Bombaladığın Topraklar Senin Değildir!..
Genelkurmay ile PKK’nin birbirini besleyen provokatif eylemlerinin, “Türk toplumu”nda yarattığı toplumsal paranoya; Türk-Kürd tarihi ilişki süreci ve bu ilişkinin doğumuna ebelik ettiği, köksüz Türk ulus-devlet projesinin bir sonucu olarak “parçalanma” güdüsünün verdiği travmadan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, toplumsal çatışmaya kaynaklık eden, tarihi süreç ve taraflar açısından yarattığı sonuçlarına kısaca değinmek, toplumsal gerginliğe kaynaklık eden Kürd-Türk anlaşmazlığının ne olduğu sorusuna da yanıt teşkil edecektir.
Bilindiği gibi Türklerin Anadolu’ya gelmelerinin tarihi, 11.yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Oysa, Kürdler; Arap ve Fars halkları gibi bölgenin yerli halklarından olup, Kürdistan’da yaşamaktaydılar. Öte yandan, Kürdlerin; hem Osmanlı İmparatorluğuna, hem de çöken İmparatorluğun enkazı üzerine inşa edilen Türkiye diye bir ülkenin yaratılmasına da katkıları büyük olmuştur. Ancak, ayakları üzerinde durmaya başlayan İttihat ve Terakki kadroları, iktidarı Kürdler ile paylaşma yerine, Ermenilerden sonra Kürdlere yönelmiştir. Sonuçta: Kürdistan ve Kürd Ulusu, Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında dört parçaya bölünüp paylaşılması sonucu, bir ulusun tarihinde uğrayabileceği en büyük felaketi yaşadı. Kuşkusuz Kürd halkı bu haksızlığa sessiz kalamazdı. Azadî Cemiyeti’nin örgütlemeye çalıştığı ulusal kurtuluş mücadelesi çalışmalarının Mustafa Kemal tarafından biliniyor olması, hareketin olgunlaşmadan provake edilmesine neden oldu. Cumhuriyet tarihine (1925 Şêx Saîd İsyanı) olarak geçen başkaldırının barbarca bastırılması, aynı zamanda günümüze dek uzanan Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi serisinin de başlamasına neden olmuştur.
Mustafa Kemal, olgunlaşmadan provake ettiği Şêx Saîd hareketinin bastırılması avantajını, Diyarbakır, Ankara ve İzmir’de kurduğu İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükün Kanunu gibi tasfiye araçlarını kullanarak, “yol arkadaşları” da dahil, kendisine alternatif gördüğü farklı etnisitelere mensup tüm kadroların tasfiyesini sağladıktan sonra, Kürd halkının inkar ve imhasını devşirme ulus-devletin yaşatılması için, olmazsa; olmazlarının ilk sırasına koymuştur. Başka bir anlatımla, alternatiflerini yok etme, dolayısıyla kesintisiz tasfiye, Kemalist mantığın Kürd halkına karşı uygulamaya koyduğu değişmeyen yasası oldu. Türk üniversitelerinde devşirilen resmi tarih tezi, Kürdlerin içinde olduğu veya ortağı olduğu tarihi kesitleri yok saymaktadır. Resmi tarihin, Kürd halkının tarihi, sosyolojik yapısı ve Ulusal Kürd Hareketleri’nin niteliğiyle ilgili tezlerinin somut bir dayanağı olmadığı gibi, artık bir inanırlığı da kalmamıştır. Dolayısıyla, kurgular üzerine inşa edilmiş resmi tarih, günümüz sorunlarına kaynaklık eden bir felaket belgesidir. İnkar!, aynı zamanda ikrardır da.
Tabulaştırılan resmi tarih tezlerinin aksine, Kürd Sorunu’nun temelinde; Kürd Ulusu ve ülkesi Kürdistan’ın emperyalist güçlerin katkısı ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında bölünüp parçalanması, paylaşılması ve devlet kurma hakkının gaspedilmesi yatar. Kürdlerin, seksen yılı aşkın savaşımlarının ruhu, bu tarihi haksızlığın ortadan kaldırılmasını amaçlar. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt olan, Kürd halkının ulusal kuruluşu için verdiği mücadele, PKK ile başlamadığı gibi, Türkiye’nin yeniden yapılandırılmasında Kürdleri karar alma sürecine katmayan ırkçı-şoven mantık egemen olduğu sürece, halkımızın meşru mücadelesi kuşkusuz devam edecektir.
