Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Aleviler ve Siyaset

Aleviler ve Siyaset

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Aleviler Ve Siyaset
  
suleymanakkoyun@hotmail.com

Aleviler ve siyaset olgusu 700 yıl geçmişi olan çok kapsamlı bir süreçtir. Kuşkusuz amacım bu makale ile süreci tarihi ve diyalektik olarak irdelemek değildir. Zira bu olguyu inceleyen ve yapıtlaştıran bir sürü veri bulunmaktadır. Ancak ben, 2007 yılı seçimleri kapsamında Kemalizm'in toplumsal tabanının önemli bir bileşeni konumuna itilmiş olan Alevilerin, yanlış kulvarlarda politika yaptıklarını değerlendirmeye ve konu hakkındaki görüş ve önerilerimi kamuoyu ile paylaşmak ile yetineceğim.
 
Aleviler, Türkiye nüfusunun önemli bir çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Türkiye nüfusu 70 milyon kabul edilirse, bunun 20-25 milyonunun Alevilerden oluştuğu tahmin edilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki tüm halkların yanı sıra, dini inançlara karşı da hoşgörülü olduğu tarihçiler tarafından yazılmaktadır. Ancak, Osmanlı-Sefavi arasındaki hegemonya paylaşımı ile köylü isyanları dönemlerinde bu hoşgörünün Alevilere gösterilmediği de tarihe not düşülmüştür. örneğin; (Yavuz Sultan Selim ile 3.Murat'ın Alevilere karşı uyguladığı kıyımlar tarihe nam salmıştır) Alevilere karşı bu hoşgörüsüzlük, Cumhuriyetin de tüm süreçlerinde sinsi bir biçimde hep sürdürülmüştür. Tarihi olarak sürekliliğini koruyan bu haksızlığa karşı durmanın insani bir sorumluluk olduğu elbette yadsınamaz.
 
Ancak Alevilerin Osmanlı İmparatorluğu süreçlerinde uğradığı baskı ve kıyım fobisinin cumhuriyetin tüm süreçlerinde de devam etmiş olması, Alevilerin asimilasyonunu amaçlayan Kemalist Rejim'e yamalanmalarına kaynaklık etmiştir. Alevi aydın ve kanat önderlerinin bu olguyu sorgulaması ve dolayısıyla Alevileri çağdışı rejimin restorasyonunda bir araç olarak kullanımına son vermenin demokratik kanallarını açmak gibi tarihi bir görevleri ve insani  sorumlulukları olmalıdır diye düşünüyorum.
 
Modern çağda kurulan merkezi devletler farklı bir dile, kültüre, veya dine sahip olan toplulukları tek bir milli kimliğe dahil etme çabası uzun bir sürece yaydırılarak zor kullanılmadan çözüldü. Başka bir değişle, ortak bir kültürün, dilin veya dinin vatan sınırları içindeki tüm topluluklara kabul ettirilmesinde entegrasyon esas alındı. Türkiye'de ise bu süreç tam tersine işletilerek farklı dilleri, kültürleri ve dini inançları yok sayan zorunlu ve kanlı bir asimilasyonun tercih edildiği ve bu ilkel yöntemin hala güncelliğini koruduğu da bilinmektedir. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu'nda olduğu gibi, onun; enkazı üzerine inşa edilen Cumhuriyet'in sınırları içinde yaşayan halkların yanı sıra dini inançlar mozaiğinden bir Ulus-Devlet'in devşirilmesinde, kuşkusuz dinin entegre edici rolü çok büyüktür. Dikkat edilirse, Kemalistlerin Diyanet aracılığıyla Osmanlı'daki ümmet yapısının devamına ilişkin çabalarını halktan gizledikleri hep görülecektir.
 
Alevilerin, takkiyeci bir zihniyet ile tüm Cem evlerine Hz. Ali'nin resminin yanına, Zübeyde hanımın oğlu Kemal'in posterini de asmalarının ironisine rağmen Maraş, Sivas ve çorum yapılan katliamlara ve Madımak Oteli vahşetinde olduğu gibi Alevi düşünürlerinin canlı canlı yakılmasına engel olunamadığı veya olunamayacağını da artık anlamaları gerekir diye düşünüyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı'na beş bakanlığın bütçesine denk bir olanak sağlayan bir rejimin adı laik olamayacağı gibi Alevilere de vereceği hiçbir şey yoktur. Türkiye egemenlerinin farklı din ve inançları yok sayan anti-demokratik uygulamaların yanı sıra, sözde laiklerin rejim açısından tehlike olarak algıladıkları din işlerine bu kadar devasa bir bütçe ve personel ayırmasının nedenlerini halktan gizleme çabaları amiyane bir değişle, ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.
 
Militarist oligarşik erk; Diyanet aracılığıyla kendisini hem kutsallaştırıyor hem de topluma yön veriyor. Bu uygulama çağdışı tek dinli bir toplum yaratma projesidir. Bu çağdışı proje, Cumhuriyetin kuruluş temelini oluşturduğu kadar Kemalist Rejim'in aşılmamasını da projelendirmiştir. Bundan dolayıdır ki, büyük bir kesimi devşirmelerden oluşan ve kendilerini laik, sosyalist, demokrat veya sosyal demokrat olarak niteleyenlerin bunu sorgulayabilme gücü veya lüksü olamaz. Gerginlikten beslenen devşirme Deniz Baykal'ın bu konuya hiç değindiğine tanık oldunuz mu? Alevi toplumu alışıla geldiği gibi seçimlerde hatırlanan ve kullanılan bir meta olma yerine, demokratik değişim ve dönüşümünün devindirici gücü olan demokrasi güçleriyle ortak hareket ederek, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünün dinamik gücü veya bir parçası olmalıdır.
 
Alevi aydınların Kemalizm'e yamalanmadan dik durmasını öğrenmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıya olduklarını düşünüyorum. Zira, Kemalist rejime yalakalık yaparak Rum, Ermeni, Süryani ve Kürdlere yönelik yapılan soykırım ve asimilasyon politikalarından kendinizi kurtaramadığınız veya kurtaramayacağınız tarihi deneyimlerle kanıtlanmış olmasına rağmen, sonuç vermeyen tekrarlarda ısrar etmenin, Alevilere hiçbir yarar sağlayamayacağı görülmelidir.
 
Dolayısıyla, Kürd Ulusal Demokratik Mücadelesi'nin güçlenmesi aynı zamanda Kemalist Rejim ve onu besleyen araçların da niteliğini belirliyor. Türkiye'nin, AB uyum yasaları kapsamında demokratik değişim ve dönüşüm sürecine girmiş olması, aynı zamanda da Türkiye'nin politik bileşenlerinin de kimyasını bozduğunu ve ideolojik temsilde bir altüst oluşu gündemleştirdiği görülmelidir. Türkiye'de artık gericiliğin, ırkçılığın ve şovenizmin merkezi; MHP'den CHP'ye kaymıştır. Aleviler bu olguyu kavramak ve gereklerini yapmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıya olduklarını kavramaları gerekmektedir.
 
Türkiye'de yaşayan Alevilerin tümü Kürd olmadığı gibi kuşkusuz tüm Kürdler de Alevi değildir. Ancak, Kemalist elitin Aleviliğe karşı sürdürdüğü anti-demokratik uygulamalarını boşa çıkarma noktasında, Aleviliği; Kürd Sorunu ve Avrupa Birliği sürecinden soyutlayarak çözüm aramak büyük bir yanılgı olacağı gibi Kemalist Rejim aşılmadan da Alevilerin demokratik haklarını elde etmeleri olanaklı görünmemektedir. Bundan dolayı da Kemalist Rejim'in toplumda yaratmış olduğu bilgi kirliliğinden arınması ve CHP gibi ırkçı-şoven bir partiye meze olmak yerine, Türkiye'nin AB sürecini destekleyerek demokratik değişim ve dönüşümünden yana olan demokrasi güçlerinin saflarında yerlerini almaları sürecin de bir gereği olarak kendisini dayattığı kanısındayım.
 
Devletin, Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla dini inançlara müdahale etmesi, yani devletin Sünni İslama dayalı bir dizi İlahiyat fakültesi, yüzlerce İmam Hatip Okulu açmasının yanı sıra, zorunlu Din Dersi uygulaması ve üstüne üstlük nüfusunun tümü Alevi olan köylere Cem Evi yerine Cami yapması, Cumhuriyetin laik olmadığının da belgesidir. Bunu en çok yaşayan ve bilenlerin de Aleviler olduğu tartışma götürmez. Dolayısıyla, Laik olmayan bir rejime demokratik bir anlam yüklemek ve devamına katkı sunmak kelimenin tam anlamıyla bir aymazlık örneğidir. Kemalist rejim'in Alevi işbirlikçilerini de kullanarak Alevi toplumunu siyasi olarak hep aldattığı artık görülmeli ve gerekleri yapılmalıdır diye düşünüyorum.
 
özetlersem; Genelde Alevilerin ve özelde Kürdlerin ırkçı-şoven statükocuları parlamentoya taşımacılığına son vererek, öz güç temsiline zemin döşeyecek olan siyasi mücadele araçlarını yaratmaları ve sistemin dengelerini demokrasi güçlerinin yararına etkileyebilecek bir fonksiyon yüklenmeleri onurlu bir tutum olacağı gibi, Kemalizm'in aşılmasına da katkı sunacaktır. Dolayısıyla, 2007 yılı Türkiye Genel Seçimleri'ne ilişkin tutum, Kürdler açısından olduğu kadar, Aleviler için de Kemalizm'den kopuşun bir ifadesi olması sürecin de bir gereğidir. Tarihe karşı sorumlu bir konuma düşmek istemeyen hiçbir toplumsal gücün bundan feragat etmek gibi bir lüksü olamaz diye düşünüyor ve yargısını tarihe bırakıyorum.

03 Haziran 2007 

Yorumlar (6 gönderildi):

Demir .. 16 Nov, 2009 11:12:46
avatar
Silav

Sayin Süleyman Akkoyun bu yazdiginiz yazida öyle bir celiskiye girmissinizki; demek halk olarak halimiz sandigimizdan daha kötü. Ben aleviyim, ama KÜRD oglu Kürdüm. Sizin bu yazinizi okuyan bir kürt alevisi olarak sunu diyorum, sayisini verdiginiz alevilerin % 95 i kürtoglu kürt, digerleri ise aslen kürt olupta sonradan türklesenlerdir. Örnegin yozgat, tokat, corum gibi...
Lütfen yazilarinizi bilimsel-yurtseverlik ruhuna uygun kaleme aliniz. Bende simdi desem Süleyman Akkoyun kürt degil, müslüman ne derdiniz? Kaldiki alevilik zerdestligin yasayan bicimidir.
Yazinizi gözden gecirip, düzelteceginize umuyorum. Calismalarinizda basarilar diliyorum. Yasasin Kürt Ulusu
Süleyman Akkoyun .. 17 Nov, 2009 12:02:16
avatar
Sevgili Demir; eğer tüm Alevilerin Kürd olduğunu iddia etmiyorsanız, farklı düşündüğümüz kanısında değilim. Bu makale ile Alevilerin etnik yapısına girmeden, bir inanç gurubu olarak Kemalist Sistem tarafından nasıl kullanıldıkları ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.

Makaleyi bir daha okumanızı öneriyorum.


Sevgilerimle
MAZGİRTLİ .. 17 Nov, 2009 01:48:27
avatar
Sayın Demir.
Bende Dersimli Alevi bir Kürd olarak makalede bu kadar telaşlanmazını gerektirecek bir şey bulamadım.
Yerli yerinde bir makale. Evet halk olarak şu anda geçekten de hiç iyi bir durumda değiliz. Sosyal ekonomik ve kültürel açıdan büyük kuşatma altındayız.
Kaldı ki Alevilik sadece Kürdlerin tekelinde değil..Türk Alevi'si de vardır..
Kemalizm'in peşinde koşturan Alevi bir kitle olduğu kadar
ulusal mücadele de sınıfsal mücadele de ön saflarda yürüyenlerin büyük bölümü de Alevilerdir..
Selam sevgilerimle.
seyit dersimi .. 17 Nov, 2009 12:48:12
avatar
Mustafa Kemal`in Dersim Jenosidi icin "Start" verdigi Harita.
Harita Trabzon Ataturk koskunun 2.ci katinda asili bulunmaktadir.

http://www.dersim.biz/html/jenosid_haritalari.html
velhasıl .. 18 Nov, 2009 12:11:20
avatar
alevi demek isyan
alevi demek başkaldırış
alevi demek hakçı hukukçu
alevi demek adelet için mücadele eden demekti.alevi demek dünyanın mahkum olduğu din adamlarına olan bağnazlıkta avazınca insanlık ve adelet diye bağırmaktı.ortaçağ ve yeni çağda adelet eşitlik kardeşlik insanlık demekti.bu tüm alevilerin içine girmiş bir ruhdu.
tabi cumhuriyet kuruldu.aleviler yine yakıldı aşağılandı parçalandı.ve sindirildiler.bu son yüzyılda yani cumhuriyet döneminde alevilerin anası ağladı.fikir olarak artık o eskisi gibi isyancı bir ruh da kalmamıştı.fikirlerini kemalizmle harmanlanmış olarak buluyorum bu son yüzyılda.bunun nedeni de asilasmiyona uğramış olduklarıdır.hem kültürel asimilasyon hem de fikirsel asimilasyon.
alevi kitlesi hümanist insancıl olup temel hak özgürlüklere diğer inançlardan daha saygılı olmasından dolayı ilerici bulmamla birlikte sözün kürdlere bağımsızlık özgürlük kendi kendini yönetmesi gibi fikirlere gelince bir kemalistten farklı olduğunu düşünmüyorum tıpki islamcılar menzil muridleri gibi.(yurtsever kürd alevileri saymıyorum.ve yurtsever kürd alevilerinide alevi toplumunun %15 olarak görüyorum.)alevi arkadaşlarımdan ve güncel siyasal hayattan bana kalan izlenim bu.
Dewlemend .. 17 Dec, 2009 12:12:06
avatar
Sayın Süleyman Akkoyun bu makaleyi Haziran 2007 de kaleme almış ancak 2009 yılı son aylarında ilgi görmüş.
Nasnamenin arşivini tararken bu makale dikkatimi çekti.
Aslında uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bazı konular var: PKK ve DTP üzerinde alevi etkisi.
Yanlış anlaşılmasın; aleviliği kürdlerin bir rengi olarak kabul ediyorum.
Öncelikle bazı tespitlerde bulunmak istiyorum (Kişisel tespitler):
- Alevilerde her zaman mezhebi aidiyet etnik aidiyetin önünde olmuştur.
- Tarihten gelen ve mezhebi aidiyetleri dolayısıyla uğradıkları zulüm sünnilere karşıt veya en azından kuşkuyla bakmalarına neden olmuştur.
- Sunni islama karşı duyulan endişeler dolayısıyla 1938 olaylarına rağmen CHP ve Kemalizmin safında yer almışlardır.
- PKK ve DTP içinde kürd modernleşmesi daha doğru bir ifadeyle kürd kemalizmi okumuş alevi kürdler tarafından yürütülmektedir.
(Aysel Tuğlukun Radikal Gazetesindeki kemalizme övgü yazıları örnek olarak gösterilebilir)
- Sebahat Tuncel
Aysel Tuğluk
Fatma Kurtulan
Şerafettin Halis
Selahattin Demirtaş
Duran Kalkan
Cemil Bayık
Ali Haydar Kaytan
Rıza Altun
Süleyman Şahin
...
...
Kısaca sadece 2 proje için çalışan:
1- İmralıdaki adamın serbest kalması için kürd halkını esir almak,
2- Yerelde kürd taleplerini kadınların çağdaşlaşmasına endekslemek ( kadın örgütleri, kadın meclisleri, namus kampanyaları).

BİR TAHMİN: PKK nin Ergenekon ve Genelkurmay ile olan ilişkileri üzerine çokça yazılıyor. Sanırım bu ilişki Genelkurmaydaki Aleviler üzerinden kuruluyor.
Geçenlerde (4 Aralık) Murat Belge Taraf Gazetesindeki köşesinde Cemaat ve Yargı adında bir yazı yazdı.

Süleyman Akkoyun ve Şükrü Gülmüş PKK ve DTP üzerindeki alevi etkisini görüyorlar mı acaba?

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

Puanlama
0