Anasayfa | Yazarlar | Süleyman Akkoyun | Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı?

Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı?

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Kürdler Yeni Süreci Nasıl Okumalı?

suleymanakkoyun@hotmail.com


Bush ve Erdoğan'ın Oval Ofis'teki 5 Kasım görüşmesi ardından Kürdler de dâhil tüm ilgili tarafların PKK'nın aşılması gerektiğine ilişkin söylemde aynılaşması (Mesud Barzani hariç), aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ABD ve Güney Kürdlerine rağmen, PKK varlığını gerekçe gösterip Güney Kürdistan'a geniş çaplı bir kara harekatı yapamayacaktır. Ancak, asker (iktidar) ve hükümet arasında sürdürülen iktidar mücadelesinin bir aracı olarak topluma enjekte edilen ırkçı-şoven gazın alınmasının yanı sıra, tırmandırılan ABD karşıtlığını frenlemek veya kontrol altına almaya yönelik de olsa PKK'nın oradaki varlığı gerekçe gösterilerek, Güney Kürdistan'a bazı nokta operasyonlarının yapılacağı bekleniyordu.

Sonuçta; Türkiye ABD'nin onayı ve Kürdlerin de olurunu (!) alarak Kandil Dağı'na yönelik başlattığı hava operasyonu ve çoğu Kuzey Kürdistan'a yönelik bir dizi küçük kara harekâtının bunu izlemesi de hiç sürpriz olmadı. Ancak yeni sürecin kapsamını PKK'nın tasfiyesi veya eylemsizleştirilmesi ile sınırlı olduğunu sanmak çok yanıltıcı olur. Zira Türk ve PKK medyasının topluma enjekte ettiği bilgi kirliliği furyasının temelinde Genelkurmay ve PKK'nın danışıklı dövüşünü Türk ve Kürd toplumlarından gizlemek ve gerginlikten beslenen bu ikiliye katkı sunmaktır. Ne var ki, AB kapsamı alanına girmiş bir Türkiye'de zıvanadan çıkmış militaristlerin PKK ile tarihi bağlantılarını ve birbirlerini besleyen eylemlerini rehin medyaları bile gizleyemez olmuştur.

Öncelikle, Bush-Erdoğan görüşmesinden önce Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü içlerine sindiremeyen gerici çevrelerin yanı sıra, Kürde dair her şeyi yok etmeyi veya zorla dönüştürmeyi kendi varlık koşulları olarak algılayan Türk egemenleri ile PKK'nın karşılıklı paslaşmaları ve bunun bir sonucu olarak kitlelere enjekte edilen ırkçı-şoven gazın farklı toplum kesimlerinde yaratmış olduğu paranoyak tepkinin inişe geçmiş olmasını, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından çok anlamlı bulduğumu ifade etmek isterim.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üzerine inşa edildiği felsefenin farklı toplum kesimlerini yadsıyan veya öteleyen mantığının güç kirliliğine dayanarak 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997 yıllarında demokratik süreçlere müdahalelerinde olduğu gibi, 21. yüzyılda da Kemalist Sistem'in güç kirliliğine dayanarak kendisini yeniden üretebilmesinin olanağı kalmamıştır.

Öte yandan 28 Şubat 1997 Post-Modern müdahalenin doğumuna ebelik ettiği gelişmeler açısından diğer askeri müdahalelerden farklı sonuçları olduğu da bir gerçektir. Bilindiği gibi 28 Şubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı; -geçici de olsa- siyasi, idari, hukuki ve toplumsal blokajlara neden olduğu kadar, kendilerini aydın, demokrat veya sosyalist olarak niteleyenler açısından da tarihi bir sorumsuzluk örneğini ifade eder.

Ancak 28 Şubat sürecinin tüm tahribatlarına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin de doğumuna ebelik etmesi ve AKP'nin 17 Aralık 2004'te aldığı müzakere tarihiyle AB kapısını aralaması, Türkiye siyasi tarihinin seksen yılını kapsayan asker vesayetli demokrasiden, liberal demokrasiye geçiş sürecini başlatmıştır. Bu süreç aynı zamanda Kemalist rejimi ayakta tutan dinamiklerin destabilizesine katkı sunmuş ve çağdışı sistemin de çözülme sürecini başlatmıştır. Ve ben; AKP ile devam eden bu süreci, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümü açısından olduğu kadar, Kürd Ulusal Sorunu'nun barışçıl çözümü için de yeni perspektiflere zemin oluşturduğu-oluşturacağı için hep önemsedim ve AKP'nin tüm handikaplarına rağmen de hâlâ  önemsiyorum.

