Ağca Ve Özel harp Dairesi
1 Şubat 1979 Abdi İpekçi cinayeti ile adını Türkiye’de duyurun faşist tetikçi katil Mehmet Ali Ağca, 12 Ocak 2006 tarihinde de salıverildi. Ağca, Abdi İpekçi cinayetinden sonra tutuklu bulunduğu, Maltepe askeri cezaevinden patronları tarafından kaçırtıldığı bilinmektedir.13 Mayıs 1981 tarihinde Papa’ya suikast girişimi ile bir dünya markası olan Ağca ile ilgili çok şey yazıldı, çizildi ve söylendi. Hukukun bir kavramdan öteye gidemediği Türkiye gibi bir ülkede, bu tetikçi katilin salıverilmesi ile başlayan ve esas katilleri gizlemeyi amaçlayan hukuki polemikleri de yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.
Bu tetikçinin salıverilmesi Türkiye’de gündemin ilk sırasına oturtuldu. Bir katilin ulusal bir kahraman gibi bayraklarla karşılanması komedisini de hep beraber televizyonlardan izledik. Orhan Pamuk gibi bir yazar adeta linç edilmek için faşistlerin merhametine bırakılırkın, Ağca gibi bir katilin, deyim yerinde ise adeta bir polis ordusu tarafından korunması, Türkiye açısından utanç duyulacak bir manzara olarak dünya televizyonlarına da yansıdı. Bu katilin erken salıverilmesine yapılan haklı eleştiriler ile birlikte, asıl katillerin üzerine gitme cesareti veya iradesinin de halen bulunmadığına da özülerek tanıklık ediyoruz. Bu sözkonusu olayda da, Susurluk ve Şemdinli’de olduğu gibi asıl katilleri gizleme mantığının egemen olduğunu görüyoruz. Bu tür siyasi cinayetleri lokalize etme çabalarının da aynı zamanda, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünü sabote etmek isteyen esas faillerin, yani militarist güçlerin işine yaradığını herhalde bilmeyen yoktur.
Atatürk Kültür Merkezi'nin yakılması, Eminönü vapurunun batırılması, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, K.Maraş katliamı, Bülent Ecevit ve Turgut Özal gibi Başbakan’lara suikast girişimleri, Uğur Mumcu ve onlarca gazetecinin katledilmesi ile Eşref Bitlisli’nin öldürülmesi de dahil birçok komplo ve provokasyonların arkasında da bu gücün olduğu bilinmesine rağmen, sivil irade bunun özerine gidemiyor.
1 Mayıs 1977'de taksim meydan’ında 35 insanın yaşamına mal olan, asker kaynaklı provakasyon ile adeta 1980 darbesinin koşullarını yaratmak için, daha o zamandan düğmeye basıldığı anlaşıldı. 1979 tarihinde tam hızla yaşama geçirilen terör ortamı ve Ağca gibi faşist tetikçiler kulanılarak gerçekleştirilen siyasi cinayetler, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin zemininin de, aynı zamanda darbeyi yapan güç tarafından yaratıldığına tanıklık ettik.
Dünya darbecilerini yargıladı. Türkiye bunu başarabilecek mi ? İşte sorunlarımızın çözümü biraz da buna bağlıdır. Yani, Türkiye cuntacılarını yargılıyabileceği oranda demokratik değişim ve dönüşümünü sağlam kanallara yönlendirebilme şansını yakalar ve Ağca gibi devlet tetikçilerinin yaşam alanı olan genelkurmayın, ülke yönetimindeki hegemonyasına son verebilir.
ABD’ın, 1952’den itibaren NATO’ya bağlı tüm Avrupa ülkelerinde Gladio, Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi adı altında ve ordu bünyelerinde kontra örgütler kurduğunu artık bilmeyen yoktur. Avrupa ülkelerinde Gladio'nun açığa çıkarılması üzerine Türkiye kamuoyunun dikkati, “Özel Harp Dairesi” üzerinde yoğunlaşmıştı. Türkiye’de ise yönetim karargahı genelkurmay olan “Kontrgerilla” adı siyasi hayatımıza 12 Mart 1971 askeri darbesiyle yoğun bir şekilde girdi. Özel Harp Dairesi Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz, 3 Aralık 1990 tarihinde "Özel Harp Dairesi, 27 Eylül 1952 tarihinde, şimdiki Milli Güvenlik Kurulu'nun işlevini gören Milli Savunma Yüksek Kurulu'nun 17/c sayılı kararıyla kuruldu."demek zorunda kalıyordu.
1950’li yıllardan günümüze dek tüm siyasi cinayet ve toplumsal olayların rayından çıkartılmasının organizetörü olan Özel Harb Dairesi teşhir edilmelidir. Globallaşan dünyamızda bu mümkündür. Türkiye’de demokratik değişim ve dönüşümünden yana olanların, ülkeyi kirleten bu tür tabuları yıkma cesaretini göstermeleri gerekmektedir.
Türkiye’de kendilerini aydın ve demokrat olarak niteliyenlerin görevi Ağca, Yeşil, Çatlı ve benzerleri gibi tetikçilerin üzerine gitme ile birlikte, karargahı genelkurmay olan ve ülkeyi kirleten Özel Harb Dairesinin teşhiri temel alınmalıdır.
Türk yazar ve çizerlerinin militarizmi kutsayan bu tür mantık kirliliğinden ne zaman kurtulabileceklerini merakla bekliyoruz.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz