Bu Ateş-Kes Öcalan'ın İnsiyafiyle Gelişmemiştir
PKK, bir süredir kamuoyu tarafindan beklenen ateşkesi, bir Ekim’den itibaren gecerli olmak üzere resmen ilan etti. Dünkü büyük gazetelere bakıldığında bu gelişmeyi manşetten verene rastlamak bir yana ne olumlu bir demeç ne de barış ortamına katkı sunacak bir yoruma rastlamak mümkün değildir. Es geçilecek türden bir haber olmadığından olacak ki, sıradan bir olay gibi yansıtılmak istenmiştir. Askeri ve sivil bürokrasinin, Türkiye ve Kürdistan’nın talanından kendilerine aktarılan olanakların tutsağı olan bu leş kargaları, halklarımız arasındaki ilişkilerin gerilmesinde ve çatıştırılmasında çok önemli bir misyon yüklenmiştir. Türk Medyasının bu vurdum duymaz tavrı, barış ortamından ne kadar rahatsızlık duyduklarının bir kanıtıdır. Askerlerce rehin alınan bu Medya gurubunun tutumu, aynı zamanda bize de; olaylara doğru bakış perspektiflerini sunuyor. Şöyle ki, Türk medyası militaristlerin öncü gücü, dili ve tercümanıdır. Eğer bunlar silahların susturulmasından rahatsızlık duyuyorlarsa, demokrasi güçlerinin de silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın savununcusu olmak durumundadırlar.
Biz; asıl meseleye yani, PKK’nin ateşkes kararı alma sürecinin nasıl ve hangi güçler tarafından geliştirildiğine bakalım: ABD’nın ”terörist örgüt” olarak gördüğü bir yapılanmaya, silah bırakması ile ilgili ilk çağrıyı haftalar önce yine aynı ABD’nın yaptığını herhalde bilmeyenimiz yoktur. Bu çağrıya bir grup Türkiye’li aydın, sanatçı ve yazarın da desteğinden sonra, DTP Genel başkanlarının basın toplantısı ile PKK’ye ateşkes çağrısı yaptıklarına ve Talabani’nin özel temsilcisinin Kandil dağında PKK yetkilileriyle görüştüğüne tanıklık ettik. Birleşmiş Milletler toplantısına katılan Irak Devlet başkanı Celal Talabani’nin, PKK’nin yakında ateşkes ilan edeceğini duyurduğunu ve bu açıklamanın ardından Türkiye’de kanla beslenen çevrelerin paniklediğini de hep beraber izledik.
Butün bu gelişmelerden sonra devre dışı kaldığının refleksiyle, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın en son ateşkes çağrısı yapan kişi olduğunu da biliyoruz. Yapılacağı gün gibi aşikar olan silahların susturulması ilanı da 06.09.30 Kandil’den geldi. Öz itibariyle bu karar; sürece müdahele edebilme insiyatifinin İmralı’dan alındığının bir başlangıcı olarak yorumlanmalıdır. PKK’nın bu son silahların susturulması kararını, daha önce yapılmış olan ateşkes kararlarından temelde farklı olduğunu düşünüyorum. Bu ateşkes kararı, ABD’nın insiyatifi ve Güney Kürdistan siyasi iradesinin çabalarının bir sonucu olduğunu kabullenmek durumundayız. Öcalan İmralı’da yatmasına rağmen, uluslararası gelişmeleri çok iyi takib edebilme olanaklarına sahip olduğunu bu ateşkes çıkışıyla gösterdi. Öcalan, PKK’nın Genelkurmay-İmralı çizgisinden kopuşu ifade eden son dönemlerdeki söylemlerinin ne anlam taşıdığını bilebilecek kadar deneyime sahiptir. Öcalan, 1999 yılından bu yana askerler tarafından kendisine sağlanan lojistik destek ile Kürdistan gündemini hep İmralı’dan belirledi. Bu kez düşman gördüğü güçler tarafından belirlenen gündeme; hala PKK’ nın kayıtsız şartsız başkanı olduğunun imajını koruyabilmek için kabullenmek zorunda kalmıştır.
Bu ateşkes kararının kalıcı kılınması, Türkiye ve Kürdistan’da silah tehdidinden arındırılmış bir ortamın yaratılmasına katkı sunacağı gibi, insiyatifi de askerlerden Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünden yana olan sivil oluşumların lehine dünüştürecektir. Gerilimden beslenen militarist oligarşik rejimin Kürt sorununu terörize ederek, Güney Kürdistan Federe hükümetini sürekli baskı altında tutma gerekçesi ve aynı zamanda da 2007 de yapılması kararlaştırılan, Kerkük ile ilgili referanduma müdahele bahanesini de uluslararası düzeyde sıfırlayacaktır. PKK’nın İmralı’nın insiyatifiyle gelişmeyen tek taraflı bir ateşkes kararı almasının zeminini hazırlayan olgular iyi değerlendirildiği zaman bu silah kullanmama kararının, Güney Kürdistan Federe Hükümeti’nin devletleşme yolundaki çabalarına katkı sunacağı gibi, PKK’nin artık güney Kürdleri için de bir tehdit olarak algılanması koşullarının ortadan kaldırılmasına da katkı sunacağını hesaba katmak durumundayız.
PKK’ye bundan sonra biçilen misyonun, İran ve Suriye rejimleri için bir tehdit unsuru olması kapsamında değerlendirilmesinin ipuçlarını yakalamak olanaklıdır. Kısaca değindiğim nedenlerden dolayı da, silahların gerçekten susturulması kararının kalıcı kılınması halinde, her dört parçadaki halkımızın yararına olan bir gelişme olarak değerlendirdiğimi de not düşmek durumundayım. Çatışmasız bir ortamın sağlanması demokrasi güçleri ve dolayısıyla Kürdlerin de yararınadır. Günümüz koşullarında şiddet kısır bir döngüdür ve halk düşmanlarının işini kolaylaştırmaktadır. Bu anlamıyla da olsa, PKK’nın ateşkes kararını önemsiyor ve kalıcı kılınması için çabaların yoğunlaştırılmasının gerekliliğine inanıyorum.
Öcalan’ın ateşkes çağrısına zorunlu eşlik etmiş olması, oyuncağı elinden alınan çocuğun ağlamasına benzer. Bundan sonra İmralı’dan PKK’yi militaristler lehine yönlendirme olanağını yakalıyabilmesi güç görünüyor. Gelişmelerin bizi doğrulamasını temenni ediyor ve sözü tarihe bırakıyorum.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz