Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | CHP Üzerine

CHP Üzerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Avrupa Birliğinin etkileşim alanına girmiş bir Türkiye’nin, demokratik değişim ve dönüşümü sürecinde, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve militarist Oligarşik erkin bir alt birimi gibi gerici statükoculuğa hizmet sunan ama aynı zamanda da ” Laiklik, Halkçılık ve Devrimcilik” üzerinden siyaset yaparak, halklarımızı siyasi olarak aldatan CHP’nin tarihine, sürece ışık tutması açısından kısaca değinmenin yararlı olabileceğini düşünüyorum.

 

CHP: ( Cumhuriyet Halk Partisi ) ”Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin” bir devamı olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından 9 Eylül 1923’de kuruldu. Başlangıçta ”Halk Fırkası” adını alan Parti, 1924 yılında ”Cumhuriyet Halk Fırkası” ve 1935 yılında da ”Cumhuriyet Halk Partisi” adını aldı.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeşleşen CHP’de”Cumhuriyetçilik”, ”Halkçılık”, ”Milliyetçilik” ve ”Laiklik” olarak dört ilke, 1927 yılında temel alındı. 1935 yılında ise bu dört ilkeye ”Devletçilik” ve ”Devrimcilik” eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı. Kısacası; dağılan Osmanlı İmparatorluğunun enkazı üzerine, CHP kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal önderliğinde Ümmet’ten bir ırk devşirildi ve bu devşirme ırkı kutsayan bir devlet aygıtı kuruldu. Bu aygıtın da, Mustafa Kemal’e günümüze dek süre gelen tanrısal bir misyon biçmede başarılı olduğunu da teslim etmek gerekir.

 

CHP: 1960’lı yılların ortalarında”Ortanın Solu” olarak kendisini tanımladı. 1970’li yıllarda ise ırkçı ideolojisini ”Demokratik Sol” kavramıyla örtmeyi başardı. Uluslararası koşulların da bir sonucu olarak sıkışan statükoculuğun yeniden restorasyonunu sağlamak ve 1970’li yıllarda dünyada gelişen devrimci dalgadan etkilenerek, Türkiye ve Kürdistan’da gelişen devrimci demokratik dinamikleri kontrol altına almak amacı ile ”Devrimcilik ve Halkçılık” gibi kavramların arkasına sığındı. Bu süreçte kitlelerde bilgi kirliliği yaratarak, Türk emekçi kesimlerini ve ulusal demokratik Kürd muhalefetini siyasi olarak kandırma becerisini gösterdiğinin de altını çizmekte yarar görüyorum. CHP, hiçbir dönem devlet partisi olma niteliğini yitirmedi. Uluslararası çelişki ve dengelerden kaynaklanan ”Laiklik, Halkçılık ve Devrimcilik” gibi kavramları ise dünya kamuoyunu aldatmak dışında, ülke gerçekliğinde hiçbir anlam ifade etmeyen söylemler olarak hep süre geldiler.

 

Özel Harp Dairesinin, PKK’yi yeniden silahlı mücadeleye yönlendirmesi ile startı verilen provokatif eylemler, Şemdinli olayları ile devam etti. 17 Mayıs günü yaşanan Danıştay’a yönelik saldırının aktörlerine bakıldığı zaman da tüm  ekibin diğer provokatif eylemlerde olduğu gibi Özel Harp Dairesinin alt örgütleri olarak, Ülkücü-Milliyetçi bir ideolojik ve örgütsel zemine dayandıkları görülmektedir. CHP’nin borazanlığını yaptığı tüm statükocu gerici ittifakın, kitlelerde bilgi kirliliği yaratarak bu tür eylemlerin asıl failleri olan Militarist Oligarşik erki aklama görevini üstlendiklerini görmek gerekir. Provokatif olayların asıl failleri ve dayandıkları egemen güç gün gibi ortada olmasına rağmen, AB uyum yasalarının bir sonucu olarak biraz prestij yitiren militarist rejimin elini güçlendirmek güdüsü ile bu tür eylemleri AKP’ye mal etmek için ağız birliği ettikleri gözden kaçmamalıdır.

 CHP lideri Deniz Baykal’ın Danıştay saldırısının niteliği üzerine AKP ile polemiklere girip saldırının faturasını AKP’ye kesmek için çırpındığı sıralarda, polis Ankara’da ilginç bir baskın gerçekleştirdi. Bu baskında, Özel Harp Dairesi’ne bağlı subay ve astsubayların da aralarında bulunduğu bir çeteyi gözaltına aldı. Ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda çok sayıda bomba ve Danıştay saldırısında da kullanılan Glock marka bir silahın da ele geçtiği basına yansıdı. Ancak; her zaman olduğu gibi Genelkurmay çetelerine sahip çıktı ve polisin bu gurubu sorgulamasına izin vermedi.  

JİTEM’in babası Tuğgeneral Veli Küçük’ün, Susurluk kazazedesi Abdullah Çatlı ile defalarca telefon görüşmesi yaptığına dair belgeler olmasına rağmen, Küçük hakkında kimsenin soruşturma açamadığını duymayan mı kaldı? Türkiye devletinin egemenleri tarafından kendisine yavaş yavaş iktidar olma zemini döşenen Kürd katili Mehmet Ağar gibi her başı sıkışan çete mensubu, ”devlet sırrı”dır, bilgi veremem diyor hepsi o kadar! Bugün Türkiye’de kendini aydın, demokrat ve sosyalist olarak tanımlayan kesimlerin büyük çoğunluğunun da, bu katil, ırkçı ve şoven cephede konumlanmış olduklarını görmemek olanaklı mı? Bu konuda yapılacak yüzeysel bir değerlendirme bile, Kürdlerde ulusal bilinci kırmayı amaçlayan bu sözde aydın, demokrat ve sosyalistlerin rotalarını belirleyen gücün Genelkurmay karargahı olduğunu göstermeye yetecektir. Kürdistan’ın sömürge statüsünün devamını amaçlayan güçlerin tümünün farklı kılıflar altında ama aynı olgulara karşı birleştiklerini görmemek mümkün mü ?

 

Türkiye’nin, AB uyum yasaları kapsamında demokratik değişim ve dönüşüm sürecine girmiş olması, aynı zamanda da Türkiye’nin politik bileşenlerinin de kimyasını bozduğunu ve ideolojik temsilde bir altüst oluşu gündemleştirdiği görülmelidir. Türkiye’de artık gericiliğin, ırkçılığın ve şovenizmin merkezi; MHP’den CHP’ye kaymıştır.

 

CHP, Doğu Perinçek, MHP, ANAP, DYP, ASAM ( Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ) ve PKK gibi Kemalizm’de karar kılmış ama değişik kulvarlarda yarışanları ortak tavır almaya zorlayan temel nedenler, Güney Kürdistan’da yaşayan halkımızın kazanımlarına olan tahamülsüzlük ve Türkiye’nin de ilerde Irak ile aynı akibeti yaşama fobisidir. AB sürecini bloke etmek, demokratik yönde atılan bazı basit adımları bile geri almak ve totaliter rejime göbekten bağlı olmanın bir gereği olarak da, militarist oligarşik rejimin uluslararası koşullardan kaynaklanan tıkanmışlığının önünü açabilme refleksiyle, AKP’nin işini bitirme çabası olarak da değerlendirmek gerekir.

 

Bu son dönemlerde AKP’yi yıpratmayı amaçlayan Ordu kaynaklı provokatif eylemlerin bir sonucu olarak ülkede tırmandırılan gerginlik ortamı, özünde gerici statükoda direten çağdışı güçler ile statükoya itirazı olan ve Türkiye’nin tüm kurumlarıyla demokratikleşmesini savunan demokrasi güçleri arasında bir rejim mücadelesi olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor. Tüm toplum kesimlerini de bu rejim mücadelesinde hangi saflarda yer aldıkları kapsamında değerlendirmek ve aynı zamanda sürecin hassasiyetleri açısından da Kürd politik elitinin ideolojik tesbitlerinde net olmaları, toplumumuzu aydınlatma açısından bir aydın sorumluluğu olduğunu, ayrıca Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan sürecin çok kaygan karmaşık ilişki ve çelişkilerinden dolayı da bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

 

AKP’yi din ve laiklik ekseninde yıpratarak iktidardan düşürmenin diğer bir ayağının da doğal olarak, İran karşıtlığı olacağı ve ABD’nin İran’a olası bir müdahelesi durumunda da militaristlere ABD-İran kutuplaşmasında taraf olabilmenin de zeminini hazırlıyacağı ihtimal dahilinde görülmelidir. Kürdistan’ın stratejik üçgenine, Türk ordusunun alışılmışın dışında askeri yığınak yapması biraz da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

 

Şemdinli iddianamesi ile militarist oligarşik erkin provokatif eylemlerinin bir sonucu olarak, ülkede tırmandırmaya çalıştığı siyasi gerginliğin aktörlüğünü yapan CHP’nin, laiklik ve başörtüsü tartışmalarını alevlendirmesi, AKP ile 2007 yılına girmek istemeyen militarist erkin planına hizmet sunmayı amaçlar. CHP’nin, tek başına iktidar olmuş bir partinin meşruiyetini tartışma konusu yapması, elbette boşuna değildir. AKP’ye Çankaya yolunu kapatmak ve ülkede militarist hegemonyanın sürekliliğini tehdit eden, AB sürecini bloke etmeği amaçlıyor.

 

AKP’nin, ülkenin demokratik değişim ve dönüşümü yolundan sapmadan, demokrasi karşıtı güçlerin üzerine kararlılıkla gittiği ve bunların Türkiye tarihinden kaynaklanan çirkin yüzlerini kamuoyu ile paylaşma cesaretini gösterdiği oranda, demokrasi güçlerinin desteğini arkasına alacağından kuşku duymamalıdır. Temelleri devşirme militarist güç tarafından atılan ve Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda tıkaç görevi gören aynı güç odaklarının provokasyonlarını da boşa çıkarabilir ve süreci demokrasi güçlerinin lehine dönüştürebilir.

 

Kürdlerin de bu sürece katkı sunmalarının tarihi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

 

 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0