Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: PKK Tarihi Bir Yanılsamadır PKK Tarihi Bir Yanılsamadır ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 21 Jun, 2009 11:56:00 PKK Tarihi Bir Yanılsamadır Gerçek Tarih; Geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman bildirerek, sebep ve sonuç ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Resmi Tarih ise; tarihte yaşanmış ve geçmiş olanın egemenlerin gereksinimleri doğrultusunda kurgulanmasıdır. Resmi Tarih'lerde temel amaç toplumsal belleği yok ederek, toplumları hafıza kaybına uğratmak ve tek başına yeterli olmayan Resmi Tarih'in, Resmi İdeoloji ile beslenmesini/desteklenmesini sağlamaktır. PKK yayın organlarının "Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ başlığıyla piyasaya sürdükleri kurgu, yukarıda ifade etmeye çalıştığım Resmi Tarihi/İdeoloji oluşturma kapsamında değerlendirilmelidir. Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü istenildiği gibi gitmese de 2002 yılından itibaren açık bir biçimde süregelen bir iktidar mücadelesi ve bu mücadelenin dışavurumu olarak başlayan Ergenekon Davası, sistemden beslenen güçlü direnç odaklarının tüm engelleme çabalarına rağmen devam etmektedir. Ergenekon çetesinin Kürd Ayağı/Ayaklarının kim veya kimler olduğu sorusuna yanıt arandığı bir dönemde Öcalan Medyası “Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ başlığı altında sekiz gün süren bir yazı dizisi başlattı. Ancak, PKK bu yazı dizisinde sadece Öcalan'ın gazabından kurtulmuş (!) olan “eski” PKK kadrolarını günah keçisi olarak kamuoyuna sunmasının arka planında, devlet ile ilişkileri noktasında sıkışan Abdullah Öcalan'ı temize çıkarma çabası sırıtmaktadır. Zira yazı dizisinde işlenen temaya göre; Abdullah Öcalan ilk günden itibaren ajanlar tarafından kuşatılmış ve kendisi dışındaki tüm PKK kadroları da devlet adına onu boşa çıkarmak için uğraşmışlar. Ancak, “Ulu Önder(!)” her şeyin üstesinden gelmesini hep bilmiş, İmralı'da da askerin tüm baskılarına (!) rağmen dik durmuş (!) ve Kürdler lehine (!) süreci iyi götürmektedir. Dolayısıyla, herkes “ajan” olabilir, ama Öcalan olamaz. Zira ona her şey mubahtır! Resmi Tarih oluşturmada göreceli bir başarı da sağlamış olan Kemalizm'in yanı sıra, adeta O'nun bir türevi olan PKK'ye de Türkiye Resmi Tarihi'nin Kürdistan versiyonu oluşturulmuştur. Dolayısıyla, PKK Resmi Tarihi de tıpkı Türkiye Resmi Tarihi gibi yalan, yok sayma, sansür ve siyasi cinayetlere dayanan/beslenen bir tarih kurgusudur. 1970'lerden sonra Kürd toplumsal belleği Öcalan ve PKK'sinin gereksinimine yanıt olabilecek bir şekilde sömürgeci egemenlerin katkısıyla yeniden dizayn edilmiştir. Zira Türkiye ve Kürdistan'daki namuslu entelektüel fukaralık, aynı zamanda Kemalizm ve O'nun bir türevi olan Apoizm'in karşılıklı olarak birbirlerini yeniden üretmesine elverişli bir zemin oluşturuyor/oluşturmaktadır. Ancak, Tarihin hafızası biraz kurcalandığı zaman görülecektir ki, PKK daha grup aşamasından itibaren Kürdistan'daki tüm grup ve örgütlerini düşman kategorisinde değerlendirmiş ve ulusal dinamiklerin domura uğratılması noktasında da sömürgeci egemen odaklar ile paralellik arz eden bir stratejiyi temel almıştır. Keza, İstisnasız tüm Ulusalcı Kürd örgütlerine saldırarak toplumu terörize etmenin yanı sıra, illegal örgütleri deşifre etmede de sömürgeci güç odaklarına katkı sunmuştur. Dolayısıyla, Kürd toplumunun bileşenlerini parçalamayı/yok etmeyi amaç edinerek işe başlayan Öcalan grubu, parti ilanından sonra da bu faşist teoriyi programlaştırdı. PKK'nin içinde veya dışında yetişmiş halkımızın değerli kadroları hedef alınarak “ajan" ve "hain” diye yok edildiler. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/804.html Öte yandan da PKK'de gerçekten insiyatif sahibi olabileceklerin tasfiyesine, 1977 yılında Antep'te öldürülen Haki Karer ile başlanmış ve derinliğine sistemleştirerek/yaygınlaştırılarak günümüze dek süregelmiştir. PKK'nin ortaya çıkışı ile birlikte önce kendi sağına ve soluna saldırarak Kürd toplumunun iç dinamiklerini ”Bağımsız, Birleşik, Demokratik ve Sosyalist Kürdistan” adına paramparça etmiştir. PKK kurulmadan önce, izleme adına; kurulduktan sonra kontrol adına; Suriye'ye geçtikten sonra, dağılıp kontrolden çıkma korkusu adına; Öcalan'ın sağ bırakılması ve PKK üzerindeki mutlak hâkimiyetinin sürdürülmesi devlet tarafından temel bir politika olarak hep devam ettirilmiştir. İmralı süreci adına da bu dokunulmazlık devam ettirilmektedir. Devlet tarafından Abdullah Öcalan'a böylesi yakın ilgi ve lojistik desteğin nedenlerini, Öcalan'ın 1970'lere dayanan ve MİT'in bir Havuz Kuruluşu olan, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ndeki faaliyetlerinde aramak gerekir. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/353.html PKK'nin kuruluş aşamasında da Öcalan; Pilot Necati Kaya, Kesire Yıldırım/Öcalan ve daha niceleri tarafından sürekli takviye edilmiştir. Keza, Öcalan'a lojistik ve psikolojik destek sağlaması amacıyla 1989-1991 tarihlerinde Doğu Perinçek tarafından takviye yapıldı. Öcalan ile görüşmelerinden dolayı da sorgulanan Perinçek; mahkeme heyetince kendisine yöneltilen suçlamalara karşı; “Apo ile yakınlaşmam bir devlet göreviydi. Kardeşlik çözümünü savunduğum için bu görevi kabul ettim. Bu gizli bir görevdi. Genelkurmayın konudan haberi var” dedi. 1992 yılından sonra da Öcalan'ın İmralı sürecini hazırlamak için de aynı güç odakları tarafından Yalçın Küçük ile takviye edilmiştir. Yalçın Küçük'de mahkemelerde Doğu Perinçek benzeri gerekçeleri ileri sürmüştür. Keza, PKK'nin sadece Pilot Necati ve Kesire Yıldırım kanalıyla kontrol edildiği ve bu mekanizmanın onlarla sınırlı olduğunu sanmak bir yanılgıdır. Pilot zamanında PKK'de yapılan uygulamaların, Pilot'un devre dışı bırakıldığı iddia edilen dönemden sonra da değişime uğramadan uygulanması, iddia edildiği gibi, Pilot'un PKK hareketi içinde en etkin ajan konumunda olmadığının belgesidir. Bu tür dezenformasyonlar, en etkin kişinin Öcalan olduğu gerçeğini gizlemek için sinsice seçilmiş argümanlardır. Dolayısıyla, PKK medyasında işlenen “Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ yazı dizisi yalanlar üzerine inşa edilmiş, PKK Resmi Tarihi'nin tekrarından öte bir anlam taşımıyor. Kürdistan'ın genç nesillerine empoze edilen PKK Resmi Tarihi; gerçek tarihin tersine üretilmiş bir kurgudur. Bilerek geçmişi yok saymak mümkündür, ancak geçmişi yok etmek mümkün değildir. Türkiye Resmi Tarihi'nin yok saydığı, yok etmek için onca çaba harcadığı Kürd gerçekliğinin ağır asimilasyon ve soykırım denemelerine rağmen, hâlâ öcünü alırcasına ve inatla gündemdeki yerini alması, geçmişin yok edilemeyeceğinin bir sonucudur. Keza, Öcalan ve PKK'sinin de gerçekleri halktan saklamak için oluşturdukları PKK Resmi Tarihi de tarihi olguları yok saymaya yetmeyecek ve Öcalan devlet ilişkisi mutlaka, ama mutlaka açığa çıkacaktır. 19 Haziran 2009 suleymanakkoyun@hotmail.com