Kürdlerin ulusal demokratik taleplerine karşılık, “Kürd sorunu’nu tanıyoruz, et ve tırnak gibiyiz, alt-üst kimlik vs.” biçimindeki söylemler ile, yine aynı çevrelerin hep tek’lerle başlayan, “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek marş” biçimindeki Irkçı-şoven söylemleri ile Türk-Kürd kardeşliği veya eşitliğine dair demogojik nutuklar, halkımızla dalga geçmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Bu çevrelerin “kardeş” olarak kabul ettikleri Kürd tipilojisine, Kamran İnan ve Hikmet Çetin gibi dönmeler örnek teşkil etmektedir. “Ne Mutlu Türküm Diyene”ye ittirazı olan Kürdler, Kemalist mantık açısından potansiyel düşman kategorisinde değerlendirilir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu, aynı zamanda gerginlikten beslenen odakların dayandığı araçların da dönüştürülmesini veya tasfiyesini zorunlu kılar. Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü statükocuların işine gelmez. Türkiye ve Kürdistan’da tırmandırılan provokatif eylemlerin pompaladığı toplumsal gerginlik ile AB sürecinin bloke edilmesi amaçlanmaktadır. Öte yandan, Kemalist çarkın birer dişlileri olarak kurgulanan yazılı ve görsel medya ile Sivil Toplum Örgütleri’nin, tırmandırdığı toplumsal çılgınlık histerisi, Genelkurmay Karargâhı’ndan yönetilip, yönlendirilmektedir. Kemalist seçkinlerin ülke talanından kendilerine aktardığı kırıntıların tutsağı olan devşirme medya bozuntularının, halkımızın değerlerine saldırmakta sınır tanımayan söylemlerinin yanısıra, Kürd halkının imhasını öneren tutumları ile de özgür basın adına utanç duyulacak bir konumdadırlar.
Toplum mühendisleri tarafından topluma enjekte edilen şoven kan; ABD’ye rağmen, Güney Kürdistan’a kapsamlı bir sefer düzenlemesi olanaklı olmadığından dolayı, tatmin olamayacak kitleler manipüle edilerek, içe dönük iktidar mücadelesinde kullanılacaktır. Kısacası, Genelkurmay tarafından tırmandırılan gerginliğin temelini, Türkiye’de kimin iktidar olacağı üzerine kurgulanmıştır. Yani AKP hükümeti hedefin ilk sırasındaki yerini hâlâ korumaktadır.
2004 yılı itibariyle yaratılan krizleri iyi yöneten AKP, militarist güçlerin 2007 Genel Seçimi sonrası provokasyonlarını yönetmede ise akıl tutulması sendromu yaşıyor izlenimini vermektedir. AKP’nin Avrupa Birliği yolundan sapması ve Kürd Sorunu’nun çözümüne ilişkin Kemalist egemenler ile aynı söylem ve pratiği paylaşması, kendisinin de varlık koşullarını ortadan kaldıracaktır.
Kürd halkının da öncelliği, PKK’nin ”demokratik cumhuriyet” politik hedefi ile tezat oluşturan, Kürd halkının ulusal demokratik mücadelesine ivme kazandırmayan, tersine Ordu’nun elini güçlendiren silahlı eylemlerine son vermeleri sağlanmalıdır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin küçülmesini istemeyen, büyüme arzusuna karşı da dik bir duruş sergilemek zorundadır. Kürdistan’nın dağlarını, ormanlarını bombalayan, doğa güzelliklerini yok eden ve insansızlaştırmayı sürdüren mantığın geleceği olamaz. Türk-Kürd tarihi anlaşmazlığı, Türkiye’nin Avrupa Birliği ailesine katılmasıyla büyük oranda çözülecektir. Güney Kürdistan Federe Devleti’ne tahamülsüzlük, Türkiye’ye kayıp ettirir. Dolayısıyla, barış tek yoldur. Savaşta ısrarın mantığı, genel kabul gören bir deyimle; Bombaladığın Topraklar Senin Değildir!...



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz