Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Din-Devlet Ve Kürdler

Din-Devlet Ve Kürdler

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Eğer; tarih sadece olgu ve olayların kaydedildiği bir günlük gibi değil de, günlük olayların hazırlayıcısı, kökeni ve nedensel içeriği olarak algılanırsa, toplumsal sorunların çözümüne ilişkin önermeler sunması daha da olanaklı olur. Türkiye’de kriz üretmek temelinde yürütülen soyut laiklik tartışmaları ile Kürdistan’da buna paralel olarak piyasaya sürülen İslamiyet’in; Kürd Ulusal Sorunu’na etkileri üzerine sürdürülen polemiklerin, yukarıda ifade ettiğim tarihin algılanması kapsamında değerlendirilmesinin, halkımızın ulusal çıkarları açısından daha sağlıklı ve yapıcı olabileceğini düşünüyorum. 

Komploculuğu bir yaşam biçimi olarak seçen Kemalist klik, Cumhuriyet’in ilanından sonra rasyonalist bir ideoloji üretmek yerine, Osmanlı’dan miras aldığı geleneksel ideoloji olan dini kullanarak toplumu manipüle etmeyi tercih etti. Bir kurum olarak din; devlet aygıtının bir bileşeni olmaya devam ettiği gibi, din ile siyaset hiçbir zaman birbirinden ayrılmadı. Sadece Osmanlı’daki Şeyhülislam’ın fetva verme işlevi, Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi. Dolayısıyla Cumhuriyet’in tüm süreçlerinde laiklik anlayışı, din ve devlet ilişkisinin tarihi evrimleşme süreci bağlamında değerlendirildiğinde, Cumhuriyet döneminin gerçek anlamda bir laiklikten ziyade, iktidarın ihtiyacı doğrultusunda dini araçlaştırmaktan ibaret olduğu görülecektir.

 

Din ve devlet ilişkisi bakımından Cumhuriyet dönemindeki durum, özünde Osmanlı imparatorluğu’ndaki sistemin bir devamından başka bir anlam ifade etmiyor. Modern çağda kurulan merkezi devletlerin farklı bir kültüre, dile veya dine sahip olan toplulukları, tek bir milli kimliğe dahil etme çabası, yani ortak bir dilin ve kültürün vatan sınırları içindeki tüm topluluklara kabul ettirilmesinde entegrasyon esas alındı. Türkiye’de ise bu süreç; tam tersine farklı dilleri, kültürleri ve dini inançları yok sayarak zorunlu ve tekçi kanlı bir asimilasyon süreci tercih edildi.

 

Türkiye’de tüm kurumlar Özel Harb Dairesi’nin denetimi altındadır. Siyasi Partiler, İşçi Sendikaları ve Üniverseteler de buna dahildir. Militarist güç; kendisine karşı politika üretmeyen ve kendini her alanda savunan kurumlara yönelik eleştirileri rejim karşıtı bir görüş olarak algılar. Militarist–Kemalist ideolojiyi her alanda dile getirmeyen kurumlar ayakta zor kalır. Çünkü bu kurumlar hazineden beslenen kurumlardır. Bunların başında gelenlerden biri de Diyanet İşleri Başkanlığı kurumudur.

 

2007 yılı bütçe görüşmelerinde Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine ilişkin TBMM tutanaklarına geçen ve oy birliğiyle kabul gören konuşmasından bazı bölümleri din ve devlet ilişkisinin önemini vurgulamak açısından aşağıya aktarmakta yarar görüyorum.

 

“ Başkanlığın toplam kadro sayısı 88.564, dolu kadro sayısı ise 79.652, ülke genelindeki cami sayısı 77.777 –bir ay önceki rakamdır bu- bu camilerde 57.500 imam-hatip ve 9.853 müezzin-kayyım görev yapıyor. Halen 6.217 imam-hatip ve 693 müezzin-kayyım kadrosu boş bulunuyor. Yani, buralarda kadrolarımız var, ama görevlimiz yok. ( Bunlara 15 bin yeni kadro takviye edildi.B.N) Sayın Başkan, değerli üyeler; hizmet ve faaliyetlerini özetlemeye çalıştığımız Diyanet İşleri Başkanlığının 2007 Malî Yılı Bütçesi, 2006 yılına göre yüzde 25,2 artırılarak 1 milyar 638 milyon 338 bin yeni Türk lirasına yükseltilmiştir. “

 

Görüldüğü gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’na bütçeden aktarılan para, Sanayi ve Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Turizm, Çevre ve Orman gibi beş bakanlığının toplam bütçelerine eşittir. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin kurumları içinde Milli Eğitim ve Savunma Bakanlığı’ndan sonra en fazla personel barındıran bir kurum olarak yer almaktadır. Bu kurum devletin denetiminde olup, vatandaşın denetimine kapalı bir konumdadır.

 

“… Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine özel irşat ( Doğru yolu gösterme, uyarma. B.N) programları uyguluyoruz. Bu bölgelere yönelik olmak üzere mesela son üç yılda toplam 1427 konferans ve panel düzenledik. Sadece 2006 yılında bölgeye 76 personel marifetiyle özel irşat programı uygulanmıştır.”...Bu programlar sadece Diyanet İşleri Başkanlığınızın kendi elemanlarıyla, personeliyle değil üniversitelerimizden ve ilgili kurumlardan da yardım alarak bu programları hazırlıyoruz…“

 

Yukarıya aldığım paragraftan da anlaşılıyor ki, Osmanlı imparatorluğu döneminde olduğu gibi günümüzde de etnik farklılıkları İslami bir kimlik yoluyla aşmaya çalışan Kemalist erk; dini, Cumhuriyet tarihinin tüm süreçlerinde kendi varlığını korumak için büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Kürd Ulusal Demokratik Mücadelesi’nin gelişmesi önünde bir tampon gibi işlev gören din, 12 Eylül darbecileri ve Özal’lı yıllarda daha bir güçlendirilerek, günümüzde yaşları 18-30 arası olan gençlerimizden bir hacılar ordusu oluşturulmuş ve bazı istisnalar hariç, bu toplum kesimi, Kürd sorununa karşı çok ilgisizleştirilmiştir. Günümüzde ülkemizin en ücra köşesindeki cami’lerde bile, devlet kendi politikasına uygun Türkçe Hutbe okutmaktadır.

 

Devletin tarikatlar yoluyla ülkemizde geliştirdiği din ve ona yüklediği misyonun yanısıra, ulusal kurtuluşçu güçlerin de dine dogmatik yaklaşımdan kaynaklanan yetmezlikleri, ulusal bileşenlerin ayrı kulvarlarda cepheleşmesine zemin oluşturmuştur. Ulusal dinamiklerin birbirlerine karşı kullandığı aşırı zorun, toplumsal bünyede yaratmış olduğu travmaları yakın tarihimizden öğrenebileceğimiz gibi, bu hataların tekrarı durumunda geleceği de öngörmek olanaklıdır. Bu bağlamda, Kürdistan’ın bölünüp parçalanmasını, paylaşılmasını ve Kürd ulusunun bağımsız devlet kurma hakkının gaspedilmesinin sonuçlarını dine yüklemek, gerçeği tam olarak ifade etmediği gibi, halkımızın ezici çoğunluğunun müslüman olduğu olgusunu dikkate almayan eleştiriler, halkımızın ulusal irade birliği oluşturma çabalarına zarar verir.

 

Sorunun önemli bir bölümünün, bir iktidar aracı olan dinin, Kürdlerin Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin önemli bir aracı olarak konumlandırabilme yetmezliğinden kaynaklandığını kabul etmek durumundayız. Yetmezliklerimizi dine yüklemek ve dolayısıyla karşı olmak, ulusal siyasi irade birliğine karşı bir handikap oluşturmaya devam edecektir. Diyalektik tarihsel materyalist yöntemi kullanan toplum kesimlerinin, dini tartışmalarda doğru bir zeminde etkili olabilmeleri için, arzulananın dışında tartışmaların başka alanlara kayabileceği olasılığını da hesaplamak durumunda olmalıdırlar.

 

Devlet Bakanı Mehmet Aydın devamla, “…Yurt içindeki kütüphaneler, cezaevleri, Kur’an kursları, dernekler ile yurt dışındaki dernek ve camilere ve vatandaşlarımıza son üç yılda toplam 7.170.121 kitap ücretsiz dağıtılmıştır. Son üç yılda üç dinî yayınlar kongresi düzenlenmiştir. Yurt dışı din hizmetlerini yürütmek ve koordine etmek üzere 18 ülkede büyükelçiliklerimiz bünyesinde Din Hizmetleri Müşavirliği ve 22 Başkonsolosluğumuz bünyesinde Din Hizmetleri Ataşeliği bulunmaktadır. Ayrıca müşavirlik ve ataşeliklerin emrine sınavla seçilen 991 din görevlisi görevlendirilmiştir...

 

Mahalli din görevlisi yetiştirme çalışmaları yürütülmektedir. Bu çerçevede Frankfurt Üniversitesinde İslam İlahiyat Bölümü kurulmuştur. Bunun için hakikaten çok büyük çaba harcadık batıda, özellikle Almanya’da. Almanya’nın iyi bir üniversitesinde bilimsel bir kürsü açmak, bilimsel bir bölüm açmak oldukça zordur. Uzun yıllar ben şahsen siyasi hayatımdan önce bu başladı. Frankfurt Üniversitesiyle kurduğumuz sıkı temas neticesinde çok güzel bir İslam İlahiyat Bölümü açtık. Bu sene 40 öğrencisi var bu bölümde. Bu bölümün masrafının, giderlerinin hemen hemen tamamına yakınını biz karşılıyoruz. Öğretim üyeleri zaten Türk öğretim üyeleridir...

 

Türk cumhuriyetleri, Balkanlar ve Kafkaslar’da her yıl öğrenciler ülkemize getirilmekte, onların iaşe ve ibateleri (barındırmaları B.N) Türkiye Diyanet Vakıfınca karşılanmakta ve öğrencilere burs verilmektedir. Son üç yılda bu ülkelerden 3 bin civarında öğrenci gelmiştir ülkemize. Yine bu ülkelerde şimdiye kadar toplam 11 dinî okul açılmış olup, bütün giderleri yine Başkanlık bünyesinde ve Diyanet İşleri Vakfınca karşılanıyor. Bu ülkelere mahallinde bastırılıp dağıtılmak üzere son üç yılda toplam 571 116 kitap gönderdik ve bunların hepsi ücretsiz gönderiliyor. “ diyerek devlet ve din ilişkisinin niteliğini tarihe not düşüyor.

 

Yukarıya aktardığım çok kapsamlı ve uluslararası boyutu olan devletin dini geliştirme ve yayma çalışmaları, statükocu odakların din üzerinden toplumu germek adına ileri sürdükleri argümanların tersine, ortak toplumsal bir bağ olan dinin toplumun güdülmesinde ve gerilmesinde büyük bir araç olarak kullanılması olgusu; Osmanlı’da olduğu gibi, Cumhuriyet tarihinin de temel stratejik bir politikası olmuştur. Bu anlamıyla Türkiye’de süregelen soyut laiklik tartışmalarının temelinde, devletin tekelinde olan bu suistimal mekanizmasının başka güçler tarafından da kullanılmak istenmesine olan tahammülsüzlük yatmaktadır. Kemalist rejim, Diyanet aracılığıyla topluma yön verdiği gibi, kendisini de dokunulmaz kılıyor. Bundan dolayıdır ki, hiçbir siyasi parti Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı, işlevi ve konumu üzerine görüş belirtemez. Bu tür konularda görüş belirtmek rejim karşıtlığı kapsamında yorumlanır.

 

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan halklar mozaiğinden devşirme bir ulus devletin inşa edilmesinde dinin entegre edici rolü çok büyüktür. Statükocu güç, Osmanlı enkazı üzerine bir Cumhuriyet kurmak ile övünürken, diğer taraftan da Osmanlı’daki ümmet yapısının sürekliliğini soyut bir laiklik kavramıyla hep gizlemeye çalışmışlardır.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Mustafa Kemal’e tanrısal bir misyon yüklemesinin yanısıra, sömürgeci devlet kurumlarını da kutsayan bir fetva merkezi olarak işlev görmesi elbette eleştirilmelidir. Diyanetin bu tekçi ve ulusal mücadelemizi güdükleştiren kasıtlı uygulamalarına karşı çıkarken, din ve devlet ilişkisini göz ardı etmeden, dinin Kürdistan versiyonunu değerlendirmede daha da sağduyulu olmamızın yaşamsal derecede önemli olduğu kanısındayım.

 

 

Yorumlar (3 gönderildi):

beşir .. 06 May, 2008 07:30:24
avatar
Bu anlayışınızdan dolayı sizi kutluyorum. Tam bir gönül işini yapıyorsunuz.
xort ciwanbû .. 06 May, 2008 08:24:52
avatar
Wek info ji bo vê nivîsê dikarim bêjim, ku dewleta tirk ne tenê di nava sînorên xwe de , her waha bo armancên xwe yên Panturkist û turana mezin jî dîn (islam) bikartîne! û pir bi hostayetî.

"Tê gotin, ku li "Kirim" a Ukraina, ji pishtî hilweshîna sovyetê ta roja me,dewleta tirkî 450 million dollar rijandiye vê herêmê, ku nishtecihên "Kirim" ê piranî tatarên turk û naxshîbendî nin!" (rojnameya rusî Pravda,05.05.2008,Aleksandr Anoxin, www.pravda.ru)
adar .. 07 May, 2008 02:10:00
avatar
Sorun sadece ve sadece cehalettir. Cahil iseniz sizi herkes kullanacaktır. Ama bu mevzu olgudan kaçar ve rejime emanet ederseniz o da işine geldiği gibi kullanacaktır. İnsanlar sizlerin dünya görüşlerinize göre ya peşinizden gelir, ya destekler yada karşınızda olur. Denildiği gibi ezici çoğınluğu müslüman olan kürdler açısından bu konu sön derece önemlidir. Yarında önemli olacaktır. Yok eğer benim siyasetim budur diyorsan (yani islam inancının kürdlere uygun olmadığını herşeyin o'ndan kaynaklandığını ve bundan dolayı karşısında olduğunu söylersen ve eyleme geçersen ) varacağın nokta bu gün geldiğimiz durum olacaktır. Bizleri dönüştürebileceksen yap ama olmayacaksa da bu kadar vakte yazık. Bana göre her halkın sahip olduğu gelenek ve inançlarla çatışmayacak siyaset geliştirmek lazım. Çinde islam devrimi yapmaya kalkışmak ne kadar saşmaysa Kurdistan'da kominist/sosyalist devrime kalkışmak o kadar saçmadır. 30 yıldır Pkk kendi ideolojisini rejim de kendi dinini dayatıyor. Çorba bir halk olduk. Ne tam müslüman olduk ne de kominist, ne tam kürd kalabildik nede türk olabildik.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
5.00