Çatışmasız Bir Ortam Kürdlerin Yararınadır
Mustafa Kemal; Yeni Cumhuriyet’te kendi alternatiflerine üstünlük sağlamanın bir aracı olarak 1925’de Şêx Saîd haraketini provake ederek erken başlamasını sağladı. Şêx Saîd haraketinin bastırılmasının avantajını Ankara ve İzmir’de kurduğu İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla iyi kullanan Zübeyde hanımın oğlu, yol arkadaşlarını futursuzca tasfiye ederek kendisine tanrısal bir misyon yükledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin totaliter bir rejim olmasının temelleri de Cumhuriyet’in kuruluş yılları olan 1926-1930 arası atıldı.
Mustafa Kemal, Rıza Nur’un isim babası olduğu Türkiye diye bir devletin kurulmasına katkı sunan tüm önder kadrolarının ( İnönü hariç ) tasfiyelerinden sonra Kürdlere yönelmiştir. Kürdlere yönelen Militarist-Kemalist rejimin literatüründe artık, Kürdistan diye bir ülke, Kürd diye bir halk ve Kürdçe diye bir dil yoktur. İnkar, asimilasyon ve imha politikası tek çözüm olarak dayatıldı. Kısaca değindiğim nedenlerden dolayıdır ki, Abdullah Öcalan’ın Şêx Saîd isyanı olmasaydı, Mustafa Kemal Kürd sorununu çözerdi! tarzındaki söylemlerinin tarihi hiçbir gerçekliğinin olmadığını, tam tersine Mustafa Kemal’ı ATATÜRK yapan olgulardan birinin de Şêx Saîd İsyanı olduğunu söylemek durumundayız.
Kürd halkının inkar ve imhası stratejik olarak yürürlüğe konulduğundan andan itibaren, Kürdler ulusal taleplerini farklı savaşım biçimleriyle gündemde tutmasını becermişlerdir. Tarihin bize miras olarak bıraktığı Ortadoğu’nun kaygan ve kaypak politik gerçekliğinde Kürd olarak ayakta kalabilmeyi başarabilmenin bedelini çok ağır ödedi. Tarih bunun tanığıdır. Bölgedeki statükonun değişiminin startı olarak algılayabileceğimiz ABD’nin Irak’ı işgali, Birinci Dünya Savaşı’nda Kürdlerin aleyhine masa başında çizilen yapay sınırların rövanşını alma şansını sunmuştur. Lozan Antlaşması’nın çöpe atılacağının somut bir adımı olan halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımları, Militarist-Kemalist rejimin dengesini bozmuştur. Türkiye’nin militarist ve sivil bürokrasisi, Kuzey Kürdistan’da halkımızın ulus olmaktan doğan meşru hak ve özgürlüklerini engellemek için tüm baskı araçlarını aktifleştirmişlerdir. Güney Kürdistan’daki kazanımları içlerine sindirmekte zorlanan şoven-ırkçı Türk medyası, Kuzey Kürdistan gerçeği ile yüzleşmek zorunda olduklarının histerisiyle fütursuzca sağa sola saldırmanın krizleri içerisine girmişlerdir.
ABD’nın Ortadoğu’ya müdahelesini iyi değerlendirmek durumundayız. Halkımızı çok yakından ilgilendirdiği için Büyük Ortadoğu Projesidir ( BOP ) ve Avrupa Birliği ( AB ) projelerine değinmenin bir zorunluluk olduğu kanısındayım. Söz konusu projelerin Kürdistan’ı parçalayıp aralarında bölüşen sömürgeci egemenler açısından ne ifade ettiğini, yakın tarihimizin tanıklığı ışığında objektif değerlendirildiği oranda bize çok yönlü perspektifler sunacaktır. Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP ) bu proje; ABD’nin Ortadoğu’daki statükoya ittirazı ve stratejik hedeflerine hizmet sunacağı biçimde bölgenin yeniden şekillenmesi olarak okunmalıdır. Türkiye bu projeye destek sunacağını deklare etmesine rağmen, askeri bürokrasi bu projeye en az İran, Suriye ve Suudî Arabistan kadar karşıdır. Bu proje, Kemalist rejim gibi bölgedeki tüm baskı rejimlerinin kimyasını bozuyor. Tüm gerici bölge devletlerinin Irak’daki Saddam artıklarına direk veya indirek destek sunması, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirileceğine olan endişelerinden dolayıdır.
Ortadoğu’da statükonun demokratik değişimi, dönüşümü veya yeniden şekillendirilmesi Kürdlerin yararınadır. Bundan kuşku duymuyorum.
İkinci proje; Avrupa Birliği ( AB ) projesidir. AB uyum yasalarının bir gereği olarak Türkiye’nin atacağı demokratik adımlar, ülkenin demokratik değişim ve dünüşümüne katkı sunacağı gibi, Kopenhag Kriterleri kapsamında da Kürd halkına daha geniş hak ve özgürlükler sağlıyacaktır.
Özel Harp Dairesi, ülkelerimizde terörü tırmandırarak Avrupa Birliği sürecini sabote etmek ve Ortadoğu’da Kürdlerin lehine olan gelişmelere müdahele edebilmenin zeminini yaratmaya çalışmaktadır. Bu süreçte, PKK’nın de zoru bir çözüm yöntemi olarak sürdürme mantıksızlığının Kürd halkına hiçbir yararı olmadığı acı ve zengin deneyimlerle kanıtlanmış durumdadır.
Demokrasi kültürünün gelişmesi Militaris-Kemalist rejiminin öcüsüdür. Varlık koşullarını ortadan kaldıracaktır.
Kürdler; Türkiye ve Kürdistan’da silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın yaratılmasına katkı sunarak, militarist güçlerin AB sürecini bloke etme ve Güney Kürdistan’ı boğma girişimlerinin boşa çıkarma gib tarihi bir sınav ile karşı karşıyadırlar. Türkiye’nin Avrupa Birliği ailesine dahil olması, tüm Türkiye halkları gibi Kürdlerin de yararınadır ve bu süreçin tarfları desteklenmelidir.
ABD’nin Irak’ı işgali sadece Irak ile sınırlı tutulamıyacağı gibi ABD'nin, sonra da Türkiye ve Irak'ın peşi sıra atadıkları koordinatörünü, sadece PKK ile sınırlı tutmanın bir yanılgı olduğunu ve Joseph Ralston’un; Kuzey Kürdistan Koordinatörü olarak değerlendirilip ona göre poitika belirlemenin daha isabetli olacağı kanısındayım.
PKK türü bir organizasyonda Öcalan ile çelişen demeçlerin son dönemlerde PKK’nın yetkili unsurları tarafından dillendirilmesini önemsediğimi belirtmek istiyorum. ABD’nin koordinatör ataması ve Türkiye’nin de istemiye istemiye buna iştirak etmesi, Güney Kürdistan Siyasi İrade’sinin üstlendiği barışcıl ve ulusal birliğimize zemin döşeyen tavırları, PKK’yı Genelkurmay-İmralı vesayetinden çıkarma operasyonu olarak okumanın mantık dışı olmadığını düşünüyorum.
Bölge devletlerinin ABD ile olan ilişkileri ve Irak’ın işgaline karşı olma konumlarının nedenleri tüm boyutlarıyla değerlendirilirse, ABD’nın Kürdleri stratejik bir dayanak olarak görmekten başka alternatiflerinin olmadığı görülecektir. Eğer bu stratejik dayanak tesbitinde yanılmıyorsam; ABD Ortadoğu’daki konumunu güçlendirmek için PKK’yı reorganize ederek, asıl olması gereken saflara çekmek istiyeceğinin ipuçlarını yakalamak mümkündür. Bu aynı zamanda da İran ve Suriye parçalarındaki Kürdlerede katkı sunulacağı anlamını taşır.
Umarım gelişmeler bizi yanıltmaz.
Günümüzde Kürdler; ideolojik ve pisikolojik planda Militarist-Kemalist rejimin dayatmalarına gelmeden, Kürd halkının ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklarını barışcıl ve cesurca savunacak, aynı zamanda da, ulusal düzeyde siyasal irade birliğinin gerçekleşmesine zemin döşeyecek olan siyasal örgütlenmesini gerçekleştirdiği oranda halkımız üzerinden oynanan kirli oyunları boşa çıkarır ve Güney’in kazanımlarını daha da kalıcı kılar.
Çağımızda şiddet kısır bir döngüdür ve halk düşmanlarının işini kolaylaştırmaktadır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz