PKK'de Dâhil, Herkes Değişmek Zorundadır !
PKK'de Dâhil, Herkes Değişmek Zorundadır!
Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasındaki toprak ve etnik köksüzlüğün bünyesinde taşıdığı ve günümüze dek süregelen “Parçalanma” paranoyası; birinci derecede toplumsal gerginliklere-çatışmalara temel teşkil eder. Keza toplumu yeniden biçimlendirmek için yapılan 12 Eylül Askeri Darbesi'nin bir ürünü olan niteliksiz ve niteliksiz olduğu kadar da yalaka birey tipinin toplum tarafından “Saygın” olarak kanıksanmış olması olgusu, süreç içerisinde evirilerek bir toplumsal karaktere-travmaya dönüşmüştür.
Türkiye Cumhuriyetinin kurgulanış felsefesinden kaynaklanan sorunların (Kürd Sorunu ve Demokrasi gibi) Askeri Darbe Anayasası gerekçe gösterilerek tartışmaya-değişime kapalı kılma çabası, aynı zamanda militarist egemenlerin kirli işlerde kullandığı Ergenekon tipi çetelerin gerçek anlamda sorgulanmasına olanak sunmadığı gibi, Türkiye'nin barışçıl demokratik değişim ve dönüşümü açısından da hâlâ bir barikat işlevi görmektedir.
Öte yandan da kendilerini yurtsever, demokrat, aydın, solcu veya sosyalist olarak niteleyenlerin hâlâ askerin siyaset üzerindeki vesayetine karşı çıkmaması-çıkamamasına karşın, -kör topal da olsa- AB sürecini götüren AKP'ye karşı oluşturulmuş olan çağdışı blokta yer almış olmaları, mevcut toplumsal travmaya iyi bir örnek oluşturur. Dolayısıyla, Türkiye ve Kürdistan'da yalan üzerine inşa edilmiş iki resmi tarih ve totaliter ideolojik anlayışları (T.C-PKK) sorgulayabilen özgür bir yaklaşım eksikliği, aynı zamanda toplumsal çatışmalara kaynaklık eden olguların (Kemalizm-Apoizm) bilince çıkartılması-aşılması çalışmalarını da (AB süreci gibi) statüko lehine sınırlıyor.
Bilindiği gibi Türkiye'de 27 Mayıs 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat olmak üzere bugüne dek soruşturulması bile anayasal olarak teklif edilemeyen dört darbe yaşandı. Keza darbelerin hepsinde Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükleyerek darbe ortamına hazırlayan ve askeri kışkırtan “sivil” gruplar hep oldu. Bugün olduğu gibi söz konusu sivil grupların içinde üniversite çevreleri, medya, sivil toplum kuruluşları ve yargının hep yer aldığı-kullanıldığı tüm canlılığıyla tarihi hafızada mevcuttur.
Tarihsel olarak bakıldığı zaman Kemalist sisteme itirazı olan ulusal Kürd hareketi ile İslami kesimin iki temel muhalefet gücü olduğu görülecektir. Keza Ergenekon tipi çete oluşumların –bazı istisnalar hariç- tarihsel bir olgu olarak hep bu iki kesime karşı kullanıldıkları rahatlıkla tespit edilebilir. Ancak; AKP Hükümetleri avantajının Kürdler ve İslami kesim tarafından iyi kavrandığı ve gereği yapıldığı söylenemez. Kürdler adına siyaset yaptığını iddia edenlerin Genelkurmay yerine, hedef tahtasına sürekli -tartışmalı da olsa AB sürecini götüren- Kemalizm ile kan uyuşmazlığı olan AKP'yi koyması, Kürd politik aktörlerde sürekliliğini koruyan siyasi körlüğe-öngörüsüzlüğe iyi bir örnek oluşturur.
Dünya genel olarak değişiyor ve değişimin merkezine de yükselen değerler olarak demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri koymuştur. Eğer bugün Türkiye'de demokrasi kör topal gelişiyorsa, dünyanın genel olarak değişiyor olmasının yanı sıra, Türkiye'nin değişiminde AKP Hükümeti fonksiyoner olmakla beraber, değişimde belirleyici olan ABD ve AB faktörleridir. Dolayısıyla, günümüzde toplumsal değişim ve dönüşüm noktasında iç dinamiklerin tali plana düştüğü gerçeği iyi kavranmalıdır. (Irak; buna somut bir örnek oluşturur.)
Başbakan Erdoğan'ın 5 Kasım 2007'de Bush ile görüşmesinin öncesi ve sonrası objektif olarak değerlendirildiği zaman sivil-asker, Türk-Kürd ile laik-Anti laik gibi ikili çatışma alanlarının yumuşamaya doğru evirildiği rahatlıkla tespit edilebilir. örneğin; Washington görüşmesinden sonra Türkiye ve Güney Kürdistan Federe Hükümeti arasındaki ilişki ve çelişkilerin evirildiği düzey ile sivil-asker uzlaşmasının bir ürünü olan Ergenekon operasyonunun Washington görüşmesinden sonra başlatılmış olması, iddiamızı kanıtlar niteliktedir.
Sonuç olarak:
-Uluslar arası verili durum; Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü zorunlu kıldığı gibi, Kürdlere de, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunacak olan politik araçları temel almasını önermektedir-dayatmaktadır. Başka bir ifadeyle; Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü militarist egemenler lehine bloke eden, Güney Kürdistan'daki kazanımları zora sokan ve Kürdler için hiçbir anlam ifade etmeyen silahlı mücadele yerine; barışçıl, demokratik, siyasi ve uluslar arası geçerliliği olan açık-legal mücadelenin temel alınması konjonktürel bir zorunluluktur.
-Kürdler; Kürd Ulusu'nun çıkarlarını herhangi bir ideolojiye, partiye veya lidere tabi kılmadan, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunan projelere (AB ve Sivil Anayasa gibi) destek sunmalıdır.
-Kürdler; Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü çalışmalarında sorun yaratan gerici cepheye karşı barış, demokrasi ve özgürlükler adına AKP ve Avrupa Birliği sürecine taraf olmalıdır.
-Kürdler; Abdullah Öcalan handikabına rağmen, Ergenekon Davasında taraf olmalı ve Kürdistan'da yakınlarını yitirmiş insanları-aileleri Kürdistan'da suç işlemiş Ergenekon sanıkları hakkında davacı olmaları için yoğun çalışma yürütmelidir. Zira Ergenekon davasından yargılanan tüm asker kökenlilerin suç işledikleri alan, Kürdistan coğrafyasıdır.
-Kürdler; hiçbir politik gücü dışlamayan, esnek, ulusal bünyede kabul gören ve Kürdler adına uluslararası siyasi-diplomatik ilişkilerde bağlayıcı gücü olan, -Kürdistan Ulusal Konseyi gibi- çatı-Şemsiye türü bir örgütü acilen oluşturmalıdır. Keza böyle bir oluşumun oluşturulması çalışmalarına Güney Kürdistan Federe Hükümeti öncülük etmeli ve ulusal bir görev bilinciyle yaklaşmalıdır.
-Güneyli Kürdlerin sömürgeci devletlerle olan ilişkilerini diğer parçalarda yaşayan Kürdler üzerinden götürme yerine, Kürdistan'ın diğer parçalarında yaşayan Kürdlerin örgütlülüğünü-güçlülüğünü Güneyin kazanımları için bir güvence olarak algılamalı ve bunun için de yukarıda ifade edilen ulusal projelere önayak olmalıdır.
-Kürdler; ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarları ile çelişen politikalardan uzak durmalıdır. Zira giderek daha bağımsız hale gelen bir Türk dış politikası günümüzde en güçlü dinamiktir. Yerel, bölgesel ve küresel olaylar tarafından da geniş ölçüde desteklenmektedir. Dolayısıyla, gelecek ne getirirse getirsin, o eski sadık, öngörülebilir ve tartışmasız Amerika müttefiki olan totaliter Kemalist Türkiye artık tarihe karışıyor.
Ezcümle; yükselen değerler olarak demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri merkezine koymuş bir dünyada, Kürdler de dâhil herkes değişmek zorundadır. Zira değişim kaçınılmazdır.
26 Nisan 2009



Yorumlar (11 gönderildi):
Karanlikta hic bir sey görülmez, aydinlikta ise hersey görülebilir. Türkiye,nin aydinliga kavusmasini istemeyenler,nasilki sabah günesin dogusunu engelleyemiyorlarsa bu gidisatida durduramayacaklardir. Bugun cok karmasik gibi görünen bir cok sorun, olusacak aydinlikta, aslinda kendiliginden yok olacaklardir.
Kuzey Kürd,leri maalesef cok geri durumdadirlar. En dinamik güc olan dtp.pkk. manipüle edildigi, yönlendirildigi ile ilgili yaygin bir kani var, diger bir cok Kürd cevrelerinde. Mevcut verili duruma bakildiginda(Ic ve dis.)hak vermemek mümkün degil. Ayni durum sol ve islami cevreler icinde gecerlidir. En önemlisi dis dinamiklerin dayatacagi degisimden ziyade, Anadolu insaninin aydinlanmasi ve derin devletin vesayetinden ,etkisinden siyrilmasi olacaktir.Simdiye kadar olmayan evrim kuallari, artik isleyecektir.
saygi ile selamliyorum.
Tek kelime ile sağlıklı fikirlerinizden dolayı sizi kutlarım. Lütfen bu yazı daha kısa, net ve ikna edecek biçimde kısaltılmış olarak sitenizde uzun süre yayınlansın. Size ve diğer site çalışanlarına sağlık, mutluluk ve başarılar diler, teşekkürlerimi iletirim.
Şöyle diyorsunuz ; "Tarihsel olarak bakıldığı zaman Kemalist sisteme itirazı olan ulusal Kürd hareketi ile İslami kesimin iki temel muhalefet gücü olduğu görülecektir. Keza Ergenekon tipi çete oluşumların –bazı istisnalar hariç- tarihsel bir olgu olarak hep bu iki kesime karşı kullanıldıkları rahatlıkla tespit edilebilir."
Yaşım daha küçük; yanalız benim anladığım kadarıyla bu topraklar (Kürdistan) üzerinden Kürd insanlarına gerçekten büyük haksızlıklar yapılmış ve bunun etkileri halen devam ediyor, hiç bitmeyecek gibi gözüküyor. Belki de tek suçları Kemalist rejime karşı çıkmalarıdır. Şahsen ben bunun bir suç olduğunu da kabul etmiyorum, buna özgürlük için savaşmak demeyi daha uygun buluyorum.
Yıllar yılı Kürdleri kutuplaştırmaya, bölmeye, sınıflandırmaya çalıştılar. Bazı yerlerde başarılı oldularsa, çoğunluk olarak hüsrana uğradılar. Çünkü Kürdlerin çok temiz bir geçmişi var. Çok güzel bir dini var. Geçmişini koruyor. Ve bunun savaşını veriyor. Belki farklı isimler takılsa da onlara. Yinede hak neyse e onu yapacaklarına inanıyorum.
Düşünce bilinç, öğrenme ve bellekle yakından ilgili bir yetidir. Çünkü insan yalnız bildiklerini düşünebilir. Onları düşünebilmesi için bilinçli olması gerekmez mi? Ayrıca düşündüklerinin belleğine önceden kaydedilmiş olması da önemli bir koşuldur.
SAYGILARIMLA.
İSLAM GÜLMÜŞ
Tezgah kurulmuş ve herkes oradan bir şey kapıyor. Tek çare demokrasi. Başka türlü bu belaları atlatmak zor.
Saygılarımla
Nasnamede gerçekten çok isabetli ileri görüşlü gerçek aydın diyebileceğimiz yapıcı dünya ve Türkiye gerçekleri çok iyi bilen Ramazan Toprak,Süleyman Akkoyun ve Cevdet Akbay gibi yazarları cidden değer verip takip ediyorum.Böyle arkadaşların fikirlerine çok ihtiyacımız tekrar tebrikler.
Balığın baştan koktuğunu biliyoruz. Derin devlet ile derin örgüt uzuvlarının birbirlerine dokunduğunu da biliyoruz. Bu birilerinin işine geliyor işte buna ben rantçılık derim, ihanet derim, vicdansızlık derim. Olan gene Kürd halkına oluyor!
Yorum yaz