Barzani Kral Çıplak Dedi !..
Barzani Kral çıplak Dedi !..
Federal Kürdistan Başkanı Mesut Barzani'nin 26 Şubat tarihinde El-Arabiya televizyonu ile yaptığı bir söyleşide, Türkiye'den gelen tehditler üzerine sorulan bir soruya, “Türkiye'nin Kerkük'e karışmak gibi bir hakkı yoktur. Ancak buna rağmen Türkiye Kerkük'e karışırsa biz de Diyarbakır'a karışırız. Türkiye bize karşı harekete geçerse biz de 30 milyon Kürdü harekete geçiririz.'' biçiminde haklı ve yerinde bir tepkisi olmuştu. Bu sözler uzun bir aradan sonra toplumu germeyi amaçlayan bazı servislece yeniden gündeme oturtuldu. Bu söyleşi toplumu germenin bir aracı olarak piyasaya sürülerek, Kürd halkının ulusal kazanımlarını Türkiye'nin parçalanması olarak algılayan toplum kesimlerinin tekleşme travmasını bir kez daha sağladı. İnsanın tahamül sınırlarını zorlayan bu tür saldırgan tavırlar karşısında, sorunu tartışmak için toplum etiği açısından düzeyi korumada zorlandığımı da ifade etmekte yarar görüyorum.
Kürdistan'ı parçalayıp aralarında bölüştüren Türkiye, Suriye ve İran sömürgeci egemenleri, ABD'nin Irak müdahalesine karşı olmakla kalmayıp, Irak'ta kaosun devamını sağlamak için bölgenin diğer çağdışı rejimleriyle koordine edilerek Baas artıklarına her türlü lojistik destek sundukları bilinmektedir. Türkiye, İran ve Suriye gibi sömürgeci devletlerin Kürdistan odaklı ittifakları, Irak'taki çıkmazı derinleştirmektedir. Irak'ta istikrarın sağlanması bu uğursuz sömürgeci ittifakın parçalanması ile olanaklı olur.
Kemalist elitin, 1924 tarihinden günümüze dek sürdürdüğü politikanın özü; Kürd halkını inkar ve imha mantığıdır. Dolayısıyla bu mantık Kürdistan'ı parçalayıp bölüştüren sömürgeci bölge devletlerinin tüm ilişkilerine temel teşkil etmektedir. Ancak, ABD'nin bölgeye müdahalesiyle kendisini dayatan demokratik değişim ve dönüşüm süreci, sömürgeci bileşenlerin kimyasını bozmuştur. Dıştan dayatılan bu sürecin bir gereği olarak da, Kürd Ulusal Sorunu'nun demokratik barışçıl çözümüne gelmeyen statükocu rejimlerin konumlarını korumada çok zorlanacaklarını anlamak durumundadırlar.
Türk egenenlerinin Batı Trakya, Bulgaristan ve Kerkük'de yaşayan Türklerin azınlık haklarını ileri sürerek emperyal amaçlarını dışa vurabildiği gibi, 1974 yılında işgal ettiği Kuzey Kıbrıs için savunduğu statükoyu, 40 milyonu aşkın Kürd ulusuna çok görüyorsa, burada bir tezat var demektir. Türk hegemonistlerin kriz üretme çabalarının temel nedeni, Irak'ın bütünselliğinden ziyade, Kürdlerin elde etmiş oldukları ulusal kazanımlara olan tahamülsüzlükten kaynaklanmaktadır. Kemalist elit, dünyanın neresinde olursa olsun! Kürd halkının kazanımlarını kendisi için tehlike sayar. Şiddet ve Kan üzerinden palazlanan bu mantık, sorunların barışçıl çözümünü engelliyor.
Devlet olanaklarının kendilerine hortumlanması ile palazlanan Türk Medyası, militarist egemen yapı tarafından rehin alınmış ve Genelkurmay'ın bir birimi gibi hizmet vermektedir.Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne karşı olduğu gibi, Kürd sorunun çözümüne yönelik tutumu açısından da statükocudur. Ve dolayısıyla ırkçı, şoven ve gericidir. Mesut Barzani'ye hakaret etmekte birbirleriyle yarışan devşirme köşe yazarlarının içlerine sindiremedikleri, Barzani'nin demeçleri değildir kuşkusuz. Bunları saldırganlaştıran olgu; Kürdlerin kendi politikalarını belirlemeye ve kendi tarihlerini yazmaya başlamış olmalarından kaynaklanan bir tahamülsüzlüktür. çünkü Barzani: Kürdleri birbirlerine karşı kullanmanın artık olanaklı olmadığının altını kalın çizgilerle çizmiş ve herkesin kurulacak bir Kürdistan'a alışmasının gereğine vurgu yapmıştı. Barzani'nin ulusal birliğimizi temel alan demeç ve pratiği, dananın kuyruğunun koptuğu noktadır. Bundan dolayı da, Barzani'yi hedef alan tüm güdüsel saldırılara onun; sağlam duruşu ve dolayısıyla Kürdistan olgusu kaynaklık etmektedir.
Bu bağlamda, Barzani'nin kullandığı diplomatik dilin sert veya esnekliği beni fazla ilgilendirmiyor. Benim ilgi duyduğum veya önemli gördüğüm konu; seksen yılı aşkın bir süredir ulusal bir politika yerine, Güney'li Kürd örgütlerinin diğer parçalarda yaşayan halkımız üzerinden sömürgeci devletler ile yürütmüş olduğu yanlış politikaların son bulmasıdır. Yani, sömürgeci güçlerin halkımızın iç dinamiklerinin parçalanmasını temel alan politikalarına, Kürdlerin de birbirlerine karşı güç kullanımı ile katkı sunmuş olan bir sürecin noktalanmasıdır. Güney'li soydaşlarımızın sömürgeci ülkeler ile olan ilişkilerinde diğer parçadaki Kürdler üzerinden politika yapmak gibi geçmişte kalan yetmezlikleri tarihe bırakarak, Güney'daki kazanımların kalıcı kılınmasının teminatının, Kürdistan'ın diğer parçalarında yaşayan halkımızın örgütlülüğü ile orantılı olduğu gerçeğini yaşamın tüm alanlarında egemen kılarak, Kürd halkının ulusal birliğine katkı sunmaları aynı zamanda sürecin de onlara yüklediği bir görev olarak algılanmalıdır.
Kürd ulusal sorununun demokratik barışçıl gelişimi aynı zamanda karşıtlarının da niteliğini belirleyebilme düzeyine ulaşmıştır. Sorunun çözümüne ilişkin Kürdlerin uygulanabilir meşru taleplerine karşın, tarihi olguların inkarında direten Türk egemenlerin şiddette ısrarlarının doğal bir sonucu olarak palazlanan suç örgütleri rejime kendi karakterlerini vermiştir. çağımızda, bu tür yapıları iç dinamiklerle aşmak olanaklı görünmemektedir. Militarist Kemalist rejimi aşmanın yolu, Avrupa Birliği projesi kapsamında Türkiye'nin; demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunmaktır.
özet olarak; Barzani'nin El-Arabiya Televizyon'una verdiği bir röportaj ve Kürdistan sorunundaki sağlam duruşundan dolayı, Genelkurmay Cumhuriyeti ve onun üniformasız medya mensubu bozuntularının hedefi olması anlaşılır. Ancak, Mesut Barzani'nin bu onurlu duruşunu, Kürdistan'nın diğer parçalarında yaşayan soydaşlarının da güçlendirilmesine katkı sunacak projelerle taçlandırmasını temenni ediyor ve Başarılarınız Başarılarımızdır. Başarılar Mesut Barzani diyorum.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz