Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | JİTEM Ve Sonuçları Üzerine

JİTEM Ve Sonuçları Üzerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

  
JİTEM VE SONUÇLARI ÜZERİNE

Toplumsal yaşamda onarılması kısa bir sürede olası olmayan tahribatlar yaratan suç örgütü JİTEM'in; tarihi arka planını açığa çıkarmak, amacı, kuruluş süreci ve kullandığı insan müsvetelerinin niteliği hakkında da bir yargıya varmak, aynı zamanda bu suç şebekesinin devlet bürokrasisi ve toplumun farklı kesimleri içerisindeki gizli türevlerinin de açığa çıkartılmasına katkı  sunacağı gibi,  kendilerini aydın, demokrat veya sosyalist olarak niteleyen çevrelerin statükoyu koruma adına bu tür suç örgütlerini kutsayan söylem ve eylemlerinin de deşifrasyonuna zemin oluşturacağı kanısındayım.

Özel Harp Dairesi'nin kirli operasyonlar örgütü olarak kurgulanan bu suç örgütü Türkiye ve Kürdistan'da JİTEM olarak bilinmektedir. Bu suç örgütünün son yirmi yıldır Kürd ayakları ile birlikte Kürdistan'da sürdürdükleri kirli ve danışıklı savaşın toplumda yarattığı sosyal, siyasal ve ahlaki dejenerasyon; Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne ayak direten statükocu direnç odaklarının elini güçlendirdiği gibi, bu güruhun sivil siyasi iradeye müdahalede sınır tanımayan eylem ve söylemlerine de zemin oluşturmaktadır. Keza bu tür suç örgütleri, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü ile bu sürecin başat bir unsuru olan Kürd Sorunu'nun barışçıl demokratik çözümünü bloke etmeyi amaçlamaktadır. Bundan dolayı da merkezi Genelkurmay olan bu suç örgütü/örgütlerinin bilince çıkartılması daha da bir anlam kazanıyor.

Militarist bürokrasi ve onun sivil yalakaları tarafından hep olmadığı iddia edilmesine rağmen, Türkiye ve Kürdistan halkları 1980'lı yılların sonlarına doğru, özel Harp Dairesi'nin kirli işler operasyon birimi olan JİTEM ile tanıştığı bilinmektedir. Bu suç örgütüyle ilgili çok şeyler yazıldı, çizildi ve söylendi. Ben de; mümkün olduğu kadar tekrarlardan kaçınarak, DYP lideri Mehmet Ağar'ın; yaklaşan Genel Seçim arifesinde gündeme oturtulmasının nedenleri ve Ağar gibi devşirmelerin beslendiği suç örgütlerinin ana omurgasını oluşturan temel olguya ilişkin düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Bütün NATO ülkelerinde CIA’ye bağlı ve Ordu bünyelerinde kamufle edilen Gladio benzeri resmi komplo örgütlerinin kurulduğu bir sır olmaktan çıkmıştır. Türkiye'de de Genelkurmay bünyesinde oluşturulan “Kontrgerilla” adlı suç örgütü siyasi hayatımıza 12 Mart 1971 askeri darbesiyle girdiği de bilinen bir olgudur. Ayrıca, bu tür suç örgütlerin toplumun en küçük birimlerine kadar örgütlendiği tarihi belgelerle sabittir. (Yani; bu suç örgütü: Genelkurmay Karargâhı’ndan, Köy ve Köy İmamı'na kadar olan tüm birim, kurum ve kuruluşlar içerisinde örgütlenmiştir.)

Bilindiği gibi bu suç örgütü ilk kez Susurluk'ta ve içerisinde bir Parlamenter, bir Emniyet Amiri ve aranan faşist bir katil ile ne olduğu belli olmayan (!) bir bayanın aynı arabada kaza yapması sonucu yakayı ele verdi.

Avrupa ülkelerinde Gladio'nun açığa çıkarılması üzerine, Türkiye’de de duyarlı kamuoyunun dikkatleri Gladio’nun bir türevi olan Özel Harp Dairesi’nin üzerinde yoğunlaştı. Bunun üzerine, 3 Aralık 1990 tarihinde Özel Harp Dairesi Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz: "Özel Harp Dairesi, 27 Eylül 1952 tarihinde, şimdiki Milli Güvenlik Kurulu'nun işlevini gören Milli Savunma Yüksek Kurulu'nun 17/c sayılı kararıyla kuruldu." demek zorunda kalıyordu. Yani, militarist hegemonistler 38 yıl gizleyip pis işlerde kullandıkları bu suç örgütünün varlığını ilk kez kabullenmek zorunda kalıyorlardı.

Bu daire, o güne dek “Kontrgerilla” diye toplumsal olaylara müdahale ediyor, gelişen toplumsal olayların bloke edilmesini veya güdümlü kılınmasını sağlamak için de, Atatürk Kültür Merkezi'nin yakılması, Eminönü vapurunun batırılması, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, K.Maraş Katliamı, Sivas Madımak Oteli vahşeti, Başbakan'larına ve şiddetin çözüm olmadığını dillendiren kendi paşalarına bile suikast girişimleri de dâhil bir çok komplo ve provokasyonların arkasında da bu gücün olduğu artık bir sır olmaktan çıkmıştır.

Kemalist Rejim'in yayılmacı mantığının bir ürünü olarak Özel Harp Dairesi'nin ülke sınırları dışındaki ilk uygulaması, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı işgal etmesine zemin hazırlayan provakatif eylemleriyle işgale gerekçeler sunmak olmuştur. Bunun dışındaki tüm eylemleri ülke içi ile sınırlı kalmış ve Türkiye'yi bir çete devletine dönüştürmüştür.

Türkiye’de ‘‘Jandarma Teşkilat Ve Vazife Nizamnamesi'nin eşkıyalığın ortadan kaldırılması ajan ve muhbir tayinine dair talimat'' gereğince ilk kez JİTEM benzeri bir suç örgütü oluşturulmuş ve 1938’de Dersim Katliamı’nda kullanılmıştır. Bu suç örgütünün bir devamı niteliğini taşıyan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı’nın (JİTEM) temeli, 1986 yılında döşenmeye başlanmıştır. Hulusi Sayın Paşa öncülüğünde Aytekin Özen, Arif Doğan, Hüseyin Kara ve Arnavut göçmeni olduğunu bildiğimiz Ahmet Cem Ersever'in yanı sıra; Sorgulama, Harekât Şube Müdürlükleri, İstihbarat Birim Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüğü gibi birimlerin ortak çalışmalarının bir ürünüdür. Bir yıllık bir çalışmadan sonra yukarıda ifade ettiğim birimler reorganize edilerek doğrudan Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı ve JİTEM diye bir yapıya dönüştürülmüştür. Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı'nın başına da geçici görev ile Arnavutluktan devşirilen Ahmet Cem Ersever getirilmiştir.

JİTEM ile özdeşleşen Cem Ersever, Arnavut göçmeni bir ailenin çocuğu olarak 1950 yılında Erzurum da dünyaya gelir. Ersever'in faşist bir ideolojiye yakınlığı askeri okuldan öncelere dayanır. Basın Yayın'da okuduğu yıllarda yine kendisi gibi faşist olan Muhsin Yazıcıoğlu ile tanışmış ve ülkü Ocakları'na girmiştir. Ersever, Abdullah Çatlı ile de suç örgütlerine tetikçi yetiştiren MHP'nin gençlik örgütü olan Ülkü Ocakları'nda tanışmış ve 4 Kasım 1993 tarihinde kendisinin de yaratıcısı olduğu suç örgütü tarafından öldürülmüştür.

Bu gibi olgulardan hareketle; devletin devşirme kadrolardan oluşturulması prensibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş kurgusu ve insan malzemesinin niteliğine paralellik arz etmektedir. Başka bir değişle, suç örgütlerinin bileşimi de tıpkı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda olduğu gibi devşirilen göçmen askeri kadrolardan, MHP kökenli faşist devşirme tetikçilerden oluşmaktadır. Öte yandan da Öcalan’ın sistematik tasfiye mantığının bir sonucu olarak, söz konusu suç örgütlerine lojistik desteğin yanı sıra, devlete binlerle ifade edilen tetikçi transfer ettiğini de tarihe not düşebiliyoruz.

Burada bir noktanın altını çizmekte yarar görüyorum: Binlerle ifade edilen PKK İtirafçılarının, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'ne katılım sürecinde Kürd halkına zarar verme gibi bir düşüncelerinin olduğu kanısında olmadığımı ifade etmek istiyorum. Ancak, Abdullah Öcalan’ın alternatiflerini yok etme ve dolayısıyla sürekli tasfiye mantığının bir sonucu olarak, örgüte katılım amaçları ile çelişen uygulamaların verdiği güvensizlik, ahlaki dejenerasyon ve bunun bir sonucu olarak moral yıkımı, söz konusu kişilerin PKK'den kaçmasına ve düşmana sığınmaya itmiştir. Örgütten kaçış süreci birçok insanımızın yaşamına mal olurken, maalesef binlerle ifade edilen gençlerimiz de İtirafçı adı altında düşmana yem olmuş ve halk düşmanı bir konuma itilmişlerdir.

Abdulkadir Aygan vakasında olduğu gibi, ona karşı gösterilen tepkilerde duygusallığın ağır bastığı ve gösterilen sığ tepkiler gerçeği tam olarak izah etmediği gibi, olguları da ortadan kaldırmaya yetmiyor. Ülkemizde yürütülen kirli savaşın bir sonucu olarak, ama farklı nedenlerden dolayı da olsa ulusal saflardan kopuşu ifade eden; Köy Koruyuculuk Sistemi ve İtirafçılık benzeri yapılanmaların ıslahı bir görev olarak bizleri beklemektedir. Başka bir değişle, bu kesimlerin topluma kazandırılması hem ulusal, hem de insani boyutu açısından önceliklerimiz arasında olmalıdır.

4 Şubat 1997 tarihinde Hanefi Avcı’nın TBMM SUSURLUK KOMİSYANU'na verdiği ifadesinde;
‘‘PKK'nin ciddi eylemleri üzerine, devletin PKK mensuplarına ve PKK'ya büyük destek veren kişilere karşı hukuki olarak yeterince mücadele edemediğini düşünen bazı devlet görevlilerinin hukuk dışı bir anlayışla görev yapmak gerektiğine inanmaya başladıklarını ve ilk defa Güneydoğu'da JİTEM görevlisi Cem ERSEVER'ın bu tür faaliyetler içerisine girdiğini ve bunu takiben özellikle İstanbul’da PKK'ya önemli ölçüde maddi yardımda bulunan finans çevreleri ve uyuşturucu kaçakçılarına karşı yasal mücadele yapılamadığı anlayışı ile illegal çalışacak gruplar oluşturulması ve illegal mücadele edilmesi düşüncesiyle Emniyet, MİT ve Jandarma içinde böyle grupların oluşturulduğunu ve eylemlerin başlatıldığını, neticede PKK'nin ve diğer örgütlerin destekçisi aktif unsurların susturulduğunu… Bu grupların Emniyet, Mit ve JİTEM içerisinde ayrı ayrı oluştuğunu, Emniyet içerisinde Emniyet Genel Müdürü Mehmet AĞAR'a bağlı özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim ŞAHİN'ın başkanlığında özel Hareketçilerden ve Korkut EKEN'e bağlı sivillerden, MİT içinde Mehmet EYMÜR'e bağlı Özel Harpten geçmiş subaylar ile aşırı ülkücü ve mafya denen insanlardan, JİTEM içinde kendilerine bağlı kişilerden teşekkül ettiğini…. Kocaeli Jandarma Alay Komutanı Veli Küçük'ün mafyacılarla sıkı diyalogunun olduğunu… Cem ERSEVER'in öldürülmesi olayının dönemin Habur Gümrük Müdürü Ali BALKAN'i şoförü KEMAL'ın  yakalanması halinde aydınlatılabileceğini… Ek:189)''

Bu itiraflara rağmen Veli Küçük ve Mehmet Ağar'a kimse dokunamadı.

Ayrıca, Araştırma komitesi üyesi Tevfik Diker'in Otel faturalarda yaptığı araştırmalar sonucunda, Çakıcı'nın 22-23 Ocak 1993'te Ankara Oteli'nde 704 ve 806 numaralı odalarda kaldığı anlaşıldı. Uğur Mumcu suikastı 23 Ocak'ta oldu. Susurluk kazasından üç gün önce Mehmet Ağar ve Çakıcı Kuşadası Princess Otel'de kalıyordu. Otel kayıtlarına göre çakıcı 1242 numaralı oda da kalırken; Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve Sedat Bucak da oradaydı. Devletin Susurluk'ta kamyona çarpması ile TBMM'nde alevlenen tartışmalarda Mehmet Ağar hedef gösteriliyordu. MİT muhbiri Tarık Ümit'in öldürülmesinde Ağar kilit isim olarak suçlanıyordu. Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz'e verilen resmi belgelerin altındaki imzaların da Ağar'a ait olması onu bir hayli zor durumda bırakmış, fakat

Parlamenter dokunulmazlığı gerekçeler gösterilerek, parlamentodaki partileri tarafından aklandığı gibi, yargılanmaktan da kurtarılıyordu.

Emniyet İstihbarat Daire Başkan yardımcısı Hanefi Avcı: JİTEM'e, AĞAR'a, Mehmet EYMÜR ve Korkut EKEN'e bağlı olmak üzere devlet bağlantılı dört ayrı çetenin varlığını deşifre etti. Eymür ABD'ye kaçtı. Ersever öldürüldü. Korkut Eken ve İbrahim Şahin yargılandılar ve kısa bir süre de cezaevinde yattılar. Adeta Mehmet Ağar'ın tüm alternatifleri tasfiye edilerek, kendisi Paraşütle DYP'nin başına konduruldu. Ağar'a bu desteği sunan çevrelerin kimler olduğu hala tartışılamadığı gibi, Türkiye'nin demokratikleşme sürecine karşı olan oligarşik erkin temel taşlarından olduğu da görmemezlikten geliniyor.

Büyükanıt-Ağar konsepti; tıpkı Tansu çiler-Doğan Güreş ikilisinin pratiğinde olduğu gibi, bu projenin de Özel Harp Dairesi'nin projeleri kapsamında olduğu varsayımı göz ardı edilmemelidir.

8 Aralık 2005 Nasname'de yayımlanmış olan bir makalede; (Derin Devlet Nedir Kimdir Sahi?) Mehmet Ağar’a ilişkin şöyle demiştim:
“...Susurluk kazasında DYP Milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ile o sıralarda aranmakta olan faşist katil Abdullah çatlı ve dostu olduğu iddia edilen Gonca Us ile birlikte aynı arabada bulunduklarının anlaşılması üzerine, Kürd katili Özel Harekatçi Mehmet Ağar, “Herhalde Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı'yı yakaladı, onu getiriyordu,” diyerek adeta, Türk ve Kürd halklarıyla dalga geçiyordu. Abdullah Çatlı'ya düzenlenen tüm sahte belgelerin altında Ağar’ın imzası olmasına rağmen, politikadaki yükselişi, askerlerin ona sunduğu destekten başka bir nedene bağlamak mümkün değildir... Statükocu egemenlerin kendisine verdiği destek ile DYP’nin başına geçen Ağar; şoven, ırkçı ve militarist cephenin sivil temsilcisi görevini üstlenmiştir. Eğer; askeri hegemonya geriletilemez ise, Ağar'ın başbakan veya cumhurbaşkanı olarak karşımıza çıkması sürpriz olmamalıdır!” Ve Kürd ulusal demokratik muhalefetinin dikkatini, Ağar'ın normal olmayan yükselişine çekmek istemiştim.

Kürdistan'daki özel Savaşın mimarlarından Mehmet Ağar'ın, Ordu ile çelişki gibi görünen içi boş söylemlerinin iyi okunması gerekir. Kürdistan'da yürütülen kirli savaşın devamında direten Yaşar Büyükanıt'ın sivil siyaset ayağına gereksinimi vardır ve Türkiye'nin demokratik yürüyüşü bloke edilirse, Ağar bu konsepte en uygun düşen kişidir.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı raporuna göre ise, 1990 yılında JİTEM'de yapılan bazı değişiklikler sonucu Veli Küçük JİTEM'in başına getiriliyordu. Bu zatın göreve gelmesiyle birlikte bazı suç örgütü mensubu itirafçılara geniş yetkiler ve rahatlık sağlanarak asker kimliği altında JİTEM Gurup Komutanlığı bünyesine alınıyorlar. Alınan bu itirafçı askerlerle birlikte JİTEM çatısı altında ve Veli Küçük Paşanın kontrolünde illegal bir oluşuma gidiliyor. Her türlü infaz yetkisine sahip olan itirafçı askerlerden oluşan bu timler, birçok kirli işi perdeleme gibi bir görevi de üstlendikleri bilinmektedir. ‘‘Yeşil'' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın kullandığı telefonun Veli Küçük'e ait olduğu ispatlanmış olmasına rağmen apoletlerinin verdiği avantajdan dolayı sorgulanamıyor.

