Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Genelkurmay-İmralı-Diyarbakır Hattı: Tükenişin İfadesidir!..

Genelkurmay-İmralı-Diyarbakır Hattı: Tükenişin İfadesidir!..

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 

 

Nasname okuyucularının çok yakından bildiği gibi, ben; Kemalist Rejimin iç çelişkilerine taraf olma anlamında, iki yılı aşkın bir süreden  beri statükocu odaklara karşı, AKP’nin yanlız bırakılmaması gerektiği üzerine görüş beyanında bulunarak, asker-sivil brokrasi ile AKP arasındaki rejim mücadelesinde, statükonun aşılması adına AKP’den yana taraf oluyordum. Bügün de bu yaklaşımın, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve tüm halklar aşısından yararlı ve doğru bir tutum olduğu kanısını taşıyorum. Bilindiği gibi, 2007 Genel Seçiminde Kürdlerin tutumuna ilişkin de, yürürlükte olan  faşist 12 Eylül askeri anayasası temelden değiştirilmeden, Kürdlerin kendi kimlikleri ile parlamentoda temsilinin olanaklı olmadığını, dolayısıyla 2007 Genel Seçiminde parlamentoda koltuk kapma düşkünlüğü yerine, Kürdistan’da iktidar olmaya odaklanmanın daha dik bir duruş ve doğru bir tutum olacağını dile getirmiştim.

 

Dolayısıyla mevcut koşullarda parlamenter mücadelenin olanaklı olduğunu ileri süren çevrelerin, aynı zamanda da, Kürd halkının meşruiyetten doğan haklarını hiçbir yasal kısıtlamayla sınırlamadan her platformda savunmak ve faşizmi sürekli kılan üniformalıların siyaset üzerindeki vesayetlerini sorgulayarak, Türk ve Kürd halkları arasında demokratik uzlaşı ve hakça paylaşımı temel alan bir perspektifin de egemen kılınmasına katkı sunmaları bir zorunluluktur. Ancak DTP’nin, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunan AKP’ye karşı, statükocu fosillerle aynı dili kullanyor olması, halkımız adına bir talihsizliktir. Zira, devletin lojistik desteği ile PKK ve türevleri üzerindeki vesayetini sürdürme olanağı bulan Öcalan’nın, “avukatları” aracılığıyla sürekli kıldığı güç ve bilgi kirliliği, DTP’de ufuk tutulması yaratmıştır.

 

Oysa, Kürd halkı adına siysset yaptıklarını iddia eden aktörlerin, farklı toplumları çatıştırarak beslenen düşünce tarihinin aşılmasına katkı sunan farklı tartışma alanlarını açmaları gerekir. Yani, Kemalist Rejim’in kendisini yeniden üretebilme refleksiyle olguların inkarını temel alan kuruluş felsefesi, Türkiye’nin toplumsal dinamiklerini parçalamakla kalmayıp, günümüze aktardığı travmalar açısından da hayli zengin bir ülke olduğu gerçeğini gözden kaçırmadan, barışçıl yeni tarz siyasi bir yönelimin tesbiti kendisini dayatmaktadır. Aksi takdirde Kuzey’deki tarihi hataların tekrarı ve yetmezliklerimizin de sürekliliği kaçınılmaz olacağı gibi, halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımları açısından da bir risk oluşturur.

 

Dolayısıyla, AKP’nin sivil bir anayasa benzeri atmak istediği her demokratik bir adıma paralel olarak, PKK’nin Öcalan’ın sağlığını gerekçe göstererek, yapay bir gündem yaratması ve kör bir şiddeti tırmandırarak, statükocular lehine kaotik bir durum yaratan eylemlerini sorgulayamayan bir DTP’nin, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunamıyacağı gibi, toplumsal gerilimden nemalanan güç odaklarının bir yedeği olmaktan kendisini arındıramaz. Öte yandan, DTP; Kürd halkının ulus olmaktan doğan meşru haklarını Kemalizm ile harmanlayarak halkımızı siyasi olarak aldatan PKK’nin; Kürd halkının ulusal demokratik hakları kapsamında hiçbir anlam ifade etmeyen, tersine, militer oligarşik erki besleyen kirli bir savaşı sürdürmesinin mantıksızlığını sorgulayabilme iradesizliğinin bir sonucu olarak, sergilediği yamuk duruşundan dolayı da, parlamenter mücadelede tıkanmıştır. DTP’ye haksızlık yapmama adına bir gerçeğin de altını çizmekte yarar görüyorum. “Dost” ve düşmanın ortak kullandığ İmralı Karargâhı’ndan sevk ve idareyi içselleştiren bir oluşum, yamuk olmak zorundadır.

 

ABD’nin bölgeye yerleşmesi, aynı zamanda Kürdistan’ı parçalayıp aralarında bölüşen sömürgeci devletlerin kimyasını da Irak’ta bozmuştur. ABD’yi direkt karşılarına alamayan Türkiye ve İran sömürgecileri, PKK’nin Güney Kürdistan’da mevzilenmiş olmasını bahane ederek, halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımlarını sabote etmeye yönelik kullanmaktadırlar. Bu tür bahaneleri geçersiz kılmanın yolu, tüm toplum kesimlerinin  statükocu odakları besleyen PKK’nin silahlı eylemlerini mahkûm ederek, silah tehditinden arındırılmış, barışçıl bir ortamın egemen kılınmasını içselleştirmesidir.

 

Kısacası; DTP’nin, İmralı vesayetinden arınarak, Uluslararası konjonktürün Kürd Sorunu’nun barışçıl, eşit hak ve hukukun temeline dayalı çözümüne ilişkin sunduğu bu tarihi şansı iyi değerlendirerek, bunun; tarihi bir zorunluluk ve sorumluluk olduğunu kavraması ve gereklerini yerine getirmesidir. Yani, ulusumuzun tarih ve toprak bütünselliğini temel alan barışçıl, eşit ve gönüllü birlikteliğin olmazsa olmazlarını net bir biçimde ortaya koymalı ve bunu temel alan aparatları yaratmaya yönelik “İmro-Kürd” barikatını aşarak, Kürdistani bir mecraya dönmelidir. Aksi taktirde, adını bile anımsamakta zorlandığım diğer PKK türevleri gibi yok olup gideceklerinden kuşku duymuyorum.

 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0