Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Bir Planı Olmayanlar Başkalarının Planında Figüran Olurlar!..

Bir Planı Olmayanlar Başkalarının Planında Figüran Olurlar!..

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
 

Körfez savaşı ile start alan, ABD ve İngiltere’nin Irak’a müdahelesi ile daha bir gündeme gelen Ortadoğu’daki statükoyu yeniden şekillendirme planı, yıllardır ertelenmiş sorunların çözümü için de yeni olanaklar sunuyor. Müttefik güçlerin politiklarını değerlendiren kimi uzmanlar, sözü edilen yeniden şekillendirmenin kapsamında sınırların değiştirilmesinin de gündeme gelebileceğini iddia ediyorlar. Irak’ın yeniden yapılandırılması ve Kürdlerin federal devlet statüsü, bölgemizin siyasi çehresini epey değiştireceğini gösteriyor. Söz konusu değişimlerle AKP’nin hükümet olması aynı döneme tekabül etmiştir. AKP hükümet olduğu günden itibaren, Türkiye’de Militarist-Kemalist statükoya yönelik tutumu ve değişimleri kabullenmeye yatkın özelliği ile daha farklı bir politika yürütmek istediğinin ip uçlarını vermeye başlamıştır. AKP’nin bu politikasına bir tepki olarak da, Ortadoğu’daki değişimleri içlerine sindiremeyen statükocu tüm kesimler; Genelkurmay karargahında bir araya gelmişlerdir.

 

Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altına alındığı, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı totaliter bir rejim olmasının temelleri Cumhuriyet’ın kuruluş yıllarında, yani 1920/1930’larda atılmıştır. Uluslararası koşulların yaratmış olduğu avantajlardan yararlanarak gerçekleştirilen tüm askeri darbeler, Türkiye ve Kürdistan’da gelişen devrimci toplumsal gelişmelerin önünü almak ve statükonun geçici restorasyonunu amaçlıyordu.

 

Doğu Perinçek, CHP, ANAP, ASAM ( Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ) ve PKK gibi Kemalizm’de karar kılmış olanları ortak tavır almaya zorlayan ve aynı zamanda da maskelerinin daha bir düşmesine zemin hazırlayan iki neden vardır: Birincisi, Güneydeki halkımızın kazanımları ve Türkiye’nin de ilerde Irak ile aynı akibeti yaşama fobisidır. İkinci neden ise, AB sürecini bloke etmek, demokratik yönde atılan bazı basit adımları bile geri almak ve totaliter rejime göbekten bağlı olmanın bir gereği olarak da, militarist oligarşik rejiminin uluslararası koşullardan kaynaklanan tıkanmışlığının önünü açabilmek ve AKP’nin işini bitirme çabası olarak değerlendirmenin doğru olacağı kanısındayım.

 

Bugün Türkiye’de kendini aydın, demokrat ve sosyalist olarak tanımlayan kesimlerin büyük çoğunluğu da bu şoven ırkçı cephede konumlanmıştır. Bu konuda yapılacak yüzeysel bir değerlendirme bile bu sözde aydın, demokrat ve sosyalistlerin rotalarını belirleyen gücün aynı ana karargah olduğunu göstermeye yetecektir. Bunların tümü farklı kılıflar altında ama aynı olgulara karşı birleşiyorlar. Kürdlerde bir bilinç kırma operasyonu biçiminde beliren söz konusu çevrelerin çabalarını, Kürdistan’ın sömürge statüsünün devamını sağlamaya yönelik olduğunu kavramak gerekir.

 

Kürdlerin nerede olmaları gerektiği konusunda, kendilerine soru sorma zamanı gelmedi mi?

 

Kürd Ulusal Sorunu’nu sömürgeci devletlere entegre etmekten başka bir amaç taşımadığı halkımızın büyük çoğunluğu tarafından bilinen PKK’nin, ulusal, sosyal ve kültürel dinamiklerimizi tahrip ederek, Kürdistan Sorunu’nu liderlerinın kurtuluşuna endekslemeleri ve ’Kızıl Elma İttifakı’ ile ortak söylem ve eylem birlikteliği bir raslantı olamaz.

 

Kürd özgürlük haraketi ve AKP’ye karşı ırkçı, şoven ve işbirlikçi bir cephe oluşturulmuştur.

 

Türkiye’de statükonun devamında direten oligarşik yapı ile ona itirazı olan sivil iktidar arasında kıyasıya bir mücadele sürmektedir. AB uyum yasalarını ve halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımlarını sabote etmek isteyen militarist oligarşik erk, işbirlikçi Kürdlerin de desteğini arkasına alarak, AKP’yi köşeye sıkıştırmayı amaçladığı görülmelidır.

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın aydınlarla görüşmesi, Diyarbakır’da resmi söylemin aksine Kürd sorununu teyit etmesi ve çözümün demokratikleşmede olduğuna vurgu yapması, yeterli olmamakla beraber önemsenmelidır. Erdoğan’ın böyle bir politikayı öne çıkarması durumunda gerici cepheye karşı AB’nin desteğini de arkasına alacağı kesindir. Erdoğan’ın kaderi bir anlamda buna bağlıdır. Süreç, Erdoğan’ın neler yapabileceğini daha açık bir biçimde gösterecektir.