Kürd Ulusal Sorunu'nun demokratik barışçıl gelişimi aynı zamanda karşıtlarının da niteliğini belirleyebilme düzeyine ulaşmıştır. Sorunun çözümüne ilişkin Kürdlerin uygulanabilir meşru taleplerine karşın, tarihi olguların inkârında direten egemenlerin şiddette ısrarlarının doğal bir sonucu olarak palazlanan suç örgütleri rejime de kendi karakterlerini vermiştir. Başka bir değişle, Kemalist rejimin niteliğine damgasını vuran tek kurum tüm türevleriyle birlikte bir suç örgütü olan Özel Harp Dairesi’dir. (Bu isim deşifre olduğu için; Özel Kuvvetler Komutanlığı adını almıştır.) Bu tür suç örgütlerinin aşılmasının olmazsa olmaz koşulu, Türkiye'nin demokratikleşmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, halkımızın inkârı üzerine kurulu olan kuruluş felsefesine karşı başkaldırılarında her iki tarafın da çok ağır bedeller ödediği biliniyor. 21.yüzyılda hem ülke bazında, hem de uluslararası kamuoyunda, Kürdlerin savunma sürecini aştığını, denge sürecini tamamladığını ve siyasi-ideolojik saldırı sürecine ulaştığı gerçeği iyi kavranmalı ve gerekleri yapılmalıdır.

3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen kazadan itibaren varlığı sürekli tartışılan ve resmi yetkililerce hep olmadığı ileri sürülen JİTEM, ilk defa Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde  resmi olarak belgelenmiştir. JİTEM'in sivil görevlileri olan eski PKK itirafçıları, işledikleri öne sürülen faili meçhul cinayetler sebebiyle Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandılar. 1996'dan itibaren çeşitli faili meçhul cinayetler işledikleri belirtilen tetikçilerden; PKK itirafçıları Adil TİMURTAŞ, Recep TİRİL, İbrahim BABAT, Jandarma İstihbarat elemanları Mehmet Zahir KARADENİZ, Lokman GÜNDüZ ve korucu Faysal ŞANLI'nın kirli eylemlerini, Jandarma İstihbarat Komutanı olarak görev yapan Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in komutasında yaptıkları belgelendi.

Ayrıca bir ilke imza atarak JİTEM'den ayrıldıktan sonra bildiklerini kamuoyu ile paylaşan Abdulkadir Aygan'ın; Orgeneral Eşref BİTLİS, Uğur MUMCU ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar OKKAN'ın da, aynı suç örgütleri tarafından öldürüldüğünü ve bunlar gibi birçok faili meçhul kalmış cinayet hakkında önemli bilgiler aktardığı bilinmesine rağmen, hiçbir gücün bu suç şebekesinin üzerine gidemediğine de tanıklık ediyoruz.

YEŞİL”leşmiş Türkiye Cumhuriyeti'nin, askeri bürokratlarından aktif veya emekli olanları da dâhil ekonomik birikimlerini denetleyebilecek bir kurumu var mı?
Asker izin vermeden, herhangi bir birim suç işleyen bir askere dokunabilir mi?

Türkiye; bu sorulara yanıt olabildiği oranda, toplumsal demokratikleşme süreçlerine müdahale eden militarist darbecilerini de yargılayabilme olanağına kavuşabileceği gibi, toplumsal çelişki ve çatışmaların da barışçıl bir şekilde çözümüne zemin hazırlayabilir.

15 Kasım 2006

suleymanakkoyun@hotmail.com

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: