Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Dünü Ve Bugünü İle PKK Gerçekliği

Dünü Ve Bugünü İle PKK Gerçekliği

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

          

 

Yıl 1966: Urfa’dan Ankara’ya diğer üniversite öğrencilerinden farklı olarak Tapu ve Kadastro öğrenimi için bir genç, Türkiye Cumhuriyeti’nin ana karargahına teşrif eder. Ankara’da ilk etkilendiği yer; Ulus’taki Atatürk’ün dev heykeli olur. Bu genç yıllarca namazını kılarken bile kendisiyle bir hesaplaşma içinde olur. Aşırı sağ çevrelerin verdiği milliyetçi ve dinci konferanslarını takip eden bu genci diğer öğrencilerden ayıran bir özelik daha vardır: Daha çok insiyatif sahibi olmak !.. Ve o yıllarda sola karşı hem politik bilinci yetkin unsurları yetiştirmek hem de militan devşirmek amacıyla kurulan ve MİT’in havuz oluşumlarından biri olan, Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin müdavimi olur. Bu derneğin üyelerini ideolojik temelde eğiten Refik Korkut ve Necip Fazıl Kısakürek’in konferanslarını takip eder ve büyük ilgi duyar. Bu genç farkında mıydı bilinmez, ama girip çıktığı yer  herkesin kolay girip fakat çok zor çıkacağı merkezlerden biriydi.

 

Aynı genç, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de meydana gelen çatışmada vurulan Mahir Çayan ve arkadaşlarının militarist odaklar tarafından öldürülmelerini protesto amacıyla, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde düzenlenen boykota katıldığı ve bildiri dağıttığı gerekçesiyle polis tarafından yakalanır. Mamak Askeri Cezaevi’nde yedi ay kalır. Tutuklandığı zamandan beri hiç bir taşkınlık eseri göstermeyen, kendi halinde olan bu esmer genç, bir subayın nezaretinde hücresinden alınarak komutanlığa götürülür!.. İşte o günlerin ünlü savcısı Baki Tuğ’un ”devlet sırrı” diye sakladığı olayların başlangıcı, bu gencin yeniden sorguya neden götürüldüğüyle ilgilidir. Uzun yıllar boyunca  milletini seven dini bütün bir müslüman olarak MİT tarafından fişlenmesinin hesabını, ancak solcu olarak yakalandığı 1972 yılında kime ve nasıl verdiğini bir muammaya dönüştüren bu genç, Abdullah Öcalan’dan başkası değildir. Bu bilgileri 1989 yılında dava arkadaşı Doğu Perinçek ile yaptığı röportajda bizzat Öcalan’ın kendisi veriyordu.

 

Temel işlevi Kürdistan’daki politik güçlerin destabilize edilmesi, ekonomik ve toplumsal alt yapısı kurulmuş siyasi bir oluşumun kurulmasını sabote etmek olan PKK konseptinin, Kürdistan’a nasıl ve hangi güç odaklarının yönlendirmesiyle pratiğe uygulandığının açıklığa kavuşturulması için, 1970’li yıllarda dünya koşullarının da tetiklemesi ile ivme kazanan Türkiye ve Kürdistan devrimci demokratik mücadelesinin gelişimi ve sekteye uğratılmasının tarihine kısaca değinmenin yararlı olacağı kanısındayım. Yakın tarihimize kısaca göz atmanın aynı zamanda bu sürecin bir sonucu olarak da, ulusal demokratik mücadelemizin tıkanmış sorunlarının çözümüne yönelik  ipuçlarını sunacağına olan inancımın da altını çizmekte yarar görüyorum.

 

Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin rayından saptırılarak başka kanallara yönlendirilmesinin etkili bir aracı olarak, Kuzey Kürdistan’da sınanarak göreceli bir başarı da sağlayan ve öz ittibariyle Kürdleri sömürgeci devletlere entegre etme projesinden başka bir şey olmayan PKK konseptinin, aynı zamanda da diğer sömürgeci egemenlere cazip geldiği ve Kürdistan’ın diğer parçalarında uygulanabilir olduğunun zemininin de, yine PKK tarafından döşenmekte olduğunu görmemenin düşkünlüğü yaşanmaktadır.

 

Bundan dolayıdır ki, Abdullah Öcalan ve yönlendirdiği örgütlerin, Kürdistan’ın her dört parçasında da üstlenmiş olduğu uğursuz rolü kavramak gerekir. Bunun için de yakın tarihimizin tanıklığına gereksinim olduğu büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda Abdullah Öcalan’ın hangi koşulların ürünü olduğunu, aynı zamanda da onun, değişim ve dönüşüm sürecini yakın tarihimizin tanıklığına baş vurup, buna  kendi pratik yaşam deneyimlerimi de katarak irdelemeye çalışacağım.

 

Yıl 1968: Fransa’dan başlayarak tüm dünya gençliğini heyecanlandıran 68 dünya gençlik haraketi, doğal olarak Türkiye ve Kürdistan gençliğini de kapsamı alanına aldı. Gençlik haraketini kök salmadan boğma veya düzen içerisine çekmek amacıyla, gençler militarist güçler tarafından hazırlanan provakasyon içerisine çekilerek, hem darbenin zeminini oluşturma gerekçesi yapıldılar hem de gençliğin önder kadroları deyim yerinde ise, 12 Mart 1971 darbecileri tarafından adeta biçildiler! Kıyımdan geçirilen kadroların büyük bir kesiminin de Kürd gençlerinden seçilmesi elbette bir raslantı olamazdı. Anılan dönemde Abdullah Öcalan çok silik bir tip ve sağa sola savrulan bir kişiliğe sahip olduğu da bizzat kendisi tarafından defalarca dile getirilmiştir.

 

12 Mart darbesiyle sersemleyen devrimci demokratik gençlik, kısa bir süre içinde toparlanma sürecine girdi. Bilindiği gibi Türk ve Kürd devrimci/yurtsever kadrolar arasındaki tartışmaların temelini ulusal sorun ve örgütlenme gibi ana konular oluşturuyordu. İşte bu anlaşamamazlık konularına güvensizlik unsuru da eklenince, Kürd kadrolar statükocu Türk solu ile yollarını ayırır. Bu yol ayrımını ideolojik ve politik olarak saflaşma  dönemi olarak değerlendirebilirsek eğer, Kürdlerin ulusal kanallara yöneldiği süreç olması açısından tarihi bir öneme sahiptir.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren kendi egemenlik alanında politik boşluğa yer bırakmayacak kadar ince bir stratejiyi, değişik siyasi görüşler arasında hep izlediğini biraz tarihi bilgisi olan herkes bilir. Bu stratejiye uygunluğu açısından yakın tarihimizde, Türkiye ve Kürdistan devrimci demokratik haraketlerini, kendi dinamikleri üzerine oturtmaya çalışan kadrolara karşı uyguladığı imha politikası ve aynı zamanda da Abdullah Öcalan pratiğiyle bir tezat oluşturması açısından iki olayı anımsatmakta yarar görüyorum.

 

Birincisi: Türk sol haraketi içinde o güne kadar Kemalizm’in bir versiyonundan başka bir anlam taşımayan sınıf savaşı kavramına karşı çıkmakla kalmayan, aynı zamanda da  Kürd sorununu ele alış tarzı itibariyle de geleneksel sol yapılardan kesin bir kopuşu temsil eden İbrahim Kaypakkaya’dır. Düşmana ser verip sır vermeyen Kaypakkaya, Diyarbakır zindanında işkence ile öldürüldü.

 

İkinci örnek ise, Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak) olayıdır. Kürd haraketini kendi dinamikleri üzerine oturtmaya çalışan Dr.Şıvan, sömürgeci istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi ve kimi Kürdlerin de piyon olarak kulanıldığı çok yönlü bir komplo sonucu, Güney Kürdistan’da iki arkadaşı ile birlikte soydaşları tarafından öldürüldüler.

 

Andığım bu iki önder kadronun ortadan kaldırılmasından kısa bir süre sonra Abdullah Öcalan, bırakın Türk solu içinde Kürd sorununu tartışmayı, ”Bağımsız, Demokratik, Sosyalist ve Birleşik Kürdistan” için, ajan provakatörlerin içinde kılına bile dokunulmadan çalışabilmekteydi! Öyleyse; gizli odaklar neden Öcalan’a farklı, İbrahim Kaypakkaya ve Dr.Şıvan’a farklı yaklaşıyorlardı. Uğursuz PKK sürecine dahil olanlardan, bunu sorgulayacak sağduyulu kimse çıkmadı mı? Elbette çıktı. Fakat PKK’nin tüm süreçlerinde olduğu gibi Öcalan ve tayfası tarafından birer birer ortadan kaldırıldılar.

 

Süreci iyi kavrayan sömürgeci militarist egemen güçler, Kürdistan’da politik boşluğa yer bırakmamak veya kontrolde götürmenin bir aracı olarak, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal’in  Türk soluna uyguladığı paravan örgütlerin oluşturulması yöntemini, Kürdistan’da da gündemine  koydu.   İşte, Abdullah Öcalan bu sürecin bir ürünüdür. 1972 yılında sorgusu sıkıyönetim mahkemesi askeri savcısı Baki Tuğ tarafından yapılan ve yedi ay tutuklu kaldıktan sonra gizli ellerce salıverilmesi sağlanan Öcalan’ın, sağ kulvardan sol kulvara transfer edildiği dönemdir. Bu süreç tüm aktörleriyle birlikte kavranmadan, PKK konseptinin kapsam ve yoğunluğu da tam anlamıyla kavranamaz diye düşünüyorum.

 

Devlet tarafından salıverilen Öcalan; daha sonra Pilot Necati Kaya ve Kesire Yıldırım ile takviye edilerek aktifleştirilir. Öcalan bu ikili ile beraber Kürd ulusal demokratik mücadelesinin dinamiklerini parçalamak ve Kürd ulusal sorununu rayından saptırmanın bir aracı olarak, Özel Harp Dairesi’nin konseptini pratiğe uygular. Dikkat edilirse, Öcalan-devlet ikilisi tarihimizde bir kasırga gibi esip geçen yukarda adları anılan bu ikili hakkında hep umursamaz ve önemsemez davranmışlardır. Her ne hikmetse, Pilot’da Kürd katili ”Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım gibi sırra kadem bastı!. Kesire Öcalan -Yıldırım ise görevini layıkıyla tamamlayarak, Abdullah Öcalan tarafından sağlama alındı. Binlerle ifade edilen Kürd kadrolarını katletmekte hiç bir sakınca görmeyen Öcalan, Pilot ve Kesire ikilisini hep korumuştur. Mehmetçik basının apoletli keşif kolları da Pilot ve Kesire konusunda, hep üç maymunları oynadı. Bunu hayıra yormanın şayet başka amaç taşımıyorsa, siyasi körlükten başka bir açıklaması yoktur.

 

1974 yılından itibaren askeri darbenin yaralarını sarmaya çalışan devrimci-demokrat Kürd gençliği, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nın araçlarını yaratmak için gecesini gündüzüne katıyordu. İşte bu doğal gelişmeyi sabote etmenin bir aracı olarak tetikçi bir oluşumun yaratılması gerekiyordu. Pilot’un kefili olan Ağrı’lı Abdurahman Polat’ın ”Ya örgüt kurulur ya da altı ayda hepiniz imha olursunuz” demesi ile temelleri Ankara’da atılan PKK’nin, 1978 yılında Diyarbakır’ın Fis köyünde kurulduğu ilanı yapılır.

 

PKK daha grup aşamasından itibaren çıkış amaçları ile paralellik arz eden, Kürdistan’daki tüm grup ve örgütleri düşman gören bir stratejiyi temel aldı. İstisnasız tüm ulusalcı Kürd örgütlerine saldırarak toplumumuzu terörize etme ve örgütleri deşifre etmede sömürgeci güç odaklarına katkı sundu. Kürd toplumunun bileşenlerini parçalamayı amaç edinerek işe başlayan bu grup, parti ilanından sonra da bu faşist teoriyi programlaştırdı. PKK’nin içinde veya dışında yetişmiş halkımızın değerli kadroları hedef alınarak yok edildiler.

 

PKK’de gerçekten insiyatif sahibi olabileceklerin tasfiyesine, 1977 yılında Antep’te öldürülen Hakkı Karer ile başlamış ve derinliğine sistemleştirerek günümüze dek sürdürmüştür. PKK’in ortaya çıkışı ile birlikte önce kendi sağına ve soluna saldırarak Kürd toplumunun iç dinamiklerini ”Bağımsız, Birleşik, demokratik ve Sosyalist Kürdistan” adına paramparça ettiğini görmemek mümkün mü?

 

Türkiye belirlediği stratejiye uygun olarak, Kürd sorununu PKK ile PKK’yi de terörle özdeşleştirerek, bir ulus sorunu olarak, Kürd Sorunu’nun içini boşaltmış ve tek çözüm alternatifi olarak ”Türkiyelileşmeyi” halkımıza dayatmıştır. Devletin PKK ve türevlerine sunduğu lojistik ve pisikolojik destekten dolayı da bir örgüt halkımıza tek alternatif olarak sunulmaktadır. Devletin sağladığı bu desteğin neden ve niçinlerini, Mustafa Kemal pratiği ve  devletin 36 yıldır uygulamaya koyduğu Öcalan ve PKK konseptinin tarihi geçmişinde aramak gerekiyor.

 

Türkiye, muhalefet ve iktidarın görünmez organlar tarafından yönlendirildiği ender ülkelerden biridir. Kürdistan’ın bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış olmasının en büyük handikapı, bu sürecin yaşamın tüm alanlarında kendini yeniden üretiyor olmasıdır. Kürdlerin en büyük yanılgısı da Türkiye’nin kendi egemenlik alanında politik boşluğa yer bırakmayacak kadar ince bir stratejiyi değişik siyasi oluşumlar arasında hep izlediğidir. Kürdlerin, PKK’yi devletin bu stratejisinin Kürdistan’a uyarlanmış şekli olduğunu kavrayamaması veya geç kavraması bir talihsizliktir. Mustafa Kemal tarafından kurulan TKP, (Mustafa Suphi TKP’si değil) yine onun görevlendirdiği Fethi Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) bilinen iki örnektir. Bu iki örneğe, üçüncü bir örnek olarak PKK’yi de eklemek gerekmektedir. İmralı sürecinde, Avukat görüşmeleri adı altında kamuoyuna yansıyan ihanet belgeleri ile başka aracı ve araçlar devreye sokularak PKK şefine sağlanan iletişim kolaylığı, Abdullah Öcalan’ın yine militarist odaklar tarafından kollanıp korunduğunu göstermiyor mu? Devlet iradesini, izlenen Öcalan ve PKK pratiği içinde görmemek mümkün mü ?

 

1977 yılında Türkiye’de faşist MHP tetikçilerini devreye koyan militarist odaklar, Kürdistan’da da PKK’yi aktifleştirerek kitleleri terörize etti. Özel Harp Dairesi’nin yönlendirmesi ve aynı zamanda da koruması altında, MHP ve PKK tarafından tam hızla yaşama geçirilen terör olayları, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin gerekçesi olarak Türk ve Kürd halklarına yutturuldu. Ancak; 1979 yılında Kürdistan’ın hemen hemen tüm illerinde sıkıyönetim olmasına rağmen terör olayları militarist odaklar tarafından önlenemez! tam aksine yaygınlaştırılır. Öcalan’da somutlaşan Apoculuk, Kürdistan’da terör estirmektedir. Türkiye yazılı ve görsel medyasında hergün haber konusu olan Abdullah Öcalan’nın, kimlere güvenerek Dıyarbakır, Urfa ve Mardin illerinde cirit attığı düşündürücü değil midir ? Gelmekte olan askeri darbede bir kazaya uğramaması için de Öcalan, gizli eller tarafından Suriye’ye transfer edilir. Türkiye’de MHP ve Kürdistan’daki yansıması PKK tarafından terörize edilen Kürd toplumunda, 12 Eylül 1980 Faşist askeri darbesinin kabul görmesi doğal sayılmalıdır.

 

Askeri faşist darbeden hemen bir gün sonra yani, 13 Eylül günü Türkiye ve Kürdistan’daki terör olayları kılıçla kesilmiş gibi durur. Bu terör ortamının yaratılmasında ve bitirilmesinde darbeyi yapan militarist iradeyi görmemek mümkün mü ?.

 

12 Eylül 1980 Kürd ulusal Demokratik Mücadelesi’nin kırılma tarihidir.

 

Türkiye’de MHP ve Kürdistan’da da PKK’nin, 12 Eylül darbesine nasıl lojistik ve pisikolojik destek sağladıkları tüm yönleriyle açığa çıkmış olmasına rağmen, kamuoyunun hala duyarsızlık gösterdiği görülmektedir. Dünya kendi darbecilerini yargıladı. Türkiye ise, demokrasi ve insan hakları  konusunda olduğu gibi darbecilerini yargılama noktasında da çağdaş dünyadaki uygulamalarla çelişiyor. Bu gerçeklik hala Türkiye’de politik iradenin militarist güçlerin vesayetinde olduğunun ikrarından başka bir şey değildir. Sadece PKK konusunda değil, 12 Eylül faşist darbesinin olgunlaşması için yıllarca nasıl hazırlık yapıldığı ile ilgili de toplumumuza tarihsel unutkanlık önerilmekte veya dayatılmaktadır.

 

1 Mayıs 1977'de taksim meydan’ında 37 insanın yaşamına mal olan provakasyon ile adeta 12 Eylül 1980 darbesinin koşullarını yaratmak ve halklarımız lehine gelişen devrimci demokratik süreci sekteye uğratmak amacı ile daha o zamandan itibaren Genelkurmay’da planlanmış olduğu ve terör olaylarının da bizzat darbeyi yapan militarist güç tarafından planlandığı artık bir sır olmadığı olgusu tarihe doğru not edilmiştir.

 

1972 -1980 süreci ve 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin zeminini hazırlayan araçlar kavranmadan, ”Derin Devlet” denilen! - benim de Genelkurmay Karargahı olarak okuduğum – olgu ile Abdullah Öcalan arasındaki ilişki kapsamı ve devlet ile yapılan danışıklı savaş da anlaşılamaz diye düşünüyorum. Bu kirli savaş, Kürdistan’ın demografik yapısını bozmuş ve devletin seksen yılda başaramadığı asimilasyon sürecini PKK kanalıyla çok tehlikeli düzeylere tırmandırmıştır. PKK olgusu hem ülke zemininde, hemde uluslararası alanda sömürgeci militarist egemenlere büyük avantajlar sağladığı yadsınamaz bir gerçekliktir.

 

Ankara’dan günümüze kadar Öcalan ile birlikte haraket eden, PKK’nin yöneticileri olan ve ”Ankara Grubu” olarak anılan Cemil Bayık, Ali Haydar Kaytan, Duran Kalkan ve Mustafa Karasu gibi müritlerin uygulamalarına bakıldığında bile, asimilasyonun bilinçlice yapıldığının farkına varmamak mümkün mü? 30 yılı aşkın Kürdistan’da yaşayan bu tipler, Kürdistan’ın her dört parçasında da Türkçeyi mutlak egemen dil haline getirmişlerdir. Her ne hikmetse bunlar iki kelime Kürdçe öğrenmiyorlar. Bu onların geri zekalı oldukları anlamına gelmemelidir!. Kürdleri asimile etmek için bilinçli uygulanan sinsi bir politikadır. PKK içindeki yurtsever gençlerin ve halkımızın bu asimilasyoncu politikayı bile sorguluyabilme yetisini yitirmiş olması, aynı zamanda PKK vebasının halkımız üzerindeki psikolojik baskı ve bellek kaybının düzeyini göstermek için yeterlidir.

 

PKK’de İmralı sürecinin tetiklediği çözülme sürecinin başlamasından sonra, değişik gerekçelerle PKK’den ayrılanların iddia ettikleri gibi, Öcalan’ın İmralı sürecinde devlet güdümüne girdiği tezi doğru değildir. Aksine, Öcalan ve PKK’si daha grup aşamasında devletin kolları arasında büyümüş ve büyütülmüştür. PKK’den farklı nedenlerden dolayı ayrılanların bu Kürdkıran faşist örgütün kuruluşunu sorgulaması gerekmektedir. PKK’nin kuruluşunu sorgulayamayanlar, bu süreci de kavramada güçlük çekerler. PWD-K’nin de sıkıntı ve çözümsüzlüğünün temelini bu yanlış değerlendirmede aramak gerekir.

 

Abdullah Öcalan’ın yıllarca arkadaşlarından bile sakladığı sırrını, iradesi dışında yıllar sonra açığa çıkan kirli ilişkilerini gizleyebilmek amacıyla, değişik ortamlarda Mit’in parası ve ilişkilerini kulanarak bu günlere geldiğini defalarca söylemesi, boşuna sarf edilmiş sözler olarak yorumlanmamalıdır. Pilot Necati ve Kesire Yıldırım ile olan organik bağının olduğu sinyalini alan tüm basın mensuplarının sorularına aynı doğrultuda yanıt vermesi ve arkadaşlarının ajanlığını onaylarken doğruyu söylemesine rağmen, kendisinin bu ajan takımı arasından olmadığını ispatlamak güdüsü ile halkımıza yalan söylüyor.

 

Dış politika alanında Türkiye’nin en iyi diplomatlarından biri olan Şükrü Elekdağ, daha Öcalan Suriye’de iken; ”çözüm için Apo’yu Suriye”nin elinden kurtarmak gerekir” diyordu. Öcalan Türkiye’ye getirildikten sonra da 14 Haziran 1999 Milliyet  gazetesine verdiği söyleşide ise, ”Bu tarihi olayın, Türk güvenlik güçlerinin PKK terörüyle mücadelede kazandıkları başarı ile birlikte değerlendirilmesi halinde, Kürd sorununun demokrasi ve üniter devlet çerçevesinde çözümü için Türkiye’nin emsalsiz bir fırsat elde ettiğine” vurgu yapıyordu!. Genelkurmay eski sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu’nun ise, ”Milli birliği ve bütünlüğü sağlamak için bu savaşı boşuna mı verdik. Asılmaması gerekiyorsa halkımız bunu anlar” diyordu. Bu demeçlere; Genelkurmayın dar bir çevreye verdiği brifingten sonra da Emin Çölaşan gibi statükocu yalakaların ve bir bütün olarak da apoletli Türk Medyası’nın, İmralı süreci ile paralellik arz eden değişim ve dönüşümü, Öcalan-devlet bilmecesini çözmek için çok önemli ipuçları içerdiğini düşünüyorum.

 

1996 yılında Abdullah Öcalan’ın,  Mahir Sayın ile yapmış olduğu ve ”Erkeği Öldürmek” diye isimlendirdiği röportajında, ” …. Ben PKK’de amansız yaşadım. Onların iddiası neydi sonuna kadar bilir misin? Bu Özal’ın katledilmesine kadar. Şimdi aslında adamlar; verebilirim; Ersever, JİTEM sorumlusu biliyorsun, diyor ki öldürüldüğünde iki ajan Star televizyonuna çıktı. ”Yukarıdan bize gelen emir şuydu” diyor ” Apo’yu sağ isteriz” şimdi siz bunu nasıl anlayacaksınız, izleyenler bilir. Örgütü ele geçirmek istiyorlar. Ele geçirmek için benim sağ olmam gerekiyor. Benim tıpkı onları kulanarak örgütü geliştirmem gibi, onlarında beni kulanarak PKK’yi ele geçirmeleri gerekir….” diyor. Burada, devletin Öcalan’nın yaşamasına çok büyük değer verdiği doğrudur. Fakat ”Benim tıpkı onları kullanarak örgütü geliştirmem gibi, onlarında beni kullanarak PKK’yi ele geçirmeleri gerekir….” söylemi doğruyu yansıtmadığı gibi, Uğur Mumcu’nun tesbit ettiği ve yaşamına mal olan Öcalan-devlet ilişkisini perdeleme iç güdüsüyle söylenmiş sözlerdir.

 

MİT ile ilişkileri söz konusu olunca, Öcalan’ın ileri sürdüğü argümanların Kürdçe açıklaması şöyledir: PKK kurulmadan önce, izleme adına; kurulduktan sonra kontrol adına; Suriye’ye geçtikten sonra, dağılıp kontroldan çıkma korkusu adına; Öcalan’ın sağ bırakılması ve PKK üzerindeki mutlak hakimiyetinin sürdürülmesi devlet tarafından temel bir politika olarak hep devam ettirilmiştir. İmralı süreci adına da bu dokunulmazlık devam ettirilmektedir. Devlet tarafından Abdullah Öcalan’a böylesi yakın ilgi ve lojistik desteğin nedenlerini, Öcalan’ın 1970’lere dayanan ve MİT’in bir havuz kuruluşu olan, Komünizmle Mücadele Dernekleri’ndeki faliyetlerinde aramak gerekir diye düşünüyorum.

 

PKK’nin kuruluş aşamasında da Öcalan; Pilot Necati Kaya, Kesire Yıldırım ve daha niceleri tarafından takviye edilmiştir. Devletin yönlendirilmesiyle Öcalan’a 1987’lerde lojistik ve psikolojik destek sağlaması amacıyla 1989-1991 tarihlerinde, Doğu Perinçek tarafından takviye yapıldı. Öcalan ile görüşmelerinden dolayı da kendisine yöneltilen suçlamalara karşı, Perinçek “Apo ile yakınlaşmam bir devlet göreviydi. Kardeşlik çözümünü savunduğum için bu görevi kabul ettim. Bu gizli bir görevdi. Genelkurmayın konudan haberi var.” diyecekti. 1992 yılından sonra da imralı sürecini hazırlamak için de aynı güç tarafından Yalçın Küçük ile takviye edilmiştir. Kürdistan’da uygulanan devlet konseptinin en etkin aktörü Abdullah Öcalan’dır. Öcalan ve PKK’sini doğru değerlendirmek, sürece müdahele etmenin zemin ve araçlarını yaratmak için yürütülen çalışmaların da doğru tesbiti ile doğrudan orantılıdır.

 

PKK’nin sadece Pilot Necati ve Kesire Yıldırım kanalıyla kontrol edildiği ve bu mekanizmanın onlarla sınırlı olduğunu sanmak bir yanılgıdır. Pilot zamanında PKK’de   yapılan uygulamaların, Pilot’un devre dışı bırakıldığı iddia edilen dönemden sonra da değişime uğramadan uygulanması, iddia edildiği gibi Pilot’un, PKK haraketi içinde en etkin ajan konumunda olmadığının belgesidir. Bu tür dezenformasyonlar, en etkin kişinin Öcalan olduğu gerçeğini gizlemek için sinsice seçilmiş argümanlardır.

 

Bilindiği gibi 1999 yılında kendisine tahsis edilen İmralı karargahında, Türkiye adalet sisteminde olağan olmayan jet hızıyla bir yargılama komedisi yaşandı. Otuz yılı aşkın bir süreçte, iç infazlar ile birlikte binlerle ifade edilen Kürd kadroların yok edilmesinde en ufak bir sakınca görmeyen ve kendisi için Kürdler üzerinde tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan’ın, dünya medyasına yansıyan görüntü ve söylemleriyle nasıl cüceleştiğine tanıklık ettik. 1980-84 yıllarındaki vahşet dönemini Diyarbakır zindanında yaşayıp, akıl almaz işkence metotlarına yenik düşen bazı Kürd gençlerini ihanet ile suçlayan bu şef; kendisine bir fiske dahi vurulmadan PKK’nin tüm ilişkilerini düşmana veriyordu. Dünya; Öcalan pratiğinde örgütünü böyle ele veren itirafçı bir lidere ve birbirleriyle savaşan güçlerin de aynı karargahtan yönetilmesine ilk kez tanıklık etti.

 

Mustafa Kemal’in 1923 yılında Kürd sorununa ilişkin çözüm önerisi olarak 1987 yılında Doğu Perinçek’in 2000’e Doğru dergisinde gizli eller tarafından yayınlanan ve İmralı sürecinde Öcalan tarafından yeniden keşfediliyormuş gibi yapılan sıradan bir konuşması, Türk Tarih Kurumu tarafından bir devlet güvencesi olarak 70 yıl saklanmıştır. 70 yıl saklandıktan sonra piyasaya sürülen bu konuşma, Öcalan’a Kürd ulusal sorunu’nu Kemalizm ile harmanlayarak halkımıza kurtuluşun tek alternatifi olarak sunma kolaylığını sağlamayı amaçladığından kuşku duyulmamalıdır. İmralı sürecinde ifadesini bulan ”Demokratik Cumhuriyet- Demokratik Konfederalizm” gibi Kürdleri sömürgecilere entegre etmekten başka hiç bir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda da halkımızda kafa karışıklığına neden olan ve Ortadoğu koşullarında hiç bir geçerliliği olmayan teorilerin sahibi Öcalan değildir! Tersine, Mustafa Kemal’in Kürd sorununun çözümü ile ilgili bir konuşmasını 70 yıl sakladıktan sonra pıyasaya süren  güçtür.

 

1970’li yıllarda başlayarak yetiştirilen ve temelleri döşenen asimilasyon-entegre projelerinin bir numaralı uygulayıcısı konumunda olan Öcalan ve tarikatı, Kürd ulusal sorununu Kemalizm ile harmanlayarak halkımıza kurtuluş olarak sunmaya devam ediyor. Kemalist Türk solunun, Kürd sorununu ele alış  tarzı itibariyle, Kürdlerin gelenekçi Türk solundan kesin bir kopuşu yaşadığı 1970’li yıllara dönüşü ifade eden bu ihanet projesine; ne yazık ki sosyal ve politik yaşamımızın handikapı olan alternatifsizlikten dolayı da bir karşı duruşu sergileyemiyoruz.

 

Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletler çıkarlarını sürdürebilme yolunun aralarındaki kısmi çelişkileri bir kenara bırakıp, Kürdistan’ın sömürge statüsünün devamı için bir emniyet supabı olan işbirliği mekanizmasını hep işletmişlerdir. Türkiye’de sınanarak göreceli bir başarı sağladığına inanılan PKK konsepti; yukarıda değindiğim bu işbirliği güdüsü ile diğer sömürgeci ülkelere de bir örnek teşkil ettiği ve ihraç edildiği görülmektedir.

 

İmralı süreci ile Kürd sorununu Kemalizm ile harmanlayarak halkımızı siyasi olarak aldattığı daha da bir netlik kazanan Öcalan’ın; Kürdistan’ın diğer parçalarındaki halkımızı da sömürgecilere entegre etme projesinin birer araçları olan; Irak’ta: Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK), İran’da: Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Suriye’de: Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve  Türkiye’de: Kürdistan Demokratik Halk Birliği (YDK) gibi kontra örgütler kurdurttuğu bilinmektedir. Bu kontra örgütlerin bir tek amacı vardır: Kürd Ulusal Sorunu’nun içini başaltarak sömürgeci devletlere entegrasyonunu sağlamaktır. Dikkat edilirse, PKK Kuzey Kürdistan’daki ulusal mücadelemizi boşa çıkartmak için uyguladığı faşist pratiği, Kürdistan’ın diğer parçalarında da çoktan uygulamaya koymuştur. Örnek olması açısından; Doğu Kürdistan’dan Sipan Rojhılat, Suriye Kürdlerinden Kemal Şahin, Türkiye Kürdlerinden Hikmet Fidan ve Kani Yılmaz gibi kendilerinden ayrılan bu tür kadroları yok etmeleri, insana ”biz bu filmi daha önce izlemiştik” dedirtecek türden değil midir ? PKK’nin bu tür siyasi cinayetleri devam edecektir. Bundan kuşku duyulmamalıdır. PKK’nin Güney Kürdistan’da konuşlanmış olması, Türkiye’nin bir mevzisi olarak algılanmalı ve buna göre tavır geliştirilmelidir. Yani PKK ve türevlerini Türkiye’nin Ortadoğu ve özellikle de Kürdistan’daki politikasının hayata geçirilmesinin araçlarından  birisi olarak değerlendirmek, aynı zamanda  Kürd ulusal demokratik mücadelesinin tıkanmış sorunlarının da çözümüne yönelik ipuçlarını sunacaktır.

 

Dalkavukluğu yaşam biçimi olarak seçmişleri rahatsız etse bile, tarihe karşı sorumluluğun bir gereği olarak, bir gerçeğin daha altını çizmenin gerekliliğine inanıyorum. PKK’nin 80’li yılların ilk yarısında Suriye’den Kürdistan’ın stratejik bölgelerine taşınmasında, Güney Kürdistan’lı partilerin sorumluluğu çok büyüktür. Güney Kürdistan Siyasi İradesi’nin, PKK ile ilişkileri dün olduğu gibi, bugün de ulusal vizyon ile örtüşmeyen ve  pragmatist bir politikadır.

 

Güney Kürdistan siyasi iradesinin sömürgeci egemenler ile geçmişten kaynaklanan yanlış ve yukarıda çerçevesini belirttiğim nedenlere dayanan ilişkiler sistematiğinin bir sonucu olarak, PKK ile ilgili politik söylem ve pratik yaklaşımlarından alınan sinyaller objektif olarak değerlendirilirse, Güney Kürdistan Siyasi İradesi’nin PKK ve türevleri ile daha kapsamlı ilişkiler içine gireceğinin ipuçları rahatlıkla tesbit edilebilir. Umarım gelişmeler beni yanıltır.

 

Tüm olumsuzluklara rağmen bu süreci halkımızın lehine çevirmenin olanağı vardır. Bu da; halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımlarına ulusal bütünlüğümüzün bir güvencesi olarak sahip çıkmanın yanısıra, Güney’in ulusumuzu ilgilendiren yanlış politikalarına karşı dik bir duruş sergileyebilmektir. Keza, temel görevimizin de Türkiye’nin PKK konseptinin egemenliğinin devamına hizmet eden politikaları ile alternatifsiz bırakılmak istenen Kuzey Kürdistan’lı  halkımızın kendi ulusal-siyasal birlik alternatifini yaratması için gerekli politik perspektifleri ve örgütsel adımları ortaya koymakta somutlaştığını düşünüyorum.

 

Abdulah Öcalan’ın 1 Eylül 1998 tek taraflı ateşkes kararından sonra, Türkiye’nin PKK’den istemleri olarak Genelkurmay-Öcalan arasındaki gizli yazışmaları ve bu yazışmalarla üst üste çakışan PKK’deki strateji değişikliğinin, PKK tarafından iddia edildiği gibi uluslararası bir komplo teorisi ile basite indirgenen bir senaryo ile açıklanamıyacağına ilişkin önemli bir belge teşkil etmesi açısından, Hasan Yıldız’ın (Muhatapsız Savaş Muhatapsız Barış) çalışmasından olduğu gibi aşağıya aktarmanın yararlı olacağına inanıyorum.

 

Devlet önerisi: ”Parti kendi siyasal duruşunu gözden geçirmelidir.”( 15 Ağustos 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: Yeniden yapılanmalıyız, aksi takdirde bu şartlarda yürüyemem, parti başkanlığını bırakırım temasını işlemeğe başladı. İmralı sürecinde de PKK’nin politik hattının temelden değişmesi için oldukça yoğun öneriler sundu. ( Roma’da bulunduğu sırada)

 

PKK VII. Kongre kararı: ” Yeni Parti stratejisinin temel mücadele biçimi, demokratik siyasi mücadele olarak kabul edildi.”

Devlet önerisi: ” Devleti dönüştürmek için muhaliflere yani PKK’ye düşen görevler vardır. Bu görevlerinizi yerine getirmelisiniz.” ( 15 Ağustos 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: Devletin demokratik dönüşümünde söz sahibiyiz. Demokratik dönüşümün en temel gerekçesi bizim kimlik sorunumuz, barış sorunumuzdur. HADEP’teki aşırılıkları karşılıklı ilişkilerle ele alıp düzeltebiliriz. ( 16 Eylül tarihli genelkurmaya gönderilen mektub )

 

” PKK demokratik çözümün anahtarıdır. Yasal demokratik siyasi çalışmanın her alanda artan önemine göre doğru bir tarzın tutturulması giderek önem kazanıyor.” ( 5 Eylül 1999 tarihli İmralı bildirisi )

 

PKK VII. Kongre kararı: ”Yasal ve siyasi güvencelerin yaratılması durumunda, sürecin olumlu yönde gelişmesine peralel olarak, uygun bir plan temelinde tüm güçlerini Demokratik Cumhuriyet’e katmayı öngörür.”

 

Devlet önerisi: ”Ateşkes devletin demokratikleştirilmesi ve bunun sonucu olarak sizin silahlarınızı bırakmanız gibi reel bir durumun ifadesi değilse, değişik bir ifadeyle sizce doğru bulunuyorsa yarından itibaren ateşkesi bozabilir ve operasyonları gerekçe gösterip, doğru bulduğunuz tavrınızdan vazgeçmenin başka gerekçelerini de ifade edebilirsiniz.”(15 Eylül 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: ” Her an yeniden çatışmalar olabilir havasına kesin son vermek gerekir. Az da olsa savunmaya da dayansa, çatışmaların zorladığını belirtmeliyim. Ayrıca demeçlerde silahlı çatışmaya da, barışa da söylemi iyi değildir.” ( 15 Eylül 1999 tarihli İmralı mektubu )

 

PKK VII. Kongre kararı: ” Silahlı örgütü olan ARGK’nin Türkiye’nin demokratik dönüşümü ve Kürd sorununun çözümüne bağlı olan varlığı, Halk Savunma Gücü biçiminde düzenlendi.”

 

Devlet önerisi: ” Kürd kimliğinin tanınmasını silahlı mücadele nedeni olarak izah etmek anlaşılır bir durum değildir. ” ( Ekim 1998 gönderilen son mektub )

 

” Siyasi gücünüzle kıyaslanamıyacak olan askeri gücünüzü sürekli tehdit olarak öne sürmeniz size güvence sağlamaz. Siyasi güvenceniz, siyasal gücünüzdedir.” ( 3 Ekim 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: Silahlı mücadelenin terk edilerek, silahlı grupların sınırların gerisine çekilmesini önerdi ve PKK’nin demokratik devletle birleşmesi gerektiğini bu süreç içinde ifade etti.

 

PKK VII. Kongre kararı: ”Silahlı mücadelenin bırakılması resmi olarak kabul edildi.”

 

Devlet önerisi: ” Ağustos mektubu stratejik bir anahtardır. Siyasal çözümün güvencesi siyasal cevap ve barışta ısrardır.” ( 3 Ekim 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: Suriye’yi tehditle başgösteren çatışma ortamı, Roma krizi, Nairobi komplosu ve idam kararı ile ters orantılı olarak Öcalan, 1 Eylül 1998’de ilan ettiği Ateşkes’i bozmadı. Ateşkes’in içeriği her aşamada yumuşatıldı. PKK Başkanlık Konseyi’ni de buna ikna etti.

 

PKK VII. Kongre kararı: Kongre, Öcalan’ı oybirliğiyle yeniden genel başkan seçerken, onun çizdiği değişim stratejisini tamamıyla kabul etti.

Devlet önerisi: ” Türkiye iç barışı aynı zamanda Ortadoğu iç barışıdır. Tarihin en zor ama aynı zamanda en kolay öğesi TÜRKİYELİLEŞMEKTİR.” ( 3 Ekim 1998 tarihli mektub )

 

Öcalan: Misak-i Milli ve Türkiyelileşme kavramlarına ilişkin söylemler çerçevesinde görüşlerini yoğunlaştıran Öcalan, “ Demokratik Türkiye Platformu “ adı altında biraraya gelen çeşitli sol çevrelerle birlikte HADEP’in yerine tüm Türkiye’yi kucaklayan yeni bir kitle partisi kurma çalışmalarının ideolojik zeminini hazırladı.

 

Devlet önerisi: “ Roma Konferansı Türkiyelileşme duruşuna hizmet etmemiştir.”( 3 Ekim  1999 tarihli mektub ) ve “ bir yandan devletin bütünlüğü içinde denilirken, öte yandan diğer devletlerle ilişki kurmanın izahı mümkün müdür ? “ ( Ekim 1998 gönderilen son mektub )

 

Mahkeme Başkanı Turgut Okyay: “ Barışa katkıda bulunmak istiyorsan,sözde sürgündeki Kürd Parlemento’suna bir mesajın olacak mı? “

 

Öcalan: “ Bu konu çok önemlidir. Sorduğunuz için teşekkür ediyorum. Bu parlemento ulusal kongra adı altında bütün Kürdleri bağrında toplamak isteyen bir kuruluşa dönüşmüş. Beni de onursal başkanı seçmişler. Türkiye ile, demokratik cumhuriyet ile kalıcı bir barış ve kardeşlik ortamı istiyoruz. Türkiye ile düşmanlık temelinde bir yaklaşım göstermesinler. Dostlukla yaklaşsınlar. Kürdlerin geleceğinin Türkiye’de olduğunu bilsinler.” ( 7 Haziran, Kanal D ve ATV haber programları )

 

PKK Başkanlık Konseyi Kararı: Sürgündeki Kürd Parlementosu, PKK temsilcisinin önerisi üzerine, 26 Eylül 1999 tarihinde son toplantısını yaparak kapatıldı. Hiçbir devlet arabuluculuk rolüne soyundurulmadı.

 

Devlet önerisi: “ Türkiye’yi kuzey Irak’tan dolayı Ortadoğulaştırmak en başta Kürdlerin zarar göreceği bir durumdur. Çünkü Ortadoğulaşan bir ülke iktidar ve hukuk kefiline dönüşen bir ülkedir. İktidar kefili kürdlerin tercihi olmamalıdır.” ( Ekim 1998 gönderilen son mektubu )

 

PKK VII. Kongre kararı: “ PKK Kürd halkının yaşadığı Irak, İran ve Suriye’de de mevcut sınırlar dahilinde bir demokratik çözümü esas alır.”

 

Öcalan ve PKK: Bu süreç içinde PKK Başkanlık Konseyi’nden, Sürgündeki Kürd Parlementosu’na veya PKK yanlısı basından gelen, İmralı sürecine aykırı sesler dikkate alınmadı. Ancak bu seslerin sürece uygun hale getirilmesi için Öcalan’ın ikazları gerekli oldu ve sonuçta istenen elde edildi.

 

Öcalan: “ Sonuçta Türkiye oradaki ( Güney Kürdistan ) varlığımızı kendisi için bir tehlike değil, bir gövence olarak görmelidir. Yani oradaki Kürd çözümü ve Irak’taki demokratik gelişme bunda yeriniz bir güvencedir.” (1 Ağustos 1999 tarihli PKK Başkanlık Konseyi’ne yönelik İmralı mektubu )

 

İşte! Tek başına Öcalan-Genelkurmay arasındaki bu diyalog ve bunun bir sonucu olarak PKK’nin stratejik dönüşüm kararları, Kürd ulusal sorununun neden ve nasıl Türkiyelileşme düzeyine çekildiğinin de belgesidir.

 

Özet olarak, Türkiye’nin değişik siyasi yelpazeler  arasında politik boşluğa yer bırakmayan bir stratejiyi izlemesinin bir ürünü olan Öcalan ve PKK’si, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından itibaren kazandığı deneyimin Kürdistan’a uyarlanmış bir versiyonudur. Öcalan Kenya’dan İmralı adasına taşınırken, PKK tarafından uydurulan komplo teorileri gerçeği yansıtmıyor. Öcalan 1998 yılından itibaren Genelkurmay ile yaptığı gizli yazışmalar ile İmralı sürecinin zeminini hazırlamanın bir gereği olarak, PKK içerisinde planlanan konsepte uymayacaklarından kuşkulandığı tüm kadroları değişik komplolarla yok etti. Böylece Suriye’nin elinden kurtarılıp Türkiye’ye gelmesinin yolu açılmış oldu. Apo’nun İtalya’da kalmamakta ısrarlı olmasının üzerinde ayrıca kafa yormak gerektiğini düşünüyorum. İmralı’da Öcalan’ın itiraflarıyla ortaya konan senaryolarla birlikte düşünüldüğünde, bunun, Cumhuriyet’ten bu yana  Kürd direnişlerinin hep dış kaynaklı olduğuna ilişkin Türkiye savını kanıtlamaya yönelik bir planın parçası olabileceği hiç mi akla gelmiyor?

 

Abdullah Öcalan ve PKK’si gelişen Kürd ulusal demokratik mücadelesinin rayından saptırılıp Kürdistan’daki politik güçlerin destabilize edilmesi, ekonomik ve toplumsal alt yapısı kurulmuş siyasi bir oluşumun kurulmasını sabote etmenin ve Kürdleri Türkiye Cumhuriyeti’ne entegre etme projesinin bir aracı olarak devletin lojistik ve psikolojik katkılarıyla güçlendirilerek, Kürd ulusal dinamikleri üzerine oturtulmuş bir KÜRDKIRAN haraketidir.

 

Bu konuyu, Öcalan İmralı’ya taşındıktan sonra hangi suçlardan dolayı yargılanması gerektiği ile ilgili olarak yapılan polemiklerde; Türkiye ve Kürdistan’da hiç kimsenin cesaret edemediği gerçeği dile getiren, The Times’in yorumu ile noktalamak istiyorum.

 

” PKK lideri, binlerce insanın ölümünden, geniş kitlelerin yıldırılmasından ve soydaşları olan milyonlarca Kürd’ün siyasi açıdan kandırılmasından sorumlu merhametsiz bir teröristtir. Öcalan, 35 binden fazla insanın hayatına mal olan, Güneydoğu Türkiye’nin büyük bir bölümünü mahveden ve Kürdlerin özerkliğini yıllarca engelleyen ordu misillemelerine yol açan terör faşist dairesinden sorumlu olan 14 yıllık bir gerilla savaşı yürütmek suçuyla yargılanabilecektir.”

 

The Times’in bu yorumu, Öcalan ve PKK’si hakında herkesi yeniden düşünmeye davet eden tarihi bir belgedir. Umarım halkımız tarafından karşılığını bulur.

 

21 Mart 2006

 

Stockholm

suleymanakkoyun@hotmaıl.com

 

Yorumlar (47 gönderildi):

ahmet .. 14 May, 2008 01:12:23
avatar
insanlari elestirmek bu kadar basitmi.o genc neden milyonlari arkasina takti..demekki o gencte bu potansiyelvardi.siz ne yaptiniz .baskalari üzerinden ne zaman politika yapamaktan vazgececeksiniz.selamlar
muslum, .. 29 Jun, 2008 01:49:38
avatar
size her konuda katiliyorum.silahla bir yerlere varilmaz,selam,ve saygilarimla.
Jehat .. 25 Aug, 2008 06:50:47
avatar
Bugünlerde derin devletin bir hücresi olan Ergenekon her tarafta konuşuluyor. Kürtlerde yeni yeni kendilerini sorgulamaya başlıyorlar, APO ve PKK'sini nereye koyacaklarını tartışıyorlar, elbette bu demokrasi adına çok iyi bir gelişme. Türkler kendi ergenekonlarını konuşurken veya göstermelik yargılarken, Kürtlerde yeni uyanmış gibi kendi ergenekonlarını arıyor. Günaydın.
Kürt ergenekonunu mu merak ediyorsunuz? alın size, sn.süleyman Akkoyun'un yıllar önce yayımlanmış bu makalesi bizlere ders verir mahiyettedir. Eline sağlık Akkoyun.
saygılarımı iletiyorum
bahri .. 26 Aug, 2008 02:22:43
avatar
sayın ahmet arkadaş,abdullah öcalanı kastederek "o genç neden milyonları arkasına taktı,demek ki o gençte bu potansiyel vardı" diyorsun.burada öcalan'ın zeka ve kabiliyetini kutsayarak yaptığı bunca puştluğu temize çıkarma anlayışının bir yansıması görülüyor.yıllardır çeşitli ortamlarda en ufak bir eleştiri sözkonusu olacağı zaman hemen basiretleri bağlanmış müritler bu gerekçeyle karşımıza çıkıyorlar.keşke bu kadar olsa,sus cezanı göreceksin!zorbalık tavrı da bu müritlerin sürekli sergiledikleri nazik davranış biçemi.arkadaşım,tabii ki öcalan gayet zeki,kurnaz ve bir takım yeteneklere sahip biridir.kimse onu aptallıkla suçlamıyor zaten.ama,insaf etmek lazım,bir insanda bu özelliklerin varolması,onun akıl almaz cürümlerine kefaret olur mu?hangi diktatör,hangi azgın hırsız,hangi mafia babası ya da nitelikli dolandırıcı geri zekalı veya yeteneksizdir ki?turgut özal gibi bir adam,çok net hatırlıyorum,bir televizyon konuşmasında saddam huseyin konusu açıldığında onun çok zeki bir insan olduğunu söylemekten kendini alamamıştı.evet rahmetli özal gibi bir insan tarafından da zekası tescillenmiş saddam yüzünden yüzmilyonlarca insan belki bir asır daha rahat yüzü göremeyecek.hitler az mı cevval bir kişilikti,ve sahip olduğu hitabet yeteneği ile zeka seviyesi,tahlil kabiliyeti sınırına kaç insan varabilir.ben bir gün merakımdan hitlerin "kavgam" adlı kitabını alıp okudum,açıkçası o güne kadar onu aptal falan sanıyordum.harvard,oxford,cambrich üniversitelerinin sosyoloji hocaları eline su dökemez sosyal tahlillerde.(laf aramızda bizimkinin de hitabet ve çözümlemeler planında starlığı az buz değil.)eğer değerlendirme ölçümüzü bu kalıplarda,yani,zeki kişilik,toplulukları sürükleme kabiliyeti v.s şeklinde tutarsak bu yapıda ama arkalarında sürüklediklerini felakete götüren nice örnekler sayabiliriz,hem de say say bitmez.yazık ki hala bitmiyor,tarihin çöp bidonunda kapasite geniş.bu tiplerde;ihtiras,şöhret tutkusu,ilgi merkezinde hissedilme duygusunun şehveti,vahşi bir tahakkum arzusu ortak bir özelliktir.ben psikoloji alimi değilim,ama okuduklarımızdan gözlemlerimizden net bir şekilde farkedebiliyoruz ki,bu tip insanlarda göz kamaştırıcı yetenek,cevvaliyet ve zekilik;kişilik bozukluğu ile içiçe olmasına rağmen uzun bir zaman yakın çevreyi (bağlıları ve bağlıların hinterlandını) kör bir sadakatle yörüngede tutabiliyor.kanaatimce,abdullah öcalan'da görülen budur,huseyin velioğlu'nun da gerçeği bundan farklı değildi.dikkat edin arkadaşlar,ikisi de çok önemli bir okul okuyor,siyasal bilgiler.siyasal,hukuk gibi eğitim süreçleri sabırla insanları önemli mevkilere taşıyan özelliklere sahip ,ancak bu iki arkadaşta hemen hazır bir mirasa konup kolay yoldan otorite sahibi olma,lider olma sevdalılığı görüyoruz.kesinlikle büyük bir basiret olayı sözkonusu değil,bir on sene sonrasını,bir yirmi yıl-elli yıl sonrasını düşünerek,uzun vadeli bir hesap-kitap adamlılığı yapılarak atılmış adımların izlerini göremiyoruz,bu iki insanın çıkış ve hareket tarzında.biri okulunu bitirme işini boşveriyor,tahsilini bitirme erdemi gösteremiyor (burada bazı artistler t.c.eğitimi lafları etmesin),ve çok acıdır bu davranış biçimiyle eğitimi küçümseme alışkanlığına öncülük ediyor.kısa yoldan zengin olma fırldaklığı gösteren kalfa misali şöhret sahnesine kestirme dalıyor.acı bir sonuç;öcalan bu tutumuyla eğitimi önemsemeyen kötü rol örnekliği ile binlerce gencimizin bilinç altına tahripkar dinamitler yerleştirmiş oluyor...öbürü de h.velioğlu) bürokrat olma arzusu kursağında kalınca,(öyle diyorlar,ciddi bir sınavı kazanıp kaymakam falan olamamış diye duydum,kesin bir bilgi sahibi değilim,onu tanıyanlar beni yanlışlayabilirler) bu da,konjukture göre bir konsept geliştirip,kahrmanlığa soyunuyor.manzara bana göre,bu!belki de katılmazsınız.velioğlu,pkk zındıkasından ümmeti kurtarma istirabıyla huruc harekatı yaptı,diyebilirsiniz.tamam,demek sizin de hakkınız ama güzel kardeşlerim ve hevallerim mal ortada...al birini vur ötekine.biri "jibo namuse,jibo xiyreti" söylemiyle kürt kızlarını dağlara çıkarır,dağlardan haremine şeytani bir rota çizerek yoğunlaştırma pragramlarının hasan sabbahı olur.(hasan sabbahtaki mürüvvet bunda yoktu,alamut kalesi şeyhi;dinarla cariye alır,baskınla esire toplar sahte cennetinde düşkün zevklerden kurmay ve müritlerine de hisse dağıtır giderdi;şam-ı şerif konuğu naşerif şeyhimiz ise,(bugün ortaya çıkan gerçeklere göre)soylu kürt kızlarını hile ve desiselerle sadece kendi sefil arzuları için özgürleştiriyormuş(!).bu yoğunlaştırma programlarının tarihte bir örneğini gösterebilen varsa beri gelsin.hasan sabbahın ruhu alamut kalesinden şama bakıp mezarında dört dönüp kıvranmıştır herhalde...sonra ne oluyor,yoğunlaştırma programlarının dayanılmaz hafifliğinde gelişmiyor ki herşey.çiftini çubuğunu,ineğini keçisini satan kürt köylüsü,kaleş kabzasının dayanılmaz cazibesine kapılınca Amara Köyü çorak toprağında boy atıp ankara tezgahında tornaya vurulan lokomotif uzayıp giden katarları çekemiyor.nitekim,öcalan da,biz bu kadar büyük bir gelişme beklemiyorduk,diyor.lafa bak,işe bak.arkadaş,bir halk adına ortaya çıkıp kan dökmeyi komşu köyün gençleriyle kaşo oynama mı sandın sen?kabahat tümüyle onda mı,o da ayrı bir konu.katırı lokomotif sananlarda kabahatin büyüğü.ne diyor ilim kapısı hz.ali?-zalim yaptığı zulümden,mazlum da zalimin zulmune rızadan sorumlu.sorumluluk katsayısını saymak bana düşmez şimdilik...konuyu tekrar AHMET arkadaşın argumanıyla ilintilendirecek olursak;binlerce insanımızın, "evet öyle diyorsunuz ama bakın apo bu işi nerden nereye getirdi" diye ciddi bir tahlilden uzak önermeyle abdullah öcalan'ı ululamaları mahkum edilmesi gereken uğursuz bir savunma biçimidir.kavga-kital hengamesinde atılan taşla ürkütülen kurbağa muhasebesini yapanları delilikle suçlamak moda olduğu için "ciwat" (geleneksel sohbet halkamız) yüzeysel basit kazanım masallarının katı propagandasının esaretinden sıyrılıp nereye götürülüyoruz muhasebe ve muhakemesinin soğuk ve çıplak gerçekliği ile tanışamıyor tanıştırılamıyor.mesele burada.ama artık sevinebiliriz,ezberleri bozanlar çıkıyor,kral çıplak diyenlerin ağzına megafon uzatılıyor yürekli insanlar tarafından.bu vesileyle Şükrü Xoce ye ve nasname ye ruh veren emek veren tüm insanlara selam ediyorum.bahri
azad .. 14 Sep, 2008 07:01:02
avatar
bahri misin nesin sen nasnameyi buldun ve firsat bu firsat dedin ve pust kelimesini kullaniyorsun ayip cok ayip tabi editorde bunu gormezden gelip yazdigini yayimliyor tabi editorun de isine geliyor alttaki not yazsini okumadin herhalde yaziklar olsun size .cunku bende bir kurdum pkk benim de benimsedigim bir orgut ve onderimde baskan apo dur nasnameyi okudugum icin bu tur olumsuzluklari kabul edemem .ha birde bundan sonra da nasnemeyi okumam cunku ne oldugunu gordum .ve anladim bir insan toplulugu bu kadar kendisini dusmanin hizmetine sunamaz.s akkoyun senide ve yandaslarini cok iyi taniyoruz .olumsuzluklarinizin devamini dilerim.
serkan .. 14 Sep, 2008 08:27:28
avatar
tebrikler aponun yandaşları binlerce şehit verdik sayenizde bunun hesabı kim vericek. Allahın verdiği canı Allah alır. herkes kendi tarafında bazı şeyler düşünmüş ve uygulamaya devam ediyor.bir sonunuz olduğunuzu düşüyormusunuz.Binlerce insanın apoya ve yandaşlarına karşı olumsuz yönde tavır aldığını bilmeyen yoktur... elbet bir gün sonunuz gelecek tükeneceksiniz.turk toprakları içinde nefes bile alamıcaksınız...
diyar .. 14 Sep, 2008 08:52:47
avatar
Sayın serkan, pes doğrusu. Yani sn.akkoyununbu geniş ve değerli çalışmasından bunu mu çıkardın pes doğrusu. sen ve senin gibi dünyaya şaşı bakan insanların yapabileceği ülkemizi harabeye çevirmektir zaten başka nasıl normal bir insan gibi düşünebilirsin ki. Apo özgür düşünme kabiliyetinizi sizi önce hiçleştirerek ayaklar altına almış ve sizleri birer kiriminal vaka olarak ortalığı salmış, allah mazlum halkımızı Apo ve kopyalarından korunsun derim.başka ne diyeyim sana.
fate .. 14 Sep, 2008 10:30:58
avatar
AZAD beye YANIT:
Ba§kanim dedigin insanin SAVUNMALARINDA, Avukat göru§melerinde basina yaptigi aciklamalari takip edip yorumluyamiyorsan biz ne yapalim?
Koruyucusundan tut, muhbirine kadar hic kimse senin BA§KANIN kadar Du§manin hizmetinde dgil. Ne yazik ki:(
Sana bir nasihat, savunmalarini ve avukat göru§melerinde basina gönderdigi aciklamalari kendince dogruluguna inandigin kanallardan ara, bul ve kendi gözun ve beynin ile OKU.
Oku ve du§unceni yaz. Bekliyorum.
Kolay gelsin.
azad .. 15 Sep, 2008 02:04:32
avatar
meydan bos yuklenin bakalim ne olacak yazan sizlersiniz ve siteler kuran sizlersiniz .on yil once nerdeydiniz ve niye yazmadiniz simdi yaziyorsunuz niye ama boyle dusmanlik yapanlari halk nezdinde elestirmek zorunuzami gidiyor FATE.kor degilim ve avukat gorusmelerinde cikan yazilari hep takip ediyorum ve ayni zamanda sizin nasnameiyide okuyorum ve gercekten buyuk bir ihanet farkini goruyorum ne yapayim dumanin biz mazlum kurt halkina yaptigi zulum zoruma gitmiyor halk icin mucadele vermis ve bu gunku konumuna baktikca yaptiklariniz dusmanin bin kati ve su kaniya variyorum gercekten TC ve avrupa iyi bir pazarlik yapmis sizin gibilerini kullanmak icin sistem ve yontem bu.benden daha iyi bilirsiniz zavalli olmayin onurlu olmak cok guzel bir olay benim ne yazcagim pek onemli degil sizlerin ne yazacagi dusman icin cok onemli bakin halkin deger yargilarina bie saldiriyor GULMUS xoce baglar belediye baskanini halk secti bu oy veren halkin deger yargilarina saldirmak degilmi baskanim diyecegim cunku o bir halk kahrani ve onderi ve onun binlerce yanlisi var ya sizin arkanizda kim var sen ve senin gibiler hic sorgular yasadinizmi.fezleke denen polis raporu yani sorgu tutanagi var iste bu sorgu yontemleri ve bicimlerini ancak poliste ve sorgunun yapildigi yerde bulunur bunlari almak bence biraz zor ama iddianame dogrudan avukata veriliyor.birde tutulu olan sahsin konumu cok onemli bu tutuklu sahis siradan biri degil ve butun emperyalist gucler itifak halinde sizin gibilerinde ihanetin iç ayagini dusunelim bakin o tutuklu insanin sisi ne kadar zor olur birde siz iyi dusunun lutfen iyi dusunun ben bu yaziyi anlamaniz icin biraz yalin bir dille yazdim .belki hosunuza da gitmeye bilir kusuruma bakmayin sizler bizleri zorluyorsunuz istseseydim daha siyasi bir dille yazardim ama bununla yetindim bu da benim bir insanlik gorevim .ve birde sitenizde yazanlarin cogu is birlikci ve fasist kisilerdir bu siteyide iyi kullaniyorlar helal olsun sayenizde.
diyar .. 15 Sep, 2008 02:32:57
avatar
Ax azad kardeşim ax! Ne diyeyim başka. Bizim anlamamız için yalın dille yazmışmışsın! Yoksa,siyasi bir dil döktürecekmiş, azad kardeşimiz. İşte Apo'nun bize bir azad(!) armağanı. Ax "tanrı"mızın annesi Üveyş sana ne diyeyim! Yani o gece hasta olsaydın da, o aponun babası olacak silik adamı yatağına almasaydın! bu mazlum kürt halkına bir katliam mağduru Ermeni olarak ne iyilik yapacağını bir bilebilseydin. Leyla Zana hatun da fatma kızın ellerini öpmez, PKK ile ilşkilerindeki oportünistliğine rağmen Mehdi Zana "abe"mizi zor durumda bırakmaz ve bu azad(!) gibi kardeşlerimiz pimi çekilmiş bir bomba gibi ortalıkta dolaşmazdı.
Ne diyeyim, belki sende kürtlerin atalarına yaptığının intikamını ataların gibi kurban halkımızdan almak için, bu zalim apoyu bize bağışladın! değil mi Üveyş "ana" ruhun şad olsun!
sabri .. 15 Sep, 2008 04:01:38
avatar
Lo diyar,sen ne yazisan böyle?
Xale Aziz Gülmüş'ün koltığıya göz dikisen?
Ee vellah gülmüşem gülmüşem gülmekten
kırılmışam...Siye de Xalé Aziz'e de teşekkür ve selam ediyem..Eliyize sağlık,kompitürünüze virüs girmeye
klaviye tuşları her daim saxlam kala...
bimine bi xweşi..
munzur mahmutoglu .. 17 Sep, 2008 12:49:37
avatar
Sevgili S.Akkoyun! Bu madrabaz haramiyi elikanli tc basimiza bela ettigini ayen ve beyan ortada. Bu duskun basi aslinda turkcu bir fasist. Halen bunu pesinden gidenlerde ciddibir embesillik olduguna inniyorum. Bu nameroglu namerd bize acik acik soyluyordu "ben ajanim" "ben tc parasiyla orgut kurdum" biz bunu biliyorduk. Hayiflanmam su bu igrenc herifn kafasini mermi ile dolduramadik. Cunku onun arkasinda tc vardi. Biz ise bol parcala yonet stratejisi ile plani hayata geciriyordu. Aslinda apoculuk dilim varmiyor ama turk fasizmin Kurdistan daki ayagiydi. yuregine bilgine saglik.Selam,sevgi,saygi.
Osman Atmaca .. 17 Sep, 2008 01:10:46
avatar
"Şükrü Xoce ye ve nasname ye ruh veren emek veren tüm insanlara selam ediyorum.bahri"

Bahri, Sükrü ve Nasname'ye ruh veren Öcalan'dir. Öcalan olmasa onlarin maddi temeli kalmayacak.

Ayrica küfüre, hakarete yer vermedigini söyleyen site yöneticileri, PKK yönetici ve Kürt kurumlarina hakarete yer veren yorumlari yayinladiklari icin en büyük ........ Sen de.
Danimarka .. 17 Sep, 2008 01:56:40
avatar
Azada burdan bir kac kelime yazmak istiyorum. Önder dediginiz adam korkak gibi kacip kenyada yakalanmadi mi ? Türk milletine yalvarmadi mi ? Benim annem türk ve pkk'yi yok ederim demedi mi ? Halen buna önder diyorsaniz senin gibilerine diyecek birseyim yok.


Pkk'nin geliri ........ ve ........geliyor bunlarimi destekliyorsun ? Adam kacirma zorla para toplamak ve köyleri basmak bu mu kürtlük ? Pkk ve Apo'nun kürtlükle alakasi yok. Apo apo diyeceginize allah allah deyin ve icinize biraz iman gelsin. Bunlarin hesabini allah sizlerden soracak. Ben sizleri apo yolundan gidin diyemi yarattim diyecek. Pkk ve apo olmasaydi .......herkes kardesce yasardi. Ama allaha sükür artik bu yolda gidiyor ve nasname sayesinde kürt halki bilgilendiriliyor. özgürgündem ve baska sayfalar gibi kürt halkini kiskirtmiyor ve yalan haber yazmiyor.
zor iş .. 17 Sep, 2008 02:57:07
avatar
Sayın Akkoyun; "PKK’de İmralı sürecinin tetiklediği çözülme sürecinin başlamasından sonra, değişik gerekçelerle PKK’den ayrılanların iddia ettikleri gibi, Öcalan’ın İmralı sürecinde devlet güdümüne girdiği tezi doğru değildir. Aksine, Öcalan ve PKK’si daha grup aşamasında devletin kolları arasında büyümüş ve büyütülmüştür. PKK’den farklı nedenlerden dolayı ayrılanların bu Kürdkıran faşist örgütün kuruluşunu sorgulaması gerekmektedir. PKK’nin kuruluşunu sorgulayamayanlar, bu süreci de kavramada güçlük çekerler. PWD-K’nin de sıkıntı ve çözümsüzlüğünün temelini bu yanlış değerlendirmede aramak gerekir." diyorsunuz. yazılarınızı takip ediyor ve gerçekten size saygı duyuyorum. Ancak, bu tesbitinizi çok ağır görüyor ve eski bir PKK'li olarak kabullenemiyorum.

Herşeyimizi ona teslim ettiğimiz ve uğruna ölümlere gittiğimiz Öcalan, ne yazık ki, yakalandıktan sonra bir lidere yakışmayan davranış sergiledi ve düşmana herşeyi verdi. Kabul. Ama, Kurulduğu gönden itibaren PKK'nin bir devlet projesi olduğu tezini kabullenemiyor ve zoruma gidiyor. Ne olur! PKK ve Apo tarihini yazdığınız zaman bizleri de düşünün ve kırıcı olmayın. Temmennim tarihin sizi yalanlamasıdır. Yoksa, yandığımızın resmidir bu tezlerin.
Mersin Öğretmen Okulu'ndan Genç'li "eski" bir arkadaşın.
brusk .. 17 Sep, 2008 12:28:07
avatar
kürt sorunu dini bir sorun değildir. Ulusal bir sorundur. Bazıları çıkıp olayı dinle imanla bağdaştırmaya çalışıyor. Madem oyle dinli imanlı kürtlere bir sorun bakalım kaçı kendi kimliğine sahip çıkıyor.Sadece insanları dışlamkatan öteye gitmeyen bir yorum. Bir gerçeklikte şu durki kürtlerdeki ulus olmama bilincicin en önde geken sebeplerden biride hoşgörünün olmaması. Bu her kesimden kürtlerde mevcut malesef. Bu düzelmedikçe işimiz zor. Saygılarımla..
helin12 .. 17 Sep, 2008 01:08:10
avatar
Burada herkese merhaba demek isterdim.Ama gel görün ki dilim bir türlü el vermedi.Nedenine gelince inanın ki bir türlü anlam veremedim.Bu site acaba kimlere hizmet ediyor..Acaba barbar tc. ye mi yoksa onun da ötesinde büyük emperyalist güçlere mi hizmet ediyor bişr türlü anlamadım.Yani kime saldırdığınız hiç belli diğil..Öcalan'amı pkk 'ye mi yoksa kürt halkına..Gerçek niyetinizi bilsem emin olunki herkesten önce sizi ben alkışlardım. ama yok bakıyorum ki sizlerin yaptığı sadece bu güçlerin eline koz vermek ..ötesinde bu halka zarar vermek..Halka zarar veriyorsunuz diyorum çünkü buunun sonucunda ödenen bir bedel var ..bu bedeli de halk ödüyor..sizler ödemiyorsunuz.Biliyorum ki sizler yalnızca günümüz sisteminin dayattığı bireyci insanlarsınız..sadece buradan atıp tutmakla sözüm ona bir gerçekliği açıklığa kavuşturuyorsuz. Bunun neresinde gerçeklik. gerçeklik böyle dış güçlere hizmet edip uzaktan sadece sanalda ahkam kesilmekmidir.hani icratınız nerde ne yaptınız bu güne kadar..Neyi kurdunuz..neyi başardınız..Şimdi de sanalda siyaset yapıyorsunuz..burda siyaset sizlere düşermi..sizler önce bir canlarınızı ortaya koyun arkasında da siyaset güdünüz. Bende bireleştirel bakışla bakmak isterim ama sizlerin bakış açısıyla da diğil..Eleştirel bakış elbetteki olmalı..elbetteki tartışılmalı konuşulmalı..ama önce pratik..pratiğiniz olmadığı için size inanmıyorum.yaptığınız yorumlarda bana havada kalıyor..günümüz dünyasında insanlık ölüyor..doğanın dengesi değişmiş..öte yandan açlık..sefalet.savaşlar..sizler kalkmış sadece üçbeş kişi bir saldırıdan başka bişey diğil..oysa dünyanın öbür ucunda insanalar dünyayı çüzmeye çalışırken..sizler devam edin birbirinizi bitirmeye..son sözüm önce çuvaldızı lütefen kendinize batırın..elbetteki tarih herşeyin hesabını verecektir..elbetteki ...ama şimdilik diyorum ki insanlık ölmesin..yeter artık...edi bese...o engin düşüncelerinizi bi pratiğe geçirin....bu halkın daha fazla acı çekmesine gerek kalmasın. analar ağlamasın..çözüm gücü olun arkanızdan ..yanınızdan...beraber gelelim..bir tarafsız olarak sadece üzülüyorum.....
binews .. 17 Sep, 2008 01:48:44
avatar
Anlamdigim bu Evidlacilarin savunmalari.hele bir serokenizin savunmalrini okuyun belki birseyler anlarsiniz. Aslinda bir kere okumayin defalarca okuyun . Niye bunu diyorum birey olamamis toplumlarda ki insanlar onlara ne sunulursa kabul ederler.
Ben turkiyedeyken bir gurup avukatin Öcalanin avukatilariyla ilgili dile getirdikleri ilginc bir konusmaya sahit olmustum. Bu avukatlar avrupa ve gittikleri heryerde yasli, genc ve cocuk (kulasma ve tapinma sayginlik degildir sn, Evdocular)insanlar onlarin elini öpmek icin kuyruklar olustururlarmis. Nedeni "seroken eli sizin elinize deymistir o yuzden eliniz bizim icin kutsaldir" ve baska birsey apocu kanadindaki egitim duzeyi yuksek olanlar bile bunlari görüyoruz.böyle düsünen bunlardan birine sahit oldum " Binews heval siz anlamiyorsunuz.heval serok cok ama yuce bir bilgindir.Bak Heval ben seroken savunmasini 150 defaya yakin okudum anlamadim ama en son bir karara vardim. Bizim serok cok büyük adam ve cok ilerlemis ama biz ondan cok geri ve yetersiz kalmisiz o yuzden soreken savunmalrini anlamiyoruz" diyordu.
bunu ister kabul edelim ister etmiyelim Apo kürt ve kurdistan basina gelmis en büyük bela ve talihsizliktir. Kurdistani düsmana mekan eden ve insansizlastiran Apolizimdir.
Evet hic kimse kurdistanin bagimsizlik ve özgürlük mücadelesi icin daglari mekan eden mangal yürekli kürdistan asi cocuklarina ve inanclarina birsey demiyor. Ama onlarinda yani hepimizin artik bu ise hayir demeleri lazim. Kürdistanlilar tekarar sayginliklarini kazanmalri icin saygisizliklardan arinmalari gerekiyor. Onurlu ve özgür bir kurdistan umudumuz hic sönmemsi inanciyla.
saygilarim
helin12 .. 17 Sep, 2008 02:01:19
avatar
sizler kalkmış sadece yazıyorsunuz...oysa dünyanın öbür ucunda bilim insanları dünyayı çözmeye çalışırken..sizler yazmaya devam edin..yakında bir manifestoda çıkarırsınız.herhalde hatta geç kaldınız. .son sözüm önce çuvaldızı lütefen kendinize batırın..elbetteki tarih herşeyin hesabını verecektir..elbetteki . her şey sorgulanmalı. Bizler ne kadar püro pakız..Şu gerçekliği bilmiyormuyuz. Tarihimiz hep ihanetlerle..dolu..kişiliklerimiz. silik..özgüvensiz..ağavari yada zalimane. Bir yetki verildi mi de neresinden nasıl tutacağımızı bilemeden daha başından mahvederiz. Hangimiz sağlıklı birer insanız. Şöyle bir söz sanırım yerini bulur. “Her kölenin bir köleci zihniyeti vardır “ bizlerinde içinde yokmudur. Şidet yanlısı bir toplum olduğumuz için. Bunu bir şekilde pratiğe yansıtmıyormuyuz.. yaşatmıyormuyuz maalesef..Dikkat ederseniz bu zorbalıklar hep erkek egemenlikli anlayışların ürünü diğilmi? Liderler hep erkeklerdir..çünkü gücün sembolü olarak daha çocukken yetişirler..Hitler..saddem…pinocet..M.Kemal.vede sizlerin bakış açısıyla .Öcalan ve daha niceleri..ama şimdilik diyorum ki insanlık ölmesin..yeter artık...edi bese...o engin düşüncelerinizi bir pratiğe geçirin....bu halkın daha fazla acı çekmesine gerek kalmasın. analar ağlamasın..çözüm gücü olun arkanızdan ..yanınızdan...beraber yürüyelim....bir tarafsız olarak sadece üzülüyorum.....
helin12 .. 17 Sep, 2008 02:17:43
avatar
Peki sizlere soruyorum daha iki gün önce haberlerde çıkan fotğrafları görmedinizmi.ayağındaki postallarla gerilanın başına basmış..peki bu vahşet için bir şeyler yaptınızmı..yüreğinizi ortaya koydunuz mu..bu da bir Pkk’li …Bir kürt..soruyorum şimdi buradan bu görüntüler bir halkı yani kürt halkını temsil eden yada en basitten bir insanlığa ibir gerilaya yapıldı..bir pkk’liye yapıldı .Şimdi soruyorum bu onurun ayaklar altına alınmasına seyircimi kalacaksınız..sadece susup yazacakmısınız..vijdanınız sızlamadı mı……..Nevroz ‘da yaşananlar..1 mayıs ‘ta yaşananlar..hani nerde hesabı soruldumu? Yok ama sizin çok önemli işiniz var. Siz yazıyordunuz…ama bir halkın acılarına tuz biber olmayın…Bırakın her şeyi yine halk sorgulasın..halk yargılasın..siz yazmaya devam edin..
Danimarka .. 17 Sep, 2008 02:26:05
avatar
Bir arkadas yazmis kürt sorunu dini sorun degil diye. O zaman DTP ve Pkk neden dini mitinglerde alet ediyor ? Daha iki gün evel kuranla gezen pornocu hocaniz sokaklardaydi. Tam olarak bilmek isterim kürt sorunu derken neyi kast etmek istedigini ? Dil özgürlügü olsun bende onu isterim. Ben Danimarkada danimarka vatandasiyim bu bir engel degil benim icin. Calistigim yerlerde danimarkaca konusmak zorundayim ama bu yine engel degil. Kimlik üzerinden siyaset yapmak isteyenler var ve malesef bunlara aldananda cok. Pkklilar diyorki biz olmasak simdi kürt varligi diye birsey olmazdi. Aslinda pkknin yüzünden bütün bunlar. Pkk olmasaydi türkiyede kimlik savasi olmazdi ve herkes istedigi gibi yasardi. Ne kadar kisi pkk yüzünden kürtlere nefret duyuyorsa okadar kürt'de ergenekon ve ceteler yüzünden türklerden nefret ediyor.
mahirTAYLAN .. 17 Sep, 2008 03:01:59
avatar
slm helin yazılmasa cızılmese gercekler nasıl gün işiğina cikacaktır.30 yıldır kürdleri kendı cıkarve amacları için kulananların maskesı duşmeli artık bu topluluğu eleştırıyorusun bır zamanlar bunlardanda bu mucadele içinde olanlar vardı ama gerceklerı görenler ayrıldılar bu mucadele ne amaçla yola cıkıldı ve suan hızmet ettığı amac na BİRLEŞİK BAĞIMSIZ KURDISTAN ŞİARI ILE YOLAN CIKAN BU HAREKET şimdi ise kuvayyı mıllıyeye donuşuyor 1920 lerin ruhunu yenıden camladırmaya calışıyorlar peki bu ınsanlar susmakla suç işleyecekler zaten yıllardır bu suça iştırak etmışler yazıp bir nevı guhanlarından arınsınlar halki aydınlatsınlar halkı bilinçlendırsınler inanki kurdler için yarardır zarar değil bu hareketn ayrılanlar cok ama coğu sus pus eger onlarda konuşmaya cesaret ederlerse sorun cozulur. ölümsüz kahraman m cahit şenerin deyımı ile 'söz onurdur onuru olan konuşur ' bu surec tede kurdistanda da onuru olan konuşur gerceklerin gun yuzune cıkması için
munzur mahmutoglu .. 17 Sep, 2008 03:04:07
avatar
Kardesim Helin!Iyniyetinte kusku duymuyorum.Kendi tarihin"le objektif yuzlesmeye girdigin zaman,kendini derinlestirdinmi gerceklerle karsi karsiya geleceksin.Mazlum kurdistan halkinin nasil bir kusatma ile yok edilmek istendigini anlayacaksin.Ondan sonra bizim gibi bu lanetli surece baskaldiracaksin.Aslinda biz "AVDO"denen cuce ile ugrasmiyoruz,biz tc ile ugrasiyoruz.Bu sitede yazanlarin cogu cok agir bedeller odemis,cesit duzeylerde sorumluluklar almis rustunu kanitlamis erdemli insanlar.Bu insanlar durum adami,guc adami rantci kariyerist degiller.Oyle bir dertleri olsa bunun en iy mekanizma yeri "AVDO"nun pkk si olurdu.Ama burda yazan cizenler hayatlarini ortaya koyarak butun magduriyetleri kabullenerek tek dertleri bu halkin basina musallat olan tc isbirlikcisi "AVDO" ve yanindaki rantci ikiyuzlu hirsizlari kan dokerek kendi kirli egolarini yasatmak isteyenlere karsi kendi halkinin gerceleri gormeleri icin uyariyorlar.,yol gosteriyorlar.Bu savasin karsilikli danisik dovus oldugunu bunun devletin kisa ve uzun vadeli cikarlarina hizmet ettigini bunun en buyuk magdurlari olup bitenlerdn haberi olmayan yoksul kurt halki olduguu dile getiriyorlar.Sen ricam bol kitap ve kurt tarihini oku.Selam,saygi,sevgi..
fahrettin tatlı .. 17 Sep, 2008 04:03:46
avatar
belki yayınlamazsınız ama el vicdan insan biraz vicdanlı olur bizim onurumuz ayaklar altına alındı iki gün önce bunun için ne yaptınız bırak ona buna sataşmayı pkk halktır ve apo halka mal olmuş ben pkk li olmadığım halde bunun farkına varmışım ya siz aklınız nerde ya anlamak istiyorum yani bu tür yayınlarla halk pkk,apo dan vaz mı geçecek asla vaz geçmez
smail .. 17 Sep, 2008 04:52:10
avatar
o bahs ettiginiz fotograflari birde lideriniz ocalana sorsaniz nasil olur? ben yardimci olayim. mesela soyle bir soru sorabilirsiniz: ey peygamber abdullah sen ataturkculuk yapiyorsun ama ataturkun askerleri gerillalarimizi katl edip uzerine basip fotograf cektiriyorlar? Veya bu soruyuda sorabilirsiniz: ey yuce peygamber abdullah sen uniter devlet diyorsun turk bayragini kabul ediyoruz diyorsun turkiye ulusu diyorsun devletin niteligini kabul ediyorsuz diyorsun o zaman bu savas niye? Sonuc olarak yayinlanan ve turk askerinin gercek yuzunu bir daha gosteren bu fotograflar ile ilgili soracaginiz sorularin adresi nasname degil imralidir peygamber abdullahtir veya onun en yakin subesidir
.. 17 Sep, 2008 05:03:51
avatar
Danimarka isimli arkadaşım. Diğer partilerin iki lafından biri mislümanız kardeşiz muhabbeti. allah aşkına kürtlere bu zılmü reva gorenler müslümanlar değilmi ? yada ordudakilerin aileleri aynı edebiyatı yapmıyormu ? Ben din karşıtı bir insan değilim. Ama türkiyede kürtlere karşı kulanılan en büyük silah. Bunu Danimarkadan göremezsin bunu ancak türkiyede yaşarsan görürsün. Kardeşlik günümüzde para etmiyor maalesef. Çıkarlar ön planda. Kürtlerde kendi çıkarına olanı isteyeceklerdir. birde kimlik sorunu olmazdı demişsin. Doğrudur Türk gibi düşünürsen ve yaşarsan kimlik sorunu olmaz. Nitekim diğer topluluklarda bu sorun şimdilik yok. ama Kürtler Kürt kimlğiyle, kültürüyle, edebiyatıyla, folkloruyla, diliyle var olmak istiyor.Buda en doğal hakkı. Türkler kendi soydaşları sözkonusu olduğunda taa Çin e kadar laf uzatıyorlarda, Kürtler neden kendi topraklarında kendi kimliğiyle ve kendisine ait olduğu bir devlette yaşamasın. Bu neden bu kadar problem oluyor anlamkta zorluk çekiyorum. bilhassa bunu istemeyenler Müslüman devletler.Saygılar..
el kurdo .. 17 Sep, 2008 05:15:40
avatar
ahmet arkadaşa ahmet arkadaş diyor ki o genç niye milyonları arkasına taktı? bende cevap veriyorum: 70 li yıllarda silahlı mücadelenin olmadıgı siyasi mücadelenin oldugu yıllarda apo milleti bagımsızlık için daga çıkmalıyız deyip milleti silahlı mücadeleye sürükledi.ama silahlı mücadelenin başarı şansı o dönemde yoktu.bundaki amaç kürt siyasi bilincini yıkmaktı.şuan bile ben de silahlı bir örgüt kursam çok taraftar edinirim.ama biliyorum silahlı mücadele bize daha çok zarar verecek.bunu o zaman ki kürt siyasetçilerde biliyordu.ama apo denen ikide bir fikir degiştiren şahıs böyle bir örgütlenmeye gitti.bende soruyorum bu örgüt bize ne kazandırdı.milyonları peşe takmak iş degil, ne kazandırdıgı önemli.bunu sorguls .biz ne kazandık.
Selim Honca .. 17 Sep, 2008 07:16:41
avatar
Fahrettin Tatlı arkadaşın dikkatine...
Biz burada bir gerçeklik üzerinde tartışıyoruz. Apo'nun milyonlarca insanın desteğini alması onun tc nin örgütlü adamı olmadığını göstermez. Ayrıca onun gerçek bir kürd lideri olduğunuda göstermez. Bu duygusal argumentlerle siyasal-toplumsal olgular tartışılamaz. Aksi halde halde arabesk bir durum ortaya çıkar. Bak ben sana bazı örnekler verecegim: Demirel'in arkasında milyonlarca destek vardı. Bu desteğin en az yarısını kürdler oluşturuyordu. Bu Demirel'in kürd halkına mal olduğunu göstermez. peki neyi gösterir? Bir zamanlar milyonlarca kürd halkının Demirel'i desteklemesi bir yanılgı içinde olduğunu ve bilincinin çarpıtıldığını gösterir. Bunu nerden anlıyoruz? Çünkü Demirel türk halkının yanısıra kürd halkının desteğini alıp yıllarca iktidarda kalmasına rağmen kürd halkının taleplerine kurşunla cevap vermiştir.

Şimdi sana çok daha berrak bir örnek vereyim: Adolf Hitler, örgütünü kurduktan sonraki bir kaç yılda milyonlarca alman'ın desteğini kazandı. Yüzbinlerce de silahlı militanı vardı. Bunların hepsi öl dense ölmeye hazır bekliyordu. İktidara geldiğinde artık Alman halkının abartısız olarak söylüyorum , yüzde seksenbeşi Hitler'i aktiv olarak destekliyordu. Bütün Almanlar kücük birer Hitler olmuştu. Peki bu neyi gösterir? Almanların akıbetine bakarak bu sorunun cevabınıda sana bırakıyorum.
Peki, uzaklardan yine kendi topraklarımıza gelip Tayyip Erdoğan'ı konuşalım mı? Ne dersin? Erdoğan'ın son iki secimde kürdistan dan metropollere göcertilmiş milyonlarca kürdün (ki bunların birçoğu birzamanlar apo'yu destekliyorlardı) direk desteğine mazhar olduğunu ne şekilde değerlendireceğiz? Bir akp li ''Tayyip Erdoğan, kürd halkına mal olmuş birisidir'' derse ne demek gerekir sence? İştersen meseleye ''halka malomuş'' biciminde değilde, kürd halkının stratejik hedefleri nedir ve bu stratejik hedefe uygun olarak kim nerede ne yapıyor sorusu üzerinde yoğunlaşsak daha iyi olmaz mı? selamlar
Ali .. 17 Sep, 2008 07:30:23
avatar
Xucka Binews:Halk olarak "serok"u anlamiyor,anlamiyor ve anlamiyoruz,"Serok"u anlamdigimiz icinde durumumuz budur.Serok, benim yerim Ataturkun yanidir diyor, anlamiyoruz.Kuvvayi millicilerin ruhunu temsil ediyorum diyor,anlamiyoruz.Devlet istemiyorum diyor, anlamiyoruz.Katil ve cani Yasar Buyukanit'ta suikast ve K.silah fabrikasina sabotaj duzenleyen militanlarin ismlerini TC ve Almanyaya ihbar ediyor,anlamiyoruz.Kuzey Irakta kurulacak bir Kurd Devleti Turkiyeye arkadan vurulmus bir hancerdir diyor,anlamiyoruz.Hizmete hazirim diyor,yine biz anlamiyoruz.Ne yapalim."Serok'umuzu" anlamiyorsak demeki Halk olarak daha cok cok cekeceklerimiz var demektir.Allah yardimcimiz olsun!
Danimarka .. 17 Sep, 2008 08:52:18
avatar
Bana cevap yazan arkadasa.
Kürt kimligi olsa baska olurdu diyon. Kürcteyi yasatmiyorlar diyon. Bir youtubeye gir bak bakalim kürt kardeslerimiz nasil türkiyede serbest yasiyorlar. Bizim kayserideki komsular bile rahat rahat kürtce konusuyor ve kimse birsey demiyor. Tamam kürtceyi istemeyende var ama türkceyide istemeyen kürt var. Simdi senin kürt kimligin yok diye sen kendini rahat hisetmiyormusun ? Benim tanidiklarim hic öyle bir sorunu yok ve olmadi.

Apo denen kisiye sorun neden kürtlerin önünü kestigini. Okumak ve özgürce yasamak isteyenleri engeleyip daglara cikartan DTP ve pkk ya sor. Biz avrupada irkcilik yasiyorsak kendi milletimizin yaptigi pis isler yüzündendir. Apoda malesef kürtleri böyle bir duruma yitmek icin elinden geleni yapti ve yapiyor.
rebené mardini .. 17 Sep, 2008 11:52:13
avatar
memleketime bahar gelmiş...ohh ohhh
sayın çok kiymetli danimarka kardeşim,nasılsın iyi misin?
danimarka'ya pastırma ihracatı falan da iyi mi?
yav gözüni sevdiğim bu müjdeyi neden daha önce vermedin,keyiften bir iki halay çekerdik,govend bağlardık..demek ki sizin kayseri'de,"Bizim (sizin) kayserideki komsular bile rahat rahat kürtce konusuyor ve kimse birsey demiyor." ha...vey Allah razi olsin senden ve cümle hoşgörülü kayserili hemşerilerdn.bu ne büyük bir lütuf yahu???biz de sanmıştık ki layseri de kürdi konuşmak kesilip doğranıp salam sucuk yapılmayı gerektiriyor,ne bileyim bazı arkadaşlar bu durum üzerine tövbe tövbe,kötü düşünceleri de dile getirmeye başlamışlardı.diyesilermiş ki;kayseri'de topal atların,karakoçanların kökü kurudu kenarda derede sucuk üretimine katkı niyetinen boğazlanmaktan.şimdi bazı uyanık kayserili sucuk-salam esnafı kürtlere gözünü dikmiş...günahı söyleyenin boynuna,böylece de biz kürtlere yapacakları iyiliği unutmmamalıymışız.öyle ya hızla artan kürt nüfusunun maliyetsiz bir şekilde kontrol altına alınmasıa katkı sağlayacaklarmış...ee sen çok yaşa,kürtçe konuşanlara sizin kayseride kimse bir şey demediğine göre,artık aziz türk milletinin yedikleri salşam-sucuğun sadece koyun-inek sakatatı içerdiğini duyurmak lazım.sağol kardeş en yakın zamanda bendeniz de kayseriye bir uğrayıp gönlümce kürtçe konuşma seansı çekerim kendime.
ne?
sana demiyem,danımarka kardeş,yanımda muzır bir kürt velet vardı bişey dedi ona döndüm.
öyle mi ,de get lan...
yine sana değil,yanımdakine diyom.
bu diyor ki,yirmi sene sonra kürtlerin nüfusu türklerinkini geçecek,hatta kayseride bile nüfus demografisi değişecek biz de erciyes dağının ismini değiştirecez.
şuna bak,lan velet biz kürtler ne zaman faşist olduk,get işine!..kayseri tümünen Kerboran (Dargeçit) gibi kürtleşse bile Erciyes'e Erciyes cudi'ye Cudi diyecez anladın mı ula xırpo?
sana demiyem,yanımdaki velede diyem haa...
bak kayserili kardeş,Kerboran dedim de aklıma geldi;şimdi bu küçük kürt kasabasının orijinal isminde "ker" yani türkçesiyle hani şu şirin hayvancıklar familyası var ya ,karakaçan,hah o,onun ismi geçiyo;"ker-boran",bu boran lafzı senin bildiğin türkçe "boran" değil başka bişey de,şimdi egemen türk şövenleri bunu şık görmedikleri için değiştirdilerdi de biz de yaptıkları iyiliği farkedemeyip nankörlük ededururduk,köylerimizin kasaba ve şehirlerimizin ismini değiştiriyorlar diye.meğersem,olay farklıymış.bize daha çağdaş daha medeni isimler layık görürlermiş te,biz cahallıktan farkedemiyorduk.
neyse şimdik anladık ki endişeye mahal yok,kayseride bile kürtçe konuşmak tabu değil..şükür,herkes mutlu kayseri mutlu...Abdullah Gül kutlu...aa o nerden çıktı??bilmem,erciyes eteklerinde 3 mayıslarda sibirya kurtları kimin uluyan türk kardeşlerimizin hırıltısı mı yoksa gariban kürtlerin senfonik "zılgıt"ları mı LAIKIUS ordularının müstahkem çankaya kalesinin surlarını aşağı indirdi,diye düşündüm de o bakımdan.bu da bizim kayserili kardeşlerimize kıyağımız olsun,öptüm,bye...
rebené mardini .. 18 Sep, 2008 12:45:26
avatar
BRA ALİ,merhebe,tu çavani başi?
te pir xweş meram aniya ziman le belé,te,kelima dawiyé ne runandiye...te gotiye:"serok"umuzu anlamıyorsak demek ki Halk olarak daha cok cok cekeceklerimiz var demektir.Allah yardimcimiz olsun!" na,pevise te bıgota:"serokumuzu anlamıyorsak daha çok ekmek yememiz lazım,bunun için harran ovasının tüm buğday hasılatını nizip değirmenlerinde öğütüp güzelim mardin fırınlarında odun ekmeği olarak pişirip yememiz lazım..."
Danimarka .. 18 Sep, 2008 01:19:00
avatar
rebené mardini ne dersen de.

Sevdigim kiz kürt kizi ve nasip olursa onunla evlenecegim. Ve onunla asla türk kürt tartismasi yapmam ve yapmadik. Kürdüm diye de gururlaniyor ve hakli. Bende türkmenim bende bununla gurur duyuyorum. Burda türk kürt siyaseti yapmayada gelmedim. Sadece pkknin kürtlere ne kadar zarar verdigini anlatmaya calisiyorum. Ve burdaki arkadaslardan allah razi olsunki bizleri dahada aydinlatiyor pkk konusunda.
rebené mardini .. 18 Sep, 2008 01:21:43
avatar
selam...
bir düzeltme yapmak istiyorum:
danimarka adlı arkadaşa cevap yazarken,"karakaçan" diyecek yerde "karakoçan" yazmışım sehven.düzeltir özür dilerim sürç-ü tuş yaptığım için...Her nekadar "o" harfiyle "a" harfi klavyede uzak koordinatlarda yer alıyorsa da Karakoçan'lı arkadaşlar beni mazur görsün,zaten ben 9-10 yaşından sonra Türkçe öğrendim,biraz da yanlışlık o bakımdan hani...selam ile...mardini
Süleyman Akkoyun .. 18 Sep, 2008 04:07:57
avatar
Değerli Nasname izleyici veya yorumcuları; bendeniz teorik ve pratik birikimimin el verdiği ölçüde tanığı olduğum tarihi bir sürecin doğru algılanması çabası içerisindeyim. Benim hiçbir Kürd kardeşimle kişisel bir sorunum yoktur. Öcalan da buna dahildir. Ancak; PKK lideri Öcalan’ın halkımıza empoze etmek istediği PKK tarihi, tıpkı Kemalistlerin Türkiye halklarına empoze ettiği tarihin kötü bir fotokopisi gibidir. Ve her iki tarih de yalan üzerine inşa edilmiştir. PKK’ye kan vermiş kardeşlerimin bana kızacağını ve beni farklı konumlarda değerlendirebileceklerinin bilincindeyim. Ancak, neye mal olursa olsun kendi doğrularımı yazmayı sürdüreceğim.

Her yazdığımız bir makaleye sığ, duygusal ve reaksiyonel bir tepki vermeniz Kürdler arası diyalog, empati veya sinerji kanallarımızı tıkıyor. Ne olur bizleri de bir yakınınız olarak görün ve yaşadığınız gerçekliği, bizim söylediklerimizle karşılaştırın! Öcalan ve PKK’ye ilişkin yalanlarımız (!) varsa, ortaya koyun ve onun üzerinden tartışalım. Amacımız, PKK’ye kan ve emek vermiş kardeşlerimizi rencide veya azarlamak değildir. Lütfen! siz de aynı duygu ve düşüncelerle bize bakın ve halkımıza kurulan tuzakları hep beraber aşmaya çalışalım. Ne siz hainsiniz!, ne de bizim gibi düşünen insanlar! hepimiz bir girdaba sürüklenmişiz! elele tutuşmasak, hep beraber boğuluruz! Bu uğursuz dönemi atlatmak için birbirimizin damarlarına basmadan atlatmalıyız. Eğer benim hain olmam ile apo temize çıkacak ve hlkımızın özgürlük açlığınına bir nebze ilaç olacak ise, ben hain olmayı da seve seve kabullenirim. Ama, siz de biraz sorgulayıcı olun! sizlerden çok şey mi istiyorum?

Olgu ve olaylara biraz da böyle baksak olmaz mı?

Beni öveni de, yereni de saygı ve sevgi ile kucaklıyorum.











Ali Haydar .. 18 Sep, 2008 01:09:47
avatar
Danimarka, sen 80'li yillarda kalmissin. Bu senin söyledigin kuru propagandadan Türkiye'deki generaller bile vazgecti. Onlar bile soruna artik farkli bir gözle yaklasiyorlar. Sen hala Türk Devleti'nin 90'li yillarin basindaki söylemlerde kalmissin. Ac biraz gözünü, beynini. Her türlü imkanin var Danimarka'da... Yaniliyor muyum?

Türk irkciligi Nasname'ye sicradi!

Danimarka, Kürtler Türkiye'de yasal statüye sahip mi, anadilde egitim-ögretim hakkina sahip mi?

Evet barbar Türk devleti insanlarin Kürtce konusmasini bile engellemek icin her yola basvurdu, ama basaramadi. Onun icin insanlar Kürtce konusabiliyor.

Ac gözünü... ....
agıri xun dıgiri .. 18 Sep, 2008 03:01:15
avatar
ali haydara katılıyorum
kürtler kendi kimlikleri ile ilgili yasal bir statüye sahip mi?
kemal .. 18 Sep, 2008 03:18:49
avatar
Ugursuz PKK süreci tabiri cok cirkin kürt tarihine kocaman bir hakarettir.Ayrica PKK yi devlet kurdurdu demek iyi kurgulanmamis bir masaldan baska bi