PKK Tarihi Bir Yanılsamadır
PKK medyasında işlenen "Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?" yazı dizisi yalanlar üzerine inşa edilmiş, PKK Resmi Tarihi'nin tekrarından öte bir anlam taşımıyor. Kürdistan'ın genç nesillerine empoze edilen PKK Resmi Tarihi; gerçek tarihin tersine üretilmiş bir kurgudur. Bilerek geçmişi yok saymak mümkündür, ancak geçmişi yok etmek mümkün değildir. Türkiye Resmi Tarihi'nin yok saydığı, yok etmek için onca çaba harcadığı Kürd gerçekliğinin ağır asimilasyon ve soykırım denemelerine rağmen, hâlâ öcünü alırcasına ve inatla gündemdeki yerini alması, geçmişin yok edilemeyeceğinin bir sonucudur.
PKK Tarihi Bir Yanılsamadır
Gerçek Tarih; Geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman bildirerek, sebep ve sonuç ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır. Resmi Tarih ise; tarihte yaşanmış ve geçmiş olanın egemenlerin gereksinimleri doğrultusunda kurgulanmasıdır. Resmi Tarih'lerde temel amaç toplumsal belleği yok ederek, toplumları hafıza kaybına uğratmak ve tek başına yeterli olmayan Resmi Tarih'in, Resmi İdeoloji ile beslenmesini/desteklenmesini sağlamaktır. PKK yayın organlarının "Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ başlığıyla piyasaya sürdükleri kurgu, yukarıda ifade etmeye çalıştığım Resmi Tarihi/İdeoloji oluşturma kapsamında değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü istenildiği gibi gitmese de 2002 yılından itibaren açık bir biçimde süregelen bir iktidar mücadelesi ve bu mücadelenin dışavurumu olarak başlayan Ergenekon Davası, sistemden beslenen güçlü direnç odaklarının tüm engelleme çabalarına rağmen devam etmektedir. Ergenekon çetesinin Kürd Ayağı/Ayaklarının kim veya kimler olduğu sorusuna yanıt arandığı bir dönemde Öcalan Medyası “Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ başlığı altında sekiz gün süren bir yazı dizisi başlattı. Ancak, PKK bu yazı dizisinde sadece Öcalan'ın gazabından kurtulmuş (!) olan “eski” PKK kadrolarını günah keçisi olarak kamuoyuna sunmasının arka planında, devlet ile ilişkileri noktasında sıkışan Abdullah Öcalan'ı temize çıkarma çabası sırıtmaktadır.
Zira yazı dizisinde işlenen temaya göre; Abdullah Öcalan ilk günden itibaren ajanlar tarafından kuşatılmış ve kendisi dışındaki tüm PKK kadroları da devlet adına onu boşa çıkarmak için uğraşmışlar. Ancak, “Ulu Önder(!)” her şeyin üstesinden gelmesini hep bilmiş, İmralı'da da askerin tüm baskılarına (!) rağmen dik durmuş (!) ve Kürdler lehine (!) süreci iyi götürmektedir. Dolayısıyla, herkes “ajan” olabilir, ama Öcalan olamaz. Zira ona her şey mubahtır!
Resmi Tarih oluşturmada göreceli bir başarı da sağlamış olan Kemalizm'in yanı sıra, adeta O'nun bir türevi olan PKK'ye de Türkiye Resmi Tarihi'nin Kürdistan versiyonu oluşturulmuştur. Dolayısıyla, PKK Resmi Tarihi de tıpkı Türkiye Resmi Tarihi gibi yalan, yok sayma, sansür ve siyasi cinayetlere dayanan/beslenen bir tarih kurgusudur. 1970'lerden sonra Kürd toplumsal belleği Öcalan ve PKK'sinin gereksinimine yanıt olabilecek bir şekilde sömürgeci egemenlerin katkısıyla yeniden dizayn edilmiştir. Zira Türkiye ve Kürdistan'daki namuslu entelektüel fukaralık, aynı zamanda Kemalizm ve O'nun bir türevi olan Apoizm'in karşılıklı olarak birbirlerini yeniden üretmesine elverişli bir zemin oluşturuyor/oluşturmaktadır.
Ancak, Tarihin hafızası biraz kurcalandığı zaman görülecektir ki, PKK daha grup aşamasından itibaren Kürdistan'daki tüm grup ve örgütlerini düşman kategorisinde değerlendirmiş ve ulusal dinamiklerin domura uğratılması noktasında da sömürgeci egemen odaklar ile paralellik arz eden bir stratejiyi temel almıştır. Keza, İstisnasız tüm Ulusalcı Kürd örgütlerine saldırarak toplumu terörize etmenin yanı sıra, illegal örgütleri deşifre etmede de sömürgeci güç odaklarına katkı sunmuştur. Dolayısıyla, Kürd toplumunun bileşenlerini parçalamayı/yok etmeyi amaç edinerek işe başlayan Öcalan grubu, parti ilanından sonra da bu faşist teoriyi programlaştırdı. PKK'nin içinde veya dışında yetişmiş halkımızın değerli kadroları hedef alınarak “ajan" ve "hain” diye yok edildiler. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/804.html
Öte yandan da PKK'de gerçekten insiyatif sahibi olabileceklerin tasfiyesine, 1977 yılında Antep'te öldürülen Haki Karer ile başlanmış ve derinliğine sistemleştirerek/yaygınlaştırılarak günümüze dek süregelmiştir. PKK'nin ortaya çıkışı ile birlikte önce kendi sağına ve soluna saldırarak Kürd toplumunun iç dinamiklerini ”Bağımsız, Birleşik, Demokratik ve Sosyalist Kürdistan” adına paramparça etmiştir.
PKK kurulmadan önce, izleme adına; kurulduktan sonra kontrol adına; Suriye'ye geçtikten sonra, dağılıp kontrolden çıkma korkusu adına; Öcalan'ın sağ bırakılması ve PKK üzerindeki mutlak hâkimiyetinin sürdürülmesi devlet tarafından temel bir politika olarak hep devam ettirilmiştir. İmralı süreci adına da bu dokunulmazlık devam ettirilmektedir. Devlet tarafından Abdullah Öcalan'a böylesi yakın ilgi ve lojistik desteğin nedenlerini, Öcalan'ın 1970'lere dayanan ve MİT'in bir Havuz Kuruluşu olan, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ndeki faaliyetlerinde aramak gerekir. Daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/353.html
PKK'nin kuruluş aşamasında da Öcalan; Pilot Necati Kaya, Kesire Yıldırım/Öcalan ve daha niceleri tarafından sürekli takviye edilmiştir. Keza, Öcalan'a lojistik ve psikolojik destek sağlaması amacıyla 1989-1991 tarihlerinde Doğu Perinçek tarafından takviye yapıldı. Öcalan ile görüşmelerinden dolayı da sorgulanan Perinçek; mahkeme heyetince kendisine yöneltilen suçlamalara karşı; “Apo ile yakınlaşmam bir devlet göreviydi. Kardeşlik çözümünü savunduğum için bu görevi kabul ettim. Bu gizli bir görevdi. Genelkurmayın konudan haberi var” dedi. 1992 yılından sonra da Öcalan'ın İmralı sürecini hazırlamak için de aynı güç odakları tarafından Yalçın Küçük ile takviye edilmiştir. Yalçın Küçük'de mahkemelerde Doğu Perinçek benzeri gerekçeleri ileri sürmüştür.
Keza, PKK'nin sadece Pilot Necati ve Kesire Yıldırım kanalıyla kontrol edildiği ve bu mekanizmanın onlarla sınırlı olduğunu sanmak bir yanılgıdır. Pilot zamanında PKK'de yapılan uygulamaların, Pilot'un devre dışı bırakıldığı iddia edilen dönemden sonra da değişime uğramadan uygulanması, iddia edildiği gibi, Pilot'un PKK hareketi içinde en etkin ajan konumunda olmadığının belgesidir. Bu tür dezenformasyonlar, en etkin kişinin Öcalan olduğu gerçeğini gizlemek için sinsice seçilmiş argümanlardır.
Dolayısıyla, PKK medyasında işlenen “Ergenekon PKK'ye ajan sızdırdı mı?“ yazı dizisi yalanlar üzerine inşa edilmiş, PKK Resmi Tarihi'nin tekrarından öte bir anlam taşımıyor. Kürdistan'ın genç nesillerine empoze edilen PKK Resmi Tarihi; gerçek tarihin tersine üretilmiş bir kurgudur. Bilerek geçmişi yok saymak mümkündür, ancak geçmişi yok etmek mümkün değildir. Türkiye Resmi Tarihi'nin yok saydığı, yok etmek için onca çaba harcadığı Kürd gerçekliğinin ağır asimilasyon ve soykırım denemelerine rağmen, hâlâ öcünü alırcasına ve inatla gündemdeki yerini alması, geçmişin yok edilemeyeceğinin bir sonucudur. Keza, Öcalan ve PKK'sinin de gerçekleri halktan saklamak için oluşturdukları PKK Resmi Tarihi de tarihi olguları yok saymaya yetmeyecek ve Öcalan devlet ilişkisi mutlaka, ama mutlaka açığa çıkacaktır.
19 Haziran 2009



Yorumlar (31 gönderildi):
Doğu Perinçek'in yukarıda aktardığınız ifadesi doğru ve o görüşmenin amacını Perinçek tarafından açıklıyor. Perinçek o dönem belirli bir misyonla Bekaa'ya gitti. Bunun o dönemde bilinmeyen bir yönü yoktu ki? Çok açık, bilinen bir şeydi. Bunu Bekaa dönüsü sonrası, Perinçek'in Kürt illerinde yaptığı mitinglerde, Kürt Halkından aldığı cevapta da görebilirsiniz. Kitle "Kürdistan faşizme mezar olacak" dedikçe Perinçek çıldırıyor, kitle de inadına daha kararlı ve gür şekilde sloganını atıyordu.
Bekaa ziyaretinin gizli bir yani var mi? Bu görüşme PKK tarafından çok açık yürütüldü. Perinçek'in kim olduğunu, Bekaa ziyaretinin nedenlerini görüşmenin gerçekleştiği dönemde, bir yurtsever olarak çok iyi biliyorduk ve kendi aramızda da açıkça tartışıyorduk.
Bu görüşme her yönüyle videoya kaydedildi, kitlelere gösterildi. Yapılan söyleşi kitap olarak basildi (Perinçek tarafından).
Bu konunun yazınızdaki sekliyle ele alınması, sizin siyasetten hiç anlamadığınızı, gerçekleri ise kendi önyargılarınıza göre çarptırdığınızı gösteriyor.
Konunun ilginç yani ise, bu Perinçek-Öcalan görüşmesine, o dönem basın çalışmalarının başında olan Gümüş'ün hiç değinmemesi. Bunu su açıdan söylüyorum. Sayın Gümüş'ün o görüşme döneminde, bu görüşmenin geri planını, örgüt içinde nasıl değerlendirildiğini çok iyi bilmesi gerekir.
Selamlar...
Öcalan ile hesabımız var. Bu konuda taraflar ve bu tarafta olup işin asli insanları var. Elbette o görüşmeyi ben de biliyorum. Dahası siz şunu biliyor musunuz?
Öcalan'ı devrevi olarak kontrol eden, ona çifte kulak görevi görenler vardı. Bizim gibi eski partililer ve daha doğrusu 1976 Kürdistan katılımlı kadroların şu suçu sabittir.
1- Biz PKK denen bir partinin var olduğuna inanıyorduk. Bu parti kurum ve kurumlaşmasını daha tamamlamamıştı. Her şey zamanla olur, düşüncesindeydik.
Nitekim 27 Kasım 1978 Lice/Fis Köyü Toplantısı (1. Kongre)'yi temel alıyorduk. Ben o zaman yani o toplantıdan hemen sonra Diyarbakır/Ofis/Günaydın Apartmanında Ferhat Kurtay ve Şemsettin Aktaş ile beraber Öcalan'la görüştüm. Mardin İlk Teşkilatı o zaman oluştu. Biz bir parti mensubu olduğumuzu sanıyorduk. Ama gerçekte böyle bir şey yoktu.
2- PKK/MK ve tüm örgüt en fazla 6 ay varlığını sürdürdü. Öcalan tek başına kimseye danışmadan Suriye Hicret kararını aldı. Bunu yanlız ben değil, hiç bir MK üyesi sorgulayamadı.
3- Bunların tüm sebebi; Öcalan Ankara/Tuzluçayır'da Ana Partisi'ni kurmuştu. Parası, adamları ve gücü vardı. Örgütlüydüler. Takım tamamdı.
Bunlar bizim bildiğimiz suçlar.
Bilinmeyenler ise; Partiyi bitek Öcalan yönetmiyormuş.
Bakın bizim içimizdeki derin bağlantılarla Öcalan rahat rahat bu partiyi götürüyormuş. Yani bizler çalışan ama onlar yönetenlerdi.
Daha önce bizim basın ayağımızdaki Hüseyin Aykol'dan Yalçın Küçük'ten yeterince bahsettim.
Gelelim diğer bağlantılara:
1- Öcalan ve Doğu ilişkisi ta 1972'lere dayanır. Sırt sırtaydılar.
2- Birand Devlet tarafından gönderildi. O dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'dı.
3- Sonra devrevi olarak Avni Özgürel'e kadar devreye girenler vardı.
En önemlisi de bu tür ilişkileri -şu veya bu oranda- söz konusu edilenler ya vuruluyor ya kovuluyor ya da Derin Devlete havale ediliyordu.
Doğu- Öcalan ve Ferit İlsever Görüşmesini Akademi Platformunda eleştiren Suat (Tekin Kızılay) Ağrı Fatihi olarak cepheye sürüldü. Hala da akıbetti belli değildi.
Biz tarihimizi çok ama çok iyi öğrendik. Ama çok geç oldu. Atı alan Abdullah İmralı'ya kendini attı. Tam suyu ısınıyordu ki; İmralı isterahatgahına alındı.
Bunu da siz bilmiyorsunuz ve dışarıdan gazel okuyorsunuz.
Ha Parti Kurun, sokağa inin ve boyunuzun ölçüsünü görelim diyorsanız; bunu yanlız siz değil, çokları diyor.
Ama bu konuda acelemiz yok. Bu Nasname'de yazdıklarımız bile 'Fincancı katırlarını ürkütüyor'
İnternet okumayanlara gitmek de bizim işimiz değil, onlar da bir gün sahaya iner.
Selam ve devamla.
Sabredin. Oraya da gelecez.
Konuya ilişkin bir şey yazsaydınız, cevap verirdim...
Fakat asil beni şaşırtan şey ise, her şeyi çok iyi bilmenize rağmen, hiçbir süreci yaşarken onaylamamış olmanız. 70'lerde parti var sanmışsınız, 90'li yılların başında basın faaliyetlerinde yer almışsınız, 2000'lerde de gerçeği görmeye başlamışsın. 2000'lere kadar örgütte kalıp da daha sonra 70'leri 80'leri eleştirmek çok komik bir durum olsa gerek.
Belli ki farklı yerde duruyoruz ve farklı argümanlara sahibiz. Ben bu konuda sizinle bir polemiğe girmek istemiyorum.
Ben Kürd ve Kürdistan'ın bağımsızlığı ve halkının özgürlüğü için bu harekete katıldım. Onlar ve Başkanlarının bu söylemleri olduğu sürece kaldım. Onlar bunu bıraktığı an; benimde kalma şartlarım ortadan kalktı.
Bu halkın özgürlük ve bağımsızlığı için silaha sarılan kim olmuş olsaydı; benim safım onların yanı olacaktı. Sonra ben 1976'larda ilişki kurup, 1978'lrde saflara profesyonelce katıldığım zaman bu Parti ve Öcalan 'Demokratik Cumhuriyet' demiyordu ki?
Demek istediğim şu ki; siz nerdeydiniz?
Benim muhataplarım bu teşkilatın asli Ankara ve ülke kurucularıdır.
Dışarıdan gazel okumak, dışarıdan bakmak olarak bilinmeli. Yoksa herkes beni de PKK'yi de Öcalan'ı da eleştirebilir.
Ve son olarak:
Eğer Öcalan 1999'da daha havadayken 'HİZMETE HAZIRIM, BENİM ANAM DA TÜRKTÜR, BİR FIRSAT VERİLİRSE HİZMET EDERİM' demeseydi yine de bu hareket saflarını terk etmezdim. Savaşımı içerde verirdim. PKK onun olduğu kadar benimdir de.
Bunu anlamak ve anlatmak o kadar zor ki?
Neyse diyelim ve sizinle noktalayalım burada.
Selametle kalın.
Gülmüş
Oysa Perincek'in aydınlık dergisi devrimcileri isim ve adrese kadar ihbar ediyordu. Yıllar sonra Perinçek ile görüşülüyor da nede Kürd ve Türk partilerle gerçek anlamda dostluk ve ittifak kurulmadı? Bugün gelinen aşamada yaşanan tıkanıklık hangi güce dayanıp birlikte hareket etme tercihidir.
Akil adam olarak lanse edilen zati tanımayan var mı? Bunun nasıl bir çözüm perspektifi olabilir? Kimin hangi tarafın akilliğini yapacak? Yoksa Kürdlerden akil adam çıkmaz mı? Geçekler inatçı ve bir o kadar da acıtıcıdır. Olduğumuzu bilmezsek, geçmişimizle yüzleşemezsek, doğru bir tarih bilinci oluşturamayız.
Selamlar
Bu güne kadar yazılanların çizilenlerin cılkı çıktı. Çeşitli nedenlerden dolayı PKK dışına düşenleri; PKK devletin ajanları olarak suçluyor; Dışarıdakiler ise çeşitli farklı şeyler söylese de Apo ve başından beri onun kuklası olmuş olanları devletin adamı olarak adlandırıyor. Böyle bir tartışma inandırıcılığını baştan beri yitiriyor.
Örneğin ben sıradan bir insan olarak …"devrimci militanın özellikleri" broşürünü okuduktan sonra Apo'nun hiç bir değerlendirmesine inanmadım. Çetin Güngör ile Resul Altınok'un suçlandığı andan itibaren de Apo'nun faşist ruhlu, tek adam olma konusunda her türlü çılgınlığı yapacak entrikacı ve kurnaz biri olduğuna emin oldum. Bu entrikalarla 86 kongresinde ipleri eline tam olarak aldığından itibaren de Kürd ulusal mücadelesinin bir kez daha yenildiğini gördüm.
Suriye'ye kaçması, ele geçtikten sonrada canini kurtarmak için nasıl diz çöktüğünü tahlile gerek yok. Ödlek, korkak, pısırık yapısıyla tam genel kurmayın hizmetine girdi. Yani o zamana kadar devletin ta baştan beri görevlendirdiği biri olma ihtimali benim açımdan düşük bir ihtimal. Perinçek, Birand ve diğerleri ile görüşürken de yine gelecekte başına gelecekler konusunda canini kurtarmanın hesapları hep on plandaydı.
Siz bu yorumları yapanlar ve yazıları yazanlar. Bir konuyu görmüyorsunuz ya da çarpıtıyorsunuz. PKK 88-89 dan 93'lere kadar devasa bir güçtü. Balık baştan kokmasa ve bu; örgütte bir sisteme dönüşmese, hastalıklar bu yönüyle bedeni sarmasa gelişmeler çok farklı olacaktı. Pratikteki olumsuzluklardan Apo'cu sistemin etkisi olsa da emin olun pratik içinde belli bir yetki alan Dehak kesildi. Ideolojiye inanan, bu yönüyle kendisini amaçlarına verenler heba oldu-edildi.
Tartışma açıyorsanız pratikte olup ta konuşan insanları da zorlamalısınız. Gerçekler böyle resmi tarih dışında ortaya çıkarılır. Yoksa Apo'ya, O'nun müritlerine öfkeli sizlerin bulunduğunuz konumdan dolayı bütün hinciniz ve öfkenizin sizi duygularınızın esiri ettiği ve duygularınızla yaptığınız yorumları okuyan size de inanmaz.
Gerçekten bu devlet stratejistleri aptal miydi ajanlarını gönderip dernekçilik, broşürcülük yapan bir muhalefeti böyle devasa bir güce dönüştürebilsinler. Örgütü devlet kursa Diyarbakır zindan uygulamaları neden olsun. Köylüyü, çobanı, bir bütün olarak Kürd halkını neden bu mücadele içinde politikleştirip betonlaşan Kürd davasını dünya siyaset gündemine taşısın. Apo ve çevresinde iddia ettiğiniz Çubuk barajı gurubu devlet görevlileri olsa dahi, ve şu an PKK onların güdümünde yönetiliyor olsa da ben on binlerin inandıkları amaçlar için canını verdiği PKK benimdir demeliyim.
Bence bu durumun en yüksek ihtimalli nedeni ‘Serok'umuzun hastalıklı kişiliğidir. Hastalıklı ama çok ta zeki ve kurnazdır. Sadece şu Avrupa'daki örgütten kopanlara bakın. Lafa geldi mi ‘Serok'u kat kat yapar istiflerler. Ama çoğunu tanır biliriz. Serok'a karşı en büyük itirazları bir sinek vızıltısı kadar bile olamamıştır. Selim Çürükkaya, Dursun Ali Küçük, Selahattin Çelik, Baki Karer, Metin Güngöze, Cihangir Hazır ve daha tanıdığım niceleri Serok'umuzun karşısında el pençe dururken, kul olurken simdi yerleştikleri yerlerden Apo bastan beri ajandı diyorlar. Demezler mi insana simdi mi fark ettin. Sen ondan seviyece aşağı değildin.
82 de Resul Altınok tutuklandıktan hemen sonra yapılan ikinci Kongrede hiç tartışmayıp Serok'un Politik raporunu ayakta alkışlayıp onaylayan ben miydim? 84 te Lolan'da MK'nin üçte biri kurşuna dizilirken talimatları ben mi uyguladım? Yoksa, bu uygulamayı sadece Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan'mi yaptı?
Saygılarımla
Taşkıran olabiliriniz de bundan sonra Serokunuz gibi "başkıran" olamayacağınız aklınızın bir köşesine not ederseniz iyi olur.
"başkıran" derken, tabii ki hem maddi olarak çok teşne olduğunuz "şiddet" kavramına atıfta bulunmak istiyorum hem de "zihinleri bulandırma" temelindeki malum Apocu tarz yalana dayalı propaganda biçiminizi kastediyorum.
--------Cenaplarınız diyor ki:
"Perinçek o dönem belirli bir misyonla Bekaa'ya gitti. Bunun o dönemde bilinmeyen bir yönü yoktu ki? Çok açık, bilinen bir şeydi..." ilh..
İyi, madem Perinçek ziyaretinin niyet ve hedefi sizler için açıktı, neden "başkanınız" Kürd çocuklarını böyle düşman niyetler besleyen bir "unsur"un (Perinçek'in) huzurunda esas duruşta bekletme nezaketini (!) göstermekten imtina etmedi.
İnsan bu tür niyet ve hedefler için bir keşif kolu misyonuyla gelen birini karargahına götürür de, hem çiçeklerle karşılayıp hem kendi gerillasını selama durdurur mu ona?
Görüşme esnasında çekilen resimlerdeki samimi hava ile al gülüm-ver külah ahvali içerisindeki bakışları göz önüne aldığında karşımıza 2 ihtimal çıkıyor:
1.Ya sizin asker-gerilla-militan veya milis olarak gördüğünüzü bay "serok"unuz göremedi ve böylece ne kadar basiretsiz olduğunu bir kez daha ortaya koydu,
2.Ya da ulu önderiniz gerçekten her şeyin farkındaydı ve "esas teşkilattan" başka bir meslektaşını ağırlamanın dayanılmaz hazzı ile hepinizle en hafifinden tarihi dalgasını geçiyordu.
Birinci şıkkı sizin ön plana çıkarmanız tuhaf kaçıyor. Hiç bir mürit şeyhin göremediğini biz görüyorduk edepsizliğine yönelemez.Alimallah ismin cismin açık ve belli olsa Apo İmralı karargahından sana özel bir ferman çıkartıp helak ederdi. Şanslısın ki bu yorumu sanal alemde müstear isimle yapıyorsun.
Akıl ve mantık, Perinçek ziyaretinin perde arkasında "hele bak bakalım OUR BOY ne alemde" talimatının bir uzantısı sonucu yapıldığına hükmeder bu kadar deil-dernekten sonra.
Herhalde Perinçek, Bekaa'dan avdette "OUR BOY IS PERFECT" diye rapor sunmuştur daha da tepede mevzilenmiş zatlara.
Perinçek'i geçtim de, şu Y.Küçük olayına aklım ermiyor.
Uzun bir süre hem Aponun karargahını su yoluna çevirdi bu şaklaban, hem de PKK Avrupa platformlarını sömürge valisi havalarında yellendirdi bir gün değil on gün değil seneleri aşan zaman içinde.
Her şeyi gören ve her ajanı çözen, ona yapılan ve yapılacak her komployu boşa çıkarma becerisi gösteren bay Serok, nasıl oldu da Y.Küçük'ün en ufak bir samimiyetsizliğini gözlemleme becerisi gösteremedi.
Düşman tanıma sanatının feylesofu olarak kendini takdim etmekten çekinmeyen Öcalan, iş Y.Küçük ve Perinçek gibilerine gelince neden çırak çıkıyor? Anlayan var mı?
Eleştirmek çok kolay ancak düşüncelerin gerçeğe dönüştürülmesi zannedilenden de daha zor. Apo ve PKK dışında oluşacak projelerin masaya yatırılması gerekir. Kürd halkı apo ve PKK'yi unutmaya çalışırken, sürekli bunların gündeme taşınması, Kürdlerin yararına değil zararınadır.
Geçmişi unutmayalım ama geçmişteki hataları yok edecek yeni oluşumlarla halkımızın önüne çıkalım. PKK ve Öcalan'ın çıkışından bu güne kadar geçen tüm süreçler Kürd halkına zarar vermiştir. Çağ ve şartlar değişmiştir, bu günkü şartlara göre yeniden bir Kürdistan İnşasına gidilmelidir. 1970-1992 yıllarını Kürdlerin karanlık çağı olarak hatırlayalım ve yepyeni bir çağ başlatalım. Kürdüm diyen herkes, kendi imkân ve şartlarına göre katkıda bulunsun...
Sanırım bu kısır bir döngüden başka bir şey değil, eğer yanılıyorsam lütfen düzeltin. Bana göre Apo'yu etkisizleştirmek artık imkânsız ne zaman Mustafa Kemal Türkiye'de etkisizleşirse Apo da o zaman etkisizleşir. Çünkü adam ilah oldu, peygamber oldu, neredeyse tanrı oldu. Bu noktadan sonra biz ne yapabiliriz değerli arkadaşlar.
Şunu da belirtmekte yarar görüyorum, hakaret ve küfür etmek bize yakışmaz sayın arkadaşlar ve değerli hocalarım. Bence Kürd halkı her ne şekilde olursa olsun, özgürleşmeli ve daha sonra kendi içinde yeniden devrimini gerçekleştirmeli ama Kürd halkı özgürleşmeden Apoist düşüncenin Kürdistan'da hâkim olacağı kaçınılmaz bir gerçektir ve bunu engellemek imkânsız görünüyor ve ne yazık ki, imkansızlık aşılamayacak.
Saygılar selamlar.
Bence Apo'nun avukat görüşmeleri ve PKK eylemleri her şeyi açığa çıkarıyor. Maksadın ne olduğunu gösteriyor. Gerisi lam cim.
PKK gitse, gerilla yok olsa, Kürd halkı zorbalara yem olur. Siz Kürdçeyi bile konuşamazsınız.
Bir süreden beri, İmralı'daki itirafçı başının resmi Tarih yazıcıları tarafından bir "Yalan Rüzgârı" dizisi yayınlanmaktadır. Bu dizide adı geçen insanlardan halen hayatta olanlar elbette ki cevaplarını verecekler, vermek zorundadırlar! Bu anlamda ben de bana ilişkin veya adım kullanılarak oluşturulmaya çalışılan PKK Resmi Tarihi'ne karşı doğrularımı sizlerle paylaşma gereği duyuyorum.
Bilindiği gibi; ERGENEKON-PKK ilişkileri her geçen gün bir bir ortaya çıkmaktadır. Bu durum; PKK'nın itirafçı başı "serok"unu rahatsız etmekte ve sıkıntıya sokmaktadır. Gerçekler ortaya çıktıkça İmralı'daki dünyanın bir numaralı itirafçısı, teslimiyetçi foyasının açığa çıkacağı günün yaklaştığını öngördüğü için paniklemektedir. Bundan dolayıdır ki, tarihi gerçekleri tersyüz etmek ve kendisinin kirli-işbirlikçi-teslimiyetçi ve ihanetçi yüzünün açığa çıkmaması için de dalkavuklarına yalan tarih yazdırmaktadır. İnsanın niye şimdi diye sorası geldiği günümüzde yalakaları bu işe hız vermişlerdir.
Bilindiği gibi, APO'nun yalan makineleri tarafından kaleme alınan yalan dizisinde benim de adım geçmektedir. Bu yüzden gerçeklerin bilinmesi adına bu kısa açıklamayı yapma gereği duydum.
* Ne ben, ne de emrinde çalıştığım JİTEM komutanı Ahmet Cem Ersever; iddia edildiği gibi hiçbir zaman ''APO'ya suikast yapmak amacıyla Bekaa' ya'' gitmedik. Bu duruma; ailem, mesai arkadaşlarım, Diyarbakır halkı ve APO'nun kendi aile üyeleri de şahittir. Ayrıca; böyle bir faaliyetimiz olmuş olsaydı, bugün bunu açıklamamda herhangi bir sakınca olmayacaktı. Kaldığım ülkeden Türkiye'ye iademi gerektirecek açıklamalarda bulunduğuma göre, onu da açıklardım. PKK'den ayrıldığım1985 yılından, İsveç' e iltica ettiğim 2003 yılına kadar; Güney Kürdistan hariç hiçbir sebeple yurtdışına çıkmadım. Cem Ersever'in de çıkmadığına adım gibi eminim. Ayrıca; JİTEM'den de hiçbir görevli Bekaa'ya gitmemiştir. Basına da yansıdığı kadarıyla gidenler varsa, Tansu Çiller'e bağlı olan birimlerdir.
* Ali Ömürcan (Terzi Ali); hiçbir zaman ''ajan'' faaliyeti içerisinde olmadı.1978-1980 tarihleri arasında kendisinin sorumluluğu altında Nizip ve çevresinde örgütsel faaliyet yürüttüm. En iyi çalışmalar bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu duruma o yörede yaşayan herkes tanıktır. Ali Ömürcan, Ahmet Işık sahte kimliğiyle Nizip'te yakalandı. Ömürcan sorgusunun sürdüğü günlerde ben ve başka arkadaşlar da yakalandık. Hiç kimse O'nun gerçek kimliğini deşifre edecek bilgi vermedi. Bu yüzden, kısa sürede serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra da izini kaybettirdi. Ve daha sonra yurtdışına çıkmış olduğunu öğrendik. Ali Ömürcan'ın kısa sürede serbest bırakılmasını ''ajan''lığa bağlamak nankörlüktür, yalancılıktır, tarihi yalan üzerine inşa etmektir.
Başımdaki ''iade'' belasını defettikten sonra ilk işim; PKK'nin yalanlarla dolu resmi tarihine karşı benim de içerisinde olduğum ve yazacağım ayrıntılar olacaktır. Zira ''Şeytan ayrıntıda gizlidir''.
Bilindiği gibi; hukukta ''emsal teşkil etme'' diye bir olay vardır. Birçok dava, bu yöntem sayesinde karara bağlanır. Kendimin hakkında yazılan iftira ve yalanları gördükçe, Sayın Şükrü Gülmüş, Şemdin Sakık, Selim Çürükkaya, Ali Ömürcan, M.Resul Altınok ve daha birçok gerçek yurtsever hakkında PKK şeflerinin nasıl yalanlar uydurduklarını daha iyi anlayabiliyorum.
Türkiye'ye iade edilmem gündeme geldiğinde, İmralı'daki yalancı başının bana yönelik açıklamalar yapması, İsveç devletine yağcılık yapması boşuna değilmiş. Şimdi de; Çürükkaya kardeşleri ihbar ederek görevini sürdürmektedir. Yanardöner ve bir numaralı itirafçı Abdullah'tan da bu beklenirdi zaten. Son günlerde Ergenekon karşıtı görünmeye çalışması da O'nun yanardöner kişiliğinin bir yansımasıdır.
Şimdilik bu kısa açıklamayla yetiniyorum. Öcalan ve dalkavukları "Arı deliğine çöp dürttükçe" yalanlarını açığa çıkarmaya devam edeceğim.
Selam ve saygılarımla
Abdulkadir Aygan
Şimdi mi bıçak kemiğe dayandı? İşte burasına ihtirazım vardır. Kimse yüksek tellerden çalmasın. Kemalist partide yer alan hele-hele uzun bir dönem içinde kalanların bu Kemalist partiyi tanımamaları düşündürücüdür. Kendi serokları Şam'da Kürd gençlerini katletmeye devam ederken, ben Kemalizm'in ihtilalını analiz ediyorum derken kendilerine "sahte komutan" unvanı ile isimlendirenlerin tümü bu ihanetin birer parçalarıdır.
Hala bu koyun sürülerini ikna etmek çok zor gibi görünse de, gene görevimiz; Kürdistan bağımsızlık mücadelesine inanan her Kürde deriz ki, Kemalist PKK'den uzak durun ve değişik arayışlar içerisine girmelerini salık veririz.
Aygan'ın dediği gibi, dünyada eşi benzeri olmayan itirafçı, ihanetçi, Kürd düşmanlığının birinci derecedeki devlet görevlisinin bu kadar Kürdleri aldatmasını hayretle izliyorum.
Bu kitle insanlık dünyasında mı yaşıyor? Yoksa başka bir diyarda mı?
Ben bu yukarıdaki fotoğrafın dibindeki Castro'nun ne işi vardır orda?
yukarda siraladiginiz ikinci madde ile ilgili ozellikle onun "...Ayrıca; JİTEM'den de hiçbir görevli Bekaa'ya gitmemiştir. Basına da yansıdığı kadarıyla gidenler varsa, Tansu Çiller'e bağlı olan birimlerdir..." cumlesi ile ilgili bir seyler soylemek istiyorum.
Cem Ersever, Soner Yalcin ile yaptigi roportajinda, biz isteseydik Apo'yu goturebilirdik, adamimiz epey yaninda kaldi, yukardan izin verilmedi gibisinden birseyler soylemisti. O kitap su anda yanimda yok ama sizde varsa bakabilirsiniz. Daha sonradan aciga cikti Cem Ersever'in bahsettigi kisi Dogu Beyazitli Mustafa Denizdi. Bir cok kisinin bildigi bu gercek nasil gozunuzden kacti anlayamadim...
Basına yansıdığı gibi JITEM`in kuruluşu 1987'lere dayanır.
Benim JITEM`le tanışmam 1990 yılında asker iken ve daha sonra da devlet memuru iken olmuştur.
Mustafa Deniz`in 1990 öncesindeki durumunu, faaliyetlerini bilmiyorum.
Fakat 1990 da JITEM`e geldikten sonra
O da benim gibi Jandarma Genel Komutanlığı`nın bir sivil memuru olarak çalıştı. Bekaa ya veya başka bir ülkeye gitmesi söz konusu değildir. Ayrica; itirafciligi Ayukaya çıkmış birinin "APO`ya suikast için "görevlendirilmesi mantık dişidir.
"Cem Ersever`in bahsettiği kişi" Mustafa Deniz değildir.
Evet; Cem Ersever`in yurtdışı operasyon planları vardı. Fakat bunlar hiçbir zaman yukarıdan onay görmedi.
Bunun yerine; Tansu Çiler`in ekipleriyle bazı girişimlerde bulunuldu.
Emin olmadığım konularda kesin olarak konuşmam söz konusu değildir.
Yine de hatırlatmanız için teşekkür eder, selam, sevgi ve saygılarımı iletirim.
Tahminime gore Cem Ersever onu daha o zaman suikast icin olmasa bile onun yakinina sokulup bilgi almasi icin gorevlendirmistir. Kimbilir belkide A.O ile TC'nin yeniden iliskilenmesine calisilmistir. Valla kafam yine cok karisti, ne sapikca isler bunlar...
Allah Kurdistan evlatlarina yardimci olsun demekten baska bir sey gelmiyor elden...
Ben Selim Acar'ın söylediklerine ilişkin bir değerlendirme gönderdim size, ancak yeni yorumlar yayınlanmasına rağmen benimki yayınlanmadı. Ben nasnameye ancak yılda iki veya üç kez girerim. Ve ilk kez o yazdığımı yazdım. O ilk ve son oldu. Hesabınıza gelmeyen yazıları yayınlamadığınızı, buna karşılık değişik isimlerle gönlünüze göre yorum yazdığınızı da herkes biliyor. Canınız sağolsun. Ama şunu söyliyeyim; Yazdıklarınızın hiçbirine katılmıyorum, çünkü beni ikna etmeye yetmiyor. Ancak eğer tarih söylediklerinizi doğrularsa, tamamen kabul ederim. Ancak eğer tarih Sizin iddialarınızı çürütürse dahi, hiçbir şekilde yanıldığınızı kabul etmeyeceğinizi biliyorum. Haydi kolay gele size...
Editörden: Yorumunuzun verilmediği konusunda herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Ancak, söz konusu yorum "ENDAM" mahlası kullanılarak yazılmışsa, verilmiştir. (http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/4093.html)
Zira, Nasname farklı görüşlerin biraradanlığını savunan bir platrormdur. Kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, eleştiri değeri olan hiçbir yoruma-yazıya sansür uygulamaz.
Şerif Şener'in uyuşturucu bağımlısı ve hastanelerde psikolojik tedavi gördüğü İsveç'te birçok Kürd bilir. Ayrıca Şerif Şener'in ablası Zekiye ve kocası Enver Ata'nin katilini evlerinde saklamaktan dolayı da İsveç'te mahkemeye dahi çıkarılmış ve kısa bir süre tutuklanmışlardı. Bu olayda İsveç Kürd Federasyonu'ndan mahkemeye gelen görgü tanıkları şahitlik yapmıştı. Çetin Güngör olayında yine İsveç'te yaşayan ve Çetin'in öldürüldüğü geceye katılan Kürdler Şerif'in Dersimli Necati ile birlikte gecede olduklarına ve sonra da inkâr ettiklerine şahittir.
PKK'nin Enver Ata'yı öldürmesinden sonra PKK'den ayrılanlarda bir panikleme başladı ve herkes kendi canını kurtarma telaşına düşmüştü. Ö dönem Zekiye'nin evi kimin elinin kimin cebinde olduğu anlaşılmayan bir karargâh gibiydi. Hüseyin Yıldırım dâhil PKK'li olan ile olmayan herkes mutlaka o evden geçmiştir. Şerif Şener'e ne olduysa bu dönemde oldu. Canına karşı Çerin Güngör'ü sat ve kurtul! Olay bundan ibarettir.
Şerif Şener ve Dersimli Necati'nin o gecede Çetin öldürülmesinde rol aldığından dolayı da bazı Kürd gurupları Şerif Şener ve onun yardımcısı Dersimli Necati'yi öldürmek için peşlerine düşmüştü. Bundan dolayı da Necati bir DDKD'li tarafında bıçaklanmış, komada haftalarca kalmasına rağmen kurtulmuştu. Bu olayda Necati'ye ben ve Av. Hüseyin Yıldırım dışında kimse sahip çıkamıyordu. Dersimli Necati, Av. Hüseyin Yıldırım'ın yakın akrabasıdır. Sadece ben, kardeşim Heybet ve Hüseyin Yıldırım Dersimli Necati'ye sahip çıkma cesaretini göstermiştik.
Şerif Şener'in kendi canına karşı, Çetin Güngör'ü PKK'ye satıp satmadığının açığa kavuşması için üç kişiye, üç soru soruyorum:
- Şerif Şener, sen Dersimli Necati ile kol kola o gecede var mıydın, yok muydun?
-Dersimli Necati; DDKD'li kişi seni niçin bıçakladı? Mademki, Semir'in öldürülmesinde sen ve Şerif'in rolü yoktu, niye konuşmuyorsun?
-Av. Hüseyin Yıldırım! Akraban da olan Necati neden dolayı Stockholm Metrosu'nda bıçaklandı? Niye duymamış gibi geçiştiriyorsunuz?
Bu insanlar hala yaşıyor ve pişkince davranaıp tarihi tersten yazıyor ve okuyorlar. Kürd halkı er geç ikiyüzlülerin yüzüne tükürecek ve güzel günler göreceğiz. Oldu mu miras yedi Şerif bey!
Aşağıda Şerif Şener'in başka sitelerde kendisini temize çıkarmak için bana cevaben yazdığı yalan nameyi veriyorum:
Feyzi Açıkgöz
Sayın Okurlar;
Geçen gün üstünde yoğunlaşmak istediğim bir konuyu ‘'Öcalan Ve PKK'si Bir Devlet Konseptidir.'' başlığı altında Newroz Com ve daha sonra Kürdistan Aktüel ekranlarında kamuoyuna sunduğumda, bu yazımı Newroz Com ekranlarından alıp Nasname ekranlarına astırtan psikolojik problemli bir insanımız, benim ismim etrafında maddi hiçbir delili olmayan iddialarda bulunarak, güya benim, kendisinin de tanıklığını ve ortaklığını yaptığı Enver Ata ve Çetin Güngör Arkadaşların cinayetleriyle ilişkilendirmeye çalıştı. Bu tür aslı astarı olmayan iddiaları kimi zaman farklı mahlaslarda da olsa inter net ekranlarına aktaranlar oldu. Bu sadece bana dönük değil, yer yer Şener ailesi ismi kullanılarak da, bu tür erdemsiz, insanlık dışı saldırılara maruz kaldık. Bizim bu durumumuzu bizim gibi bir çok yurtsever şahsiyetler yaşadı. İnsani nesneleri benliğinde oluşturamayan bu psikolojik problemli insanlarımızın tavırlarını tekzip etme ihtiyacı hiçbir zaman hissetmedim. Çünkü, bu insanlara kalırsa, bütün insanlar işini gücünü bırakıp, kendilerinde görünen hastalıklı kişilikleriyle kıran kırana bir polemik ve kavga içinde olması gerekir.
Ne var ki, gerek ismim etrafında ve gerekse aile ismi etrafında sık sık dezinformasiyonları servis eden Nasname ve Kürdistan Free siteleri bu tür davranışlarını sürdürdüğünü görünce kamuoyunu bu konuda bilgilendirme zorunluluğu hissettim.
ijaaa ji we pirsaaa min ka karayilan cava welatpareze?de cava dilxwaze welate?
ma ?mumkune?na xer nemumkune
Cok onemli bir soru soruyorsun.
PKK neden misilleme yapmadi?
Cevabi $udur:PKK Faili mechul cinayetlerle tabanini geni$letmekteydi.
Yani Faili mechul cinayetler PKK`nin i$ine geliyordu.
Cok yerinde ve zamanlamsı mükemmel bir soru..Esat Oktay olayında bende her zaman susması gerektiği içinmi vuruldu diye düşünmüşümdür..Amed zındanında sistematik işkence ve katliamın ardında kimler gizlidir , ordan kimlerin sağ cıkmaması gerekli idi.. Ve kimler bu sistematik vahşeti yönetti, kaç ortak ve kaç türlü hesap vardı ? Belkide bunların asıl ilişkileri onda gizli idi ve birçok şeyi acıa vurma tehlikesi vardı..Zaten PKK Kurd kıyımı acıkca saptanmış gizlenecek bir şeyi kalmamışken belki buda acıa cıkar .. Kimbilir acıklayacak birileri bunu hatırlar ve ortaya cıkarlar zamanla..Zından direnişleri özellikle gündem saptırmada önemli bir koz olarak sürekli suistimal edilmiştir..
madem bu bütün olanlarin taktik uygulayicilari dogru bir siyaset güttüklerini idda ediyorlarsa, su an ki durumumuzu veya halk olarak cografyamizda(3 haftalik arap devrimlerine de bakip kendimizden utanarak) halen neden kan kaybettigimizi niye bize izah etmiyorlar
adeta bir coban zihniyetiyle ve bozma stalinist bir hikayeyle bu halkin coluk cocugunu ogullarini kizlarini niye türk sömürgeliginin cakal sofrasina meze ettiniz.. Kadinlar a esitlik safsatasiyla o kizlari niye daga tasa sürdünüz?? kadinin fiziki yapisi o doga sartlarini nasil kaldirir o zalim ve ahlak sinirlarinda hic bulunmamis irkci zihniyetin eline düsüp rezil rüsva edilecegini yüregimizi daglyacagini hic düsünmediniz mi?? halkina deyer vermeyen klasik komünist hareketlerin basina ne geldiyse korkarim bizim basimiza da o gelecek?? evet benim sahsi düsüncem tamamen iyi niyetle ülkenin özgürlügü icin binlerce halk evladi bu yola koyuldu .. bu mücadele insan dolu bir tren gibiydi.. ve dünyayi, güncel siyaseti iyi okuyamayan KAPTAN VE YARDIMCILARI bu treni bilerek veya bilmeyerek derbeder ettiler, kazaya belaya ugrattilar adeta raydan cikardilar ..umarim tekrar tamir edip yoluna koyarlar.. Bunlar kendisi de acilara tanik ve sanik yüregimin isyan cigliklariydi , umarim kimseyi rahatsiz etmemisimdir.. malum daha düsünceye sopa gibi bakanlarimiz var.. daha özgür günler görmek temennisiyle, yüreginde vatan sevgisi olan herkese selam ve saygilar..
Yorum yaz