 

6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan AB nin Türkiye hakkındaki ilerleme raporunda, Kopenhang kriterlerinin siyasi ayağını oluşturan uluslararası sözleşmeler ile ilgili şu bilgiler yer almaktadır. Türkiye’nin imzalamakla yükümlü bulunduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7 nolu ek protokolu, Yenilenmiş Avrupa Sosyal Anlaşması, Ulusal Azınlıklar Çerçeve Sözleşmesi, Bireysel İletişim Hakları Sözleşmesi Ek Protokolu, Bireysel İletişim Hakları 2. Ek Protokolu ve CEDAW Sözleşmesi Ek Protokolu ile imzalayıp çekince koyduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakları Uluslararası Sözleşmesi ile Bireysel ve Politik Haklar Uluslararası Sözleşmesi gibi belgelerin hemen hemen tümü Kürd sorunu ile direkt ilgili olan hükümleri içeriyor. Türkiye yukarıda sıraladığım belgeleri hala imzalamamış bulunuyor. İmzaladığı belirtilen iki belgeye ilişkin çekincesi de sürüyor. Görüldüğü gibi normal olarak müzakerelere başlamak için en azından imzalanması gereken 19 sözleşmeden hemen hemen yarısını imzalamamış olan Türkiye yine de 17 Aralık 2004'te müzakere tarihi aldı. Bu nedenle Erdoğan hükümetinin, AB'nin öngördüğü ilkeler çerçevesinde söz konusu sözleşmeleri imzalamada kararlılık gösterdiği oranda da iktidar olabilecektir. Bu konudaki herhangi bir savsaklama Erdoğan’ı da bitirir

 

Erdoğan bu süreçte sözü edilen temel değişimleri gerçekleştirmek ve sorunların çözümünü sağlayacak koşulları oluşturmak için Cumhuriyet’ten bu yana Kürdleri dışlayan politikaları terk ederek, daha akılcı, gerçekçi, uluslararası koşullarla uyumlu ve Kürdleri hesaba katan projelere yatırım yapması gerekmektedır.Çünkü Türkiye’de demokratik değişim ve dönüşümün temel müttefiği olarak Kürdleri merkeze koymayan ve Kürdlerin ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklarını cesurca savunamayan hiçbir sivil siyasi iradenin gerçek iktidar olma şansı yoktur.

 

Kürdler Ortadoğu ve ülkemizdeki gelişmeleri değerlendirmede objektif olmak zorundadırlar. Anti-emperyalizm gibi söylemler ile AKP’nin dini motifler taşıdığı gibi kompleksler bir yana bırakmalı ve uluslararası koşulların bölgemizde Kürdler lehine yaratmış olduğu avantajları değerlendirmede realist olmalıdırlar. CHP, ANAP ve benzeri partiler "Kızıl Elma ittifakı"na dolaylı  destek veriyorlar. Erdoğan’ın Diyarbakır’da yapmış olduğu konuşmada ’’Kürd sorunu vardır. Bu benim de sorunumdur. Devlet yanlışlıklar yapmıştır’’ gibi söylemlerine, Milli Güvenlik Kurulu'nun, tahammülsüzlüğün bir göstergesi olarak aldığı 24 Ağustos kararı, hükümete karşı adeta bir darbe niteliği taşımaktaydı. Bugün Türkiye’de sivil iktidar karşısında geniş yelpazeli gerici bir ittifak oluşmuştur. Bu uğursuz cephenin Kürdistan’daki temsilciliğini de PKK üstlenmiştir. Kürdistan ulusal demokratik güçlerinin bu gerici cepheye seyirci kalmak gibi bir lüksleri olabilir mi?

 

Statükonun devamında Kürdlerin hiç bir yararı yoktur. Kürdistan’ın tüm parçaları için birinci derecede engel teşkil eden, Türkiye sömürgeci sisteminin değişim ve dönüşümüne katkı sunan AB süreci ve bu sürecin hızlandırılmasına katkı sunan AKP’ye destek sunmak, Kürdlere ne  zararı olabilir?

 

Ortadoğu’da statükonun Kürdler lehine değişmesine karşı olan güçlerin, tüm risklerine rağmen, Güney Kürdistan’a müdahele etmek gibi bir çılgınlığa girişmeyeceklerinin garantisi var mı?

 

Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde, AKP’ye karşı oluşmuş olan ırkçı, şoven ve faşist cepheye karşı, Kürdlerin bu geçiş sürecinde AKP’ye destek sunması, Kürdistan ulusal demokratik mücadelesine neyi kaybettirir ki?

 

Türkiye dönüşü olmayan hızlı bir değişim ve dönüşümün çekim alanına girmiştir. Uluslararası koşulların Kürdistan’lılara sunmuş olduğu bu tarihi fırsatı geçmişten kaynaklanan komplekslerden arınarak çok iyi değerlendirmeleri gerekmektedır.

 

Bence; AKP dini motifler taşımasına rağmen, bugün Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünün öncüsü konumundadır. Faşist sömürgeci bloku geriletmek için, Kürdlerin AKP hükümetinin açılımlarına destek vermesine yönelik etkin bir çaba göstermesi değişim ve dönüşümün de diyalektiğine ugyundur. Bu, Kürdlere hiçbir şey kaybettirmez, aksine çok şey kazandırır. Bu inançla, Kürdlerın gerici faşist cepheye karşı AKP’yi desteklemeleri gerektiğinin altını tekrar çiziyorum.

 

Bir İngiliz atasözüne vurgu yaparak şimdilik bitiriyorum. ”Bir planı olmayanlar, başkalarının planında figüran olurlar”

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0