ABD'nin onayı ve katkısı ile Türk savaş uçaklarının Güney Kürdistan'ı bombalamasına karşın, Güney'li Kürd liderlerin değişen söylem ve tutumları, aynı zamanda mevcut aktörler (TC.PKK ve Güney Kürdistan Hükümeti) arasındaki ilişki ve çelişkilerin Türkiye'nin demokratikleştirilmesi adına yeniden dizayn edileceğine dair önemli ipuçları sunuyor. Zira PKK'nın ABD çıkarlarına yönelik hiçbir eylemi olmamasına karşın, Bush PKK'yı düşman kategorisinde değerlendirmiş ve Türk savaş uçaklarına Irak hava sahasını açarak, PKK kamplarını bombalamasına izin vermiştir.

Öyle anlaşılıyor ki, ABD; Irak'ta istikrarın sağlanması ve İran gibi bir engelin aşılması çalışmalarında sorun yaratan Türkiye'nin uniter devlet yapısının korunup korunamayacağı temelindeki kaygılarını geçici de olsa gidermiştir.

Bundan sonra ABD'nin Türkiye ve Kürdler ikileminde  izleyeceği olası rota; Türkiye'nin AB sürecine katkı sunulması, asker ve hükümet arasındaki iktidar mücadelesinin zamana yayılarak militarist seçkinlerin sivil siyaset üzerindeki vesayetinin demokrasi güçleri lehine evirilmesi, Kürd Sorunu'nun Avrupa Birliği projesi kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye ile Güney Kürdleri arasındaki gergin ilişki ve çelişkilerin iyileştirilmesi ve Türkiye'yi geçici de olsa tedirgin etmeyecek olan bir ara denklemi gündemine koyduğunu düşünüyorum.

Keza, bu yeni ara süreç: Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü bloke eden asker-sivil bürokrasiye katkı sunan PKK'nın de Türkiye ve Güney Kürdistan ile sınırlı olmak üzere tasfiye sürecinin de başladığına delalet eder. (PKK'nın, İran için bir destabilize aracı kullanılacağını bekliyorum)

İktidar mücadelesinden kaynaklanan asker ve hükümet arasındaki ilişki, çelişki ve örtülü çatışmalarının yanı sıra, ABD ile Türkiye'nin Kürd Sorunu'na farklı yaklaşımları ve bölgedeki ulusal intreseleri farklılık arz etmesine rağmen, Bush ve Erdoğan'ın 5 Kasım 2007 tarihli görüşmesinden sonra geçici de olsa giderildiğine dair bende bir kanı oluşmuştur. Ancak,  Irak'ın yeniden yapılandırılması ve genel olarak Kürd Ulusal Sorunu'nun lokal çözümü veya çözümsüzlüğü konusu ile bölge sorunlarının çözümüne ilişkin ABD ile Türkiye mutabakatını; Türkiye-ABD-AB ile Türkiye-ABD-İsrail arasındaki ilişki ve çelişkilerden bağımsız değerlendirmek eksik olur.

Dolayısıyla, bu güçlerin Türkiye ve Kürd Sorunu'na bakışları farklılık arz eder. ABD ve Avrupa Birliği'nin Türkiye ve Kuzey Kürdlerine ilişkin tutumları, Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü hızlandırmak temelinde AKP hükümetine katkı sunmanın yanı sıra, genel olarak Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi'ni lokalize eden ve Kürd Ulusal dokusunu törpüleyen bir politikaya tekabül eder.

Ancak, global hegemonyasını sürdürmenin bir aracı olarak tasarladığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) öngörüsüyle bölgeye yerleşen ABD; Kürdlerin coğrafik konumlanması ve bölgedeki dengelerin İsrail için bir tehdit unsuru oluşturması da göz önüne alındığı zaman, ABD-İsrail ikilisinin bölgedeki stratejik dayanağı Kürd halkı olmak zorundadır. Keza, ABD-İsrail stratejik birlikteliği ve bu ikilinin Ortadoğu'daki ulusal çıkarları, Güney'de Kürdlerin devletleşmesine (Federasyon veya Bağımsızlık) katkı sunmayı zorunlu kılar.

Hem Türkiye'nin demokratik değişim ve dönüşümünü bloke eden militarist odakları besleyen eylemleri, hem de halkımızın Güney Kürdistan'daki kazanımları için de bir tehdit unsuru olan PKK'nın; Kürdler için hiçbir anlam ifade etmeyen silaha veda etmesi, dönüşmesi-dönüştürülmesi veya tasfiyesi, yeni sürecin olmazsa olmazı olarak algılanmanın yanı sıra, ABD'nin bu karmaşık ara denklemi ile çelişmeyen-çatışmayan bir siyasi öngörü kapsamında, -Kürdistan'ın her dört parçasındaki- Kürd politik aktörlerin kendi konumlarını yeniden değerlendirmeleri bir zorunluluktur.

Ancak, Kemalist statükoculuğu besleyen PKK'nın yanı sıra, Güney'li Kürdlerin de tarihten kaynaklanan sorunları, ortak ulusal bir iradenin oluşması açısından hâlâ bir handikap oluşturmaktadır. Geçmişten kaynaklanan travmaların bir ürünü olan KDP ve YNK'nin sürdürdükleri sığ politika, aynı zamanda Kerkük Sorunu'nun çözümüne dair yanlış bir yöntemin izlenmesine neden olmuştur. Dolayısıyla Güney'de bu “iki başlılığın” sürekli kılınması, aynı zamanda elde edilmiş ulusal kazanımların da törpülenmesine olanak sunacağı gibi, Filistin halkının yaşadığı trajedinin de bir benzerine zemin oluşturabilir. Zira PKK hâlâ Kürd ulusal dokusu için bir tehdit unsurudur.

Kerkük konusunda bir noktanın altını çizmek istiyorum: Neye mal olursa olsun! Merhum Mustafa Barzani'nin öncülük ettiği Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi tarihi Kerkük konusunda hükmünü vermiştir ve hiçbir gücün bundan feragat etme lüksü olamaz. Yani, Güney Kürdistan Federe Hükümeti'nin vazgeçilmezlerinden başat olanı; Kerkük Sorunu'nun çözümüne ilişkin toprak temelindeki tavizlere kapalı olmasıdır.

Sonuç olarak yeni süreç; Türkiye'nin, AB sürecini bloke eden militarist egemenlerin değirmenine su taşıyan PKK silahlı eylemsellik anlamında AKP ve Güney Kürdistan Federe Hükümeti aşısından bir sorun olmaktan çıkarılacak ve İran'a karşı bir destabilizasyon unsuruna dönüştürülecektir. ABD'nin İran'a olası bir müdahalesi veya izolasyon çalışmalarında Türkiye, Irak ve Kürdistan coğrafyası kullanılacak ve söz konusu güçlerin İran ile olan ilişkileri gerginleşmeye doğru evirilecektir.

ABD-İran çekişmesi veya İran'a olası bir müdahalesinin yanı sıra, Türkiye'nin bölgedeki konumu da göz önüne alınırsa, Güney Kürdistan Federe Hükümeti ile Türkiye arasındaki ulusal çelişki ve ilişkiler, uluslararası diplomatik desteği de arkasına almış olan Türkiye'nin lehine bir rota izleyecektir.

Dolayısıyla, bu ara sürece direnmesinin yanı sıra, Kürd Sorunu'nun barışçıl çözümü konusunda ulusal dik bir politik duruş sergileyen (Mesud Barzani) çizgisinin aşılması-tasfiyesi veya istenilen düzeye çekilmesi süreci başlayacaktır. Umarım Mesud Barzani noktasında gelişmeler beni yalanlar!

14 Ocak 2008

Yorumlar (6 gönderildi):

nihat kizgin .. 03 Jun, 2008 05:11:27
avatar
sayin suleyman akkoyun gercekten sizi tanimiyorum ve eminimki kurtlerin cogunlugu sizi tanimiyor tarihten beri kurd liderler,aydinlar,gazeteciler ve kurd halki tarafindan taniniyor benim sizi tanimamam yetersizligim veya politikadan uzak durmam da olabilir sorun o degil yillardir avrupada yasiyorum ama avrupali aydinlar veya politikacilar bence boyle seviyesiz tartismalar veya makaleler hakaretlerde istisna haric bulunmuyorlar yanlislar da olabilir bolgecilik olabilir ama yaklasik alti aydir nasnameyi takip ediyorum hurriyet,milliyet gazetesinden farki kurdlerin bunu cikarmasi yanlislarimiz dogrularimiz olabilir gun birlik gunu kenetlenme gunu elestirilerin bile bir seviyesi olabilir hakaret etmeden sayin ocalan yalan atiyor diye ornekte verebilirim yazacaklarim buraya sigmaz ama lutfen ulkemizi halkimizi acilardan kurtaralim daha sonra herkes etegindendeki taslari silkelesin halk mahkemesine gidilsin hak eden hak ettigi mukafati veya cezayi alsin hep sayin ocalan hep pkk hep gerilaya saldiri diyarbakir zindani bunlar artik demode oldu birazda nitelikli yayincilik olabilir eger yanlissam kusuruma bakmayin kurd halkinin yanilmiyorsam yuzde sekseni musluman ve ekonomik sorunlar had safhada metropollerde genclerimiz gayri mesru islerle kizlarimizda fahiselik yapiyor halkimiza acidan baska birsey dusmuyor birbirinizle ugrasacaginiza bu sorunlara egilip cozseniz daha ciddi olabilirsiniz haddim olmadan belki bunlari yazdim ama cok doluyum ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,? SAYGILARIMLA
deksur .. 04 Jun, 2008 04:10:07
avatar
Yorumcu nihat kızgın,belliki çok kızmış,haksızda sayılmaz.Kürdlerde tarihsel ve enterasan genetik bir yaklaşım var ''kolay,kolay inanmaz ama inandımı yanlışları bile doğru göstermekte onun üstüne yok.Kürdler siyaset yapmayı sevmez ama dedikoduya bayılırlar ''Okyanusları görmedikleri için,dicle ve fırat sularını okyanus zannederler''Okyanusları da sonradan görünce,özür dileyeceklerine,Okyanuslardaki dalgalanma ve haraketliği anlatan kişilere saldırırlar.Fotoğraftaki manzaraya bakarken ! yorum yapmaya gerek var mı?..
Mervan Çiya .. 23 Mar, 2009 10:01:54
avatar
Sayın Süleyman Akkoyun,
Sayın Nasname Yayın Kurulu,

Bundan sonra, şöyle veya böyle, Kürt meselesinde, Kürtlerin lehine, her dört parçada, özellikle Türkiye sınırları içerisinde, kimi iyileştirmeler mutlaka olacaktır. Çünkü Kürt ulusal mücadelesi devlet kontrollü PKK baraj duvarına rağmen, istediğimiz bir düzeyde olmasa da, ileriye doğru yürümeye devam etmektedir. Sorunun Kürtler lehine iyileşmeye doğru evirilmesi kaçınılmazdır artık.

Sorun ABD'nin ilgi alanı içerisindedir. ABD, Avrupa devletlerine benzemiyor. Sürekli dönüştürücü gücünü hareket halinde tutan bir devlettir ABD.

Kuzey Kürdistan Kürtleri içerisinde en çok PKK pilatikasını ve özellikle PKK başı A. Öcalan'ı eleştiren bir Kürt yayın kuruluşu olarak, önümüzdeki süreçte, Nasname ve sizin gibi Kürt politik analistlere önemli görevler düşmektedir.

Dikkat ederseniz bu süreçte PKK başı Öcalan ve ona endeksli/icazetli siyasal çevre, Kürt meselesine AB veya Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluş veya ABD gibi dış devletlerin müdahale etmemelerini, meseleyi kendi aralarında halledeceklerini, dillendirmeye başladılar. (Örneğin, Sırrı Sakık'ın konuşması gibi…)

Bu ne demek?

Kürt meselesini, özellikle Kuzey Kürdistan boyutunda, Kürtleri Türklerin insafına bırakmak demektir. Bu söylem, aslında, PKK öncülüğünün TC bağlantılı olduğunun yeniden ve kesin ispatıdır. Türklerin insafının ne olduğu ise, tarihsel olaylarla tescillidir!

Sayın Süleyman Akkoyun Ak parti iktidarını önemsemektedir. Türkiye'de, demokrasinin yerleşmesi açısından, AKP'ye değer vermektedir. Katılıyorum. Bir yere kadar amenna! AKP, acımasız Encümeni Danış merkezli iktidarların yanında melektir. Fakat gerçek anlamda Kürt ulusal penceresinden baktığımızda, AKP, yani F. Gülen talebelerinin iktidarı ile 100 yıldır "hayal bile edilemeyecek acıları bize yaşatan" Encümeni Danış merkezli iktidar arasında pek fark yoktur aslında. F. Gülen talebeleri, sadece yumuşak kadife eldivenlerle bizi okşaya okşaya yok edecekler. Ergenekon operasyonlarında sadece hükümete darbe çerçevesinin ötesine gidilmemesine özen göstermeleri, buna canlı bir örnek olarak göstere biliriz.

Evet, Nasname ve yazarlarına bu süreçte düşen görev, ABD, AB ve Birleşmiş Miletleri Kürt sorunun içine çekmeye çalışmalarıdır. Gerekirse, resmi olarak BM'ye başvurabilirler. İmza kampanyaları düzenleyebilirler.
En önce BM, Kürtleri resmi olarak tanımalıdır. Bakınız, dünyanın en muktedir gücü ABD, yine AB kurumları ve BM, eğer Kürt meselesiyle ilgilenemeseler, çözüm sürecinde üstünlük sahibi olmasalar, Kürt sorunu boğularak çözülmeye çalışılır. Tıpkı eski Yugoslavya'da olduğu gibi, ABD'nin, AB'nin ve BM'nin resmen inisiyatif sahibi olarak Kürt meselesini çözmeye çalışırlarsa, hakikaten mutlu olabileceğimiz bir çözüme ulaşabiliriz.

Yok, eğer Öcalan ve kontrol ettiği kesimlerin, şu an yapmaya çalıştıkları gibi, Kürtler adına ABD, AB ve BM müdahalesini engellenirse, Kürtler, Türklerin acımasızca kurduğu darağacında can veren Şêx Seîd efendîye "mürted" diyen Türkçü F. Gülen talebelerinin kadife eldivenli elleri arasında sonsuza deke boğulur gider.

Güler/Güler maskeli sinsi Erbil IŞIK koleji mezunları geleceğin Kürt boğan elleri olacaktır.

Selam ve saygılarımla...
Munzur Baba .. 24 Mar, 2009 12:19:07
avatar
Selam ve teşekkürler Sayın AKKOYUN kardeşim. Kardeşim Süleyman beynine ve yüreğine sağlık. Böyle vizyonel bir öngörüyü içeren bu harika makaleyi nasıl kaçırmışım anlamadım. Oysa iyi bir Nasname okuruyum. Cahil Kürtlerimizin kusuruna bakma sen. Kürtler okuma özürlüsü ve yazma sakatı en fazla olan millettir. O nedenle Müslüman mahallesinde domuz eti satmak kadar zor işimiz, ama imkânsız da değil. Kürtler bilmeyi değil, inanmayı esas alırlar.

Önce ağaya, şeyhe, Arap ve muhacir Mustafalara şimdi de APO'ya tapınıyorlar. Bizim işimizde bu tapınak ve putları bilgi ve sevgiyle kırmak değil mi? Türk derin devleti yüzeysel de olsa ERGENEKON Davasıyla kendi derin devletiyle yüzleşiyor ve süreç içinde de hesaplaşmak zorunda kalacak. Kürtler de kendi derin devleti olan İmralı Şeyhi ve Kandil şürekâsıyla bir gün mutlaka hesaplaşacaklardır.

TC Derin devletinin BOTAŞ kuyularına gömdüklerinin bir kaç misli Apo ve şürekası Kandilcilerin hain ve İhanetçi diye lekeleyerek ikişer kez katlederek taş altı ettikleri binlerce Kürt insanın hesabı sorulmadıkça bu tabular böyle kalacak. Ama devran dönüyor, Dr. Baranların, Mehmet Şenerlerin ve Xezalların hesabının sorulacağı günler yaklaşıyor.
Süleyman Akkoyun .. 24 Mar, 2009 03:36:49
avatar
Sevgili Mervan Çiya;


Öncelikle; kapsamlı-geliştirici düşünce ve kaygılarını bizlerle paylaştığından dolayı sizi kutluyorum. Nasname çalışanları olarak arzuladığımız düzeydeki nitelikli yorumunuz için de ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Devlet ve türevlerine ilişkin tespitleriniz çok yerindedir ve paylaşıyorum. Keza Kürd aydınlarının kendilerini hiçbir sınırlamaya tabi kılmamaları durumunda da bu kirli sürecin tüm taraflarıyla deşifre edilmesine katkı sunacağı gibi, birbirlerini besleyen totaliter kurumların -Devlet ve PKK gibi- tasfiyesine de ivme kazandıracaktır diye düşünüyorum. Bizim yapmaya çalıştığımız da bir yönüyle bu kapsamda değerlendirilmelidir.

AKP'yi önemsediğime gelince; "Sayın Süleyman Akkoyun Ak parti iktidarını önemsemektedir. Türkiye'de, demokrasinin yerleşmesi açısından, AKP'ye değer vermektedir. Katılıyorum. Bir yere kadar amenna! AKP, acımasız Encümeni Danış merkezli iktidarların yanında melektir. " Diyorsunuz. Bu tespitinize katılıyorum. Ancak; AKP'ye ilişkin düşüncelerime kaynaklık eden temel etkeni de sizinle paylaşmayı gerekli görüyorum:

Tek kutuplu dünyada totaliter yapılanmaların "İç Dinamikler" ile aşılabilirliğine inanmıyorum. Irak, Yugoslavya örnekleri bu savıma iyi iki kanıt oluşturur. Keza açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, Türkiye ve Kürdistan'da kendilerini aydın, sosyal demokrat, sosyalist vs. gibi niteleyip, uluslararası verili durumun AKP'nin desteklenmesini zorunlu kıldığına dair tavır sergileyenlerin "ilk"lerinden olduğumu söylemek durumundayım ve hâlâ düşüncemi koruyorum.

Ancak; "…Fakat gerçek anlamda Kürt ulusal penceresinden baktığımızda, AKP, yani F. Gülen talebelerinin iktidarı ile 100 yıldır "hayal bile edilemeyecek acıları bize yaşatan" Encümeni Danış merkezli iktidar arasında pek fark yoktur aslında. F. Gülen talebeleri, sadece yumuşak kadife eldivenlerle bizi okşaya okşaya yok edecekler. Ergenekon operasyonlarında sadece hükümete darbe çerçevesinin ötesine gidilmemesine özen göstermeleri, buna canlı bir örnek olarak göstere biliriz." Bu söylemlerinize bir paket olarak katılmak olası değildir.

Zira Kürd halkının ulus olmaktan doğan haklarının teslimi konusunda tüm sistem partileri –buna AKP ve DTP de dâhildir- öz itibarıyla aynılaştığı doğru olmakla beraber, inançlara yüklediğiniz misyonun bir yanılsama olduğunu söylemek durumundayım. Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesinde saydığınız-saydığımız tüm aktörler, -Kürdler de dâhil- birer araçtırlar. Ayrıca, Ergenekon operasyonunun da devlet katında –MGK- bir mutabakat ile yapıldığını düşünüyorum.

(Ergenekon'un ne olup olmadığına dair daha geniş bilgi için: http://www.nasname.com/Yazarlar/sakkoyun/1670.html)

Sonuç olarak; kaygılarınıza temel teşkil eden araçlar, –din gibi- bir enstrüman olarak kullanmanın dışında dünyayı yeniden şekillendirmeyi tasarlayan güçlerin –ABD ve AB gibi- ilgi alanlarının dışında olduğunu düşünüyorum.

Sevgi ve saygılarımı sunuyorum
sadettin .. 24 Mar, 2009 01:29:03
avatar
sayin yazar burada bir gerçek var her ne kader pkk yi desteklemesek de ne zaman olursa olsun pkk anın silah bırakması güney kürdüstan için bir kabus olur çünkü şuan pkk güney kürdüstanın nöbetçili senin evin kurmalari kurmalığı bırakıtığı zaman ne olur siz düşünün ikinci gününde türk askeri duhuk ve erbilde olacak budan kimsenin şüphesi bile olamaz

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: