Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: AKP Tasfiye Edilirse Kürdler Bunun Bedelini Çok Ağır Öder ! AKP Tasfiye Edilirse Kürdler Bunun Bedelini Çok Ağır Öder ! ================================================================================ Süleyman Akkoyun on 05 Jul, 2008 05:28:00 AKP TASFİYE EDİLİRSE KüRDLER DE BUNUN BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDER! suleymanakkoyun@hotmail.com Türkiye egemenlerinin kitlelere enjekte ettiği bilgi kirliliği ve bu kirliliğin neden olduğu ideolojik-politik yamuk duruşun temel nedenlerinden biri, Türkiye ve Kürdistan'da resmi tarih ve resmi ideolojilerden arınmış özgür bir yaklaşımın eksikliğidir. Kemalist Rejim'in kurgulanış felsefesinin tarihsel geri planını dikkate almayan-alamayan bireylerin-yaklaşımların mevcut geçerli durumu bilince çıkarabilmeleri çok güçtür. Zira, sorunları bilince çıkarabilmenin veya çözümlerine ilişkin önermeci olabilmenin de olmazsa olmazı resmi tarih ve resmi ideolojilerden arınmış, olguların kaynağına inebilen, bölgesel-küresel tüm faktörleri nesnellik süzgecinden geçirebilen bir yaklaşım ile olanaklı olur. Dün olduğu gibi bugün de Kemalist Rejim'in aşılmasında yararı olan toplumsal kesimlerin yaşamakta olduğu kafa karışıklığının omurgasını; Türk ve Kürd politik aktörlerin tarihi geri planı bir tabuya dönüştürülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurgulanış felsefesine yaklaşımlarındaki handikap oluşturmaktadır. Keza, otuz yılı aşkın bir süreden beri demokratik değişim ve dönüşümlerin bloke edilmesi noktasında birbirleriyle paslaşarak oluşturdukları toplumsal gerginlik-çatışma ortamından beslenen ve bundan dolayı da siyaset üzerinde hala vesayet sahibi olan PKK ve ORDU'ya karşı sergilenen oportünist yaklaşımlar; toplumsal sorunların barışçıl çözümüne köstek olduğu gibi, statükocu güç odaklarına da katkı sunmaktadır. Türkiye egemenlerinin dozunu her geçen gün daha da artırarak sürdürdükleri AB- AKP karşıtlığı, bugün daha da sertleşerek arkasına büyük bir halk desteğini almış olmasına rağmen AKP hükümeti ve lideri Erdoğan'a karşı siyasi bir linç şovuna dönüşmüştür. Keza, Yüksek öğrenim Kurumu (YÖK) ve ardından yargının da siyasi bir aktör gibi sergilediği ilkel tutum; aynı zamanda Kemalist statükoyu koruma adına kurgulanmış olan tüm Cumhuriyet Kurumları'nın da Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne karşı olduğunu belgeler. Dolayısıyla, AKP hükümeti ile asker-sivil bürokrasi arasında dışa vuran iktidar mücadelesi yeni bir sürece girmiştir. Zira, Türkiye egemenlerinin alışıla geldiği gibi demokratik süreçlere müdahale yöntemi olarak benimsedikleri asker gücüne dayalı iktidar gasbı, değişen uluslararası verili durumun bir sonucu olarak işlemez hale gelmiştir. Dolayısıyla, toplumsal sorunların barışçıl bir çözüme doğru evrimleşmesine direkt müdahale edemeyen askeri bürokrasi, demokratik değişim ve dönüşümleri bloke etme görevini sivil bürokrasiye havale etmiştir. Başka bir anlatımla, Türkiye gibi siyasi kültürü olgunlaşmamış ülkelerde toplumsal evrim süreçlerine müdahalelerde genellikle asker süngüsü kullanılır ve sivil bürokrasi de ona destek verirdi. Ancak, konjonktürel engellerden dolayı doğrudan darbe yapabilme olanakları sınırlandırılmış olan asker; Türkiye'nin demokratikleşme sürecini bloke etmeyi ve Kemalist Rejim'in yeniden restorasyon görevini –alışıla gelmişin dışında- Yargı ve üniversite benzeri alt birimlerine havale etmiştir. AKP Hükümeti'nin Kürd Sorunu'nun barışçıl çözümü veya Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümüne ilişkin yer yer sergilediği uzlaşmacı-teslimiyetçi tutumunun yanı sıra, Kürd halkı adına mücadele ettiğini ileri süren gücün de Kemalizm'de karar kılmış olmasının askere sağladığı siyasi ve lojistik destek, aynı zamanda süregelen iktidar mücadelesinde militarist egemenlerin elini güçlendirdiği ve AB sürecinin bloke edilmesi çalışmalarına katkı sunduğu yadsınamaz. Ancak, Ordu ve PKK birbirlerini besleyen eylemselliği anlaşılır olmasına karşın, Türkiye'de şiddetlenerek sürmekte olan sistem içi iktidar mücadelesinde Kürd politik aktörlerin dini motifler de taşıyan AKP'ye karşı olma adına, PKK'nin yaptığı gibi Kemalist egemenlere katkı sunan politikalarda ısrarcı olmalarını anlamakta güçlük çektiğimi ifade etmek isterim. öte yandan, Kürd halkının 2007 seçimlerinde Kürd siyasi aktörleri aşan ve yaşanmakta olan uluslararası süreç ile de barışık bir öngörüde bulunarak tercihini AKP'den yana koyması, çok bilmişlerin ileri sürdüğü gibi ”sürü” politikası mantığıyla açıklanamaz. Dolayısıyla, yakın geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Şemdinli provokasyunu ile başlayan bir dizi kirli ilişkilerinin açığa çıkması, emekli askerlerden oluşan çetelerin varlığı, tetikçi örgütleri kullanarak organize ettiği “Cumhuriyet Mitingleri”, yargının ünlü 367 kararı ve Genelkurmay'ın internet sitesinde yayımladığı 27 Nisan bildirisi gibi anti-demokratik ve yasa dışı eylemleri toplumun farklı kesimleri tarafından açıkça eleştirildi. Tabulara dokunabilme açısından bu süreç Türkiye siyasi tarihinde bir ilk olmasına karşın, kirli bir mirasa sahip olan askerin toplumsal meşruiyetinin tartışılmasına-sarsılmasına katkı sundu. Bilgi kirliliğine boğdurulmuş olan bir toplumda ordu gibi bir tabunun da eleştirilebileceğinin kabul görmesi, ordunun daha fazla yıpranmamak için geri çekilmesine, alt birimlerini (sivil bürokrasi) aktifleştirmesine ve bu anti-demokratik kurumlara perde gerisinden lojistik katkı sunmayı öngören daha sinsi bir pozisyon almaya itmiştir. Bilindiği gibi, 2007 seçimleri öncesi çankaya'ya bir AKP'linin çıkmasını engellemeye yönelik asker ve sivil bürokrasi arasında dışa vuran sinerjinin bir sonucu olarak Anayasa Mahkemesi'nin hukuka ve teamüllere aykırı olarak dünya hukuk tarihine bir hukuksuzluk örneği olarak geçecek ve hukuk öğrencilerine ders olarak okutulacak olan, o; ünlü 367 kararını verdi. Hukuki hiçbir değeri olmadığı kadar siyasi kaygılardan dolayı alınmış olan bu karar; amiyane bir tabir ile Kurt (asker); bu kez, Kuzu'yu (sivil hükümeti) yargı yoluyla yemeğe karar vermiş olduğuna delalet eder. Zira, yargının doğrudan darbe sürecini yönettiği, siyasi tartışmalara bir siyaset kurumu gibi açıkça taraf olduğu, totaliter Kemalist sistem ile barışık olmayan siyasi partileri kapattığı, bireysel hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesine katkı sunan yasal reformların engellenmesi yönünde ağırlık koyduğunun başka bir örneğini dünyada göremezsiniz! Öte yandan, Kemalist Rejim'in siyasi ayağı olan CHP'nin de başörtüsü yasağını kaldıran Anayasa değişikliklerinin iptali için Anayasa Mahkemesin'de dava açması, beklenildiği gibi oldu ve Anayasa Mahkemesi de Anayasa değişikliklerini laikliğe aykırı bularak iptal etti. Keza, bu değişiklikleri savunan AKP'yi de laikliğe karşı odak olduğu gerekçesiyle kapatma süreci de başlamış oldu. Askerin AKP'nin kapatılmasının yanı sıra, AB sürecinin de bloke edilmesini amaçlayan bir dizi başarısız darbe girişimlerinin sonuçsuz kalmasından sonra darbe yapma görevinin yargıya havale edilmiş olması, aynı zamanda İttihat ve Terakki geleneği olan çetevari komploculuğun cumhuriyet döneminde de kesintisiz olarak devam ettiğini kanıtlar. AKP'yi kapatabilirler mi? Bu sorunun yanıtı: AKP'nin demokratik değişim ve dönüşümden yana nasıl bir duruş sergileyeceğinde gizlidir. Ancak, AB desteğini arkasına almış Erdoğan Hükümeti dik durabilirse, partisinin kapatılmasını engelleyebileceği gibi totaliter Kemalist Rejim'in çözülmesini de hızlandırabilir. Hiç kuşkusuz bu anlamda takınılacak tavır, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından olduğu gibi Türkiye ile Güney Kürdistan Federe Hükümeti arasındaki ilişki, çelişki ve çatışmalar açısından da bir dönüm noktası olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, sistemin iç çelişki ve çatışmaların yanı sıra, Kürd Sorunu'nun barışçıl gelişimi karşısında çağdışı statükoyu korumayı veya restorasyonu için direnen odakların çabaları sunuçsuz kalacaktır. Ancak, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü kapsamında yaşamsal önem arz eden bir olgunun altını kalın çizgilerle çizmenin gerekliliğine inanıyorum. Bu da: Kemalist Rejim'in birer güvenlik supapları olarak kurgulanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Yüksek öğretim Kurulu (YÖK) ve Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi kurumların varlığı sanıldığı gibi en üst düzeyde hukukun uygulanması olarak değil, tam tersine demokratik açılımların önünü tıkamak için kurgulanmış çağdışı anti-demokratik kurumlardır. Bu tür kurumlar dönüştürülmeden veya aşılmadan Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü olanaklı olamayacağı gibi, barışçıl demokratik bir ortamın sağlanması da olası değildir. AKP çizgisi tasfiye olursa ne olur? *Türkiye'de kıtlığını yaşadığımız sol, sosyal demokrat veya sosyalist bir altarnatifin yaratılması olanaklı olmadığından dolayı, Kemalist sistem ile barışık bir hükümet kurulur. *Avrupa süreci bloke edileceği gibi, kazanılmış tüm demokratik haklar da budanır. Yani, Kemalist Rejim geçici bir süreliğine de olsa restore edilir. *Eskiden olduğu gibi Kürd-Türk ve Laik-Antilaik gibi ikili çelişkiler kullanılarak, toplumsal gerginlik-çatışma körüklenerek, kan üzerinden siyaset yapan güç odakları palazlanır. *AKP Hükümeti ile Güney Kürdistan Siyasi İradesi arasında kurulmuş olan siyasi-ekonomik ve diplomatik “iyi” ilişkiler kesilir ve bunun yerine gerginlik-çatışma tırmandırılır. Yani, Güney Kürdlerinin tüm solunum yolları tıkanır ve ulusal demokratik kazanımları da tehlikeye girer. *Türkiye ve Kürdistan'da birbirlerini besleyen Ordu ve PKK'nin daha da palazlanmalarına elverişli bir zemin oluşur. *Ekonomik çöküntü ile birlekte ahlaki çöküntü de Türk ve Kürd toplumları tarafından kanıksanır. Dolayısıyla, tüm Türk veya Kürd politik aktörlerin buna göre tercihlerini yapması yaşanmakta olan sürecin bir gereği olarak algılanmalıdır. Özetlemek gerekirse; Avrupa Birliği bir uygarlık projesidir. Bu proje aynı zamanda bireyin özgürlüğünü temel alan bir değerler sistemidir. Kemalist Rejime en büyük tehdit AB süreci ve buna önayak olan AKP hükümetinden gelmiştir. Keza, Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye toplumsal sorunların barışçıl çözümüne de zemin olacaktır. Türkiye'nin Güney Kürdistan ile sürdürülen "iyi" ilişkileri rayına oturtulacak ve gerçek bir komşuluk ilişkisine doğru evrilecektir. Bundan dolayıdır ki, gerginlikten beslenen güç odaklarının uykusu kaçmış ve asker darbe yapma görevini alışılmadık bir aktör olan yargıya havale etmiştir. Egemenlerin tüm provokasyonlarına rağmen ABD, Avrupa Birliği, Küresel Sermaye, Ulusal Sermaye'nin bir bölümü ile büyük halk desteğini arkasına almış olan AKP; detaylara takılıp kalmadan asker-sivil bürokrasi ile uzlaşmayı dışlayan dik bir duruş sergilemesi ve Türkiye'nin sosyolojik yapısıyla barışık, tüm ideolojilerden arındırılmış sivil özgürlükçü bir anayasa yapmayı gündeme oturtarak statükocu egemenlerin oyununu bozabileceği gibi, demokratik toplumsal bir barışın da yolunu açabilir. Zira, Kemalist Rejim ile uzlaşan bir AKP'nin geleceği olamayacağı gibi, Avrupa Birliği sürecinden kopan veya içe kapanan bir sürecin de Kürd halkına bedeli çok ağır olur! 04-07-2008