Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: Verili Durum: Güney'li Kürdlerin Risk Almasını Zorunlu Kılıyor! Verili Durum: Güney'li Kürdlerin Risk Almasını Zorunlu Kılıyor! ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 21 Sep, 2008 12:25:00 VERİLİ DURUM: GüNEY'Lİ KÜRDLERİN RİSK ALMASINI ZORUNLU KILIYOR! suleymanakkoyun@hotmail.com Başkan Bush ve Başbakan Erdoğan'ın 5 Kasım 2007 Oval Ofis'teki görüşmesi ardından, ben; Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı? diye bir makale yazmış ve kısca şöyle demiştim: ”Öyle anlaşılıyor ki, ABD; Irak'ta istikrarın sağlanması ve İran gibi bir engelin aşılması çalışmalarında sorun yaratan Türkiye'nin uniter devlet yapısının korunacağı temelindeki kaygılarını geçici de olsa gidermiştir. Bundan sonra Türkiye ve Kürdler ikileminde ABD'nin izleyeceği olası politika; Türkiye'nin AB sürecine katkı sunulması, asker ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesinin zamana yayılarak militarist seçkinlerin sivil siyaset üzerindeki vesayetinin demokrasi güçleri lehine evrilmesi, Kürd Sorunu'nun Avrupa Birliği Projesi kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye ile Güney Kürdleri arasındaki gergin ilişki ve çelişkilerin iyileştirilmesi ile Türkiye'yi geçici de olsa tedirgin etmeyecek olan ara bir denklemi gündemine koymuştur… Türkiye'nin bölgedeki konumu da göz önüne alınırsa, Güney Kürdistan Federe Hükümeti ile Türkiye arasındaki ulusal çelişki ve ilişkiler, uluslararası diplomatik desteği de arkasına almış olan Türkiye'nin lehine bir rota izleyecektir…” Daha geniş bilgi için bakınız: (http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/1042.html) Yedi aylık gibi kısa bir sürede Türkiye ile Güney Kürdistan yönetimi arasında süregelen orantısız ekenomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerin Kürdleri sürüklediği statükosuzluk çıkmazı! ne yazık ki, bizi haklı çıkarmışa benziyor. Keza, Güney Kürdleri; uluslararası konjonktürün kendilerine sunduğu siyasi-ekonomik devasa olanakları ”iki başlılık” gibi nedenlerden dolayı, hoyratça kullanmış ve statüsü belli olmayan bir girdapın içerisine sürüklenmiştir. Soğuk Savaş'ın son bulmasından sonra bölgedeki intreseleri farklılaşan iki ezeli ”dost”un Irak işgalinden sonra Kürd Sorunu temelinde dışa vuran gerginliği (Tezkere Krizi ve çuval Olayı gibi), 5 Kasım 2007'de Bush ve Erdoğan'ın Oval Ofisteki görüşmelerinden sonra giderilmiş ve gelişmeler Kürdlerin zararına, ama; aynı zamanda da Türkiye'nin lehine işlemeye başlamıştır. Güneyli Kürdlerin de zafer sarhoşluğunun yanı sıra, tarihten miras aldıkları travmanın (güvensizlik gibi) bir sonucu olarak Kerkük ilinin içine sürüklendiği çıkmaz ve Irak Anayasası'nın Kürdlerin statüsüne ilişkin maddelerinin Şii ve Sünni Iraklılar tarafından işlevsiz kılınmaya çalışılması gibi etkenler-nedenler söylediklerimizi doğrular niteliktedir. Yani, süreç Türkiye ve Irak'ın lehine, fakat Kürdlerin aleyhine işlemeye devam etmektedir. Kuşkusuz, kötüye giden bu süreci Kürdlerin lehine çevirmenin olanağı vardır. O da risk alabilmektir. Daha sonra buna değineceğiz. Türkiye; 1920-2002 yılları arasında tüm komşularını düşman olarak algılayan ve içe kapanmış bir ülke konumundaydı. Ancak, iki kutuplu dünyanın tek kutupluluğa evrilmiş olması ile Yeni Dünya Düzeni'nde hem dostluk ve düşmanlık gibi soyut kavramlar terk edilmiş ve hem de ilişki ve çelişkilerin somut olarak yeniden sorgulanması zorunluluğu doğmuştur. Keza, Türkiye'nin yer yer ABD ile sorun yaşaması da, her iki tarafın bölgedeki çıkarlarının Kürd Sorunu ekseninde farklılık arz etmesinden kaynaklanmakdadır. Öte yandan Türkiye'nin AKP hükümeti ile başlattığı ekonomik, siyasi ve diplomatik atak; hem bölgede, hem de dünyada Türkiye'nin eski imajının algılanış biçimini değiştirmiş ve onu, bölgede saygın bir konuma getirmiştir. Buna koşut olarak Türkiye, gerek bölge devletleri ve gerekse dünya ile olan siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini geliştirmiş ve bir sorunlar yumağı olan Ortadodu'da, jeopolitik konumunu daha da güçlendirmiştir. Türkiye artık bölgedeki sorunların bir parçası olma yerine, sorunların çözümüne (barışçıl-zor) taraf olan bir ülke konumuna gelmiştir. Bunu görmemezlikten gelmek, bölge barışı-savaşı gibi nedenlerin bir parçası olan Kürd Ulusal Sorunu'na şaşı bakmayı sağlar ve sonuçta da, Kürdlere sunulmuş olan bu tarihi şansın ancak ve ancak heba olmasına yol açabilir. Tek kutuplu dünyaya ittirazlar başladı. Kosova'nın bağımsızlığına bir misilleme olarak nüfusları bir-üç milyonlarla ifade edilen Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlıklarını da Rusya tanıdı. Ne var ki nüfusu elli milyon ile ifade edilen ve bağımsızlıkları için seksen yılı aşkındır savaşan Kürdler için herkes, ne hikmetse (!) sadece ”üç maymunları” oynuyor. Dolayısıyla, bölge barışı açısından çözümün bir parçası olamayan veya olmaları engelenen Kürdlerin, Güney'de Bağımsızlık ilan ederek, dünya sorunlarının bir parçası olma riskini göze almaları gerekir. Burada virgül koyup bir olgunun altını çizmek istiyorum. Bugün Kürdlerin kendi devletlerini kurmasının önündeki tek engel; Türkiye'dir.! Güney'li Kürd kardeşlerimiz bağımsızlık ilan ederse ne olabilir? En kötü ihtimalle, Türkiye Güneyi'de işgal eder.! Öyle mi? Ben; Türkiye'nin bunu yapamayacağını veya dünya egemenlerinin buna izin vermeyeclerini düşünüyorum. Zira, Türkiye'nin Güney Kürdistan'ı da işgal etmesini, en başta tüm Arap devletleri, İran ve İsrail istemez! Dünyada da bu işgale izin veren veya destekleyen hiçbir devlet çıkmaz! Türkiye bir çılgınlık yapıp da Kürdistan'ın Güneyi'ni de işgale kalkışabilir mi? Böyle bir çılgınlık beklemediğime rağmen, varsın yapsın diyorum! Zira, Türkiye Kuzey ve Güney Kürdistan'ı sindiremez-sindirtmezler. Öte yandan, Türkiye tarihinde ilk kez hem bölge devletleri, hem de dünya ile geliştirmiş olduğu siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerini ve bir sorunlar yumağı olan Ortadoğu'da ulaşmış olduğu jeopolitik konumunu riske koyamaz. Bu düşünceden hareketle diyorum ki, Güney Kürdistan siyasi iradesi 1993'lerde bağımsız devlet kurma şansını yakalamış, ama kullanamamıştır. Uluslararası verili durum, şimdi risklerle örülü olan bir şans daha doğurmuştur. Bu da heba edilmesin. Çünkü, tüm büyük başarıların kaynağında riskleri göze alabilme cesareti yatmaktadır. Tarihin 21. yüzyılda Kürd halkına sunduğu bu cömertlik, cesur hareket ve yerinde bir tavır ile taçlandırılmalıdır. Tarih; gerçek liderlerin, bir ulusun varoluş veya yokoluşuyla direk ilinti olan çok hassas anlarda cesur davranıp, risk alabilen insanlar olduğunu kaydetmektedir. Özellikle, Başkan Mesud Barzani, bugüne kadar sergilediği kararlı duruşunu, Kürd Ulusu'nun da kendi bağımsız devletini kurmasının bir hak ve insanlık görev olduğunu dünyaya ilan ederek, taçlandırmalıdır. Kürdlerin bir adım daha atarak bağımsızlığı elde edebilmeleri gerçeği ne kadar yalın ortadaysa, bu riski alma cesaretini göstermedikleri takdirde de, sürekli esareti yaşayacakları da ne yazık ki, o denli acı bir gerçekliktir Kürdler ya hep, ya hiç demek restini dünyaya çekmek gibi tarihi bir sınav ile karşı karşıyadırlar. Ben; risk almak cesaretini gösterenlerin kazanacağına inanıyor ve tekrarlıyorum: Türkiye'nin dayatmaları ile bölgemizdeki sorunların barışçıl çözümüne ilişkin konularda çözümün bir parçası olamayan veya olmaları engellenen Kürdlerin; Güney'de bağımsızlık ilan ederek, dünya sorunlarının bir parçası olduklarının iradesini gösterebilmelidirler. 20 Ekim 2008