Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı?

Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

suleymanakkoyun@hotmail.com

  

Bush ve Erdoğan’ın Oval Ofis’teki 5 Kasım görüşmesi ardından Kürdler de dahil tüm ilgili tarafların PKK’nin aşılması gerektiğine ilişkin söylemde aynılaşması (Mesud Barzani hariç), aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD ve Güney Kürdlerine rağmen, PKK varlığını gerekçe gösterip Güney Kürdistan’a geniş çaplı bir kara harekatı yapamayacaktır. Ancak, asker (iktidar) ve hükümet arasında sürdürülen iktidar mücadelesinin bir aracı olarak topluma enjekte edilen ırkçı-şoven gazın alınmasının yanı sıra, tırmandırılan ABD karşıtlığını frenlemek veya kontrol altına almaya yönelik de olsa PKK’nin oradaki varlığı gerekçe gösterilerek, Güney Kürdistan’a bazı nokta operasyonlarının yapılacağı bekleniyordu.

 

Sonuçta; Türkiye ABD’nin onayı ve Kürdlerin de olurunu alarak Kandil Dağı’na yönelik başlattığı hava operasyonu ve çoğu Kuzey Kürdistan’a yönelik bir dizi küçük kara harekatının bunu izlemesi de hiç sürpriz olmadı. Ancak yeni sürecin kapsamını PKK’nin tasfiyesi veya eylemsizleştirilmesi ile sınırlı olduğunu sanmak çok yanıltıcı olur. Zira, Türk-PKK medyasının topluma enjekte ettiği bilgi kirliliği furyasının temelinde Genelkurmay ve PKK’nin danışıklı dövüşünü Türk ve Kürd toplumlarından gizlemek ve gerginlikten beslenen bu ikiliye katkı sunmaktır. Ne var ki, AB kapsamı alanına girmiş bir Türkiye’de zıvanadan çıkmış militaristlerin PKK ile tarihi bağlantılarını ve birbirlerini besleyen eylemlerini rehin medya bile gizleyemez olmuştur.

 

Öncelikle, Bush-Erdoğan görüşmesinden önce Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünü içlerine sindiremeyen gerici çevrelerin yanı sıra, Kürde dair herşeyi yok etmeyi veya zorla dönüştürmeyi kendi varlık koşulları olarak algılayan Türk egemenleri ile PKK’nin karşılıklı paslaşmaları ve bunun bir sonucu olarak kitlelere enjekte edilen ırkçı-şoven gazın farklı toplum kesimlerinde yaratmış olduğu paranoyak tepkinin inişe geçmiş olmasını, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından çok anlamlı bulduğumu ifade etmek isterim.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerine inşa edildiği felsefenin farklı toplum kesimlerini yadsıyan veya öteleyen mantığının güç kirliliğine dayanarak 1960, 1971, 1980 ve 28 şubat 1997 yıllarında demokratik süreçlere müdahalelerinde olduğu gibi, 21. yüzyılda da Kemalist Sistem’in güç kirliliğine dayanarak kendisini yeniden üretebilmesinin olanağı kalmamıştır.

 

Öte yandan 28 Şubat 1997 Post-modern müdahalenin doğumuna ebelik ettiği gelişmeler açısından diğer askeri müdahalelerden farklı sonuçları olduğu da bir gerçektir. Bilindiği gibi 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı; -geçici de olsa- siyasi, idari, hukuki ve toplumsal blokajlara neden olduğunun yanı sıra, kendilerini aydın, demokrat veya sosyalist olarak niteliyenler açısından da tarihi bir sorumsuzluk örneğini ifade eder. Ancak 28 Şubat sürecinin tüm tahribatlarına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de doğumuna ebelik etmesi ve AKP’nin 17 aralık 2004’te aldığı müzakere tarihiyle AB kapısını aralaması, Türkiye siyasi tarihinin seksen yılını kapsayan asker vesayetli demokrasiden, liberal demokrasiye geçiş sürecini başlatmıştır. Bu süreç aynı zamanda Kemalist rejimi ayakta tutan dinamiklerin destabilizesine katkı sunmuş ve çağdışı sistemin de çözülme sürecini başlatmıştır. Ve ben; AKP ile devam eden bu süreci, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından olduğu kadar, Kürd Ulusal Sorunu’nun barışçıl çözümü için de yeni perspektiflere zemin oluşturduğu-oluşturacağı için önemsiyorum.

 

ABD’nin onayı ve katkısı ile Türk savaş uçaklarının Güney Kürdistan’ı bombalamasına karşın, Güney’li Kürd liderlerin değişen söylem ve tutumları, aynı zamanda mevcut aktörler arasındaki ilişki ve çelişkilerin Türkiye’nin demokratikleştirilmesi adına yeniden dizayn edileceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Zira, PKK’nin ABD çıkarlarına yönelik hiçbir eylemi olmamasına karşın, Bush PKK’yi düşman katagorisinde değerlendirmiş ve Türk savaş uçaklarına Irak hava sahasını açarak, PKK kamplarını bombalamasına izin vermiştir.

 

Öyle anlaşılıyor ki, ABD; Irak’ta istikrarın sağlanması ve İran gibi bir engelin aşılması çalışmalarında sorun yaratan Türkiye’nin uniter devlet yapısının korunacağı temelinde, geçici de olsa kaygılarını gidermiştir. Bundan sonra Türkiye ve Kürdler ikileminde ABD’nin izleyeceği olası rotanın, Türkiye’nin AB sürecine katkı sunulması, asker ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesinin zamana yayılarak militarist seçkinlerin sivil siyaset üzerindeki vesayetinin demokrasi güçleri lehine evrilmesi, Kürd Sorunu’nun Avrupa Birliği projesi kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye ile Güney Kürdleri arasındaki gergin ilişki ve çelişkilerin iyileştirilmesi ve Türkiye’yi geçici de olsa tedirgin etmeyecek olan ara bir denklemi gündemine koymuştur.

 

Keza, bu yeni ara süreç: Türkiye’nin demokratik değişim ve dünüşümünü bloke eden asker-sivil brokrasiye katkı sunan PKK’nin de Türkiye ve Güney Kürdistan ile sınırlı olmak üzere tasfiye sürecinin de başladığına delalet eder. (PKK’nin, İran için bir destabilize araçı kullanılacağını bekliyorum)

 

İktidar mücadelesinden kaynaklanan asker ve hükümet arasındaki ilişki, çelişki ve örtülü çatışmalarının yanı sıra, ABD ile Türkiye’nin Kürd Sorunu’na farklı yaklaşımları ve bölgedeki ulusal intreseleri farklılık arz etmesine rağmen, Bush ve Erdoğan’nın görüşmesinden sonra geçici de olsa giderildiğine dair bir kanı oluşmuştur. Ancak,  Irak’ın yeniden yapılandırılması ve genel olarak Kürd Ulusal Sorunu’nun lokal çözümü veya çözümsüzlüğü konusu ile bölge sorunlarının çözümüne ilişkin ABD ile Türkiye mutabakatını; Türkiye-ABD-AB ile Türkiye-ABD-İsrail arasındaki ilişki ve çelişkilerden bağımsız değerlendirmek eksik olur.

 

Dolayısıyla, bu güçlerin Türkiye ve Kürd Sorunu’na bakışları farklılık arz eder. ABD ve Avrupa Birliği’nin Türkiye ve Kuzey Kürdlerine ilişkin tutumları, Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünü hızlandırmak temelinde AKP hükümetine katkı sunmanın yanı sıra, genel olarak Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi’ni lokalize eden ve Kürd Ulusal dokusunu törpüleyen bir politikaya tekabül eder.

 

Ancak, global hegemonyasını sürdürmenin bir aracı olarak tasarladığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) öngörüsüyle bölgeye yerleşen ABD; Kürdlerin coğrafik konumlanması ve bölgedeki dengelerin İsrail için bir tehdit unsuru oluşturması da göz önüne alındığı zaman, ABD-İsrail ikilisinin bölgedeki stratejik dayanağı Kürd halkı olmak zorundadır. Keza, ABD-İsrail stratejik birlikteliği ve bu ikilinin Ortadoğu’daki ulusal çıkarları, Güney’de Kürdlerin devletleşmesine (Federasyon veya Bağımsızlık) katkı sunmayı zorunlu kılar.

 

Hem Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümünü bloke eden militarist odakları besleyen eylemleri, hem de halkımızın Güney Kürdistan’daki kazanımları için de bir tehdit unsuru olan PKK’nin; Kürdler için hiçbir anlam ifade etmeyen silaha veda etmesi, dönüşmesi-dönüştürülmesi veya tasfiyesi, yeni sürecin olmazsa olmazı olarak algılanmanın yanı sıra, ABD’nin bu karmaşık ara denklemi ile çelişmeyen-çatışmayan bir siyasi öngörü kapsamında, -Kürdistan’nın her dört parçasındaki- Kürd politik aktörlerin kendi konumlarını yeniden değerlendirmeleri bir zorunluluktur.

 

Ancak, Kemalist statükoculuğu besleyen PKK’nin yanı sıra, Güney’li Kürdlerin de tarihten kaynaklanan sorunları, ortak ulusal bir iradenin oluşması açısından hâlâ bir handikap oluşturmaktadır. Geçmişten kaynaklanan travmaların bir ürünü olan KDP ve YNK’nin sürdürdükleri sığ politika, aynı zamanda Kerkük sorunun çözümüne dair yanlış bir yöntemin izlenmesine neden olmuştur. Dolayısıyla Güney’de bu “iki başlılığın” sürekli kılınması, aynı zamanda elde edilmiş ulusal kazanımların da törpülenmesine olanak sunacağı gibi, Filistin halkının yaşadığı trajedinin de bir benzerine zemin oluşturabilir. Zira, PKK hâlâ Kürd ulusal dokusu için bir tehdit unsurudur.

 

Kerkük konusunda bir noktanın altını çizmek istiyorum: Neye mal olursa olsun! Merhum Mustafa Barzani’nin öncülük ettiği Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi tarihi Kerkük konusunda hükmünü vermiştir ve hiçbir gücün bundan feragat etme lüksü olamaz. Yani, Güney Kürdistan Federe Hükümeti’nin vazgeçilmezlerinden başat olanı; Kerkük Sorunu’nun çözümüne ilişkin toprak temelindeki tavizlere kapalı olmasıdır.

 

Sonuç olarak yeni süreç; Türkiye’nin, AB sürecini bloke eden militarist egemenlerin değirmenine su taşıyan PKK, silahlı eylemsellik anlamında AKP ve Güney Kürdistan Federe Hükümeti aşısından bir sorun olmaktan çıkarılacak ve İran’a karşı bir destabilizasyon unsuruna dönüştürülecektir. ABD’nin İran’a olası bir müdahalesi veya izolasyon çalışmalarında Türkiye, Irak ve Kürdistan coğrafyası kullanılacak ve söz konusu güçlerin İran ile olan ilişkileri gerginleşmeye doğru evrilecektir. ABD-İran çekişmesi veya İran’a olası bir müdahalesinin yanı sıra, Türkiye’nin bölgedeki konumu da göz önüne alınırsa, Güney Kürdistan Federe Hükümeti ile Türkiye arasındaki ulusal çelişki ve ilişkiler, uluslararası diplomatik desteği de arkasına almış olan Türkiye’nin lehine bir rota izleyecektir.

 

Dolayısıyla, bu ara sürece direnmesinin yanı sıra, Kürd Sorunu’nun barışçıl çözümü konusunda ulusal dik bir politik duruş sergileyen (Mesud Barzani) çizgisinin aşılması veya tasfiyesi süreci başlayacaktir. Umarım Mesud Barzani noktasında gelişmeler beni yalanlar!

 

14 Ocak 2008

 

Yorumlar (2 gönderildi):

nihat kizgin .. 03 Jun, 2008 03:11:27
avatar
sayin suleyman akkoyun gercekten sizi tanimiyorum ve eminimki kurtlerin cogunlugu sizi tanimiyor tarihten beri kurd liderler,aydinlar,gazeteciler ve kurd halki tarafindan taniniyor benim sizi tanimamam yetersizligim veya politikadan uzak durmam da olabilir sorun o degil yillardir avrupada yasiyorum ama avrupali aydinlar veya politikacilar bence boyle seviyesiz tartismalar veya makaleler hakaretlerde istisna haric bulunmuyorlar yanlislar da olabilir bolgecilik olabilir ama yaklasik alti aydir nasnameyi takip ediyorum hurriyet,milliyet gazetesinden farki kurdlerin bunu cikarmasi yanlislarimiz dogrularimiz olabilir gun birlik gunu kenetlenme gunu elestirilerin bile bir seviyesi olabilir hakaret etmeden sayin ocalan yalan atiyor diye ornekte verebilirim yazacaklarim buraya sigmaz ama lutfen ulkemizi halkimizi acilardan kurtaralim daha sonra herkes etegindendeki taslari silkelesin halk mahkemesine gidilsin hak eden hak ettigi mukafati veya cezayi alsin hep sayin ocalan hep pkk hep gerilaya saldiri diyarbakir zindani bunlar artik demode oldu birazda nitelikli yayincilik olabilir eger yanlissam kusuruma bakmayin kurd halkinin yanilmiyorsam yuzde sekseni musluman ve ekonomik sorunlar had safhada metropollerde genclerimiz gayri mesru islerle kizlarimizda fahiselik yapiyor halkimiza acidan baska birsey dusmuyor birbirinizle ugrasacaginiza bu sorunlara egilip cozseniz daha ciddi olabilirsiniz haddim olmadan belki bunlari yazdim ama cok doluyum ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,? SAYGILARIMLA
deksur .. 04 Jun, 2008 02:10:07
avatar
Yorumcu nihat kızgın,belliki çok kızmış,haksızda sayılmaz.Kürdlerde tarihsel ve enterasan genetik bir yaklaşım var ''kolay,kolay inanmaz ama inandımı yanlışları bile doğru göstermekte onun üstüne yok.Kürdler siyaset yapmayı sevmez ama dedikoduya bayılırlar ''Okyanusları görmedikleri için,dicle ve fırat sularını okyanus zannederler''Okyanusları da sonradan görünce,özür dileyeceklerine,Okyanuslardaki dalgalanma ve haraketliği anlatan kişilere saldırırlar.Fotoğraftaki manzaraya bakarken ! yorum yapmaya gerek var mı?..

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin