2007 Yılı Genel Seçimleri Ve Kürdlerin Duruşu Üzerine
Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin yüzyılı aşkın tarihi; yüzeysel de olsa incelendiği zaman, örgütlenme ve ittifaklar konusunda iki önemli handikabımızın olduğu ve dış müdahalelerin yanısıra ulusal bünyemizden kaynaklanan zihinsel darlık gibi nedenlerden dolayı da bu yaşamsal sorunlarımıza bir türlü çözüm üretemediğimiz görülecektir. Özellikle, Kuzey Kürdistan Ulusal Demokratik Muhalefeti’nin, ulusal temelde örgütsüzlüğünün bir sonucu olarak, ulusal bir politika oluşturulamadığı gibi sömürgeci güçlere karşı da ulusal güçlerin eylem birlikteliği sağlanamıyor. Bu yetmezliklerimizin bir sonucu olarak da alanı boş bulan bazı çevrelerin Kürd ve Kürdistan söylemlerinin arkasına sığınarak sömürgeci devletlerin politikalarına katkı sunan süreçlerin yaşanmasında çok olumsuz roller üstlendikleri gerçeği de tarihi bir olgu olarak sırıtmaktadır.
Ulusal bileşenlerin dağınıklığı ve dolayısıyla ulusal birlik esprisinden yoksun günübirlik politika yapmanın halkımızın sorunlarına çözüm üretemediği açıktır. Kuzey Kürdistan Demokratik Muhalefeti’nin günümüzde fazla anlam ifade etmeyen anti-emperyalizm söylemi, AKP’nin dini motifler taşımasından kaynaklanan kaygılar ve Parlamentarizmin cazibe merkezi olması gibi irade yetmezliklerin yarattığı düşünsel tıkanıklıktan dolayı, uluslararası koşulların halkımızın lehine yaratmış olduğu avantajları değerlendirmede gerekli olan esnekliği gösterebilmede zorlanıyoruz. Bu karmaşık ve zor bir durum olmasına rağmen, dogmalardan arınmış ve diyaloglarda esnek bir yaklaşımın egemen kılınması durumunda, aşılamaz bir süreç de olmadığını düşünüyorum.
Ortadoğu’daki gerici statükoyu reorganize etmek sinyalini veren ABD’nin Irak’ı işgali, Birinci Dünya Savaşı’nda masa başında çizilen yapay sınırların rövanşını almak şansını halkımıza sunmuştur. Halkımızın bölge sömürgeci sisteminin kimyasını bozan Güney’deki kazanımları, Lozan Antlaşması’nın çöpe atılacağının temelini oluşturacağı kaygısından kaynaklanan ve Türkiye’nin başını çektiği İran ve Suriye sömürgeci rejimlerinin tüm çelişkilerine rağmen, Kürdistan gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalacaklarının histerisiyle halkımızın Güney’deki kazanımlarını sabote etmek için geçmişten kaynaklanan işbirliği mantığının devamına ilişkin çabaları gözden kaçmamalıdır.
Türkiye’de statükonun devamında direten oligarşik yapı ile ona itirazı olan sivil iktidar arasında kıyasıya bir mücadele sürmektedir. AB uyum yasalarını ve halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımlarını sabote etmek isteyen militarist oligarşik hegemonyanın AKP’yi köşeye sıkıştırmayı amaçladığı görülmelidir. Kürdistan Ulusal Demokratik Muhalefeti’nin geçmişten kaynaklanan ideolojik enkazdan arınarak alacağı doğru tutum, aynı zamanda çatışan tarafların ve dolayısıyla Kemalist rejimin de kaderini belirliyecektir.
Kürd halkına önderlik yapmaya aday politik aktörlerin, 2007 Genel Seçimleri’nde 21.yüzyılın koşullarına uygun bir tutum alarak, düşünce tarihini yeniden biçimlendirmek ve teorik öngörüyle farklı tartışma alanlarını açmaları, sürecin de bir gereği olarak algılanmalıdır. Kemalist Rejim’in kendisini yaşatabilme refleksiyle olguların inkarını temel alan pratiğinin yanısıra, toplumsal dinamizmi engellemekle kalmayıp, günümüze aktardığı travmalar açısından hayli zengin bir ülke olduğu gerçeğini gözden kaçırmadan, süreç ile uyumlu yeni tarz siyasi bir yönelimin tesbiti kendisini dayatmaktadır. Aksi takdirde tarihi hataların tekrarı ve yetmezliklerimizin de sürekliliği kaçınılmaz olur.
Çözüm üretemeyen tekrarlarda ısrarcı olmak, gelişim ve dönüşümün de mantığına uygun değildir. Somut koşullara uygun karar almada geç kalmak veya bocalamak, bireylerin tarihinde olduğu gibi, toplumların da tarihsel serüvenleri açısından büyük önem taşır.Yani toplumsal hafızanın güdükleştirilmesi, bireysel hafızayla karşılaştırıldığında, hiç kuşku yok ki daha derin ve giderilmesi çok uzun bir süreci kapsayan travmalara neden olur.
Kemalist mantık henüz Kürd ve Kürdistan söylemlerine tahammül etmekten çok uzaktır. Halkımızın varlığına ilişkin inkar ve imhacı tutumlarının yanısıra, bu çağdışı güruhun Kürd ve Kürdistan değerlerine densizce saldırıları, insanın tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Hemen hemen tüm toplumların tarihinde olduğu gibi, Kürdlerin de bir tahammül sınırı ve kırılma noktası olabileceğini öngörmeyecek kadar saldırganlaşmışlardır.
Yukarıya aktardığım nedenlerden dolayı da, Kürdler açısından 2007 yılında yapılması öngörülen Genel Seçimlerler’de, Kürdlerin nasıl bir seçim stratejisi izlenmesi gerektiği noktasında tartışmak ve netleşmek zorundayız. Demem o ki, 2007 yılı Genel Seçimleri Türkiye ile olan kırılma noktamızın başlangıcı olmalıdır. Kürdlerin bu yıl alışılmışın dışında bir seçim politikası denemesinin bölgemizdeki güçler dengesi açısından da uygun olduğunu düşünüyor ve seçimlere ilişkin düşüncelerimi iki başlık altında aşağıya alıyorum:
Birincisi; Tarihi deneyimler bize Kemalizm aşılmadan Kürd ulusal kimliğiyle Türk Parlementosu’nda siyaset yapma olanağının olmadığını kanıtlamıştır. Bu anlamıyla önümüzdeki seçimlerde stratejik bir değişikliğe odaklanmanın gerekliliğine inanıyorum. Kürdlerin bu seçimlerde parlamenter mücadele hakkını, gelecekte oluşacak uygun bir zamana erteleyerek, önceliği Kürdistan’da iktidar olmaya vermelidirler.
Başka bir ifadeyle söylersek, Kürdler; Türk parlamenter sistemi içerisinde onursuz bir koltuk kapma mücadelesi yerine, Kürdistan’da seçimle belirlenen Kamu Kuruluşları ve Sivil Toplum Örgütleri’ne egemen olmanın gereklerini yerine getirmelidirler. Kürdistan’da iktidar olma adına elde edilen bu kazanımların halkımızın Ulusal Demokratik Mücadelesi’nin hizmetine sunulması, aynı zamanda Kürd politik aksiyonları arasında da bir empati oluşturmaya zemin hazırlayabilir.
İkincisi; Kürd Halkının Ulusal Demokratik hak ve özgürlüklerinin inkarı üzerine inşa edilmiş Kemalist rejimin niteliğinde bir değişme sözkonusu olmadığı gibi, tüm toplum kesimleri gönülbirliği etmişçesine statükonun devamı adına tekleşmişlerdir. Bu anlamıyla statükocu sistem tüm kurumları ile aşılmadan, Kürdlerin kendi ulusal kimlikleriyle, Türk Parlamentosu’nda siyaset yapabilmesi olanaklı görünmüyor. Bu çağdışı rejimin iç dinamiklerle aşılmasının zorlukları da göz önüne alındığı zaman, Avrupa Birliği projesine katkı sunmakta kararlı görünen, tek parti olmasının yanısıra, Kemalizm ile kan uyuşmazlığı olan AKP’yi desteklemek, Genelkurmay Cumhuriyeti’nin de kimyasını bozacaktır.
Bu bağlamda; Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne katkı sunmasının yanısıra, Kemalist rejime itirazı olan AKP’ye yakın durmak, halkımızın Ulusal Demokratik kazanımlarına da zemin oluşturacağını kavramak ve bunda ısrarcı olmanın anlamını, Kemalist sistem içi çelişkilerini halkımızın yararına çevirebilmenin bir aracı olarak algılamak gerekir. Bu kapsamda Parlamento seçimlerinde AKP’ye oy vermek veya seçim işbirliği yapmanın yollarını zorlamak gerektiği noktasında ısrarımı koruduğumu tekrar da olsa ifade etmekte yarar görüyorum.
Özetlersem; Kürdler, 2007 yılının bölge ve ülkemiz açısından süprizlerle dolu bir yıl olabileceğini öngörmek ve bunun bir gereği olarak da bütün dogmalardan arınmış, koşulların değerlendirilmesinde daha sağduyulu ve ittifaklar konusunda daha esnek bir tutum sergilemeleri sürecin de bir gereğidir.
Ortadoğu’da demokratik değişim ve dönüşümün dinamik gücü olan Kürdlerin, militarist oligarşik erkin değirmenine su taşıması yerine, Kürdistan’da iktidar olmayı temel alan ulusal projelere odaklanmanın yanısıra, ulusal bileşenlerin birlikteliğini sağlamada da esnek olunması ve Kemalist rejimin tüm kurumlarıyla aşılmasına katkı sunabilecek olan AKP’ye destek olunması, değişim ve dönüşümün de mantığına uygun bir tutum olduğu kanısını taşıdığımı da, ısrarla ifade etmekte yarar görüyorum.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz