel Hukuka bağlı bir sivil anayasanın çok kısa sürede referanduma götürülmesi gerekir.

Sitenizde bu önerilerin gerçekleştirilmesi için neleri, nasıl, nerede ve kiminle yapılmasını tartışmaya açmanızı öneririm.

Teşekkürler,Selamlar.
Şemdin .. 13 Oct, 2009 10:32:23
avatar
Akkoyun'u bu müthiş tesbitinden dolayı tebrik ederim.

Maalesef Kemalizm denen despotluk kalkmadan hiç şey değişmez.

Bir andada kalkmaz nasıl olacak ?

Başladığı gibi galiba;Aşındıra aşındıra sindire sindire.
Daha evvel Dorukta revaçta idi şimdi Yamaçta>>..

Herşeye kader hakimdir.

Rivayetlerde var ki, "Deccalın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür."
İkinci tevili ise: Hem Büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç devre-i istibdatları mânâsında üç eyyam var. "Bir günü, bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede, otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır" diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.Said Nursi Kürdi

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: