Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | AKP Tasfiye Edilirse Kürdler Bunun Bedelini Çok Ağır Öder !

AKP Tasfiye Edilirse Kürdler Bunun Bedelini Çok Ağır Öder !

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

AKP TASFİYE EDİLİRSE KÜRDLER DE BUNUN BEDELİNİ ÇOK AĞIR ÖDER!

 

Türkiye egemenlerinin kitlelere enjekte ettiği bilgi kirliliği ve bu kirliliğin neden olduğu ideolojik-politik yamuk duruşun temel nedenlerinden biri, Türkiye ve Kürdistan’da resmi tarih ve resmi ideolojilerden arınmış özgür bir yaklaşımın eksikliğidir. Kemalist Rejim’in kurgulanış felsefesinin tarihsel geri planını dikkate almayan-alamayan bireylerin-yaklaşımların mevcut geçerli durumu bilince çıkarabilmeleri çok güçtür. Zira, sorunları bilince çıkarabilmenin veya çözümlerine ilişkin önermeci olabilmenin de olmazsa olmazı resmi tarih ve resmi ideolojilerden arınmış, olguların kaynağına inebilen, bölgesel-küresel tüm faktörleri nesnellik süzgecinden geçirebilen bir yaklaşım ile olanaklı olur.

 

Dün olduğu gibi bugün de Kemalist Rejim’in aşılmasında yararı olan toplumsal kesimlerin yaşamakta olduğu kafa karışıklığının omurgasını; Türk ve Kürd politik aktörlerin tarihi geri planı bir tabuya dönüştürülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurgulanış felsefesine yaklaşımlarındaki handikap oluşturmaktadır. Keza, otuz yılı aşkın bir süreden beri demokratik değişim ve dönüşümlerin bloke edilmesi noktasında birbirleriyle paslaşarak oluşturdukları toplumsal gerginlik-çatışma ortamından beslenen ve bundan dolayı da siyaset üzerinde hala vesayet sahibi olan PKK ve ORDU’ya karşı sergilenen oportünist yaklaşımlar; toplumsal sorunların barışçıl çözümüne köstek olduğu gibi, statükocu güç odaklarına da katkı sunmaktadır.

 

Türkiye egemenlerinin dozunu her geçen gün daha da artırarak sürdürdükleri AB- AKP karşıtlığı, bugün daha da sertleşerek arkasına büyük bir halk desteğini almış olmasına rağmen AKP hükümeti ve lideri Erdoğan’a karşı siyasi bir linç şovuna dönüşmüştür. Keza, Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) ve ardından yargının da siyasi bir aktör gibi sergilediği ilkel tutum; aynı zamanda Kemalist statükoyu koruma adına kurgulanmış olan tüm Cumhuriyet Kurumları’nın da Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne karşı olduğunu belgeler. Dolayısıyla, AKP hükümeti ile asker-sivil bürokrasi arasında dışa vuran iktidar mücadelesi yeni bir sürece girmiştir.

 

Zira, Türkiye egemenlerinin alışıla geldiği gibi demokratik süreçlere müdahale yöntemi olarak benimsedikleri asker gücüne dayalı iktidar gasbı, değişen uluslararası verili durumun bir sonucu olarak işlemez hale gelmiştir. Dolayısıyla, toplumsal sorunların barışçıl bir çözüme doğru evrimleşmesine direkt müdahale edemeyen askeri bürokrasi, demokratik değişim ve dönüşümleri bloke etme görevini sivil bürokrasiye havale etmiştir. Başka bir anlatımla, Türkiye gibi siyasi kültürü olgunlaşmamış ülkelerde toplumsal evrim süreçlerine müdahalelerde genellikle asker süngüsü kullanılır ve sivil bürokrasi de ona destek verirdi. Ancak, konjonktürel engellerden dolayı doğrudan darbe yapabilme olanakları sınırlandırılmış olan asker; Türkiye’nin demokratikleşme sürecini bloke etmeyi ve Kemalist Rejim’in yeniden restorasyon görevini –alışıla gelmişin dışında- Yargı ve Üniversite benzeri alt birimlerine havale etmiştir.

 

AKP Hükümeti’nin Kürd Sorunu’nun barışçıl çözümü veya Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümüne ilişkin yer yer sergilediği uzlaşmacı-teslimiyetçi tutumunun yanı sıra, Kürd halkı adına mücadele ettiğini ileri süren gücün de Kemalizm’de karar kılmış olmasının askere sağladığı siyasi ve lojistik destek, aynı zamanda süregelen iktidar mücadelesinde militarist egemenlerin elini güçlendirdiği ve AB sürecinin bloke edilmesi çalışmalarına katkı sunduğu yadsınamaz. Ancak, Ordu ve PKK birbirlerini besleyen eylemselliği anlaşılır olmasına karşın, Türkiye’de şiddetlenerek sürmekte olan sistem içi iktidar mücadelesinde Kürd politik aktörlerin dini motifler de taşıyan AKP’ye karşı olma adına, PKK'nin yaptığı gibi Kemalist egemenlere katkı sunan politikalarda ısrarcı olmalarını anlamakta güçlük çektiğimi ifade etmek isterim. Öte yandan, Kürd halkının 2007 seçimlerinde Kürd siyasi aktörleri aşan ve yaşanmakta olan uluslararası süreç ile de barışık bir öngörüde bulunarak tercihini AKP’den yana koyması, çok bilmişlerin ileri sürdüğü gibi ”sürü” politikası mantığıyla açıklanamaz.(!)

 

Dolayısıyla, yakın geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Şemdinli provokasyunu ile başlayan bir dizi kirli ilişkilerinin açığa çıkması, emekli askerlerden oluşan çetelerin varlığı, tetikçi örgütleri kullanarak organize ettiği “Cumhuriyet Mitingleri”, yargının ünlü 367 kararı ve Genelkurmay’ın internet sitesinde yayımladığı 27 Nisan bildirisi gibi anti-demokratik ve yasa dışı eylemleri toplumun farklı kesimleri tarafından açıkça eleştirildi. Tabulara dokunabilme açısından bu süreç Türkiye siyasi tarihinde bir ilk olmasına karşın, kirli bir mirasa sahip olan askerin toplumsal meşruiyetinin tartışılmasına-sarsılmasına katkı sundu. Bilgi kirliliğine boğdurulmuş olan bir toplumda ordu gibi bir tabunun da eleştirilebileceğinin kabul görmesi, ordunun daha fazla yıpranmamak için geri çekilmesine, alt birimlerini (sivil bürokrasi) aktifleştirmesine ve bu anti-demokratik kurumlara perde gerisinden lojistik katkı sunmayı öngören daha sinsi bir pozisyon almaya itmiştir.

 

Bilindiği gibi, 2007 seçimleri öncesi Çankaya’ya bir AKP’linin çıkmasını engellemeye yönelik asker ve sivil bürokrasi arasında dışa vuran sinerjinin bir sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nin hukuka ve teamüllere aykırı olarak dünya hukuk tarihine bir hukuksuzluk örneği olarak geçecek ve hukuk öğrencilerine ders olarak okutulacak olan, o;  ünlü 367 kararını verdi. Hukuki hiçbir değeri olmadığı kadar siyasi kaygılardan dolayı alınmış olan bu karar; amiyane bir tabir ile Kurt (asker); bu kez, Kuzu’yu (sivil hükümeti) yargı yoluyla yemeğe karar vermiş olduğuna delalet eder.

 

Zira, yargının doğrudan darbe sürecini yönettiği, siyasi tartışmalara bir siyaset kurumu gibi açıkça taraf olduğu, totaliter Kemalist sistem ile barışık olmayan siyasi partileri kapattığı, bireysel hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesine katkı sunan yasal reformların engellenmesi yönünde ağırlık koyduğunun başka bir örneğini dünyada göremezsiniz!

 

Öte yandan, Kemalist Rejim’in siyasi ayağı olan CHP’nin de başörtüsü yasağını kaldıran Anayasa değişikliklerinin iptali için Anayasa Mahkemesin’de dava açması, beklenildiği gibi oldu ve Anayasa Mahkemesi de Anayasa değişikliklerini laikliğe aykırı bularak iptal etti. Keza, bu değişiklikleri savunan AKP’yi de laikliğe karşı odak olduğu gerekçesiyle kapatma süreci de başlamış oldu. Askerin AKP’nin kapatılmasının yanı sıra, AB sürecinin de bloke edilmesini amaçlayan bir dizi başarısız darbe girişimlerinin sonuçsuz kalmasından sonra, darbe yapma görevinin yargıya havale edilmiş olması aynı zamanda İttihat ve Terakki geleneği olan çetevari komploculuğun cumhuriyet döneminde de kesintisiz olarak devam ettiğini kanıtlar.

 

AKP’yi kapatabilirler mi? Bu sorunun yanıtı: AKP’nin demokratik değişim ve dönüşümden yana nasıl bir duruş sergileyeceğinde gizlidir. Ancak, AB desteğini arkasına almış Erdoğan Hükümeti dik durabilirse, partisinin kapatılmasını engelleyebileceği gibi totaliter Kemalist Rejim’in çözülmesini de hızlandırabilir. Hiç kuşkusuz bu anlamda takınılacak tavır, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından olduğu gibi Türkiye ile Güney Kürdistan Federe Hükümeti arasındaki ilişki, çelişki ve çatışmalar açısından da bir dönüm noktası olacaktır.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, sistemin iç çelişki ve çatışmaların yanı sıra, Kürd Sorunu’nun barışçıl gelişimi karşısında çağdışı statükoyu korumayı veya restorasyonu için direnen odakların çabaları sunuçsuz kalacaktır. Ancak, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü kapsamında yaşamsal önem arz eden bir olgunun altını kalın çizgilerle çizmenin gerekliliğine inanıyorum. Bu da: Kemalist Rejim’in birer güvenlik supapları olarak kurgulanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) ve Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi kurumların varlığı sanıldığı gibi en üst düzeyde hukukun uygulanması olarak değil, tam tersine demokratik açılımların önünü tıkamak için kurgulanmış çağdışı anti-demokratik kurumlardır. Bu tür kurumlar dönüştürülmeden veya aşılmadan Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü olanaklı olamayacağı gibi, barışçıl demokratik bir ortamın sağlanması da olası değildir.

 

AKP çizgisi tasfiye olursa ne olur?

 

*Türkiye’de kıtlığını yaşadığımız sol, sosyal demokrat veya sosyalist bir altarnatifin yaratılması olanaklı olmadığından dolayı, Kemalist sistem ile barışık bir hükümet kurulur.

 

* Avrupa süreci bloke edileceği gibi, kazanılmış tüm demokratik haklar da budanır. Yani, Kemalist Rejim geçici bir süreliğine de olsa restore edilir.

 

* Eskiden olduğu gibi Kürd-Türk ve Laik-Antilaik gibi ikili çelişkiler kullanılarak, toplumsal gerginlik-çatışma körüklenerek, kan üzerinden siyaset yapan güç odakları palazlanır.

 

* AKP Hükümeti ile Güney Kürdistan Siyasi İradesi arasında kurulmuş olan siyasi-ekonomik ve diplomatik “iyi” ilişkiler kesilir ve bunun yerine gerginlik-çatışma tırmandırılır. Yani, Güney Kürdlerinin tüm solunum yolları tıkanır ve ulusal demokratik kazanımları da tehlikeye girer.

 

* Türkiye ve Kürdistan’da  birbirlerini besleyen Ordu ve PKK’nin daha da palazlanmalarına elverişli bir zemin oluşur.

 

* Ekonomik çöküntü ile birlekte ahlaki çöküntü de Türk ve Kürd toplumları tarafından kanıksanır. Dolayısıyla, tüm Türk veya Kürd politik aktörlerin buna göre tercihlerini yapması yaşanmakta olan sürecin bir gereği olarak algılanmalıdır.

 

Özetlemek gerekirse; Avrupa Birliği bir uygarlık projesidir. Bu proje aynı zamanda bireyin özgürlüğünü temel alan bir değerler sistemidir. Kemalist Rejime en büyük tehdit AB süreci ve buna önayak olan AKP hükümetinden gelmiştir. Keza, Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye toplumsal sorunların barışçıl çözümüne de zemin olacaktır. Türkiye'nin Güney Kürdistan ile sürdürülen "iyi" ilişkileri rayına oturtulacak ve gerçek bir komşuluk ilişkisine doğru evrilecektir.

 

Bundan dolayıdır ki, gerginlikten beslenen güç odaklarının uykusu kaçmış ve asker darbe yapma görevini alışılmadık bir aktör olan yargıya havale etmiştir. Egemenlerin tüm provokasyonlarına rağmen ABD, Avrupa Birliği, Küresel Sermaye, Ulusal Sermaye’nin bir bölümü ile büyük halk desteğini arkasına almış olan AKP; detaylara takılıp kalmadan asker-sivil bürokrasi ile uzlaşmayı dışlayan dik bir duruş sergilemesi ve Türkiye’nin sosyolojik yapısıyla barışık, tüm ideolojilerden arındırılmış sivil özgürlükçü bir anayasa yapmayı gündeme oturtarak statükocu egemenlerin oyununu bozabileceği gibi, demokratik toplumsal bir barışın da yolunu açabilir. Zira, Kemalist Rejim ile uzlaşan bir AKP'nin geleceği olamayacağı gibi, Avrupa Birliği sürecinden kopan veya içe kapanan bir sürecin de Kürd halkına bedeli  çok ağır olur.!

04-07-2008

 

Yorumlar (5 gönderildi):

Eurealist .. 07 Jul, 2008 03:05:46
avatar
Kek Suleyman,

Turkiye`nin AB uyeligine girmesi sadece TC ici bir azinligin Anti-AB tavri ile aciklanir bir olgu degil;madalyonun obur yuzu de var.

Celiskili bir bicimde AB acisindan Turkiye`nin AB`ye kabul edilme nedenleri ayni zamanda kabul edilmeme nedenleridir.(Bu arada AB ile Avrupa`yi ayirmak lazim;AB bir Siyasi kurum, Avrupa ise halki ile sosyolojik bir olgudur!)Avrupa`nin iki yuzunu iyi tespit etmek gerekir:Ronesans,Reform ve Aydinlanma gelenegi ile beslenen Humanizm,Rasyonalizm ve Dayanisma karakteri ile Somurgeci-Emperyalist-Irkci gelenegi ile beslenen Anti-Oryantal,Dislayici ve Irkci yapisi.

Asagidaki nedenler ilk goze batanlardir.

1-Kibris:iki halkli uzlasmis ve Nufus/Toprak dengeleri yeniden belirlenmis bir muhtemel yapi ile kabul ;catisma ve isgal ile red nedeni.
2-Cografya:Turkiye`nin Kucuk parcasiyla Fiziki cografya olarak Avrupa icinde olmasi kabul, ana govdesiyle OrtaDogu`da olmasi red nedeni.
3-Din:Laiklik ve %95 Ilimli Islam Musluman olusuyla Medeniyetler yakinlasmasina uygun arac,
Dunya duzlemindeki dinsel kirilma ve Iki tarafli dini fanatizm nedeniyle red unsuru.
2-Demografi:70 Milyon dinamik nufusu ile iyi bir pazar olarak kabul,Avrupa toplamina oranla %5 i gececek ulke nufusuyla red nedeni.
4-Ekonomi:Gelismekte olan ekonomisi ve dinamizmi ile kabul,Kayit disi Ekonomik kirilganlik ve istikrarsizlik yuzunden red nedeni.
5-Tarimi ile bir tahil ambari olarak kabul, imalat sanayiindeki dusuk ucret ve haksiz rekabeti nedeniyle ile red.
4-Asker-Sivil:Nato`nun Guney dogu kanadi olarak savunma araci olarak kabul, askeri darbeleri,militarist yapisi ile red.
5-Avrupai Hukuk varligi ile kabul,Karapara,Mafya,Uyusturucu,siddet kulturunun yayginligi nedeniyle red.
6-Hukuk:Batidan alinmis kagit ustunde hukuku ile uyum, adapte olmamis,pratikte islemeyen ve ilerlememis yonu ile red.
7-Kultur:Avrupa yasamtarzi varligi ile kabul,Islami yasam tarzi ile red.
8-Kurd meselesi-Avrupa senedine bagli cozum adimlari ile kabul,Red ve inkarin pratikte devami ile red.
9-Bolgesel Dengesizlik:Belcika duzeyindeki Bati bolgesi ekonomik duzeyi ile kabul,Bengaldes duzeyindeki Dogu bolgesi ile red.

10-Isgucu hareketleri ile Avrupaya entegresyonu ile kabul,Ortadogu sinirlari ve iliskileri ile red.

11-Avrupa`daki Musluman halklarin varligi (Bosnak,Arnavut,Gocmenler)Avrupadaki Muslumanlar icin model olarak kabul,onlarla Kurumsal duzeyde dayanisma ve gelecekteki asiri guc artisi nedeni ile red.
12-Goc dalgasi:Ucuz ve genc isgucu ile kabul, kitlesel goc dalgasi tehdidi ile red.
13-Siyasi Istikrar:Yeni bir Anayasa ile kabul, mevcudu ile red.
14-Insan Haklari:AB`de Turkiye`nin uyeligini isteyen solun temel talebi olan haklara saygi sartiyla kabul,haklarin kolayca ihlal edilebilirligi ile red.
15-Ekonomik demografik:Dicle-Firat`in enerji ve tarim potasiyeli ile kabul,Kurdistan`in muthis ekonomik geriligi nedeni ile red.

Bu arada mevcut soylemlerin aksine
vurgulamak gerekir ki bir Beyaz Turkiye (Kurdistansiz Turkiye),
AB`nin stratejik tercihidir.Avrupa Beyaz Turklerin ve Esmer Kurdlerin farkindadir.Biz Kurdlere damardan vermelerini yutmamak lazim...

Madalyonun bir yuzunde bulunan bu ve ilave edilecek diger nedenlerin hangi yonde agir basacagini gormek icin Avrupa`yi soyle bir dolasip nabiz yoklamak gerekir.Ispanya`dan, Finlandiya`ya sokaktaki Avrupalinin arasina girip TC uyeligini nasil algiladiklarini yokladinizda %80 red cevabi ile karsilasirsiniz.Resmi sondajlarin guvenilirligi zayiftir.
Mesela Ukrayna ve Fas daha ideal adaylar olarak belirmektedir.

Hic kuskusuz bu satirlari yazan kisi AB uyeligine 100 % taraftardir.

Ancak niyetler ve gercekler her zaman ortusmuyor.

Kek Suleyman,

Yaziniz, TC nin AB uyeligi ile ilgili bir dizi gozlemi dile getirmeme vesile oldu;tesekkurler.Suphesiz konu daha derinlestirilebilir.
Ali Haydar .. 09 Jul, 2008 04:29:16
avatar
"Kemalist Rejime en büyük tehdit AB süreci ve buna önayak olan AKP hükümetinden gelmiştir."

AB süreci bir devlet politikasidir. Bu zamana kadar gelen siyasetin her yelpazesinden hükümetler AB sürecini yürütmüslerdir (Üyelik takvimine denk sekilde).

Siz sürecleri nasil algiliyorsunuz?

Yazinizin geneli iliskin diyebilecegim;

ya bu kadar laf kalabaligini nasil basariyorsunuz? Sizi bu acidan tebrik etmek gerekiyor. Genel bir iki dogruyu eveleyip-geveleyerek bu kadar uzun yazip da dogru düzgün bir sey ifade edememek kahredici olsa gerek!

AKP'nin Kürt sorununun cözümüne iliskin bir politikasini söyleye bilir misiniz? AKP'nin özgün bir Kürt politikasi yok.
Amed Geneve .. 12 Jul, 2008 10:43:38
avatar
Sevgili Süleyman;

"Uygarlik projesi" dedigin AB'nin "T.C kurulus felsefesi mantigi"ylan iliskisi ne seyirdedir? Türkiye'deki degisime direnen senin tabirinlen "kurulus felsefesi mantigi"na, AB'nin sadece bir "person non grata!" gibisinden bir mesaji bile, AKP'nin veya degisim dönüsümden yana tüm kesimlerin islerini kolaylastiracakti!,gel görki,"Uygarlik projesi" sadece Avrupa sinirlari içerisinde uygulanmaya çalisiliyor.

Kisacasi,AB,ABD bahsini ettigin Kemalist rejimi hertür yöntemlen ayakta tutmaya çalisan son noktada "derin devlet" dedigimiz olusumlan iliskilerini netlestirmedigi sürece,AKP'de iktidar olsa birsey yapamaz,Hak-Par da iktidar olsa birsey yapamaz,DTP'de iktidar olsa birsey yapamaz! Senin "uygarlik projesi" dedigin birligin,Türkiye'nin uygarlasmasinda acaba ne çikari olabilirki? veya gerçekten "Uygar bir Türkiye" çikarlarinamidir?

Ister "Uygarlik" projesi olsun ister "yeni dünya düzeni" projesi olsun,istenirse "kafalara vurula vurula" uygulanir,kabul ettirilir!Projeyi çizen teknisyenin niyet ve hedefi önemli!.
Saygilar.
aykut .. 19 Aug, 2008 11:30:10
avatar
benim msn eklerseniz sizinle konuşucaklarım war
spartaküs .. 26 Aug, 2008 12:55:29
avatar
türkiye devletinin sahibi fasist tc ordusudur,bugün iktidarda olan akp bunlarin kuklasi ,maskesidir .türkiyede fasist askeri rejim vardir ,ordu bunlari kullANIR,isleri bittigi vakitte bir pecete gibi atar,ciller,ecevit,mesut,demirel.tc fasist ordusunun politikasi kürtleri akp yle kandirmak bunda basarilida oldu

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin